Bengü: 'Ailemizin kızı' imajından cidden sıkıldım

Yeni albümü 'İkinci Hâl'i kısa süre önce yayımlayan Bengü, 'Sahici' klibinden sonra çıkan estetik yaptırdı söylentileriyle ilgili "Kaşlarımızı birazcık belirsizleştirdiler. Öyle bir şey yaptık. Daha sert bir ifade olsun diye. Değişik bir şey yapmak istedim. Son dönemde kendimi sıkıcı buluyordum. Ailemizin kızı imajından cidden çok sıkıldım" diyor.
Bengü: 'Ailemizin kızı' imajından cidden sıkıldım

Ben ‘Sahici’ klipinizi seyrettim, tanıyamadım sizi.

Bu tepkiyle karşılaştım daha önce.

İlk önce Demet Akalın dedim. Sonra Ebru Şallı sandım. Şarkıyı biliyordum. Sonra dedim Demet Akalın niye bu klipte oynasın. Kaşlarınızı mı kapattılar sarıyla?

Kaşlarımızı birazcık belirsizleştirdiler. Öyle bir şey yaptık. Daha sert bir ifade olsun diye. Değişik bir şey yapmak istedim. Son dönemde kendimi sıkıcı buluyordum. Burak Ertaş ile çalıştım. Burak’ın uçlarda güzel fikirleri vardır. Bende kendimi ona çok özgür bıraktım. Ne yapmak istiyorsanız yapın dedim. Akşam sete gittim. Bir anda kaşlarım belirsizleşti. Baktım ben de beğendim. Sert geldi, farklı geldi. Bu tepkinin olacağını biliyordum da açıkçası. Kendi içimden “Aferin kız sana” dedim. İnsan cesaret edemeyebilir. İnsanların alıştığı bir kız var. Ailemizin kızı, tatlı, cici kız görünüyorum.

Çok sıkıcı değil mi ‘ailemizin kızı’ gibi görünmek.

Cidden sıkıldım ben de. Yani başka bir şeyler yapmak istedim. Çirkin de görünsem, güzel de görünsem, tartışılsa da, konuşulsa da sert bir şey yapayım dedim. 



Estetik yok değil mi?

Hayır, hiçbir estetik yok.

Sonra internette gezerken gördüm, herkes “Son klipinde öyle bir estetik yaptırmış ki, yüzünü mahvetmiş” diyor. Ben daha sonra fark ettim ki kaşınız kapanınca böyle göründünüz.

Evet, çok doğru. Ben daha 34 yaşındayım ve hangi doktor bana estetik yapar ki? Bu büyük bir saçmalık olur. Yüzümü elletmem bu yaşta. Ayrıca aynaya baktığımda gördüğüm kadını da çok seviyorum. İfadesini çok seviyorum. O yüzden hayatta ona dokunmam.

Yaşlanınca bile mi?

Yaşlanınca ufak dokunuşlar yapabilirim. Ama yüzümü gerdirmek, ameliyat olmak, hiç bana göre değil. Bir kere annem şu an 65 yaşında. En azından ileride ne olacağımı görüyorum. Gayet güzel görünüyor annem. Kırışmak güzel bir şey.

30’larda ben de sizin gibi düşünüyordum ama 50’ye doğru yaklaştıkça insan öyle düşünmüyor.

Evet o zaman ne yaparım bilmiyorum açıkçası. Sizin de dediğiniz gibi değişik bir kadın görünce yüzüne estetik yaptırmış diyenler oldu. Bir deli kuyuya taş attı ‘Botoks mu yaptırdı’ diye. Sonra herkes böyle bir şey olabileceğine inandı. En son Beyaz Show’a çıktığımda zaten normal malzemeyi görünce bir daha da konuşmadı kimse.

Bir de klipteki resminizle makyajsız çekilmiş resminizi yan yana koymuşlar...

O makyajsız çekilmiş resmim gerçekten içler acısı bir hal. O Bebek’teki arkadaş kimse artık ışığın altına oturduğumda çekmiş. Bir gün bulacağım onu ve onu oturtacağım onu oraya. Kesin zaten oynadı o resimle. O kadar saçma bir ışığın altında o kadar saçma bir fotoğraf çekmiş ki. Ve bence oynamış da. Çünkü gerçekten bu kadın o kadın değil. Çok belli. Yutkunmuş muydum bisküvi mi yiyordum bilmiyorum.

Bir de çok şişman o resimdeki kadın.

Çok şişman, yanaklarım şişmiş baya. Ayıp yani bu. Ama ben bu işe girerken bunların olacağını tahmin ediyordum. Yani ilk başlarda bu kadar yüklenmiyorlardı bana. Belki klasik olacak ama başarı arttıkça konuşacak bir şeyler buluyor insanlar. Ve bunun üzerine gidiyorlar. Gülüp geçmek lazım. Yoksa deli çıkarsın yani. Güçlü durmaya çalışıyorum. Bunlar olacak yani herkesin başına geliyor. Çirkin resmin de çekilir. Yalan haber de yapılır ama sonuçta devam ediyoruz yolumuza.

Ben hep sizi Serdar Ortaç ile akraba sanıyordum, biliyor musunuz?

Benim öyle bir durumum oldu. Kenan’la da beni kardeş sandılar çok uzun süre. Sima olarak da, ses olarak da biraz benziyoruz Serdar Ortaç’la.

Bir dönem çok yan yanaydınız.

Evet, düet yapmıştık. 2007 senesiydi sanırım. İlk fırladığım dönem diyelim. İlk 4-5 senem daha sakin geçti ama ‘Korkma Kalbim’ ile dönüm noktamı yaptım. Serdar’la da sürekli yan yanaydık. Menajerlik şirketimiz de aynıydı. O ayrıldı oradan ama. Kendisini de çok severim.

Şimdi küs müsünüz?

Hayır değiliz. Bizim hiçbir zaman küslüğümüz olmadı Serdar’la. Sürekli görüşmüyoruz evet.

Nedense bu piyasanın insanları çok çabuk sıkılıyorlar birbirlerinden.

Benim hiç Serdar’dan sıkılmak gibi durumum olmaz ama farklı hayatlar... Herkes bir koşturma içine giriyor. Konserlerinden devam ediyor. O evlendi aile kurdu, başka bir çevresi oldu belki. Ama eminim ki arayıp yemeğe çıkalım mı desem o da koşa koşa gelir. Niye aramıyorum onu ben cidden? Arayayım bu hafta.

Siz İzmir’de büyüdünüz sonra İstanbul’a geldiniz değil mi?

İzmir’de 18 yaşıma kadar kaldım.

İzmirli olmak için yeterli bir süre.

Aslında tam böyle 18 yaşındaki bir kızın 4-5 sene daha İzmir’de kalması gerekirdi. Genç, güzel, taze… Sonra üniversiteyi kazanıp İstanbul’a geldim. Ama aynı zamanda bir şarkı yarışmasını da kazandım. İstanbul’a kapağı atayım istedim.

Hangisini kazandın?

‘Popşov’ yarışması vardı. Hatırlarsınız. Zamanında Deniz Seki’nin kazandığı. Orada 2. oldum. 1996 yılıydı. 17 yaşındaydım. Daha liseye devam ediyordum. Sonra önümde bir üniversite sınavı vardı. Üniversite sınavını kazandım. Dokuz Eylül İşletme’nin üstüne Marmara İşletme’yi yazdım ki burası olsun diye. İstanbul’a geldim18 yaşındayken. Sonrasında da işte hayat bizi Kenan’la karşılaştırdı. Onun vokalisti oldum. İlk albümünü 2000 yılında çıkardı. Öyle başladım. Okulu 8 senede anca bitirdim. 



Tembel miydiniz?

Çok çalışkandım aslında. Önce vokalistlik, sonra albüm derken aksadı biraz.

İzmirli olmanın bütün özelliklerini taşır mısınız?

İzmirli olmanın bence en belirgin özelliği çok samimi, cana yakın ve sıcak olmamız. Alsancak’ta doğup büyüdüm ben. Sokağa bir çıkarsın, üç saat sonra eve dönersin çünkü herkesin masasında bir süre oturursun. O rahatlık dersen, o var. Suyundan mıdır, İzmir’in kızları güzeldir derler, o geyiği yapmayacağım.

Güvenilmez derler bir de.

Ben buna katılmıyorum. Biz çok güvenmeyiz karşı tarafa! Gayet de sevince dibine kadar da sever. Bir bildiği vardır güvenmiyorsa.

Bir egomuz var ya bizim. Bir süreden sonra her şeyin önüne geçiyor o galiba.

Ben bu mesleği yapmasam da çok egosunun peşinde “Ben, ben, ben” diyecek bir kadın olmazdım herhalde. Yine daha böyle bir efendi, kendi işini yapan, bankacı filan olan biri olurdum sanırım. 



Bu piyasaya giren bir insan girdiyse eğer boşuna değildir.

Orası öyle. Çok zor bir iş. Gitgide de zorlaşıyor. Ben bu sene özellikle çok yoruluyorum. Kendi işimi de kendim yapmaya başladım, bunun da sorumluluğu var. Kendi albümümü kendim yapmaya başladım, bir sürü insan yönetiyorum. Bazen ağır geliyor tüm bunlar. Ama işimi çok sevdiğim için bunun bir yan etki olduğunu düşünüp güçlü durmaya çalışıyorum. Hiçbir zaman da pes etmem.

Giderek daha mı azalıyor eğlence sektöründeki iş? Yani bizim eğlence anlayışımız başka bir yere mi kayıp gidiyor?

Ne gibi mesela? Eskiden Şaziye vardı, ben o zaman vokalisttim. İnsanlar haftanın 5 günü gelip, güzel müzik dinleyip, evlerine giderlerdi filan. Kavga çıkmazdı. Müzik yapıyorduk. Ben o zamanları biliyorum. Şu anda gördüğümse gece kulüpleri...

Siz içkili bir yerde sahneye çıkmıyorsunuz değil mi?

İçkili bir yerde sahneye çıkmıyorum. Ben gece kulübünde çok sahneye çıktım. Artık başka bir tarafa doğru gitti ruhum. Çıkmıyorum. İçkili yer olduğu için değil, sonuçta bayi toplantısında da sahneye çıkıyorum, orada da içki içiliyor, sorun o değil. Gece kulübünde gece 01.30’dan sonra kendimi çok fazla dinletebileceğimi düşünmüyorum. Çünkü çok emek veriyoruz şarkılara, bütün ekip provalar yapıyoruz. Gece saat 01.30’da kafası ‘bidünya’ insan var. Artık onu yapmıyorum. Canım istemiyor. Gece 01.30’dan sonra beni dinleyen insanın çok müziğimden anlayacağını düşünmüyorum. Ama ben gidip eğlenirim yani. Gidiyorum, eğleniyorum. O başka bir şey.

Sadece halk konserleri mi?

Halk konseri ve bayii toplantıları... Şimdi 2. albümle beraber önümüzdeki hafta mesela Jolly Joker’de çıkacağız.

Türkiye nüfusu o kadar genç ki, gençlerle iletişim kurmazsanız star olmazsınız.

Evet, seviyorlar beni de, müziğimi de. İyi bir şey genç nüfus olması. Benim işime geliyor. Benim en hareketli ayım nisan, mayıs... Onun dışında kışın işte en çok bayii işlerine, özel gecelere, konserlere giden sanatçıların başında geliyorum.

Dinlediğinizde “Öfff sen de şarkı söyleme” dediğiniz insanlar var mı? İsim sormayacağım. Benim var mesela.

Bir iki tane var benim de. Ama yıllardır var olan isimler değil bunlar. Yeni sayılır. Ama tutuyorda mesela. Söylediğim sesler çok alternatif sesler. Herkesin bir beğenisi var. Benim de radyoda duyduğumda böyle bir yorucu olduğunu düşündüğüm birkaç isim var yani.

Şart mı star olmak için iyi şarkı söylemek?

Her şeyin bir bütün olduğunu düşünüyorum. Çok çok iyi şarkıcılar vardı, şu anda yoklar. Yani bu bir yönetim şekli, bu bir zekâ işi aynı zamanda, bu bambaşka bir paket yani. Çok çok iyi sesler bazen tutunamayıp heba olabiliyor. Ya da çok kötü sesler büyük star olabiliyor mu? Çok kötü seslerin büyük star olabileceğini zannetmiyorum. Ama yine de o da olacak, o da olacak. Kendini bir paket haline getireceksin, öyle de devam edeceksin.

Pakette bir sıralama varsa eğer bence o pakette ses son sırada bana göre.

Bende tam anlamıyla yarı yarıya olduğunu düşünüyorum. O da olacak, o da olacak diye düşünüyorum.

Eğer bu bir endüstriyse ve biz de bir paket satın alıyorsak, atıyorum 7 madde ise ses ve doğru şarkı söylemek bence 7’nci madde...

Ben ona fazla katılmıyorum. Yeni gelenlere baktığımızda Merve Özbey olsun, İrem Derici olsun son yılların dinlenen isimleri bunlar. Çok genç isimler ve mükemmel bir sesleri var. İrem çok güzel şarkı söylüyor, kendine has bir tarzı var. Merve zaten çok iyi şarkı söylüyor. İnsanlar bunu seçiyorlar artık.

İyi ses mi, iyi şarkı mı?

O da şimdi bir bütün.

Bütün değil bence. İyi şarkıyla hiç sesi olmadan şarkısını patlatıp star olan insanlar var.

Ne tarafından baktığınıza bağlı. Ben iyi bir ses olmadan dinleyemiyorum yani, dinlemem. Şarkı ne kadar iyi olursa olsun kötü bir sesi dinleyemem.

Bence teknoloji öyle bir hale geldi ki detoneyi yok eden makineler var ve bununla sahneye çıkan insanlar var...

Tabii ki orası öyle. Öyle sistem uçtu gitti zaten. Ama olmaz ki. Ne yapacak bu insan? Playback mi yapacak her gün? Bir yerde patlayacak. Her gün canlı yayına çıktığında sesim kısık mı diyecek. Bir yerde saçmalayacak ve insanlar farkına varacaklar. Ben iyi şarkının da iyi sesle buluşması gerektiğini düşünüyorum. Mesela ‘Yaralı’yı kötü bir ses söylese tutmazdı o şarkı yani.

Bence onlar seslerine göre şarkı seçmeyi de biliyorlar.

O da olabilir bak bilemeyeceğim. Kolay şarkılar seçiyor olabilirler.

Belki de bakıp bu şarkı sesime uymuyor deyip seçmiyor olabilirler. Size de geliyor değil mi?

Çok var öyle şarkı. Bakıp ben bu cümleyi söyleyemem diyorum. Uyduramıyorum kendime. Bir sürü şarkı geliyor. Ama artık bana gelen şarkıların siması da değişti. Eskiden böyle daha çok ‘laalala’ tarzında gelirken şuan bu değişti. İnsanlar mail attıklarında da bana “Bu Bengü’nün şimdiki haline çok yakışmış” diye tepki veriyorlar. Bu çok güzel bir şey benim için.

Arada tek başınıza şarkı söyler misin?

Hayır.

Şarkıcılar niye böyle?

Zaten hayatımızın böyle geçiyor. Evde hiç şarkı söylemem.

Atıyorum, evde keyifli olduğunuz bir anda şarkı söylemez misiniz? Benim bütün tanıdığım şarkıcılar hiç söylemez mesela.

Bizim ailede böyle masalar kurulur, yazlıkta. Amcam gitar çalar, babam şarkı söyler. Bunlar çok iyi sesler bu arada. Ama ben hayatta orada da söylemiyorum. Söylemiyorum. Bilmiyorum nedenini.

Bizim sektörün bir dezavantajı da bu zaten. Biz eğlence sektöründen para kazandığımız için eğlenmeyi unutuyoruz. 

Olabilir. 



Sizi ne eğlendiriyor mesela?

Ne eğlendiriyor? Bilmiyorum. Sevdiğim insanlarla berabersem eğleniyorum herhalde. Ya da evde oturup müziğimi dinleyip keyif yapmak falan eğlendiriyor. Sokağa çıkmayı pek fazla sevmiyorum. Gitgide kapanmaya başladım çok acayip. Mesela dün eve gece 3’te geldik uyudum, sabah kalktım yüzüm şiş. Akmerkez’e gidiyorum sonra yine kötü bir fotoğrafım çıkacak... Gitgide kapanmaya başladım, soyutlandım. Ya da mesela bir balıkçıya gittiğimde rahat rahat oturamamaya başladım. Bu kesinlikle kimseye bir şeyden dolayı değil ben magazinci arkdaşlarımın hepsini gerçekten çok seviyorum. Onlarla beraber yaşlanıyoruz, büyüyoruz, hepsiyle arkadaşım zaten ama hani böyle bir rahat rahat çıkamıyoruz sokağa. Hep bir otokontrol lazım. İçimde hep bir ebeveyn var.

Fena bir süper egonuz var demek ki.

İçimde var demek ki. Çünkü bana laf gelmesi demek aileme, işime laf gelmesi demek ve ben buna çok dikkat ediyorum. Yıllardır kontrollü yaşıyorum.

Böyle kendinizi bıraktığınız zaman olmuyor mu?

Arada oluyordur. Oluyor bazen.

Çok sıkıcı değil mi? 

Mecbur.

Böyle yurtdışında nasıl durumlar?

Amerika’da belki rahat ettiğim birkaç gece olmuştur.

Ne olma ihtimali var ki?

Hiçbir şey. Ya ben kendimi normalde de yere atacak bir kadın değilim. Ama canım acımasın diye. Mesela Bebek’teki o fotoğraf. Ben bunu iyi karşılıyorum, hoş karşılıyorum da yazlıktaki bahçıvan abi bile gelip anneme “Bengü yüzüne bir şey mi yaptırdı?” demiş.

Yaptırsanız ne olur?

Öyle değil mi? Yaptırsak ne olur?

Hepiniz küçücük bir yerden başlayıp koskoca ülkeyi küçücük aynı köy haline getiriyoruz.

Evet, doğru. Kesinlikle öyle. Mutluyum ama kesinlikle mutsuz değilim. Bunlarla yaşamaya alışıyorum.

Bir kariyer için aslında hayatınızı mahvediyorsunuz.

Tabii çok şey var yapmak isteyip de yapamadığım.

Siz şu an 34-35 yaşlarınızı bir daha geri dönemeyeceğiniz bu yılları bir kariyer için, işime zarar gelmesin, laf gelmesin diye mahvediyorsunuz. Hepimiz yaptık bu hataları. 50 yaşına geldiğinde anlıyorsun hatayı.

Ben şimdi birisini tanımak istesem, yemek yemeğe gitmek istesem nasıl gideceğim? Veya sinemaya gitmek istesem nasıl gideceğim? O kişi hemen sevgilim diye anılır. 20’li yaşlarımı hatırlıyorum üniversitedeki arkadaşlarım her hafta başkasıyla yemeğe giderdi. Biz 1 kere gitsek 5 tane sevgilimiz olurdu.

Kariyer dediğiniz zaten gelir.

Ben bu mesleği yapmasam da herhalde efendi ve efendice yaşayan biri olurdum. Ruhumda böyle. Böyle gelmişim böyle gideceğim herhalde...