Zam hesabında kuruş, icraat hesabında katrilyon

Erdoğan, iktidarın icraatının parasal karşılığını eski para birimiyle anlatıyor. 'Şu kadar katrilyonluk hizmet yaptık' diyor. İş fiyatlara, zamma gelince, hesap birimi gene kuruş.

Dün öğle saatlerinde gene, Sayın Başbakan’ı dinledim. Çünkü televizyonlardan günün haberlerini izlemek istemiştim. O saatlerde açabildiğim haber televizyonlarının tümündeki canlı yayınlarda sadece Başbakan konuşuyordu.

Bu defa Trakya gezisindeydi. İlk konuşmalarından birini Pınarhisar’da yapıyordu. Pınarhisar, Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakan olmadan önceki dört aylık hapis cezasını geçirdiği cezaevinin bulunduğu ilçemizde. Anılarında özel bir yeri vardı. O hapis konusuna da değindi. Ama benim ilgimi asıl, AKP iktidarının Kırklareli ili için 11 yılda yaptığı harcamaları anlatırken kullandığı rakamlar çekti. Hep trilyonlardan bahsediyordu. Çünkü kullandığı para ölçüsü eski Türk Lirası’ydı. Sonradan Anadolu Ajansı’nın verdiği metne de baktım. Şöyleydi:

“...TOKİ olarak 85 trilyon, aile ve sosyal politikalar olarak 70 trilyon, Sağlık Bakanlığı olarak 54 trilyon, Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak 48 trilyon, KÖYDES olarak 41 trilyon, özel idare olarak 35 trilyon, Adalet Bakanlığı olarak 26 trilyon, Kalkınma Ajansı olarak 18 trilyon, bilim sanayi olarak yaklaşık 3 trilyon, toplamda 3,5 katrilyon Kırklareli’nin tamamına bu yatırımları yaptık, destekleri yaptık.”
O ‘trilyon’lar, ‘katrilyon’lar, hep eski para rakamları... Başbakan bunu hep yapıyor. Devletin illere, ilçelere yaptığı yatırımlardan söz ederken, çoğumuzun yıllardan beri unuttuğu o eski para değerlerini kullanıyor.
Niçin?.. Herhalde o trilyonlu, katrilyonlu rakamların vatandaşlar üzerinde daha etkili olduğunu düşünüyor.
Olabilir... Başbakan’ın 3 trilyon, 10 trilyon, 85 trilyon lira diye ifade ettiği rakamların bugünkü karşılığı 3 milyon, 10 milyon, 85 milyon lira... Bunların 11 yıllık toplamı da 3.5 katrilyon değil, 3.5 milyar lira...

***

Yani rakamlar, eskiler kadar görkemli değil. Başbakan veya konuşma metinlerini hazırlayan danışmanları, eski rakamları tercih etmekte ‘etki’ açısından isabet etmiş olabilirler.
Ama o takdirde de şöyle bir sorun ortaya çıkıyor:
Başbakan’ın günlük konuşmalarının çoğunda, 11 yıllık icraatını anlatırken, en fazla övündüğü konulardan biri şu. Hep diyor ki:
“Biz Türk parasından 6 sıfırı atabilmiş bir iktidarız. Bu, daha önce hiç kimsenin yapamadığı bir reformdu. Biz bunu başardık.”
Hatta bazı konuşmalarında dinleyicilerine, değeri en düşük banknotumuzun altı sıfırlı olduğu günlerin hesap-kitap güçlüklerinden kurtulduğumuzu hatırlatıyor.
Şimdi seçim propagandasında söylediklerini daha etkili kılacağım diye, o altı sıfırlı rakamları yeniden kullanmaya, kendisinin başlaması tuhaf değil mi?
Hem “Ekonomimizi o altı sıfırlı dönemden kurtardık” diye övüneceksin, hem de yaptıklarını anlatırken, o altı sıfırlı dönemin hesap sistemini kullanacaksın...
Bu iki tutum arasındaki çelişkiyi izah etmek kolay mı?
Bir de şu var: Başbakan, hükümet icraatını anlatırken ‘trilyonlar’dan, ‘katrilyon’lardan söz ediyor ama, bakanları, başta benzin olmak üzere birçok maddenin gördüğü zamlar için ‘kuruş hesabı’ yapmaya devam ediyor. Oysa benzine ve daha birçok maddeye son yıllarda yapılan zamlar da eski paraya göre ‘milyon’la ölçülecek hale geldi.
O da bir çifte standart değil mi?

***

Başbakan’ın gezilerinin ilginç yanı, konuşmasındaki hesaplarda ‘eski para’yı kullanmaktan ibaret değil. Gezilerin, ondan çok daha önemli yanı şu:
Başbakan ve AKP Genel Başkanı Erdoğan bu gezileri, başbakan olarak yapıyor. Ama konuşmalarının büyük kısmını AKP adına muhalefete hücum etmeye ayırıyor. Parti başkanı olarak polemikler başlatıyor. Kendisine karşı olanlara hücum ediyor. ‘Resmi gezi’ diye başlattığı gezisini, çoktandır fiilen başlattığı seçim propagandasının unsuru haline getiriyor.
Ama, tabii, başbakan sıfatını taşıdığı için, o konuşmalar, devlet erkânı tarafından izleniyor. Televizyonlar tarafından canlı yayınlara yansıtılıyor.
Muhalefetin kendisine o propagandaya cevap verme imkânı ise çok sınırlı kalıyor.
Oysa, Başbakan ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın, bu derece yoğun ve eşitlik ilkesine aykırı bir parti propagandasını -hem de bir seçim arefesinde- başbakan olarak ve devletin imkânlarını kullanarak yapmaya hakkı yoktur.
Buna seçim mevzuatımız ve geleneklerimizle birlikte RTÜK ve TRT kuralları da müsait değildir.
Bu konuda en çarpıcı örnekler Başbakan’ın Muğla ilindeki gezilerinde kendini göstermiştir. Muhalefeti hedef alan ve açık bir seçim propagandası niteliği taşıyan konuşmalarını Başbakan, Muğla Valiliği’nin amblemleriyle süslenmiş bir platform önünde, devletin imkânlarını kullanarak yapmıştır.
Bu uygulamalar bu şekilde devam ettiği takdirde, seçim öncesi dönemini, iktidar ve muhalefet partilerinin eşit koşullar altında geçirdiğini öne sürmek daha da güçleşir.