Başbakan benden çok eşimi kırdı

Anchorman'lerin, anchorwoman'ların okudukları haberlerin daha da içine girdikleri bir dönemdeyiz. Haber sunucuları arasında duygularını en gizlemeyenlerinden FOX'un anchorman'i Fatih Portakal, bu sefer Armağan Çağlayan'la Türkiye'ye dair umutsuzluklarını paylaştı.
Başbakan benden çok eşimi kırdı

Muhabirlikten anchormanliğe yükselen ilk kişi misiniz?
Hayır. Serdar Cebe var mesela onun muhabirliği vardır Kanal D’de. Cem Öğretir’in az da olsa muhabirliği vardır.

TV’de her haber sunan bana anchorman gibi gelmiyor...
Yani evet, herkesin kendine göre bir tarzı var. Haber sunuyorlar sadece.

Sizin tarzınız daha çok Mehmet Ali Birand’a yakın.
Evet doğru. Zaten rahmetliyle dört sene çalıştık. Ama o her şeye yorum yapmazdı. Çok haber sunar az yorum yapardı ve gafları vardı. Ama ben her şeye yorum yapıyorum. Bazen her şeye karışıyorum kimileri de kızıyor her şeye salça oluyorsun diye. Ama konuşmadığım zaman rahatsız hissediyorum. Ben anchorman nedir, ne anlama geliyor onu bilmiyorum açıkçası. Ben haber anlatan kişi olarak görüyorum kendimi.

Size çok yükleniyorlar Twitter’dan...
Konuştuğum için oluyor. Konuşmasam insanlar beni daha çok sever. Her kesime hitap ediyorum aslında. Sadece haber sunsam o sempatikliğim kaybolabilir.

Günde kaç saat çalışıyorsunuz?
Ben 2-3 gibi gidiyorum şirkete. Haftanın bir günü zaten üniversitedeyim, öyle bir uğraşım da var. Bazen toplantıya yetişiyorum bazen yetişemiyorum. Ve saat 17.30’da haberlere bakmaya başlıyorum. Prompter da kullanmıyorum, her şey doğaçlama. 18.40’ta da her şeyim bitmiş oluyor. Kafa yorgunluğum yok, beden yorgunluğum da yok. Muhabirlikten daha keyifli haber anlatmak.

Haberi anlatan kişinin tarafsız olması mümkün mü?
Yok. Geçen sene şöyle bir sloganım vardı: Tarafsız haber özgür yorum. Nedir bu? Haberi veriyoruz, yorum kişiyi zaten öne çıkartıyor. Kimi yorum yapmıyor, korkuyor veya tercih etmiyor. Ama ben yapıyorum. İnsanlar sizin renginizi anlıyor.

İzmir mitingi çok eleştirildi, siz bir İzmirli olarak ne diyorsunuz?
Ben o görüntüleri seyretmedim. Hafta sonu zaten hiçbir şeye bakmıyorum. İzmir’deki arkadaşlarımla konuştum. 10 yıl İzmir’de çalıştım. Kayseri’den bile adam getirmişler. Tabii ki kalabalık olacak sonuçta iktidar partisi miting yapıyor. Taşır taşımaz, o onların bilecekleri iştir ama taşımasa bile iktidar partisinden bahsediyoruz sonuçta.

En çok Tayyip Erdoğan’ın Bahçeli için kullandığı ‘çocuğu yok o anlamaz’ yorumuna çok kırıldınız..
Ben kırılmadım aslında, eşim kırıldı. Ben geniş bir adamımdır söylese ne olur söylemese ne olur. Benim elimde olan bir şey değil ki çocuk sahibi olmak ya da olmamak. Biz o travmayı atlatmış bir aileyiz. Neticede 18 yıllık evliyim. Mesleğimle aynı yıl başladı evliliğim. Olmadı, yapacak başka bir şey de yoktu. Ondan sonra da biz alıştık bu meseleye. Ama tabii siyasetçilerin bu çocuk olayını dile getirmeleri hoş değil. Çocuğumuz yok ama insan sevgisinin ne olduğunu biliyoruz. Nesneye karşı bile sevgimizi gösterebiliyoruz. Ağaca, çiçeğe, yeşilliğe, eşyaya karşı.. Bizde de o vicdan var. İlla bir insanın iyi bir aile olup olmaması çocukla alakalı bir şey değil ki. Her insan üremek zorunda değil. Biz de üreyemiyoruz. Ha üresek çocuklarımız vatana millete hayırlı olur onu söyleyeyim. Sadece ben üzülmedim zaten birçok insan üzüldü. Eşime Hollanda’dan ulaşmışlar “Bizi manevi kızınız olarak kabul eder misiniz” diye. Ülkede seviyesizlik alıp gittiği için her şey siyaset malzemesi olabiliyor.

Haber sunarken karşınızda bütün haber bültenleri açık mı oluyor?
Yok, biz kendi haberimizi sunuyoruz, inan bana. Kimse demiyor bana Kanal D’de bu var, Star’da bu var... Ben de sormuyorum zaten. Bizim bir akışımız var o akışımızda da önce siyaset haberlerini veriyoruz, daha sonra da yaşamın kıyısından haberleri veriyoruz.

Bir anchorman olarak Türkiye’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Ben iyi görmüyorum. Ülkenin iyi görünmesi için bana bir neden söyleyin. İnsanlar kutuplaşmış, inanç olarak, mezhep olarak, ideoloji olarak, bölgesel olarak kutuplaştırılmış. Böyle bir ortamda ayakta durmaya çalışıyoruz. Diğer taraftan bakıyorsunuz Irak, Suriye, Kırım karışık. Yani hem içerde hem dışarda karışıksınız. Bizim yumuşak karnımız çok. Mezhep; Sünni, Alevi kaşıyoruz olayı. Sağ sol, öğrenciler üniversitelere birbirleriyle durmadan kavga ediyorlar. Bölgesel ayrımlar; Türk-Kürt ayrımı, etnik ayrımlar çok fazla.. Ve iktidar da bu yumuşak karınların üstüne gidiyor. Başbakan geçenlerde “Şia bile böyle yapmazdı” dedi. Böyle bir gelecekte siz nasıl görüyorsunuz ülkeyi ben size sorayım. Türkiye şu güzelim Boğaz manzarasından ibaret değil..

Şöyle görüyorum ben. 30 Mart’ta herkes oyunu kullanacak, saygı gösterecek bitecek mesele.
Mümkün değil, 30 Mart’ta düzelmeyeceğini herkes biliyor. Sert bir sürece giriyoruz. Bu sefer de Cumhurbaşkanlığı süreci var. Çözüm süreci çökmek üzere. Bana iyi olan bir şey söyleyin ya! Şaibeler; şaibelerin üstüne gidilmiyor, paralel yapı tamam da, onun da üstüne gidilmiyor. Legal bir parti olan HDP’nin tabelası indiriliyor. Bu gerginliği indirmek için de adım atılmıyor, daha da geriyorlar.

Nasıl bu kadar politize olduk?
Başbakan her şeye siyasi yaklaştığı için, kürtajdan çocuk meselesine, alkol yasağına vs. böyle oluyor. Burada birinci derecede sorumlu iktidar. Çünkü yüzde 50 ile gelmiş bir iktidardan bahsediyoruz. Başbakan Gezi olaylarından önce Fatih Altaylı’nın programına katıldı Teke Tek’e. “BDP ile anayasa yapar mısınız?” sorusuna “Tabanıma ben bunu anlatamam, olaya siyasi olarak bakıyorum” diye cevap verdi. Çözüm sürecine bile siyasi bakan bir iktidar diğerlerine mi siyasi bakmayacak! Burada baş sorumlu ne ana muhalefettir ne de diğer muhalefet. Tansiyonu düşüren de yükselten de siyasi iktidardır, Başbakan’ın açıklamalarıdır.

Bir İzmirli olarak Yılmaz Özdil’i nasıl buluyorsunuz?
Yılmaz Abi tribüne çok oynuyor. Güzel yazıyor bir şey diyemem ama bazen çok gaz veriyor.

Çok tartışılan Sezen Aksu yazısını okumuşsunuzdur.
Evet, biliyorum. Neden böyle yazdın diye eleştiremem ama bazen okurken sıkılıyorum.

Sezen Hanım o zaman yetmez ama evet demiş olabilir. İnsan dönüşemez mi?
Bu kadar basit yani. İnsanlar başka konular hakkında o günkü değerlendirmelerine göre karar veriyor. Ben de mesela yetmez ama evet diye gittim referanduma evet dedim. Çünkü Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı olacaktı, HSYK bakanlığın kontrolünden çıkıyordu, 12 Eylül ihtilalcileri yargılanacaktı. Ama şu anda eskiye döndük. İyi ki evet demişiz ki İlker Başbuğ da belki o sayede çıktı.

30 Mart akşamı siz mi ekranda olacaksınız?
Evet, Gülbin Tosun ile birlikte gazeteci konuklarımız da olacak. Gergin ama keyifli bir akşam olacak. Bir taraftan yarış halindesiniz bir taraftan yasak var. Bir taraftan haber yetiştirmeye çalışıyorsunuz bir tarafta en hızlı sonucu vermeye.