Bir bağımlılık olarak yemek yemek: Ameliyat öncesinde psikolojik destek alınmalı

Yeme bozuklukları konusunda çalışan uzman psikiyatr Prof. Dr. Asena Akdemir, yemek yemenin bir çeşit bağımlılık olduğunu ve ameliyat gibi çözümlerden önce mutlaka psikolojik destek alınması gerektiğini söylüyor.
Bir bağımlılık olarak yemek yemek: Ameliyat öncesinde psikolojik destek alınmalı

Prof. Dr. Asena Akdemir, yeme bozuklukları dalında uzman psikiyatr. Türklerin yemek kültürünün aslında gayet sağlıklı olduğunu, kişilerin mutlaka kendi yapılarına uygun diyet yapması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Akdemir, yeme bozukluklarının psikolojik yönlerine karşı da uyarıyor. “Bazı obezite hastaları, yemeği bir şeylerin yerine koyuyor. Onların sadece diyet yapması, ya da ameliyat olması tek başına bir çözüm değil” diyen Prof. Dr. Akdemir, bu kişilerin mutlaka psikolojik destek de alması gerektiğini söylüyor.

 

Yeme bozukluğunun sebebi üzerimizdeki “zayıfla baskısı” mı, yoksa başka psikiyatrik sebepleri mi var?

Türkiye’de yeme bozukluğu hastaları arttı. Bu konuda dünyayı yakaladık diyebilirim. Bunun sebebini tek bir şeyle açıklayamayız. Medyanın da etkisi var, ama sadece medyayı suçlayamam. Çünkü medya herkese, aynı şekilde ulaşıyor. İçlerinden bazıları bundan daha fazla etkileniyor. Çok çeşitli yeme bozuklukları var. Bazılarında baskınlığın daha fazla etkisi var. Anoreksiya ve bulimiya nervoza hastalığımız var. Beden algısında çevrenin etkisi var.

“ÇOCUKLARINA ‘AYI GİBİSİN’ DİYEN AİLELER VAR”

Aslında bizlere, ekrandaki kişiler üzerinden bir baskı da yapılıyor... 

Bir ünlü biraz kilo alsa, haber “çok şişmanladı” şeklinde veriliyor. Bu mesaj özellikle gençleri çok etkiliyor. Kore’de bir çalışma yapmışlar. Gençlerin yüzde 75’inin kilosundan memnun olmadığı ortaya çıkmış. Çünkü ‘güzel insan’ anlayışı için, zayıf kişiler ve mankenler kullanıyor. Şimdi bunu kırmaya çalışıyorlar. Mankenler de sıfır beden dediğimiz 34’ten 36’ya çıktı, ama mesela 40-42 beden hala “şişman” addediliyor ve aşağılanıyor. Türkiye’de ben kendi ailesinden “ayı gibisin” lafını duyan çocuklar biliyorum. Ve onlar daha çok hastalanıyor.

“26 KİLO, AMA KENDİNİ ŞİŞMAN GÖRÜYOR”

Yeme bozuklukları ya da kişinin kendisiyle ilgili algı bozuklukları yaşamasının sebebi, asıl işi diyetisyenlik olmayan kişiler diyebilir miyiz?

İşinin ehli olmayan insanların bir işe karışması her meslek için tehlikeli. Diyetisyen için de tehlikeli, psikiyatrist için de... Biraz da sivil toplum inisiyatifinin olması lazım. İnsanların kendilerine verilen yöntemleri sorgulaması gerekir. Ama “bu yöntem yanlış” diyebilecek bir sivil toplum anlayışı yok. Ancak devlet yasaklarsa yasaklanıyor.

Çok fazla diyet yapmak yeme bozukluğuna yol açar mı?

Her insanda yol açmaz. Ama bazı insanlar o çarkın içine girdiği zaman geri dönemiyor. Bir grup hasta başlangıçta çok şişman oluyor. Bir süre sonra beden algısı çok bozulmaya başlıyor. Sonrasında yeme atakları oluyor. Atakların altında da kendini cezalandırmak, ya da sadece keyif almaya yönelik oluyor. İnsanlar gün içinde acayip yemek yiyor, eve geldiğinde kendini kısıtlıyor. Sonra gece geç saatlerde ne buluyorsa yiyor.

Yeme bozukluğu olan bazı insanlar 80-90 kiloya çıkıyor. “Çok şişmanladım” diyerek diyete başlıyor, 40 kiloya kadar düşüyor, durduramıyorlar. Sanki psikoz hasta gibi kendini çok şişman olarak algılamaya başlıyor. 26 kilo olan hastam kendisine bakıyor ve “ne kadar şişmanım değil mi” diyor. “Karşıdan gelen 26 kiloluk kadına ne dersin” diye sorduğumda ise “çok zayıf derim” diyor. Bu da gerçeği değerlendirme kabiliyetlerinin bozuk olduğunu gösteriyor.

Peki sürekli yeni diyetler bir şeyler deneyip başarısız olmamızın yeme bozukluklarında etkisi var mıdır?

Evet. Beden algınız bozuluyor. Bunun sonrasında ciddi beslenme bozuklukları yaşayabilirsiniz. Kilo vermek için doğal yöntemler var. Sabah Türk tipi kahvaltı yapılacak, yani bir iki dilim ekmek, peynir, domates falan... Bunu haftada bir değiştirin, yumurta yiyin mesela. Yediğiniz şeylerin miktarını iyi belirleyin. Yediğiniz her şeyin gramını ölçmeniz, o kadar obsesif olmanız gerekmiyor. Kahvaltıdan sonra da çıkıp yürüyün. Bir süre sonra bu tempoya alışıyorsunuz zaten. Ama bunu hayatınızın bir parçası haline getirmeniz önemli.

Aneroksiya sadece popüler kültür dünyasına ait, hatta “manken hastalığı” zannediliyor.

Ev kadınlarında da çok görülüyor. Yeme bozukluğu olan bazı insanlar zayıf olur, bazıları da normal kiloda olur. Toplum içinde hiç fark etmeden, hayatlarını normal akışında götürebilirler. Onlar da tedaviye kolay kolay gelmez zaten. Araştırmalar üniversitedeki öğretim üyelerinin de, öğrencilerin de, başka mesleklerden insanların da yemek bozukluğu ve anoreksiya yaşadığını ortaya koyuyor.

Sonra gidiyor kusuyor…

Evet. Kustuğu zaman da pişmanlık hissediyor. Bu döngünün içerisine giriyor, sonra yemek yiyemez hale geliyor. Normalde hiç yemek yemiyor, sonra eve gidip ne bulursa yiyor. Buzdolabının başına oturup peynir, zeytin yiyor. Sonra reçeli karıştırıyor. Arkasından çorba içiyor. Sonra gidip kusuyor. Bir ara Donatella Versace’nin kızı Allegra’nın fotoğraflarını hastaların odasına koyuyor, onu kötü bir örnek gösteriyordum. Bu kadın 25-30 kilo filandır. Bunu güzellik uğruna yapıyoruz.

"‘COMFORT FOOD’ PİŞMANLIĞA YOL AÇIYOR"

Diyet sektörü ruhsal sağlığını da bozabilecek bir hale geldi diyebilir miyiz?

Diyet yaparken sağlıklı bir şekilde beslenmeye dikkat edilmiyor. Bu da tabii ruh sağlığımızı bozabiliyor. “Hiç karbonhidrat tüketme” ya da “Yağı kes, günde üç saat spor yap” deniliyor. Bunların dışında sağlıklı bir beslenme şekli de var. Türkiye’de normal yeme alışkanlıklarımızı kaybediyoruz. Bana gelenlere “en son ne zaman taze fasulye yedin” diye soruyorum, birçoğu hatırlamıyor. Evde anneler de yapmamaya başlıyor. O da onun daha kolay olduğunu düşünüyor. Bunlar “comfort food” yemekler. Fast Food’dan farklı bir anlamı var bu kelimenin. Evde oturup yediğimiz kurabiyeler, dondurmalar, bisküviler bize keyif veriyor. Anlık olarak kendimizi daha iyi hissediyoruz, sonra pişmanlık oluyor.

Peki niye yiyoruz? Niye zayıflamak istiyoruz sorusunun da karşılığı bu...

Yemekle insan psikolojisi arasında bir ilişki var. Mesela depresyonun ilk belirtisi iştah kesintisidir. Atipik depresyonsa, insan buzdolabının başından ayrılamaz. Ama yemek ve psikoloji arasındaki ilişkiyi sadece biyolojik mekanizmayla açıklayamayız. Tıpkı seks ve uyku gibi, yemek yemek de sosyalleşmenin bir aracı. Bazı insanlar doyma isteğini yemekle sağlıyor. Birisine sarılmak yerine yemek yiyor.

“DUYGUSAL EKSİKLİĞİ OLANLAR KENDİNİ YEMEĞE VURUYOR”

Tam tersi şekilde, kendinden nefret eden bir insan, kendini yüzüne bakılmayacak bir hale getirmeye çalışabilir mi?

Teorik olarak mümkün. Ama bu çok sık görülen bir şey değil. Genelde kendinden nefret edenler başka şeyler yapıyorlar. Çok yemek yiyerek değil de, yemek yemeyi kısıtlamak şeklinde... Ya da kendine zarar verebiliyor, kolunu, bacağını kesebiliyor. Genelde duygusal anlamda eksik olanlar yemek yiyorlar.

O zaman şöyle bir şey söyleyebilir miyiz: Yeme bozukluğumuz varsa eğer, sağlıklı beslenmek için bir uzmana gitmeli ve psikiyatrik destek görmeliyiz.

Evet. Biz diğer disiplinlerle ortak çalışıyoruz. Diyelim ki kişinin psikolojik bir bozukluğu var, bu yüzden yemek yiyor ve şekerli besinlerle besleniyor. Burada psikolojik bir yaklaşıma ihtiyaç var. Obezite tedavisi yaptığım hastalarım var mesela, yemeği bir şeylerin yerine koyuyor mu diye bakıyoruz. Bazıları yalnızlık hissi yüzünden yemek yiyor. Sohbet edeceği arkadaşları olmadığı zaman onun yerini yemekle dolduruyor. Koca bir tabak yemekle, televizyon karşısına oturuyor. O zaman ne yediğini de bilmiyor. Ya da eşiyle ilişkisi kötü gidiyorsa da yemek yiyor. Kiloyla ilgili problem beden algısını bozuyor. Bu sefer eşle ilişkiler daha kötü gidiyor. Bu bir kısır döngüye dönüşüyor. Spor da yapmıyorsa, şişmanlıyor. Ki çok şişman olduğumuz zaman da spor yapamıyoruz. Bunun da iki sebebi var. Birincisi etraftakiler dalga geçecekler korkusu... İkincisi de, spor yapınca nefes alacak haliniz kalmıyor. Sonra da kalple ilgili sorunlar çıkıyor. Bir de gece yeme sorunu var; “Gece Yeme Sendromu”. Yemeğinizin yüzde 25’ten sonrasını akşam yiyorsanız, böyle bir hastalıktan söz edebiliriz.

“AKLI BAŞINDA BİR İNSANIN DUKAN DİYETİ YAPMAMASI LAZIM!”

Dukan ve Karatay diyetleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Dukan diyetini aklı başında bir adamın yapmaması lazım. Sadece protein alımının böbrek işlevleri üzerine falan olumsuz etkileri var. Karatay diyeti aslında kötü bir diyet değil. Ama herkese aynı diyet veriliyor. Olur mu öyle hiç? Ben diyabetim mesela. O zaman benim ara öğünlerimin, normal öğünlerimin olması lazım. Karatay diyeti ise “Üç öğün yeterli, ara öğün yeme” diyor. Fakat ben ara öğün yemeyip hipoglisemiye girdiğim zaman düşünme yeteneğimi kaybediyorum.

Hiç karbonhidrat yemeden insanın beyin melekeleri çalışmaz ki…

Evet. Mesela dengeli beslenme diye bir şey söyleniyor. Tek tip beslenmenin anlamı yok. Sağlıklı beslenmenin bir kuralı var: Her şeyden ye, ama az az ye. Esas önemli olan da hareket. Bizler hareket etmiyoruz. Ben dedemin hiç rejim yaptığını hatırlamıyorum. Önüne ne gelirse yerdi. 90 yaşındayken bile her yere yürüyerek gidiyordu. Tarlaya da, çalışmaya da… Bizim ise hareketimiz yok. Ben iş yerimde sabahtan akşama kadar oturarak çalışıyorum. Günde bir saat yürüyüş yapmak gerekiyor. Bu düzenlemeleri yapmadığınız zaman istediğiniz kadar diyet yapın... Sonrasında iş hasta olmaya kadar gidiyor. Hiçbir zaman kendimizi beğenmiyoruz. Halbuki insanın en önemli ihtiyaçlarından biri kendini beğenmesi, kendinden memnun olmasıdır. Bunu sağlayamadığınız sürece de ortaya hastalıklar çıkacaktır.

“TÜRK HALKINDA OBEZİTE YENİ BAŞLADI”

Eskiden Türk halkı bu kadar şişman değildi, obezite yeni başladı. Okullarda bir sıkıntı... Ben Hatay’da Mustafa Kemal Üniversitesi’ndeyken 1200 öğrenci üzerinde bir çalışma yapmıştım. Öğrenciler o kadar da şişman çıkmamıştı. Ki Hatay mutfağı da oldukça büyüktür, ama obez çıkmadı. Şöyle bir şey çıktı: Normal kiloda olan çocukların yüzde 40 kadarı “zayıflamam gerek” dedi. Erkekler çok söylemediği için ortalama yüzde 40 oldu. Çünkü kadınların daha çok zayıflaması için bir medya algısı var. Erkekler için böyle bir dayatma yok. Erkeklerde de “kas yapmak” ihtiyacı çıktı. Ama kadınlar için “bedenin şu olması gelinliğin içinde güzel olur” şeklinde başlıyorlar ve bu hayat boyunca devam ediyor. Bütün ülkelerde aynı baskı var. Burada da medyayı suçlayabiliriz.

Diyet sektörü de bu algıyı kullanıyor olabilir mi?

Tabi, sonuçta kapitalizmde yaşıyoruz. Size söylenen şeyler para kaygısıyla söyleniyor. Yemek de, diyet de bir sektör. Nasıl arabalar çok satsın diye reklamlarda kızları koyuyorlar, burada da satış yapmak için bazı şeyler söyleniyor. “Vücut yağ oranınız şu seviyeye çıkarsa kalp hastası olursunuz” ya da “Tansiyonunuz şu seviyeye çıkar, emboli atma riskiniz artar” demeye kadar getirdiler işi. Ama bunların hepsi doğru değil. Her diyetisyen işini çok iyi biliyor diyemeyiz. Her doktor, her gazeteci işini çok iyi yapıyor anlamına gelmediği gibi… Diyetlerden para kazanan bir sektör var. Ama insanlar bu tip şeyleri duydukları ya da okudukları zaman “bunun mantığı var mı” diye kendine sormalı.

Kendimizle ilgili beden algımızın bozulduğunu nasıl anlarız? İlk belirti nedir?

Bedenle ilgili sürekli memnuniyetsizlik hissedilir, sürekli bir arayış içerisinde olunur. Kişi kendisini sürekli diyet yapmak zorunda hisseder. Bir süre sonra da diyetle kalmayıp, estetik cerrahiye başvurmaya gidiliyor. Liposuciton, mide küçültme ameliyatları yapılıyor. Ama genel olarak insanlar bu algılarının bozuk olduğunu ve aslında bir yeme bozukluğu yaşadıklarını hiç anlamıyorlar. “Gayet normalim, çok sağlıklıyım” diye düşünüyor. Keşke yeme bozukluğuna gittiğini anlayabilse… O zaman zaten sorun kalmaz.

"AMELİYAT ÖNCESİNDE ÖNLEYİCİ TEDAVİ ŞART!"

Liposuction ya da mide küçültme ameliyatları sağlıklı mı?

Ameliyat yaptırma noktasına gelene dek zaten bir sağlık kaybı oluyor. Mesela ameliyat yaptıran adam 200 kilo olmuş, doğal olarak 200 kiloluk birisi sağlıklı olamaz. Ameliyat noktasına gelmeden başka sağlık önlemlerinin alınması gerekiyor. Mesela okullarda sağlıklı beslenmeyle ilgili ders konulabilir. Yani ameliyattan önce, o noktaya gelinmesini önleyici tedavi şart!

Mide küçültme ameliyatları sonrasında hastalar neredeyse yemek yiyemiyor. Orada da psikolojik bir sorun olmuyor mu?

Bu durum hastaların türlerine göre değişiliyor. Bir grup hasta yemek bağımlısı oluyor. O bağımlılığını yok ettiğimiz zaman alkol, madde ve kumar bağımlılığı artıyor. Ameliyat sonrasında oluşan psikolojik bozuklukları engellemek için doğru düzgün bir diyetisyen yardımı ve psikolojik destek alınması lazım. Özellikle “gece yeme sendromu” olanlarda ameliyat işe yaramıyor. Çünkü ameliyattan sonra hamburgeri blender’dan geçirip yemeye kalkıyor! Ancak hastaların hepsi bağımlı değil. Bir kısmı başka sebepler yüzünden yeme bozukluğu çekiyor. Onlar için öyle bir sorun ortaya çıkmıyor.

“YEMEK BAŞLICA UĞRAŞIMIZ HALİNE GELDİ”

Yemek bizim başlıca uğraşımız haline geldi, ama aklımızın sürekli yemekte ve yememekte olmaması lazım. Hastalar için zaten konuşacakları bir konu yok. Tek odaklandıkları şey yemek ve kilo… Yeme bozukluğu olmaması için, sağlıklı insan ilişkisi gerekiyor. Arkadaş çevrenizin, sohbet edeceğiniz birilerinin olması gerekiyor. Sohbetler sadece sosyal medya üzerinden gerçekleşiyor, bu yüzden Facebook’ta ve Instagram’da iyi görünmek bir numaralı kural haline geldi. Yemeğe gittiğin zaman bile yemek yemeye ve sohbet etmeye değil, oradaki görüntüyü paylaşmaya odaklanıyorsun. Çünkü görüntü diğer şeylerin önüne geçmeye başladı.

Bana gelen bazı danışanlar “Çok canım sıkılıyor, yapacak bir şeyim yok” diyor. Diyorum ki “Başka bir insan için bir şey yaptın mı? Mesela hayatında hiç yetiştirme yurduna gittin mi?” Cevap: Hayır. Yardım yapma işini sadece “Somali için 10 lira” “Deprem için 25 lira” sanıyorlar. Sadaka kültürü de yerleşiyor anladığım kadarıyla. O yemenizi de etkiliyor, her şeyinizi etkiliyor.

YENİ BİR HASTALIK: OTOREKSİYA YA DA SAĞLIKLI BESLENME TAKINTISI

Şimdi bir de “Otoreksiya” hastalığı çıktı. O da sağlıklı beslenme takıntısı... Sadece sebze ve meyve yiyerek sağlıklı beslenebileceğini düşünüyor. Bir yerden sonra kendilerini o kadar kısıtlıyorlar ki, yemek yiyemez hale geliyorlar.

Bizde çocuklara küçük yaşlarda “Tabağını bitirmezsen arkandan ağlar” deniyor…

Çocuk “benim midem çöplük mü” diye sorabilir mi? Çocuğun tabağına yiyebileceği kadar yemek koyulmalı.

Küçüklüğümüzde yaşadığımız herhangi bir psikolojik travma, yeme bozukluğuna ya da şişmanlığa yol açar mı?

Anoreksiya hastalarının geçmişinde cinsel tacizin diğer hastalıklara göre daha fazla etkisinin olduğunu biliyoruz. Yemek yemeyince kilo almıyor, bu şekilde kadınlığı reddetmiş oluyor. Şişmanlamadığınız zaman kalçanız büyümüyor, memeler çıkmıyor. Adet görmüyorsunuz. Anoreksiya’nın yarattığı en büyük problemi hormonal bozukluk zaten. Dolayısıyla çocuk sahibi olamıyorsunuz. Şişmanlar için yapılmış bir çalışma bilmiyorum.

“TÜRK YEMEK KÜLTÜRÜNE SAHİP ÇIKARSAK DİYETE GEREK KALMAZ”

Peki yeme bozukluğu yaşamamak için yapabileceğimiz bir şey var mıdır?

Annelerin uyanık olması gerekiyor. Çocuklarının sağlıklı beslenmesini sağlamak zorundalar. Annelere “ne pişirmeli” şeklinde programlar yerine “nasıl sağlıklı beslenilir” gibi programlar yapılabilir. Mesela Amerikan hükümeti Jamie’ye dünyanın parasını vermiş. Çünkü Amerika’da çocuklara “nasıl sağlıklı beslenilir”in dersini veriyor. Türk yemek kültürüne sahip çıkabiliriz. Bir başka önerim de gazetelerin, medyanın doğru beslenme konusunda bilgi vermesi. Aynı zamanda hükümetin de, tıpkı sigaraya hayır dediği gibi tuza, şekere, cipse de hayır demesi lazım. Mesela New York’ta restoranlarda masaya tuz koymayı yasakladılar.

Ekmeğin malzemelerinde bazı değişiklikler yaptılar ama ekmek aynı ekmek…

Bizde bir furya çıkıyor, ama arkası gelmiyor. Yaptığınız şeye sahip çıkmanız gerekiyor. Genel olarak açlık sorununu halledemeyen bir insan, estetik değerlere sahip olamıyor. Bizim eğitimimizde o kadar çok problem var ki, diyetle uğraşmak lüks oluyor. Eviniz yoksa tablo alıp asamazsınız…

Peki detoks zararlı bir şey mi?

Neyi, nasıl yaptığınız önemli. Hepsine toptan kötü diyemem. Bazı meyve detoksları hiç zarar vermiyor. Hinduların böyle bir orucu vardır mesela. 3 gün meyve yerler, başka bir şey yemezler. Gayet de sağlıklı oluyor. Bazı geleneksel detokslar gerçekten işe yarıyor. Ama mesela sadece meyveyle yapılan bir detoks, diyabet hastalarına uygun değildir.