Yüz yüze tartışma yok

Başka ülkelerde olduğu gibi bizim televizyonlarımızda da eski seçimlerde liderler yüz yüze tartışırdı. Erdoğan buna üç seçimdir razı değil. Niçin?

Erdoğan, Kılıçdaroğlu ile televizyon tartışmasını niçin kabul etmiyor?
Bu, demokratik ülkelerin çoğunda, çoktan yerleşmiş bir gelenek... İktidar adayı partilerin liderleri, seçim öncesinde televizyon izleyicilerinin karşısına birlikte çıkarlar.
Tartışmanın âdil bir şekilde geçmesi için önlemler alınır. Soruları soracak gazetecilerin kimler olacağından, konuşma sürelerinin eşitliğini sağlayacak kurallara kadar her şey önceden belirlenir. Ve bir akşam vakti çıkarlar adaylar ekran önüne... Kendilerine sorulan tüm soruları yanıtlarlar... Gerektiğinde de birbirleriyle tartışırlar.
Amerikan seçimlerinde, Clinton ile Baba Bush’un, Obama ile Mc Cain’in (aynı zamanda yardımcılarının da) tartışmaları gibi... Avrupa’daki seçimlerde üç-dört-beş partinin genel başkanları arasında yapılan tartışmalar gibi...
Bu gelenek, bizde de başlamıştı. Hattâ, ilginçtir, 1980-83 arasındaki askeri idareden sonraki ilk seçimin vetolu, kısıtlamalı koşulları altında bile, o tartışma yapılmıştı.
Seçime katılan üç partinin genel başkanları Turgut Özal (ANAP), Necdet Calp (Halkçı Parti), Turgut Sunalp (MDP-Milliyetçi Demokrasi Partisi) o zamanın tek televizyonu TRT’ye çıkmışlardı. Ünlü gazetecilerden Hüsamettin Çelebi’nin yönetimi altında tartışmışlardı.
Gelenek, sonraki seçimlerin bir kısmında devam etti. 1995 seçiminde, özel televizyonlar da liderler tartışması düzenlemek istiyordu. Necmettin Erbakan, öyle bir tartışmaya razı olmadı. Ama Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Deniz Baykal ve Alparslan Türkeş teklifleri kabul ettiler. Seyircilerin karşısına çıktılar.
2002 seçimi öncesinde o tartışma ikili olarak yapıldı. Tayyip Erdoğan ile Deniz Baykal, Uğur Dündar’ın idaresinde bir araya geldiler. Tartıştılar. Malûm, bu tartışma daha çok Erdoğan’a yaradı. Siyasi hayatımızın en yeni partisi AKP, seçimdeki rakiplerini yenip büyük çoğunlukla iktidara geldi.
***
Peki, şimdi ne oldu da, Erdoğan, o tarihten sonra bir daha, rakip partilerin liderleriyle birlikte ekrana çıkmaya razı olmuyor?
2007 genel seçiminde de, 2009 yerel seçiminde de o yoldaki teklifleri reddetti. Şimdi de Kılıçdaroğlu’nun “İstediği televizyonda, istediği gazetecilerle birlikte, ister birer kişi, ister çalışma arkadaşlarıyla birlikte gelsin, ben hazırım, tartışalım” diye yaptığı teklife, cevap bile vermiyor. Niçin? 

1- Birinci ihtimal, Erdo-ğan’ın seçmenlere, kendisinin muhalefetteki parti liderlerinden üstün durumda olduğu, onları muhatap almadığı izlenimini vermek istemesidir.
2- İkinci ihtimal de, kısa-ca, kendine güvenememesidir. Böyle bir tartış-manın kendi aleyhine olacağını düşünmesidir.
Bu iki ihtimalden hangisi doğrudur? Birincisinin doğru olması da mümkündür. Başbakan’ın, muhalefet liderlerinin de katıldığı bazı toplantılarda aldığı tavırlar, bunun işareti gibidir.
Örneğin, önceki günkü TOBB toplantısında görüldü: Toplantıya 50 dakika geç geldi. Herkesi bekletti. Konuşmasını yaptıktan sonra da, sıradaki konuşmacı Kılıçdaroğlu’nu dinlemeden, çıktı gitti. Oysa bu gibi toplantılarda yerleşmiş bir nezaket kuralıdır: Konuşmasını yapan hatip, en azından kendisinden sonraki ilk konuşmacıyı dinler. Toplantıdan, ondan sonra ayrılır.
Başbakan’ın, önemli bir kuruluşun toplantısına bir saate yakın gecikmeyle geldikten sonra, o kurala da aldırış etmemesi, böyle bir ‘en büyük görünme’ isteğinin sonucu olabilir.
Ama o ihtimal doğru olsa bile, şu da bir gerçektir: Başbakan, o isteğinin gereğini yerine getirmemektedir... Seçmenlere, başka liderlerden daha yüksek seviyede olduğu ve onları muhatap almadığı izlenimini verememektedir.
Çünkü ‘tek kaleli maç’ yapar gibi konuştuğu toplantılarda bunun tam tersine tavırlar takınmaktadır. Yani, parti toplantılarında veya soruları önceden sınırlanmış televizyon söyleşilerinde...
Oralarda muhalefet liderlerini, ‘muhatap’ almakla da kalmıyor, onlara lugatlardaki en ağır kelimelerle ‘hitap’ ediyor. ‘Şuna cevap ver’, ‘buna cevap ver’ diyor.
Diyor ama, işte, anamuhalefet lideri de ona, ‘kem söz sahibine aittir’ deyip, o ağır kelimeleri aynen iade ettikten sonra, “Çık karşıma da, cevabını vereyim. Sen de benim sorularıma cevap verirsin” diyor.
Özetle: Birinci ihtimal doğru da olsa, Başbakan’ın bu tavrı, onu televizyon seyircileri karşısında ‘en büyük’ göstermiyor. Bunun tam tersine sonuçlar veriyor. Başbakan da artık bunun farkına varmış olmalıdır.
İkinci ihtimale gelince... Yani, Başbakan’ın Kılıçdaroğlu’yla televizyon tartışmasına çıkmak için kendine güvenememesi ihtimaline...
Geriye o ihtimal kalıyor.
Ama, tabii, bu konuyu açıklığa kavuşturmak asıl, Başbakan’ın işidir. Muhalefet liderleriyle televizyon tartışmasına niçin çıkmıyor?
Bu soruya kendi deyimiyle ‘açık, net’ ve inandırıcı bir cevap vermesi mümkün değil mi?

.