scorecardresearch.com

?Devletçilik? ilkesinin?kabul edilişinde 1929 krizinin rolü

1929?daki ?dünya ekonomik krizi? sırasında Türkiye?nin durumu neydi? Son iki yazıda ABD?nin ve Avrupa?nın o sıradaki durumunu özetlemeye çalıştık. Bugün de biraz ?biz?e...
?Devletçilik? ilkesinin?kabul edilişinde 1929 krizinin rolü

Borsa o zamanlar böyleydi. Adı ?İstanbul Menkul Kıymetler ve Nukut Borsası?ydı. 1929?un son aylarında tahvillerin ve İngiliz lirasının fiyatları çok sık değişiyordu.

1929’daki ‘dünya ekonomik krizi’ sırasında Türkiye’nin durumu neydi? Son iki yazıda ABD’nin ve Avrupa’nın o sıradaki durumunu özetlemeye çalıştık. Bugün de biraz ‘biz’e bakalım:
1929 yılında, Türkiye, yeni bir devlet olarak kuruluşunun henüz 6’ncı yılındaydı. Dış ekonomik ilişkileri hayli sınırlıydı. İhracat malları, tütün, kuru üzüm, kuru incir gibi belirli tarım ürünlerinden ibaretti. Sanayi malı çeşitlerinin pek çoğunu da ithal etmek zorundaydı.
Krizden etkilenmesi fazla gecikmedi. Çünkü, özellikle o yıl içinde dövize olan ihtiyacı artmıştı.
Osmanlı borçlarının, ödemesiz devresi sona ermişti. Taksitler o yıl başlamıştı. Millileştirilen demir yollarının ödemelerinin büyük bir kısmı da o yıl başlayıp ertesi yıllarda yapılacaktı.
Oysa o yılki krizin etkisiyle, hem bizim ihracat mallarımıza talep azalmıştı, hem de Türk parasının değeri düştüğü için ithalat daha pahalı hale geliyordu. Yani dövizimiz, giderek daha da yetersizleşiyordu.
(1929’a kadar Türkiye’de genel hatlarıyla piyasa ekonomisi esasları geçerliydi. Kambiyo kontrolü de yoktu. Türk parasının değeri, bugünkü gibi günden güne değişiyordu.)
Özetle: Henüz altı yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin işi, zaten zordu, krizden sonra çok daha zorlaşmıştı.

Liberalizmden başlayarak...
Dönem tek parti dönemiydi. Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk’tü. Fiili yetkileri, resmi yetkilerinin de üstündeydi. Başbakan İsmet İnönü’ydü. Konuyla doğrudan doğruya ilgili olan bakanlardan Maliye Bakanı Şükrü Saracoğlu’ydu, Ticaret Bakanı da Şakir Kesebir...
Aslında, başta Atatürk, hepsi, yeni devletin ekonomik yapısını düşünürken, piyasa ekonomisi esaslarından yola çıkmışlardı. 1923’teki İktisat Kongresi’nde de aynı çizgi üzerindeydiler.
Gerçi zaman içinde, o dönemdeki sosyalist Sovyetler Birliğinin, faşist İtalya’nın bazı başarılı uygulamalarını da izlemişlerdi. Hızlı kalkınmayı hedefleyen bir ülkede, devletin ekonomik hayattaki etkinliğinin -onlar ölçüsünde olmasa bile- artması gerektiğini kabul etmişlerdi. ‘Devletçilik’ devletin üst kadrolarında konuşulan bir deyim haline gelmişti.  Ama devletin ekonomiye müdahaleleri, çok sınırlı kalmıştı. Dış ticarette ve para piyasalarında ise sistem değişmemişti.

Devletçiliğe yöneliş
Bunun değişmesi, 1929 kriziyle başladı. Döviz sıkıntısının giderilmesi için ithalatın caydırılması hedeflendi. Gümrük vergileri artırıldı. Türk parasının düşüşünün önlenmesi için, çok sıkı bir kambiyo sistemi oluşturuldu.
‘Türk Parasının Kıymetini Koruma’ hakkındaki ünlü ‘1567’ sayılı kanun çıkarıldı. Her türlü para, döviz, değerli kâğıt, ziynet eşyası gibi maddelerin ihracını, ithalini, kullanılmasını sınırlama ve düzenleme yetkisi hükümete verildi. Ve ekonominin diğer alanlarıyla ilgili yeni düzenlemelerle birlikte, Türkiye’de ‘devletçilik’ dönemi başladı.
Başlangıçta bu bir ‘devlet doktrini’ değildi. Hatta, devletçiliğe tam karşıt görüşlerin ifade edilmesine de kimsenin itirazı yoktu.
Üstelik o yolda siyasi bir gelişme de oldu. Atatürk’ün izniyle (hatta başlangıçtaki teşviki ve ısrarıyla)  serbestliği (yani liberalizmi) ilke edinen bir muhalefet partisi kuruldu. ‘Serbest Fırka’ adıyla...

Ama liberaller de olacak
Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu’nun çıkışı, yani ekonomiye devlet müdahalesinin çok kapsamlı bir şekilde başlaması 25 Şubat 1930’daydı. Serbest Fırka’nın kurulması da 12 Ağustos 1930’da...
Yani; Atatürk, İsmet İnönü’nün başbakanlığındaki hükümetini ‘devletçi’ bir hükümet haline getirirken, onun karşısına da ‘liberal’ bir muhalefet partisi çıkarmıştı.
Fethi Okyar da, Atatürk’ün çok güvendiğini söylediği siyasetçilerden biriydi. Serbest Fırka’yı kurmadan önce Paris’te büyükelçiydi. Anılarında, Atatürk’ün, o partiyi kurması için kendisine çok ısrarcı olduğunu anlatır.
Bu, Türk siyasetinin, 1929 krizi sonrasındaki bir çelişkisidir. O zamana kadar tek partili olan Cumhuriyet rejimi, tam da ekonomiye müdahaleci bir çizgiye yöneldiği sırada, o çizgiye karşı bir partinin kurulmasını niçin istemiştir?
Evet, Atatürk’ün çok partili demokrasiyi tercih ettiğini, çeşitli vesilelerle söylediği hep bilinir. Ama, 1930 yılının o ağustos ayı, o adımı atmak için en münasip zaman mıydı?
Bazı yorumcular bunu şöyle izah ederler: 1929 krizi üzerine ortaya çıkan ithalat kısılması, ihracat zorluğu, kambiyo kontrolü gibi gelişmeler halktaki hoşnutsuzluğu artırmıştı. Atatürk bunu dengelemek istiyordu. Eğer yeni bir parti o hoşnutsuzluk eğilimlerini temsil eder ve hükümet partisiyle tartışmaya girerse, halkın tepkileri azalabilir diye düşünmüş olabilir.
Ama şöyle bir yorum da vardır: Denilir ki: Atatürk, devletçiliğe yönelmeyi, 1929 krizi yüzünden zorunlu olarak kabul etmişti. Onun  siyasi zeminde eleştirilmesini de istiyordu...
Yorumlardan hangisi daha isabetlidir, bilinmez. Ama zaten bunun tartışılmasına da gerek yok. Çünkü Serbest Fırka’nın ömrü ancak üç ay sürebildi.
Fırka, ekonomik konulardan da önce, yandaşlarının bir bölümünün laiklik karşıtlığı yaptıkları gerekçesiyle ve İzmir’de çıkan olaylar üzerine, kapandı. Daha doğrusu, Fethi Okyar, Atatürk’ün isteğini kabul ederek, partisini feshetme kararını bizzat aldı ve kadrosuyla birlikte yeniden CHP saflarına döndü.

‘Devletçilik’ devlet ilkesi
İnönü hükümeti, bundan sonra ‘devletçilik’ yolunda attığı adımları, tek başına devam ettirdi. O vakte kadar CHP’nin ilkeleri dört taneydi: Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik, Laiklik... 1931’deki parti kurultayında onlara, ‘devrimcilik’ ile birlikte ‘devletçilik’ de eklendi. Ok sayısı 6’ya çıktı.
1937’de ise 6 Ok’un tüm ilkeleri, Anayasa’ya da geçirildi. Devletçilik, devletin de nitelikleri arasına girdi.
Tabii, o durum, çoktan değişmiş bulunuyor. 1961 Anayasası’nda devletin nitelikleri yeniden yazılmış, 6 Ok’un ilkeleri Anayasa’dan çıkarılmıştır. Yeni metinde devletçilik veya ona yakın bir deyim kullanılmamıştır.

1930’larda her ülke öyleydi
Ama devletlerin o şekilde, bu şekilde ‘devletçi’ olmaları 1930’lu yıllarda hiç de yadırganacak bir şey değildi. Çünkü, önceki yazılarda da belirttik, 1929’daki dünya ekonomik krizinin etkileri, ABD gibi dönemin en liberal yapılı ülkesi başta olmak üzere, pek çok ülkeyi, fiilen ‘devletçi’ uygulamalara yönelmeye zorlamıştı.
Avrupa’da sosyalist ve faşist devletler ve ikisi dışında kalan ama ‘ekonomide müdahaleci’ politikalar izleyen krallıklar, şeflikler, zaten vardı. Onlara yenileri eklendi.
Sonra, 1939’da İkinci Dünya Savaşı çıktı. Dış ticareti, iç ticareti, finans sektörüyle tüm ekonomiye devlet müdahalesi, en demokrat, en liberal devletler dahil, her ülkede büsbütün kaçınılmaz hale geldi.
Durumun değişmesi, savaştan sonra başladı. Önce batı blokundaki ekonomiler liberalleşti, sonra da sosyalist bloktakiler...

Bugün durum değişik ama...
Şimdiki durum, tabii, bambaşkaydı. Ekonomik hayatın belirli alanlarına devletin müdahale etmesi ve sınırlayıcı kurallar koyması, bugünün dünyasında hiç istenen bir şey değildi. Dünyadaki ticaret, sanayi, bankacılık, büyük ölçüde küreselleşmiş, serbestleşmişti...
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin büyük bir kısmı, o düzene ayak uydurmuştu...
Paris’te, New York’ta ne varsa, artık İstanbul’da da vardı. Prag’da da, Pekin’de de...
Tüketici olarak, cebinizde para varsa (yani, sınırını aşmamış kredi kartı varsa), istediğiniz markalardan giyinebilirdiniz... Mali gücünüze göre, istediğiniz tipte taşıt aracı (at, araba, kamyon, tekne), yahut konut (ev, bahçeli ev, apartman dairesi, yalı, gökdelen dairesi) alabilirdiniz...
Gerçi dünya toplumlarında para durumu (yani, kredi kartının sınırı) müsait olmayan insanlar da vardı... (Hatta kredi kartı hiç olmayanlar da...) Ama onlar için de televizyon reklamlarına geçen teselli sözleri vardı:
‘Nazar etme senin de olur.’
Toplumların o bölümleri de o şekilde idare edilip gidiyordu.
***
Ama işte şimdi, işler yeniden değişti. Hiç istenen birşey olmasa da, ‘devlet müdahalesi’ni, en liberal ülkelerdeki liberal ekonomicilerin en liberalleri de istemeye başladı. Bakalım, bunun arkası nasıl gelecek?

http://www.radikal.com.tr/9007769007762

YORUMLAR
(2 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Nerede hata yaptık? - mk1959

Sanırım 1924 Anayasasını kaldırmakla başladı hatamız.Bunun sonucu tüm kavramlar alt-üst olmaya başladı ve Kemalist Aydınlanmadan uzaklaştık.Sonuç:Devrimciliği - Reformculukla karıştırır hale geldikLaikliği dine uzak durmak,halkçılığı ise popüler kültür uzantısı olmakla karıştımaya başladık.Gardrob Atatürkçülüğü ile Ilımlı islamcılık ülke politikasını belirlemeye başladı ve ne hikmet ise her ikisi de hem AB yandaşı hem de NATO taraftarı oluşumlar olarak kendilierini tanımlamakta tereddüd etmediler.Çözüm, 1929 yıllarının koşullarını yaşıyor isek yine o yılların çözümlerini hayata geçirmektedir:DEVRİMCİLİK-DEVLETCİLİK temelinde İKTİSAT çözümleri.Tıpkı günümüzde Latin Amerika da Chavez in ,Moralesin yaptığı, Çin de Mao ve ardılarının başlattığı ve devam ettirdiği gibi ... Başka önerisi olan var mı?

inkilapci olmak - nevzenhan

ilkelerden biride inkilapciliktir..inkilap devrimcilik demektir..ama bazi yanlis kafalardaki gibi devleti devir baska rejim getir demek degildir..degisime ayak uydur, kendini yenile ulkeyi eskiye takilip yonetme, dunya kosullarina, gunun kosullarina ayak uydur demeye getirmistir Ataturk ama anlayana..O zaman devletcilik dunya kosullarina gore normaldi..dunya 40larda, 50ler, 60larda degisti bizim kafamiz degismedi..ne devletcilikten vazgecti ulke nede, yasakci rejiminden..olan budur..dunyanin sanayilesmis ve demokratik ulkeleriyle ayni adimlari atabilseydik simdi ne ekonomide nede sosyal, kulturel ve insani degerlerde nal topluyor olmazdik..