Benim gibi ahlaklısı var mı?

Kuşum Aydın 'İyi ki Doğmuşum' adlı şarkısıyla uzun bir aradan sonra yeniden karşımızda. Aydın arada neler olduğunu, pişmanlıklarını, küskünlüklerini, TV sektöründen nasıl uzaklaştığını, fiziksel sorunlarını, babasıyla ilişkisini, şöhretle imtihanını Armağan Çağlayan'a anlattı...
Benim gibi ahlaklısı var mı?

Hiç bu piyasaya girdin diye mutsuz oldun mu?
Asla. Bu piyasada hiçbir zaman mutsuz olmadım çünkü güzel sanatlar dışında yapabilecek bir şeyim yok ki. Yani idareci bile olsam, yine bu piyasada olurdum. Ama bu piyasanın zorluklarını da çeken biriyim ben.

O yüzden sordum zaten sana…
Yani en yukarılarını da gördüm, en aşağılarını da, oynanan entrikaları da gördüm. Gerçekten inandım ki arkanın sağlam olması lazım. Arkanda bir kişi bu piyasada ayakta kalmak zor! 1990'dan 2015'e ismini getirmiş kişilere bakıyorsun; arkasında gazeteciler, sağlam patronlar var, benim hiç böyle şeylerim olmadı.Teklif geldi, yaptım, reytingi de aldım. İsterdim arkamı sağlama almak, bu piyasada şart! Seni aşağı çekmeye başladıklarında ben şunu düşünüyorum; çok sağlam birisiymişim ben intihar etmedim.

En dipten kastın ne?
En dip benim için geçtiğimiz son yedi yıl. Televizyon programı yapamıyorum. 12 yıllık bir iktidarın ilk üç, dört yılından sonra onların profillerine uymayan kişileri artık TV programında görmek istemediklerini bir şekilde belli ettiler, bizim duyduğumuz bu. Bize bire bir söylenmedi ama bunun söylendiğini biz de TV yöneticilerinden duyuyoruz. Adam diyor ki “Ben seninle program yapmak istiyorum, çünkü sen bugüne kadar yaptın, reyting aldın ama yapamam, yaparsam başım belaya girer…”

Kanalımı kapatırlar…
Yani istemiyor, e işsiz kaldık, Düşünsene bir anda bir banka sahibiyken, paralarla oynarken bankada, lay lay lom yaparken, bir anda bankan kapanıyor, bankadaki paraların da gidiyor hazırdan yiyorsun.

MEĞERSE ŞÖHRETİN KİBRİYLE NE KÖTÜLÜKLER YAPMIŞIM!
Bu sebeple mi Amsterdam’a gittin?

Yok, burada işim bittiği için gitmedim. Burada işim vardı. Bir kere hiçbir zaman bir sahne kısıtlaması olmadı. Yani çok bunaldım Armağan, televizyonda olduğum dönem, aslında benim insan olduğumu hatırladığım dönem. Ben meğerse şöhretin kibriyle, sarhoşluğuyla ne kötülükler yapmışım.
Ne yapmışsın mesela?
Yardım etmem gereken, ev tutmam gereken insanlara "hahaha” demişim. Ama kötü bir niyetten değil, ters dönüp gitmişim aslında yardım etmem gerekir. Aydın öyle bir insan, iyiliksever. Yani düşünebiliyor musun para derdin yok ,her dakika gelen paraların var. Bunları sana yemin ediyorum, anneannemin öldüğü gün, mezara girdiği gün anladım. En büyük torun olarak, yani Fatih’te doğmuş bir çocuğum bir de düşün, benim sülalem birbirine çok bağlı. Gerektiğinden daha fazla muhafazakârlar. Ben şarkıcı oldum, masaların üzerine çıktım diye görüşmeyen akrabalarım var yıllardır. Daha babamın vefatıyla aramız ısındı. Mesela amcamlar beni hayatı boyu tasvip etmedi, daha yeni yeni onlara iyi bir insan, düzgün bir insan, onları rencide etmeyecek bir insan olduğumu 45-50’ye gelince kabul ettirdim. Beni kabul ettiler, şimdi iyiyiz. Ama benim de bunda hatalarım var. Bir sabah programının ilk yüzde üçüncü ve dördüncü olması, 84 share, Tülin’le Caner’in geldiği gün alması, haber olmadı. Ancak Hürriyet grubunda Beyaz’ın olaydı bir hafta manşetlerden inmezdi. Yalan mı?

Ama demek ki güçlü bir PR yapılmamış.
PR ile ilgisi yok. Hiçbir zaman beni çok tepeye taşımayı istemediler, yani onlara uygun değildi zaten benim tek dezavantajım sağlam bir TV kanalında, sağlam bir yer alamamam. Bir de sözümü dinletemiyordum. Televizyon hayatımın bittiği program Ahu Tuğba'ların programıdır. Meriç’le Ahu Tuğba! Artık böyle programlar yapmayın diye toplantı yapıldı ama benim bunlardan haberim olmadı!

O zamanlar Ahu Tuğba Meriç’e âşık oldu?
Ahu Tuğba’nın geçmişte bir yakınlaşması olan insanlardı onlar. O insanları biz bulmuyoruz, Ahu Tuğba tarafından lanse ediliyordu.

Kıyamet kopuyordu televizyonlarda.
Evet, ne zararı vardı sence? Amerika’da çok örnekleri var.

Ahu Tuğba'ya tokat attırmakta mı bir kurmaca idi?
Yok değildi. Zaten tokat olayı başka bir programda oldu!

Tokattan sonra mı durdu?
Yok, bir gün önce durdu. Niye durduğunu ben de bilmiyorum. Ben emir kuluydum dibini bilemem ki bunun. RTÜK’ün o programlara dur demesine asla ve asla kırgın değilim. Bak yürekten söylüyorum. RTÜK’ün kırgın olduğum noktası, benim gibi gündüz hanımların ellerini öpen, saygıda kusur etmeyen kişiye diyebilirlerdi ki “Senin kılık kıyafetin biraz abartılı, daha egzajere etmeden giyin, biraz daha dikkat et." Mesela yani... Ama benimki öyle bir şey değil, ben sabahları güller takıyordum yakama, şallar takıyordum, yani onlar göze batıyordu. Yani beni sindirebilirlerdi!

Yapar mıydın?
Yapardım, çünkü kötü bir şey olmayacaktı. Ama nereye giderdim, ne yapardım, ne olurdu? Sonra yaptım; yemek programı da yaptım ancak o büyü bir kere bozuldu mu devamı gelmiyor. Uzakta kaldığım dönemde “Ulan ben ne kadar yanlış şeyler yapmışım” dedim! Diretebilirdim. Bu benim istediğim gibi olsun diyebilirdim. Savunmalıydım kendimi! Bir sabah dedim ki “Ben ne için bu savaşı veriyorum. Bir sürü insanı kırmışım, küstürmüşüm! Ben böyle bir insan değilim ki!" dedim. Ben dünyada en zor bulunan peyniri balı isteyen biri değilim ki! Neyin hırsı, dedim kendi kendime. Sırt çantamı aldım. Arkadaşıma "Sen benim evimde kalır mısın?" dedim. Kaldı, evin ağzına sıçtı o ayrı bir mesele! Evim villa, açık-kapalı havuz falan filan, ben gidiyorum dedim, giderken bu kadar uzun kalacağımı düşünmedim.

Şimdi yine yeni bir şarkı yaptın, paraları harcıyorsun, klipler çekiyorsun, ben o klipleri hiçbir yerde görmüyorum.
E yayınlamıyorlar! Müzik kanalının denetlemesi "Klibi beğenmedim" diyor. Beğenmiyor, bu tek benim başıma gelmiş bir şey değil ki! Gidip demek istiyorsun ki “Hop, ben dört yıl sanat okudum, senin uzaktan yakından adını duymadığın mitoloji hikâyelerini biliyorum. Renklerin uyumu ,renklerin skalaları, bunları ben okudum.” Bu belirli bir dönemden sonra olan şeyler ondan önce yoktu! Her şeyim vardı. Bundan tek ben muzdarip değilim, bundan yakınan o kadar şarkıcı  var ki! Hele Power Turk’ü hiç anlayamıyorum! Aslında benim tek umudum, beni seven, benim ruhumu, hislerimi anlayan insanların benim renklerimi keşfedebilen insanların bana destek vermesi. Ama bizim ülkemizde maalesef böyle bir şey yok!

Herkes köstek mi oluyor?
Ben onu gidip geldikten sonra anladım. Şimdi bir soru soracağım, senin yanıtlaman lazım. Benim yüzüm bozuldu doğru ama benim yüzüm televizyona çıkamayacak kadar kötü mü?

BENİM HİÇ ESTETİĞİM YOK!
Hayır, makyajla hiç bir şey belli olmuyor

Evet. Bazı kişiler "Aydın’ın yüzü bozuldu TV'ye çıkamıyor" dedi. Sahne için de “Aydın o kadar kilo aldı ki yürüyemiyor bile” dediler! Çüş diyorsun ve bunu söyleyenleri duyuyorsun! Sonradan anladım ki TV ne büyük bir güçmüş. Bunlar, yalan dolan zaten varmış ama TV beni ayakta tutuyormuş. Müzik sektörünün başındaki kişiler değişmedikçe, değişim olmaz. Müzik sektöründe temiz, vicdanlı, herkese eşit mesafede durabilen, herkese insan olduğunun bilinciyle yaklaşan kişiler olmalı. Muhakkak kayırmalar olacak, onlar olsun, dünyada her yerde var. Ama benim klibimi üç, dört kere de yayınlasa benim ışığım o klibi tanıtmaya yetiyor. İnsanın içi istiyor! Ben inanıyorum ki sosyal medya bir gün el uzatacak, bazı insanların yanında olacak. Sosyal medya bazı şeyleri yenecek.

Estetik meselesinde pişman oldun mu hiç? Senin sadece yanaklarındaki dolgular var değil mi?
Benim hiç estetik ameliyatım yok, dikişli yapılmış bir şeyim yok. Enjeksiyonla yapılmış. Ha matah bir şey mi, değil tabii ki! Bir milyon kişide rastlanacak şey benim başıma geldi. Alerji oldu. Yapılan dolgu içeride morardı. Ama onu öyle bir gösterdiler ki! Bazı kadrajlardan rahatsız edici görüntüler veriyorsun ama iyi niyetli insanlar onu göz ardı edebiliyordu. Ama bakıyorsun, boynunu aşağıya eğmişsin, yani anatomik olarak boynunu aşağıya eğersen buranda bir kırışıklık olur… Kat kat olmuş, ameliyat izleri… Ulan bu ne diyorsun!  Ve bunlar üzerime yapıştırıldı, başarılı da oldular.

Bu kilo alma da mutsuzluğun sebebi mi?
Bana doktor dedi ki senin yaşadıklarını yaşayan bir kişi intihara teşebbüs edebilirdi. Olabilecek bir durumdu sen güzel atlattın. Tabii bunları atlatırken hayatın boyunca kullanmadığın antideprasanlara kucak açıyorsun, antidepresan ruhunu iyi yapıyor ama bedenini mahvediyor.

Şimdi bıraktın.
Bıraktım. Kilolarımı veriyorum zaten. Ama epey bir aldım. Belki hep kilolu biri olarak çıkaydım televizyona, belki tolore edilebilirdi. Ama ben hep 70-75 kiloydum bir anda değiştim.

BENİ ÇIKAN SPEKÜLASYONLAR MAHVETTİ 
Çevrendeki insanlar değişti mi?
Televizyon programın bittiği an, başka bir hayata adım atıyorsun. Benim gibi televizyon programı yapıp, kaç yıl o kadar reyting alıp bittiği gün yeni bir hayata adım atıyorsun.

Ne kadar üzücü değil mi?
Yani üzülmüyorum, insanoğlu tamamen menfaatleriyle hareket ediyor... Üzülmemek lazım, bunları bilerek adım atıyoruz. Allahtan okumuş görmüş insanım da biraz kafam çalışıyor, şöhretin bedelini sindirebilecek durumdayım. Tek derdim enerjimin bitmemesi. Enerjim bitmediği için iş yapmak istiyorum. Hiç iş yapmıyor, evde oturuyor gibi bir şey yok. Ama bir popüler olmak var. Onu sağlamak için de göz önünde olmak gerekir.

Bu sahne tozu yutmak gibi diyorsun.
Yani düşün, bugün 70’ine de gelsen o hisler içinden yok olmuyor. 2, 2 eşittir 4! Şöhret böyle bir şey. İyi yanları kadar, kötü yanları da var. Aklın varsa, güzel geçirirsin. Beni hiç bir zaman TV programı yıpratmadı, çıkan spekülasyonlar mahvetti. Düşünsene Gecenin 2’sinde yurtdışında telefonların çalıyor avaz avaz ve sen o telefonları açmıyorsun. Tanımadığın numaralar. Sonra tanıdığın bir numara arıyor, “İyi misin?”, “İyiyim” diyorum. “Ay böyle böyle haberler geliyor” diyor. “Yok be, iyiyim, oturuyorum evde” diyorum. Gecenin 2, 3’ü gazetecilere arayıp açıklama yapıyorum. Sabah uyandığım zaman ‘Aydın öldürüldü’ haberini annemlerden saklıyorum, yüreğine inmesin. Zaten o haberleri yapanın da yaptıranın da sağ salim olduğuna inanmıyorum! Bu kadar ah alınca… Fakat şu ana gelirsek, hayatımdan memnunum çünkü çok olgunlaştım. Bir TV programı yaparsam başarılı olabilirim ama sivri işe alışmış bir insanın sivri olmayan bir işi yapması da onu mutlu etmiyor. Çok garip.

ACUN'A VERİLEN FIRSATLAR BANA VERİLSE...
Hep konuşulmak istiyorsun.

Diyorsun ki kaç yıl TV yapmışım artık biliyorsun hinliklerini. Buraya bir nokta atışı yapmak lazım, orada seyirciyi toplarım diyorsun ama olmaz yapamıyorsun.Yani Acun’a verilen fırsatlar bize de verilse… Ama bana da dediler ki “En çok Acun’a ceza kesiliyor.”

Kim dedi?
Can Tanrıyar dedi, “Çok ceza geliyor ona RTÜK’ten” dedi.

Hiç şöyle bir şey düşündün mü Aydın: Biraz iktidara yakın durayım, ben de paramı kazanayım…
Öyle bir şey olma ihtimali yoktu zaten. Hiçbir zaman bana kucak açacak bir durum olmadı. Yani aklıma hiçbir zaman öyle bir şey gelmedi. Yani çok isterim ki bir gün çok değerli büyüklerimin karşılarına geçip “Beni nasıl tanıyorsunuz?” diye konuşmak. Çıkacak sonuçları çok merak ediyorum. Gerçekten insanın saçı başı kıyafeti bu kadar ele veriyorsa, diğer yaptıkları da bilinmeli. Kılık kıyafet dışında, okul, kariyer, yaptıklarım, aldığım ödüller hiçbir zaman bilinmedi. Normalde de böyledir zaten. İlla ki kıçının gözükmesi lazım ki haber olsun, ödüllü filmleri kim haber yapar ki? İçki içmem. Üç senedir sigara da içmiyorum. Tek eşliyim, çok önemli bir şey bu. Harbi tek eşliyim. Hayatımda hiç bir şekilde kendime partner aramadım sokaklarda. Evciyim, evimi severim. Yani benim gibi ahlaklısı var mı? Bana göre yok!

Seni bu cümleleri kurmak zorunda bırakmak acı değil mi?
Bu cümleleri herkes kurmaya başladı, uzun zamandır. Çocukluğumuzda ne kimseye "Nerelisin?" diye sorardık, ne de "Hangi dindensin?" diye sorardık! Böyle bir tanışma şekli yoktu. Artık herkes birbirine, hangi  partiye eğilimli olduğuna kadar soruyor. Ona göre, arkadaş edinsin mi edinmesin mi… Biz sağı da gördük solu da; okul dönemi.

BABAM BİR KERE BİLE SAHNEME GELİP BENİ SEYRETMEDİ!
Sen Fatih’te büyüdün. Tutuculuk senin döneminde de var mıydı Fatih’te?
Fatih’te yetiştim, tutuculuk sülalemde olan bir şeydi. Babaannem, dedem ilk hacılardı oraya yerleşen. Hacı olduğu için Fatih’i seçmişler. Babaannemin yanına böyle bir hanımağa edasıyla gidilirdi. Annemler onun yanında daha edepli giyinirlerdi. Eşarplarını takarlardı. Annemler onların yanında destur edepli olurdu, şimdiki ‘Hürrem’ dizisi gibi. Liselerarası müzik yarışmasına katıldım. Amcamlarım “Tasvip etmedik” lafıyla başladı eleştiriler. Liselerarası Milliyet’in müzik yarışması. E neyi tasvip etmediniz? Babama da amcama da savaştım. Babam hiçbir zaman bana “Gurur duyuyorum seninle” demedi beni. Bana zorla işletme-iktisatı okutmuş bir adam. Düşünsene yıllarca Mısır Tanrısı Ra’nın ne tarafa doğru bakıp ne demek istediğini okuyup, bununla ilgili tez hazırlıyorsun sonra herif seni yolluyor, finans okuyorsun.

Ne iş yapıyordu baban?
Babam Galatasaray mezunu. İşletme Fakültesi, İstanbul Üniversitesi. Ama tatlıcıydı.

Sen tek çocuk musun?
Evet.

O yüzden annene çok düşkünsün?
Kim değil ki? Anneme çok düşkünüm ama üç ay görmediğim zamanlar da oldu. Güzel bir şey anneye düşkün olmak. Babaya düşkün olamıyor ki insan, babaya düşkün olanı da yok

HİÇ BİR ZAMAN, SENİN KİRLİ PARANI İSTEMEM DEMEDİLER! 
Niye, çok babaya düşkün evlatlar da var.

Küçükken. Büyüdükçe geçiyor o. Babalar hiçbir zaman evladına öyle yapışmaz. Ben onun acısını çok çektim. Hiçbir zaman babam, o sevgisine rağmen... Babam da akıllı bir adamdı. Ölmeden önce lafı gediğine koyup gitti. Artık yukarıda hesaplaşacağız. Ben “Gidiciyim herhalde” dedi. Kanser hastalığında, ölüme yakın, şöyle dedi: “Sağol, bize bu yaşa kadar torun yerine kedileri sevdirttin!” Nasıl kötü oldum anlatamam, kendime günlerce gelemedim. Ben ona o cümlenin üzerine binlerce söz söylerim de bizde hâlâ bir el pençe divan, bir şey diyemedim. İçime oturdu ama sonra anneme söyledim. Babam bir kere bile sahneme gelip beni seyretmedi kardeşim! Annem hep en önde oldu ama babam hiç yoktu. İstemedi… Karagümrüklü bir adam ya… Biraz da ben frapanım. Kimbilir kulağına ne duyumlar gidiyorsa, hoşuna gitmiyordu. Ama parayı da seviyorlardı maşallah, o ne olacak? Hiçbir zaman “Al paranı lan, istemem senin kirli paranı!” demediler. O nasıl olacak?

Hem tasvip etmediler hem de parayı seviyorlardı diyorsun!
Ama çok özlüyorum. Haftada bir gün babama giderim, “Ne olurdu baba bana sarılsaydın…” diyorum. İnanılmaz özlüyorum babamı. Babamı bu kadar özleyeceğimi hiç ummazdım.

Aydın, o şaşaalı dönemde bir gün bu yıkılacak ve biz bunun altında kalacağız dediğin oldu mu?
Hep oldu.

Bazı insanlar hep süreceğini düşünür ya.
Ay yok mümkün değil ben hep öyle düşündüm bu bir aura işi. Varsa var yoksa yok. Milyonlarca insanda ne sesler var ama bir tane karga geliyor, kargada demeyeyim, orta halli bir ses ortalığı yakıp kavuruyor. 1990’dan 2015’e hâlâ aynı. "Kuşum Abi, Kuşum Aydın" yedi yaşındakiler… Oraya kadar gelmişim. Yani 2015 yılının yedi yaşı ‘Kuşum Aydın’ diyor. Demek ki bir ışık saçıyorsun. Bu kadar az TV’ye çıkmama rağmen, göründüğüm programda odak noktası oluyorsun. Torpile de gerek olmuyor. Öğrenilmiyor bu ama bunu iyi kullanmak gerekiyor. Ben kâh iyi kullandım, kâh kötü kullandım. TV işinin çok yeni olduğu dönemde star olmasaydım belki hiç olamayacaktım. Ben kamera nedir bilmiyordum ki yani! Televizyonda birdenbire değişik, her şeyi farklı, renkli gömlekler giyen, şıkır şıkır, parlak, yumurta gibi denilen bir çocuk vardı karşılarında.

KLİPLERİMİZİ YOK ETMİŞLER
Aydın sizin eski kliplerinizin müzik kanalının arşivinden çıkartılıp yok edildiği doğru mu?

Evet, bana VJ Bülent anlattı; dijitale geçerken hepsini çöpe atmışlar. Ben VJ Bülent’e inanıyorum bir kere. Ama bunu sorsan “Yok öyle bir şey, biz geldiğimizde yoktu” falan derler…

Sende var mı?
Bende var. Allahtan! Ama bu bir gerçek. Şu an arşivde Kuşum Aydın klibi yok, ama kulüpte çıkıyorum, marş gibi söylüyor millet.

Ne büyük acımasızlık.
Bu ülkede farklı bir rengin olması çok zor.

Savaş veriyorsun?
Nesine savaşacağım, ben savaşmıyorum. Ben onların müzik sektörüne hizmet ettiklerini düşünmüyorum. Bu ülkede müzik sektöründe de yeterli desteğin verildiğini düşünmüyorum. Özel bir kurum; keyfime geleni yayınlarım keyfime geleni yayınlamam diyor!

Başkası kaderin hakkında karar veriyor.
Bu her zaman böyledir başkasının mutluluğu senin mutsuzluğun, başkasının mutsuzluğu senin mutluluğun olabilir. Onun için hayattaki tek isteğim herkesle el ele tutuşabilmek. Aman artık ben TV programı yapabilirim ama başkasına acı verirse o da çok üzücü. Benim kimseyle bir şeyim yok ki! Otursak birbirimizi dinlesek belki çok iyi arkadaş oluruz yani… Hayattaki tek isteğim, herkesle el ele tutuşmak. Ne olur el ele tutuşsak. Başkalarının üzüleceği benim sevineceğim bir ortamsa, yaşamak istemiyorum onu. Yani bunu da düşünmek lazım. Artık bunları bir kenara atalım bütünleşelim. İnsan olduğumuzu anlayıp bütünleşelim. Dünyada kimse cinselliğiyle, osuyla busuyla var değil… Bıraksın bunları herkes. Toplum kuralları içinde, açık alanda göz önünde yapılan davranışları ben de tasvip etmiyorum ama bunun dışında Allah aşkına artık üzülmesin hiç kimse yani… Yani öyle sevineceksem önümüzdeki dönemlerde sevinmemeyi tercih ederim…