Yemek yerken çatalı sol elde mi tutmalı, sağ elde mi?

İstanbul Müftülüğü, "Çatal sağ elle tutulmalı" diyor. Peygamberin zamanında çatal yoktu ki!

Yemek yerken, çatalı sağ elde mi tutmalı, sol elde mi?.. Son günlerin tartışma konularından biri bu.
Konu, İstanbul Müftülüğü'nün hazırladığı bir hutbeyle gündeme girdi. Hutbeyi hazırlayan heyetin üyelerinden İsmail İpek, Hürriyet gazetesine yaptığı açıklamada, yemeğin sağ elle yenilmesinin hadisler gereği olduğunu bildirdi ve dedi ki:
"Nezaket kuralları gereği bıçağın sağ elde, çatalın da sol elde tutularak yemeğin yenmesi uygun değil. Bu tarz yemek yemek Batı âdetidir. Bize göre yemek sağ elle yenmeli."
Hutbe, televizyonlarda konu oldu. İstanbul Müftüsü, Mustafa Çağrıcı hutbeyi savundu. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu ise, buna tepki gösterdi. Şunları söyledi:
"Bunu nereden çıkardılar, anlamak güç. İstanbul'dakiler masa başında iş üretmek istiyorlar, bu olmaz. Gündemimizde daha önemli şeyler var. Öncelikli olarak, okullardaki şiddete karşı neler yapabiliriz, bunları konuşmamız lazım."
Başkan Bardakoğlu'nun bu sözlerine karşı da, bir İslamcı gazete harekete geçti. 'Bardakoğlu'dan şaşırtıcı sözler' başlığı altında, onun 'İpek'in sözlerini eleştirmesi'nin ve 'Hürriyet'in haberini savunur duruma düşmesi'nin 'dikkat çektiği'ni yazdı.
***
Tartışmanın gerisi nasıl gelecek bilmiyorum. Konu, tabii, dini konulardaki uzmanların işi. Ama, benim gibi sade Müslüman vatandaşları da ilgilendiriyor.
Acaba, şimdiye kadarki yemek yiyişimiz, dinimize göre doğru mu, değil mi?.. Bunu nasıl anlayacağız?
Ben, kendi hesabıma, önce anılarımı yokladım. Sonra da, biraz kitap, biraz 'google' karıştırdım. Şöyle bir tablo ortaya çıktı:
Bebeklikten çıkıp yemeği kendim yemeğe başladığım ilk zamanlarda çatalı hep sağ elimde tuttuğumu hatırlıyorum. Bu uzun süre öyle devam etti. Çorbayı, tabii kaşıkla yerdik... Mantı gibi, kurufasulye gibi yiyecekleri de.. Gerisini hep sağ elimizde tuttuğumuz çatalla yerdik.
Tabağımızın yanına bıçak, ancak kesilmemiş eti kesmek gerektiğinde konulurdu. O da çok nadir olurdu. Mesela yemeğe misafirimiz geldiği zamanlarda...
O durumlarda eti kesip yeme işini iki aşamada yapıyordum. Yani, önce bıçağı sağ elime alıp eti kestikten sonra, bıçağı bırakıp sağ elime çatalı alıyordum. Onunla yiyordum.
Dolayısıyla, İstanbul Müftüsü'nün hutbesine uygun bir durumdaydım.
Daha da büyüdüğüm zamanlarda, annem bana 'tek aşamalı' usule geçmem gerektiğini hatırlatıyordu ama, bunda ısrar etmiyordu. Çünkü o usul henüz bizim aile ve misafir çevremizde de tamamen yerleşmiş değildi.
Ama babamla annem için, o usule uymaları gereken durumlar oluyordu. Babamın görevi gereği, resmi davetlere katılıyorlardı.
Oturdukları masada, tabağın solunda çatal, sağında bıçak bulunuyordu. Herkes yemeğini, o esasa göre yiyordu.
1940'lardan söz ediyorum. Babam 1900, annem 1910 doğumluydu. Yani o yıllarda, babam 40'lı annem 30'lu yaşlardaydı. Sormamıştım ama, şimdi düşünüyorum, çocuklukları herhalde, yemeğin masada da değil, yer sofrasında yenildiği bir çevrede geçmişti. Masada yemeye daha sonra başlamışlardı. Çatal ile bıçağın tek aşamada kullanılması usulüne de yeni yeni geçiyorlardı.
Türkiye'deki yemek yeme usullerinin gelişmesi, öyle bir süreç içindeydi.
Tabii, bu sürecin yaygınlaşma hızı hem bölgeden bölgeye, hem de çevreden çevreye değişiyordu. Nitekim benim ancak gençlik yıllarımda alışkanlık edindiğim 'çatal solda, bıçak sağda' usulü bir yana, masa yerine yer sofrasında yemeye devam eden birçok vatandaşımız bugün de var.
Ben gerek gazetecilik, gerek politikacılık yaşamımda sofraların her çeşidinde bulundum. Kaşıktan başka aracın kullanılmadığı hapishane sofraları dahil... Bazı Arap ülkelerindeki zengin, ama ortadan ve sadece elle yeme esasına dayalı ziyafet sofraları dahil. Hiçbirinde güçlüğüm olmadı.
Ama, özellikle yeni nesillerde o usulü benimseyip ondan memnun olan ve başkasına uyum sağlaması güç olanlarımız da az değil...
Şimdi, bu hutbe tartışmasının sonucunda 'çatalı sol elde tutmak, hem hadislere aykırıdır, hem de Batı âdetidir. Bize uymaz' tezi ağırlık kazanırsa onlar ne yapacak?..
***
Durum henüz belli değil. Tartışma devam ediyor. Benim gazeteci olarak baktığım kaynaklardan ise şöyle bir sonuç çıkıyor:
İstanbul Müftülüğü'nün sözünü ettiği hadisin oluştuğu zamanda, dünyada 'yemek yeme aracı' olarak kullanılan bir 'çatal' yok. Sayın İpek'in, çatalın sağ elle tutulmasını istemesi, bu açıdan, düşündürücü.
Yemek tarihi kitaplarında da, ansiklopedilerde de yazılanlardan anlaşılan şu:
Çatal, evvelce, sadece etin ateşten alınması için, hayli büyük boydaki bir araç olarak kullanılıyordu. Küçük boyda bir 'yemek yeme
aracı' olarak sofraya konulması, ilk olarak 10'uncu yüzyılda başlamış. İlk kullanılış yeri de, bugünkü 'Batı' değil, o günkü 'Doğu'... Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkenti olan Bizans. Yani, bugünkü İstanbul kenti...
İstanbul'da önce Bizans İmparatoru'nun sofrasında kullanıldıktan sonra, İtalya'ya geçiyor 'çatal'... Sonra da Fransa'ya... Orada önce sarayda kullanılıyor. Burjuva sınıfına yayılması daha sonra... 16'ncı yüzyılda...
Demek ki: 10'uncu yüzyıla kadar, dünyanın hiçbir sofrasında, kaşıktan ve bıçaktan başka bir şey kullanılmazmış. Bunların dışındaki yemek yeme aracı, sadece 'el'miş. Ve yemek, ayrı ayrı tabaklardan da değil, ortak tabaktan yenirmiş.
İstanbul Müftülüğü'nün sözünü ettiği -yemeğin 'sağ el'le yenilmesini öngören- hadis de, belli ki, yemeğin elle yenilmesiyle ilgili. Zaten Müftü'nün de televizyon konuşmasında belirttiğine göre, aynı hadiste 'sağ elle ye' sözüne ek olarak 'Önünden ye...' sözü de var.
'Önünden', yani ortak tabağın senin önüne rastlayan bölümünden yiyeceksin... Başkasının önüne rastlayan bölüme uzanmamaya dikkat edeceksin...
Dünyanın o zamanki koşullarında, bu tavsiyelerin çok yerinde olduğu muhakkak.
Çatal yok... Kaşık ve bıçak, zaten nadiren kullanılıyor. Yemek için, esas olarak 'el' kullanılıyor. O 'el'in 'sağ el' olması, o zamanki hijyenik nedenlerin gereği... Herkesin, ortak tabağın kendi önündeki yerinden yemesi de, başkalarının hakkına saygının gereği...
Ama, o 'çatalsız' usulün, çatalın iyi bir yemek aracı olabileceği keşfedildikten sonra, sürdürülmesi istenebilir mi?
***
Gerçi tarih içinde bunu isteyenler çıkmış.
'Çatal', 16'ncı yüzyılda, Fransız Sarayı'ndan çıkıp burjuva sofralarında yerleşirken, buna Roma Kilisesi karşı çıkmış. Sofraların çatalsız hale getirilmesini istemiş.
Bunu, klasik bir gerekçeyle yapmış. Hıristiyanlığın ilk dönemlerindeki hayat tarzına sadık kalınması gerektiğini ileri sürmüş...
Bir de, eski dini resimleri hatırlatarak başka bir argüman kullanmış. Demiş ki:
"Çatal, şeytanın ve cadının alâmetidir."
(Konuya sonraki yazıda devam edeceğim.)