'Ben sahneye onlar gibi donla çıkmadım'

Müzik videolarında çıplaklığa karşı kampanya açan Niran Ünsal: Evlenip çoluk çocuğa karışsınlar o zaman 'ben keşke böyle klipler çekmeseydim' diyecekler inan bana. Bunu bir anne olarak söylüyorum.
'Ben sahneye onlar gibi donla çıkmadım'

Sosyal medyada bazı video kliplere karşı ‘müzik için soyunma’ kampanyası düzenlediniz. Bu çıkışı yapmak nereden aklınıza geldi?
Şöyle söyleyeyim Armağan’cığım, sektörel olarak kurumsallaştıktan sonra yani NÜ Müzik Prodüksiyon’u kurduktan sonra, kendi gözlemlerim, izlenimlerim ve sanata bakışımın sonunda bazı şeylerin sektörel olarak doğru gitmediğini düşünmeye başladım. Bu benim çok yoğun düşündüğüm bir şeydir. Biz eskiden annelerimizin babalarımızın odasına kapıyı çalmadan giremezdik. Şimdi yatak odaları televizyonlarda. Beni rahatsız eden bu. Yoksa herkes istediği şeyi yapabilir. Amerika’da bu tarz klipler özel kanallarda, şifreli kanallarda yayınlanıyor. Erotizmin ve pornografinin çok yoğun olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Sadece kliplerde de değil, çikolata reklamları bile var… Saçma geliyor bana.

Ama yaptığınız iş biraz da görsel bir iş.
Görselliğe karşı değilim, dekolteye karşı değilim ama iç çamaşırıyla, bikinilerle çekilen kliplere karşıyım. Birbirini tanımayan bir sürü adam ve kadının erotik materyaller içeren kamçılar, zincirler kullanarak, insanların hafızasına kazınıyor olması, çocukların uykuda olmadıkları saatlerde bu kliplerin bu kadar göz önünde olması beni rahatsız ediyor. Ben böyle yetişmedim. Bizim zamanımızda da vardı. Michael Jackson, Madonna, Whitney Houston gibi sanatçıları da biliyoruz. Bunlar tabii dünyaca ünlü popüler insanlar. Bunların haricinde de yapanlar var bu işi ama sanata ağırlık vererek hizmet eden insanlar.

Bir yandan da size şöyle bir eleştiri var; meslektaşlarınızı ihbar ediyorsunuz.
İhbar değil bu sadece doğruya yönlendiriyorum. Kötü bir şey değil ki... Demet yeni anne oldu, öbür arkadaşımızın henüz daha çocuğu yok, inşallah olur. Olduğu zaman beni çok iyi anlayacağını biliyorum. Benim her anneliğe adımım bir çocukla oldu. İlk çocuğumu 17 yaşında dünyaya getirdim. Çok ufaktım ve hayata dair hiçbir şey bilmiyordum. İkinci çocuğumda biraz daha tecrübeliydim. Üçüncü çocuğumda çok daha tecrübeliydim. Dördüncü de daha da tecrübeliydim. Her çocuk bana hayatla ve yaptığım işle ilgili biraz daha farkındalık kattı. Ben insanlara şunu söylemeye çalışıyorum; yapın ama bunun belli saatleri var. Dünyada da örnekleri var. Bununla ilgili bir takım platformlar var. Oralarda yayınlansın.

Bizim sektörde bir laf vardır, özellikle sahne performansı gösteren insanlar için; “Seks satar” denir.
Maalesef. Ama ne kötü bir şey, sanatı öldüren bir şey. Sanat çok kıymetli bir hazinedir. Ben öyle biliyorum, öyle okudum, öyle gördüm. Hocalarımdan, büyüklerimden edindiğim bilgi de böyle. İtalya’da bir Pavarotti örneği vardır. Adam tamamen sanata hizmet eder. Hiçbir popüler kültüre yakın durmaz. Bizim de operacı hocalarımız vardı bize de gösterildi, öğretildi bunlar. O zaman boşuna mı okuduk diyorum. Türkiye’de çok ciddi bir kavram kargaşası var. Birçok konuyla var, sanat ve sanatçıyla ilgili de var.

Bu çıkışınızın Türkiye’nin giderek tutuculaşmasıyla bir ilgisi var mı? Hiç alakası yok.

Ben öyle algıladım.
İnan hiç alakası yok. Yani ben tamamen kurumsallaşmanın, yıllardır bu işi iğneyle kuyu kazarcasına, dışarıdan hiçbir yardım olmadan yaptım. Gökten zembille bana para da inmedi, ben sahneden kazandığım tüm parayı işime yatırdım. Kendi öz sermayesiyle büyümüş bir şirket benim şirketim. Hiçbir medya patronuyla direkt bağım yok. Hür generalim ben bu konuda o yüzden çok rahat konuşuyorum. Yirmi iki senedir sahnedeyim bütün CHP’nin belediye konserlerini yaptım, AK Parti’nin yaptım, MHP’nin yaptım, askeri birliklerin, polis teşkilatının konserlerini yaptım. Hiçbirinden destek almadan bu yola çıktım. Bu bir sivil hareket diye başladı zaten. Sosyal medyada “Niran Ünsal sesime ses ver, erotik klipler yasaklansın!” diye başladı ilk hareketim. Üçüncü gün de dünya TT’sine girdi. Yüz otuz bin gerçek takipçiyle yaptım ben bunu. Ben bireysel bir şeyden bahsetmiyorum. Hepimiz kamuya mal olmuş insanlarız ve hepimiz popüler kültürün bir parçasıyız ama ben sanatsal ağırlığı olan işler yapıyorum.

Bazı insanlar da popüler kültürün bir parçası olup hayatlarını böyle idame ettirmek istiyor olabilir.
Hayır olmamalı işte. Bu bizim yozlaşmamıza sebep oluyor. İlluminati denen bir kavram var. Televizyonlar, iphone’lar vesaire hayatımızın en tehlikeli şeyleri. Deccal bu zaten. Ben bunları bilinçli kullanıyorum. Bilgisayarı bilgi edinmek için kullanıyorum. Biz onu ne kadar doğru kullanıyoruz? İşte bunu tartışırız. Benim 3 yaşındaki kızım açıyor Baby Tv izliyor. Ben onu evin içindeyken kontrol edebiliyorum ama evin dışındayken ne olacak? Evde çalışan kadın televizyonu açıyorsa herhangi bir yabancı kanalı; o kanallarda çatır çatır dönüyor bu klipler biliyorsun. Miley Cyrus’un 13 Eylül’deki konseri iptal edildi Dominik Cumhuriyeti’nde. Erotik sahne şovlarının insanlar üzerinde bırakacağı etkiyi düşünerek konserini iptal ettiler. Aslında insanlar bir savunma mekanizması geliştiriyorlar çünkü kendilerini, öz değerlerini, kültürlerini, sanata bakışlarını, popülarite adına yapılan işlerin de önüne geçmek adına bir savunma mekanizması bu.

Bir alıcısı var bunun.
Alıcısı var, tamam, olsun ama kendi değerlerimizden de örnekleri çoğaltalım o zaman. Nedir bu kadar batıya özenti? Hep insanların isminin önünde yabancı artistlerin isimleri anılıyor önce.

Anlamadım?
Yani işte “Türkiye’nin Madonna’sı”, “Türkiye’nin Jennifer Lopez’i” gibi...

Bir yasa çıksa, “Bundan böyle kliplerde mayo giymek yasak” diye. Ben buna üzülürüm.
Mayo giymek yasak olmasın. Akıllı işaretler neden var? ‘Spartacus’ diye bir dizi geldi ülkemize. Tarih anlatılıyor belki ama bildiğin porno. İzliyor muyum? Hayır izlemedim. Birkaç bölümünü izledim, çok da cezbetmiyor beni. Çekimler güzel, cast güzel ama çok pornografik. Denetleme yapılabilir.

Ama şöyle bir şey var, benim çocukluğumda TRT’deki Denetim Kurulu’ndan herkes o kadar çok çekti ki… Ben hatırlıyorum, o şarkı geçmez, bir şarkı geri gider. Siz de hatırlarsınız.
Tabii ki hepsini çok net biliyorum. Onlara geri dönmeyelim ama en azından bu işlerin sınırlarını belirleyelim. İnsanlar çok istiyorlarsa yine o klipleri çeksinler arz ve talep varsa ama en azından konserlere gidenlerin yaş grubu belli olsun. Ya da +18 yapılsın gece 00:00 ile 04:00 arasında yayınlansın.

Siz bir klibe insanların uyuduğu saatte yayınlansın diyorsanız, bu bir sansür.
Hayır değil.

Böyle anlatınca aklıma bir tek klip geliyor. Murat Boz ve Gülşen’in klibi geliyor.
İnan bana çok var. Yahu ‘İlahi Adalet’i izler misin? Atiye var, Sıla var. Şimdi isim vermeyeyim linç edecekler beni. Hadise’nin konserinde kameraların acaba bugün hangi renk iç çamaşırı giydi diye bekleyen magazinciler tanıyorum. Neden Ebru Gündeş’te böyle olmuyor? Biri bana açıklasın. Bunlar benim ülkemde sanata hizmet etmiyorlar, popülariteye hizmet ediyorlar. Saygı duyuyorum.

Bunların hiç birisi benim 6 oktav, 7 oktav sesim var demiyor ki. Nerede durduklarını bence hepsi biliyor.
O zaman biraz daha usturuplu iş yapsınlar. Yeni bir nesil yetişiyor. Evlenip çoluk çocuğa karışsınlar o zaman “Ben keşke böyle klipler çekmeseydim” diyecekler inan bana. Bunu bir anne olarak söylüyorum.

Siz bayağı meclise yürüyor musunuz? Öyle bir şey okudum.
Argümanlarımı topluyorum. Meslek birliklerindeki davaların dökümanları, yapım şirketlerinin kimlerin radyoları, televizyonları var onların dökümanları, bu kliplerin yayın saatlerinin değiştirilmesini dilekçe halinde meclise götüreceğim.

Bu yürüme bir eylem değil değil mi?
Yok değil. Yürüyerek gitmeyeceğim.

Kiminle görüşeceksiniz?
Açıkçası iki kişi var. İsimleri bende kalsın. Avukatımla birlikte gideceğim.

Ben sizin avukatınız olsam sizinle gelmezdim. Çünkü kendimi sansürcü gibi hissederim. O da diyor ya genç kızların etek boyu diz üstünde olmasın. Bu da onun gibi bir şey. Bence herkes istediğini yapmakta özgür olmalı. Biz de istediğimizi seçmekte özgür olmalıyız.
O zaman bir denetleme olmalı. Var olan yasalara bakıyorum 6112 sayılı yasa 15 maddeden oluşan bir yasa. 10. madde şunu diyor; Türkçe’nin özellikleri ve kuralları bozulmadan doğru, güzel, anlaşılır bir şekilde kullanılmasını sağlamak zorundadır, dilin düzeysiz kaba ve argo kullanılmasına yer verilemez müstehcen olamaz.

Şarkı için mi söylüyor bunu?
Bu RTÜK’un 6112. sayılı yasasının açılımları. Ve diyor ki; ‘’Çocuklara, güçsüzlere, özürlülere karşı istismar içeremez ve şiddete teşvik edemez.’’ Gündüz kuşaklarında yok yok. Hani denetleme nerede?

Sanat özgürlük ister, yaratıcılık özgürlük ister.
Ben yasaklansın demiyorum. Yasaklansın cümlem dikkat çekmek içindi.

Ne oldu da böyle bir duygu geldi size?
Çok uzun zamandır rahatsızım bu şeylerden. Geçen sene Beyaz Show’da çıkmıştım Biscolata reklamındaki çocukla yan yana oturmuştum. Neden benim çikolata reklamımda şaçma sapan şeyler var. Nedir benim bilinçaltıma verilmek istenen? Bir örnek vereceğim kendimi daha iyi anlatabilmek için. Alışveriştesin ve mağazada müzik çalıyor. Öyle şeyler var ki hepsini izleteceğim sana. Müzik tersten okunduğunda beyine öyle sinyaller gönderiyor ki, sen gayri ihtiyari hiç farkında olmadan bilinçaltına o müzikle giriyor ve senin yaptığın alışverişi bile kontrol altına alabiliyor. Elektronik müzikler… Atiye’nin, Hadise’nin, Hande Yener’in, Demet Akalın’ın ve vesairenin klibinde bunlar var. Daha çok örnekler verebilirim. Aytunç Altındal’ın bu konuya ilişkin açıklamaları var. Taa ki Tapınak Şovalyeri’nden yola çıkarak anlattığı Mason kültürünün bir kolu olan İlluminati’yle bütün dünyaya hakim olmaya çalışıyorlar. Bu saydığım isimler farkında olmadan hizmet ediyor olabilir.

İnsanların bilinçaltına o mesajı iletiyorlar ve şarkılar da ondan tutuyor. Böyle anlıyorum?
Hayır. Şarkılar ondan tutmuyor. Subliminal mesajların istemesek de bilinçaltına gönderilen mesajlar olduğunu biliyoruz. Yani şarkıları tersten okutma sistemi var. Tersten okuduğunda aslında İlluminati’nin çıkış noktası Hinduizm’den gelir. Bunların bizim kendi kültürümüzle ne bağlantısı var? Gözler, piramitler vesaireler. Bana ne mesajı veriyorsun? Benim hiç hoşuma gitmiyor?

Bütün bir sektörü karşınıza aldınız gibi hissediyorum.
Doğru, öyle. Ben o konuda dik başlıyım. Doğru bildiğimin üstüne giderim. 2003 yılında Ahmet Kaya şarkısı okuduğumda beni PKK’lı ilan ettiler. MHP’nin konserlerine gittiğimde beni tehdit de ettiler. Bunları kimse bilmez, ben yaşadım. Ben inadına okuyordum ‘Kafama Sıkar Giderim’i. Çünkü o bir aşk şarkısı. Şarkının dini, dili, ırkı olmaz. İnsanlarda güzel bir etki bırakmak amacım. Aşık Veysel’in bir sözü vardır; “Ben giderim adım kalır dostlar beni hatırlasın.” Ben de öleceğim, 3 dakika sonramız belli değil. Ben öldükten sonra taşlar yerine oturacak belki ama ben hayatta olmayacağım.

Siz öldükten sonra müziğe sansür getiren sanatçı demesinler size?
Müzik için soyunma dedim, giyin dedim ne var bunda? Ben de dekolte giyiyorum.

Onun sınırı ne?
Sınırı bence şu olmalı; tahrik edici olmamalı. Ben işimi yaparken böyle olmadım. O mantıkla yapmadım.

Sahnede ve klipte bile bile ve isteyerek cinselliği kullanan insanlar var. Bana kötü gelmiyor. Bunun da bir alıcısı var.
Tutuyorlar iki tane fotoğraf koyuyorlar benimle ilgili. Bir tane mini elbise ve büstiyer var. Diğeri de elimde bir kadeh. ‘’Bununla mı bunları söylüyorsun?’’ diyorlar. Ben iç çamaşırlarından bahsediyorum. Benim öyle iç çamaşırıyla kliplerim yok ki. Ben denize girerken bile altımda şort, üstümde bikini üstü, öyle giriyorum denize. Ben o kafada bir kadınım çünkü.

Ne olursa bu sivil hareket başarıya ulaşmış olacak?
Denetlemeler yapılırsa… Biraz daha sanatsal ağırlığı olanların ön plana çıkması sağlanmalı.

Bunu görsel olarak mı söylüyorsunuz? Bu sanatsal gözükmüyor, bu olmasın mı olacak?
Hayır en azından başa baş olsun.

Ama siz en beğendiğiniz 10 şarkıyı bir CD’ye koysanız, o satmaz. Hiçbir prodüktör de buna yatırım yapmaz.
Ben kendim yaparım.

Dolayısıyla, bu şarkı söylenmesin sanatsal değil, şu şarkı sanatsal diye bakmak, bütün sistemi öldürecek bir şey.
Değil, inan değil. Bunların denetlenmesi, diğerlerinin de öne çıkmasını sağlayacak.

Böyle bir sistem olsaydı belki de Tarkan hayatımızda olmayacaktı çünkü ‘Kıl Oldum Abi’yi söyleyecekti ve Denetleme Kurulu da diyecekti ki; “Bu şarkı olmaz, sen bunu söyleyemezsin.”
İşte Seda Sayan’ın yıllar önce denetimden ilk şarkılarını geçiren kişi benim annemdir. Hala onların bende makara bantları durur. Rahmetli, TRT’ye, devlet konservatuarlarına öğrenci ve öğretmen yetiştirmiş bir kadındı. Notayı ver, tersten okurdu. Sopasını kaldırdı mı herkes tek nefes olurdu. Beni anladığını hissediyorum Armağan.

Belki de siz kendinizi yanlış bir yere konumladınız? Daha yüksek sanat yapan bir yere konumlayabilirdiniz kendinizi.
Şarkı yarışmasında birinci olduktan sonra İstanbul’a yerleşme kararı aldım. Sonrasında da şartname gereği 5 yıl 5 kaset Raks firmasıyla anlaşma yapmam gerekiyor. Öyle bir sözleşme ki Köle Isaura sözleşmesiydi. İki yıl ben bununla mücadele ettim. Ömer Durak hayattadır, sorabilirsin. İster istemez sektörün kıyısından köşesinden bir anda içinde buldum kendimi. Amacım bu muydu? Hayır ama sürüklendim.

Anneniz mesela bambaşka biriydi, hocaydı. Oraya konumlamış kendisini. Çok da mutlu olmuş bence.
Yok, değildi. Annem vefat etmeden önce bana vasiyet etti dedi ki; “Ben ölünce devlet büyüklerinden seni arayanlar olacak.” Keza aradılar, Egemen Bağış aradı, “Annenize devlet töreni yapmak istiyorum” dedi. Ama annem kesinlikle devlet töreni istemiyordu. Çünkü, “Ben TRT’ye hakkımı helal etmiyorum” dedi. 41 yıl bu ülkeye hizmet etmiş bir sanatçıydı. Sanatçıydı. O yüzden ben kendime sanatçı diyemem. Başkalarına derken de 10 kere düşünürüm.

Lady Gaga’ya gidecek misiniz? Ben merak ediyorum. Çünkü o şov nasıl oluyor?
Hayır, hiç merak etmiyorum. Bütün imkan ve olanaklar olmazsa yapamazlar. Teknolojinin artık hat safhasındalar.

Bence bu konserlerin de Türk konser sektörüne negatif etkisi oldu.
İnsanlar onları izledikten sonra başka bir şey izlemek istemiyorlar.

Bizdeki konserler CD gibi oluyor, çıkıyor arka arkaya söylüyor. Sen bana CD’de yapmadığın gırtlağı yapmayacaksan ben neden o parayı vereyim.
Bu işlerin normalize hale getirilmesi inan kötü olmayacak. ‘Kafama Sıkar Giderim’ Türkiye’de Kral TV’de yayınlanmadığı dönemde çıktı. Sadece Tatlıses TV’de ve Gala diye bir müzik kanalında yayınlanıyordu, A Plus olan kanallarda yayınlanmadı ve buna rağmen 1 milyon 850 bin sattı. Hiç kimsenin haberi yok bundan.

Hangi albüm?
‘Dinle Sevgili Ülkem’ albümü. 18 sanatçının olduğu Ahmet Kaya anısına yapılmış bir albüm. 15 gün kalmış albümün çıkmasına. Duyunca delirdim, ben nasıl bu projede olmam diye. Gülten ablayı aradım vokal yapayım, ben bu projede olmak istiyorum dedim. Albüm bitti dedi. Kontenjan bitti diyor. Ben histerik bir vaziyette ne olur bir yerde vokal yapayım dedim. 15 gün ayak diredim. En sonunda gel dedi. ‘Dostum Dostum’ şarkısına vokal yapacaksın dedi. Herkesten önce gittim Korukent’e. Zerrin Özer’in okuyacağı şarkıya firma izin vermemiş albümü çıkıyormuş dediler. Şarkı açıkta kalmış. Hangi şarkı diye sordum ’Giderim’ dediler. Ne olur biraz dinletir misiniz? dedim. Ne olur bu şarkıyı ben okuyayım dedim. Hemen soktular beni stüdyoya kan ter içinde şarkıyı okudum, çıktım. Selda Bağcan, Gülten ablaya dedi ki; “Gülten’ciğim, çıkış şarkısı belli oldu hadi hayırlı olsun.” Albümün kaderi değişti işte. Tabii sonra beni PKK’lı ilan ettiler, konserlerim iptal oldu. TRT’ye gittim canlı söylemek istedim bu şarkıyı, istek geldi. Başka bir görüntü var benim sesim var üstünde, beni aldılar görüntüden. Bu olay CHP’li bir milletvekili tarafından meclise taşındı. Meclis yollarına çok aşinayım bu yüzden.

Sizin de başınıza gelmiş.
Ben affedersiniz ama donlarla çıkmadım sahneye. Önde oturan bir bayanın isteği üzerine okudum o şarkıyı. Yayın akışını değiştirmedim, provoke yapmadım. Yanlış bir şey yapmadım ki. Bir aşk şarkısı istendi benden.