'Yasak' çözüm yöntemi olamaz

Gelişmiş ülkelerde devlet her sokakta asayiş sağlar; oralarda içkili yerler olsun veya olmasın...

İçki konusundaki -önceki günkü- yazıma okurlarımdan gelen mesajlar arasında biri, özellikle ilginçti. Şöyle başlıyordu:
"Ben, şahsen alkol tüketmeyi seviyorum ve bunun bir sosyal paylaşım olduğunu da düşünüyorum. Ancak son 6 yıldır günümün 24 saatini 'ikamet alanı içerisinde yer alan içkili işyerlerinin ruhsatı nasıl denetlenmeli ve verilmeli' sorusuna kafa patlatarak sürdürüyorum."
Okurum bir hanım. Adını yazmıyorum. Çünkü bunun ona zarar verip vermeyeceğini kestiremedim. Buradaki adı A.B. olsun. İstanbul'un Avrupa yakasındaki bir semtte oturuyor. (İstanbul Valisi'nin konutuna hayli yakın olan bir sokakta...) Derdini şöyle anlatıyor: "Yaşadığım sokaktaki alkol tüketimi kendi evimdeki gibi, ya da ara sıra gitmekten zevk aldığım başka semtlerdeki lokanta, barlarda zevkle içtiğim bir içecekten ziyade, başlı başına bir dert günlük hayatımda. Beni huzur içinde uyutmayan, her an sinirlendiren, evimin önünün sürekli insan dışkısıyla kirlenmesini bile normal karşılamama, çift cama rağmen sokakta konuşulan her küfürü 24 saat duymak zorunda kalmama sebep olan bir kentsel dert..." A.B. bu özetten sonra, evine gidip gelirken gördüğü manzaraları, evdeyken gece saat 4'e kadar işittiği naraları, kavgaları gürültüleri anlatıyor.
Gerçi hemen ekliyor:
"Buradan şu anlaşılmasın ki, ben yaşadığım sokakta içki yasaklanmasını istiyorum" diyor.
Ama, en doğal hakkı olarak, anlattığı olumsuzlukların giderilmesini istiyor.
Bunun için valiliğe, Kaymakamlığa, Belediye Başkanlığına, çeşitli başvurularda bulunmuş. Sözlü olarak da, yazılı olarak da... Aldığı cevaplarda hep, o semtte bulunan içkili lokantalar ile eğlence yerlerinin faaliyetlerinin, genellikle, usulüne uygun olduğu bildiriliyor. A.B.'nin başvuruları üzerine, durum yerinde incelenmiş. Şu sonuçlara varılmış: Hepsi kapanma saatlerine uygun olarak kapatılıyormuş. Kavga etmek, nara atmak bir yana, yüksek sesle konuşanlara bile, polis müdahale ediyormuş... Bunları yapanları yakalayıp karakola götürerek, haklarında 'icra-i rezalet'ten (rezalet çıkarmaktan) işlem yapıyormuş...
A.B.'nin yazılı başvurularına verilen resmi cevapların fotokopileri önümde.
Ama A.B., bu cevaplardaki bilgilerin gerçeklerle bağdaşmadığını, sokaktaki rezaletlerin önlenmesi için ciddi bir önlem alınmadığını bildiriyor.
Böylece bana, 'içki' konusunda bir şeyler daha yazma görevini vermiş oluyor.
* * *
Bayan A.B.'nin şikâyetleri elbette yerindedir. İçkili yerlerin, sadece ruhsat verilirken değil, verildikten sonra da, mutlaka çok ciddi bir kontrol altında tutulmaları gerekir. Bu görevin yerine getirilmesi, belediyelerle birlikte, şehirdeki güvenlik güçlerinin de sorumluluğu altındadır.
Görevleriyle ilgili yetkiler onlara, bugünkü mevzuatımızla da verilmiştir. Eğer o yetkileri, kadro eksikliği, donatım yetersizliği gibi nedenlerle yerine getiremiyorlarsa, bunun çaresini bulmalıdırlar. Bulamıyorlarsa, o çarenin bulunmasını siyasal iktidardan istemelidirler.
Siyasal iktidar, buna çare bulmakla yükümlüdür. Çünkü bu, şehirlerde yaşayan vatandaşların "güvenliği ve huzuru"yla ilgili bir konudur ki, o konuda gerekenleri yapmak, devletin başlıca görevlerinden biridir.
Ancak, galiba sorun bu noktada düğümleniyor: Son gelişmelerin gösterdiği gibi, bugünkü siyasal iktidar, içkili yerlerle ilgili şikâyet nedenlerini ortadan kaldırmak yerine, içkili yerleri ortadan kaldırmak istiyor. İçkili yerlerle ilgili şikâyetleri de, o isteğinin gerekçesi gibi gösteriyor.
Önceki akşam, bir televizyon programında gördüğüm Ankara Belediye Başkanı da aynı metodu izliyordu. Başkentin Gençlik Parkı'ndaki ve diğer bazı yerlerindeki lokantalarda içki verilmesini yasaklayacakmış. Çünkü o lokantalardan halk rahatsız oluyormuş.
Lokantaları halkın rahatsız olmayacağı bir düzene sokmak gibi bir alternatif düşündüğü yok. Amacı, 'rahatsızlık' bahanesiyle, AKP'nin içki konusundaki politikasına katkıda bulunmak...
O da, Başbakan gibi, o politikaya bir 'Anayasal gerekçe' oluşturmuş. Diyor ki: "Biz Anayasa'nın 58'inci maddesindeki görevimizi yapıyoruz"
Ama o maddenin Anayasa'daki yerinden de söz etmiyor, içindeki cümlelerden de...
O işi bari biz yapalım:
* * *
O madde, Anayasa'nın "Sosyal ve Ekonomik haklar ve ödevler" başlıklı 3'üncü bölümündeki 25 maddeden biridir. O 25 madde arasında, meselâ, eğitim ve öğretim haklarıyla ilgili ilkeler vardır:
"Kimse eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz" gibi...
"İlköğretim kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve devlet okulları parasızdır" gibi... (Madde 42)
Meselâ, çalışma hayatıyla ilgili ilkeler vardır:
"Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz" gibi... (Madde 50)
Sağlık ve çevreyle ilgili ilkeler vardır:
Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir" gibi... (Madde 56)
Bunlar gibi , 58'inci madde de, gençlerin yetişmesi ve korunması yolunda ilkeler getirmiştir. Başlığıyla birlikte tam metni şudur:
"A) Gençliğin korunması
Madde 58.- Devlet, istiklâl ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin müspet ilmin ışığında, Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda ve devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır.
Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır."
Evet, Anayasa'nın, devletin vatandaşlara karşı "sosyal ve ekonomik ödevleri'ni gösteren 25 maddesinden birinde gençlerin 'alkol düşkünlüğünden korunması' gereği de sayılıyor.
Bu da tabii, çok yerinde bir ilke... Zaten geçen yazıda da ayrıntılarıyla anlattık: Türkiye'de, bugünkü Anayasa'daki diğer ilkeler gibi o ilkeyle ilgili önlemler de onyıllar öncesinden beri alınmaktaydı. Tabii, o zamanın olanakları içinde...
Ama gelelim bugüne...
* * *
Bugünkü tartışma konusu için akla gelen ilk soru şudur:
Acaba AKP'nin Başbakan'ı ve belediye başkanları, Anayasa'nın "Sosyal haklar ve ödevler" bölümünün diğer maddelerindeki ve 58'inci maddenin diğer ibarelerindeki ödevlerini bu 'içki' konusundaki ödevleri kadar akıllarına getiriyorlar mı? Onların gereğini yapma konusunda da aynı kararlılığı gösteriyorlar mı?
Meselâ: 'Kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunlu' olan ilköğretime, ilköğretim çağındaki 'bütün vatandaşlar'ın katılmasını sağlayacak önlemleri alabiliyorlar mı? (Öğretmenler Günü'nde yayımlanan istatistikler, o noktadan hâlâ çok uzakta olduğumuzu gösteriyor.)
Meselâ: 'Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz' diyen Anayasa maddesi (Madde 50) yerinde dururken, 12-15 yaşları arasındaki çocukların 'sağlıklı ve dengeli bir çevre' şartlarıyla (Madde 56) taban tabana zıt yerlerde çalıştırılmalarını önlemeye çalışıyorlar mı? (Uğur Dündar'ın Trakya'daki tuğla fabrikalarında yaptığı televizyon röportajı, bunun tam tersini gösteriyor).
Tabii, bir de, içkiyle ilgili politikalarının dayanağı olarak kullandıkları 58'inci maddedeki diğer ödevler var: "Gençlerin müspet ilmin ışığında', 'Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda' yetişmeleri ve gelişmeleri gibi... Gençlerin sadece 'alkol düşkünlüğü'nden değil, diğer 'kötü alışkanlıklardan' (meselâ sigaradan) korunması gibi... Ayrıca 'cehalet'ten korunması gibi...
Anayasa'da devletin 'sosyal ve ekonomik ödevleri' olarak sayılan konular arasında bunlar da var. Ama AKP'li belediyelerin ve hükümetin, son sıralarda, bunlar arasından cımbızla çeker gibi öne çıkarıp siyasi kampanya konusu haline getirdiği bir tek konu var. İçki konusu...
Geçen yazıda da belirttik. O konuda, 'makûl'ü aramak esastır. İçki satışının ve tüketiminin yapılamayacağı yerler elbette vardır. Ama o yerlerin kapsamına şehirlerin tümünü almak veya içkili lokantaları getto gibi 'kırmızı sokak'larda toplamak gibi akla mantığa aykırı saplantılar, ülkenin gerçekleriyle de, çıkarlarıyla da bağdaşmaz.
Devlet, dünyanın diğer gelişmiş ülkelerindeki gibi, şehirlerin tüm caddelerinde, sokaklarında, 'asayiş'i sağlamakla görevlidir. O caddelerde, sokaklarda lokantalar olsun veya olmasın, lokantalarının içinde içki olsun veya olmasın...
O görevi Londra'nın, Paris'in, Berlin'in, Roma'nın, Lizbon'un yöneticileri yerine getirebiliyor da, Ankara'nın veya İstanbul'un yöneticileri niçin yerine getiremesin? Aralarında 'asayişi yerine getiremiyoruz. Çünkü lokantalarda içki içiliyor" diye 'acz'ini ilan edeni var mı?