Bu süreçte Meclis'te olmak isterdim

"30'unda aydın olur mu demeyin, aydınım." diyen Nihat Doğan'la Gezi Parkı'nda buluştuk. "Biz o yumruk atan milletvekillerinden daha faydalı oluruz" diyen Nihat Doğan, "sosyalistlerden özür diliyor', 'aforizmalarını kitaplaştırıyor', 'faturayı cemaate kestikleri' için AKP'ye kızıyor, 'en büyük hizmetleri yapmış başbakan' dediği Erdoğan'a sevgisini koruyor ve 'yalanmış' dediği magazinden kaçıyor.
Bu süreçte Meclis'te olmak isterdim

Benim son zamanlarda gördüğüm Nihat Doğan, siyasete oynuyor. Milletvekili mi olacaksınız yoksa yerel siyasete mi atılacaksınız, niye siyasetle bu kadar ilgileniyorsunuz?

Aslında ben soruyu ters okuyorum. Şöyle ki, bu ülkenin sorunu, bu insanların ne için siyaset ile ilgilenmediği olmalıydı. Siyaset konuşmak, siyasi fikirlerini anlatmak, Gezi öncesinde fazla revaçta değildi. İnsanlar fikrini, zikrini ortaya koymaktan çekiniyordu. Ama dertli olan insan konuşuyor. Ferhat’a niye dağları deldin diye soramayız. Padişah diyor ki, “Ya Ferhat sen bu çirkin, şaşı kız için mi dağları deldin?” O da diyor ki “Valla padişahım benim baktığım gözle sen Şirin’e baksaydın, bütün dağları delerdin.” Bu ülkeye keşke bütün sanatçı arkadaşlar benim gözümle baksaydı. Ben bir konuşuyorsam diğerleri bin konuşuyor olurdu.

Hep şöyle baktım ben. Bir sonraki milletvekilliği seçiminde Muş’tan aday olacaksınız. Hep oraya yatırım yapıyorsunuz ve bundan sonraki seçimde adaysınız.

Bu bana 8 senedir soruluyor ama ben 8 senedir aday olmadım. İlerisini bilemem. Ama görünen o ki Türkiye’de daha 1,1.5 sene sonra bir seçime girilecek ve benim şu anda böyle bir düşüncem yok. Ancak şu parlamentoda, yatan, uyuklayan, tekme atan, kavga eden, yumruk atan milletvekillerini görünce, biz daha faydalı olurduk diye düşünüyorum. Açıkçası şu süreçte milletvekili olmak isterdim yani. Şu anda parlamentoda 5 dakika konuşma yapmamış, hiç önerge vermemiş, bir sürü milletvekili var. O yüzden biz orda olsaydık daha renkli olurdu

Hangi partiden milletvekili olmak isterdiniz?
Şu an itibariyle bağımsız.

Hepsine eşit mesafede duruyorsunuz gibi algılıyorum?
Ben demokrasi, özgürlükler üzerinden bakıyorum meseleye. Kim daha demokratsa, kim daha fazla özgürlükçüyse ben o partiye daha fazla yakınım. Ben askeri vesayetin yıkılmasında Ak Parti’yi destekledim. Ama bu demek değildir ki yarın Ak Parti vesayetine karşı da sesimizi çıkarmayacağız.

Gezi Parkı’na ilk giden medyatik isimlerdensiniz. Son yıllarda aktivist yönümü de ortaya koymaya çalışan sanatçılardan biriyim. Belki de tekim. Diyarbakır’daki Nevruz’a da gittim, Chavez’in cenazesine de Somali’ye de gittim.

Sosyal medyada bu durumu ti’ye alan bir sürü tvit atıldı. Rahatsız oluyor musunuz?
Hayır hayır, ben ters köşeleri severim. Eleştirel olarak da meseleye bakmam. Çünkü, menfi siyasetin zulmetli gözlükleriyle bakarsan hadiseye meleği şeytan, şeytanı melek, yalanı hakikat, hakikati yalan görürsün.

Oy veriyorsunuz ama değil mi?
Oyumu veriyorum. Kim benim doğrularıma daha yakınsa ona veriyorum. Gezi olayında da, ben aktivistim kardeşim, açık açık konuşayım. Bir kere insanlar şunu bıraksın, ben Somali’ye giderim; “Ooo Nihat Doğan başbakan ile Somali’de, sen İslamcı mısın” diyorlar. Sonrasında Chavez’ e gittim. Chavez’in de doğru gördüğüm bir yönü için gittim. Mavi Marmara olayında bizden yana tavır aldığı için. Bana “sosyalist oldu” dediler. Diyarbakır’a Nevruz’a gittim, bir anda PKK’lı yaptılar. Böyle bir saçmalık olmaz. Ya kardeşim bunu artık çıkarın, siyasi partiler de öyle yapıyor. Bakın parti başkanlarına, hepsi dün ak dediğine, bugün kara diyor. Ergenekon sürecini hatırlayalım. Bu iktidar değil miydi “Türkiye’nin bağırsakları temizleniyor” diyen, okyanus ötesine selam söyleyen? Şimdi “inlerine kadar gireceğiz” diyorlar. Yedik içtik hesabı cemaat ödesin. Aynı şey MHP ve CHP için de geçerli. Onlar da Fethullah Gülen’e “tu kaka” diyorlardı, bir anda buraya sarıldılar. Kimse ”Ya MHP ile CHP cemaatçi oldu, sağcı oldu” demiyor. Veya AK Parti devletçi oldu demiyor.

Niye Gezi olaylarının en başında destek olduktan sonra yok oldunuz?
Ben şiddete, vandalizme karşıyım. Tabii ki polisin yaptığı orantısız güce de karşıyım ki, bunu Twitter’da fazlasıyla söyledim. Bakın hak talep etmekse sonuna kadar yanındayım. Ama sonrasında iş çığırından çıkmıştır, buna hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi, hem de polis çanak tutmuştur. Ne yapacaktık yani? Bizim de polisle çatışacak halimiz yok. Çünkü çatışmanın doğru olduğuna inanan bir insan değilim. 

Gezi’yle beraber bir dönüşüm geçirdiniz. Şimdi bir dönüşüm daha geçiyormuşsunuz gibi...
Hayır hayır. Ben partici değilim ama Ak Parti’nin yaptığı doğru bir işi de sırf siyaseten kötüleyemem. Siyasette bir yanlış 3 doğruyu götürmemeli. Ama Türkiye’de maalesef götürüyor. Zalim, Müslüman dahi olsa zalimdir.

Siz Ak Parti’nin Beşiktaş İlçe Teşkilatı’nda çalışıyordunuz. Sonra ne oldu da ayrıldınız?
AK Parti Beşiktaş ilçe yardımcısıydım. O zamanki ilçe başkanı yolsuzluk işlerine düştü, iş kovalıyordu. Ben de “Kardeşim kusura bakma ben akçe peşinde koşarsan senle olmam” dedim. Bu yüzden bıraktım. Bırakın bu iş kovalamayı kardeşim. İş yapın iş. Aradan bir, bir buçuk sene geçmedi, o adam yolsuzluk yapıyor diye görevden alındı.

Bizim eskiden gördüğümüz magazin figürü bir Nihat Doğan vardı. O Nihat Doğan siyasetten çok uzaktı. Sonra birden bir şey oldu ve sizi siyasetin içinde olan bir insan olarak gördük. Ne oldu orada?
Şimdi bir söz var: Bir kaptanın iyi olduğunu anlamak için fırtınalı denizde gemiyi nasıl kullandığına bakmak lazım. Ben zaten aslında AK Parti Gençlik Kolları’ndan gelen bir insanım. Sonrasında işimle anılırken, bu parti kapatma davası tetikledi beni. Gezi öncesinde de aslında ülke gençliğinin apolitik olduğunu zannediyorduk. Sanatçılar için de bunu söylüyorduk. Mesela çoğu insan Memet Ali Alabora’nın da siyasi fikrini, zikrini bilmiyordu. Veya bizim Muhteşem Halit’in de böyle bir tavrının olabileceğini bilmiyordu insanlar. Bir kırılma noktası oldu. Benim de bu kırılma noktam Ak Parti’nin kapatılma davasıydı.

Ondan sonra?
Yeter dedik artık. Çünkü 28 Şubatları yaşamışız. Hani reklam için diyorlar ya, ben o zamanlar magazinsel bir ilişki yaşıyorum, ortalık yıkılıyor. Yaşadığım ilişki ile ilgili gazete gazete röportaj vermem gerekirken, Ak Parti’nin yanında yer almışım. İki kez ölümle tehdit edilmişim. Teknik takip neticesinde bana suikast düzenleyecek adamlar yakalanmış. E şimdi şatafat içinde yaşarken niye gidip de kendimi timsahların, yılanların, aslanların yaşadığı bir ormanın bir içine atayım.

Hiç bu sebeple iş ya da, para kaybettiniz mi?
Kaybetmez olur muyum? 2007’den beri bir tane CHP belediyesinin işine gitmiş değilim. Bir tane Demokrat Parti’nin, MHP’nin, BDP belediyesinin işine gitmiş değilim ki artık sanatçılar bu işlerden para kazanıyor. Şimdi Melih Gökçek sayesinde AKP işlerine de gidemiyorum. Ona her iki cihanda da hakkımı helal etmeyeceğim. Bana darbeci yaftasını bir anda yapıştırıp çıktı, yürüdü, gitti arkadaş.

Anladığım kadarıyla müteahhitlik yapıyorsunuz?
Evet bir yandan da o işlere girdim.

Bu para kazanmama sürecinden dolayı girilen bir iş mi?
Evet maalesef. O zaman şarkım patlamış, bir yerde reyting meleğiyiz. Nihat Doğan’ın gittiği programlar uzaya çıkıyor. Bu sene başında yapmış olduğumuz prensip anlaşmaları oldu mesela kanallarla ama bir anda bir telefon geldi “Nihat’cığım maalesef yukarıdan telefon geldi bu projede senin olmanı istemiyorlar.” Yani hep bir bedel ödersin.

Siz böyle aforizmalar söylüyorsunuz, ezberliyor musunuz yoksa?
Yok abi nereden ezberleyeceğim. Artık dünya küçüldü yani açarsın Google‘ı sözü girersin, kimin yazdığını kimin dediğini görürsün zaten.

Bizden sonraki nesil şöyle bir şey söyleyecek mi, Nihat Doğan diye bir aydın vardı?
Şimdi tabii biraz an itibariyle absürd olabilir. Kitap yazmaya başladım. Özlü sözlerim, aforizmalar. Biz veliler içerisinde deli, deliler içerisinde veliyiz. İşte bu sözlerden neyi kastettiğim, neyi anlatmak istediğim açıklamalı olarak kitabımda yer alacak.

Şu an bulunduğunuz yerden, magazin ve popüler kültür nasıl gözüküyor?
Bu soru için teşekkür ediyorum sana. Bundan 15 sene önce ‘Kırdın Kalbimi’yi yaptığım zaman hayatın tek gayesi magazinel bir figür olmaktı açıkçası. Bir gün birisi bana “ya Nihat gün gelecek sen bu magazin kameralarına magazin sayfalarına çıkmamak için her şeyi yapacaksın, röportaj vermemek için bin bir takla atacaksın” deseydi hayatta inanmazdım. Allahıma bu noktada şükrediyorum. Demek ki insanların en büyük arzusu en büyük hayali yalan olabiliyormuş. Magazin yalan imiş.

Nelerden pişmansınız geriye dönüp baktığınızda?
Yok pişman değilim. Asla olmam. Çünkü o an için mutluluğum oydu. Evet kavgalarım vardı, ekmeğim için kavgamı yaptım, çünkü ekmeğime el uzatıyorlardı.Tartışmalarım oldu, ekmeğim için yaptım, rızkım için yaptım. Mesela açık ve net söyleyeyim ben cahiliye dönemlerimde sosyalist veya komünist olanları, Marksist, Leninist olanları veya Zerdüşt olanları şeytan gibi görüyordum. Mesela Chavez’e gitmem benim için bir milattı. Belki sosyalizmi daha iyi anlamam, oradaki insanları görmem gerekiyordu. Milyonlarca insanın bu adam için ağladığını gördüm. Tek tek konuştum.

O resimleri kim çekip Türkiye’ye attı?
Ben attım. Tabii orada yaşayan bir Türk arkadaşımız vardı. Gittik o tercüme etti. Oradaki devlet büyükleriyle oturup konuştuk. Chavez’in arkadaşlarıyla konuştum. Halkın niçin Chavez’i sevdiğini ve o dökülen gözyaşları benim için milat oldu işte. Sorgulama oradan başladı açıkçası. Demek ki sosyalist insan, komünist insan, şeytan değilmiş algısı oluşmaya başladı. Ve kendimden utandım, inan duvarları yumrukladım. Yüzüme bakamadım aynada. Hepsinden özür diliyorum. Haklarını helal etsinler. Şeytan gördüklerim melek çıktı. Yanıldım yani. Bu da bir hataysa hata yaptık özür dilerim.

Cemaatle bir ilginiz var mı? Hiçbir ilgim yok. 

Niye son zamanlarda ben sizin isminizi sürekli cemaatçilerin içinde duyuyorum.
Ben cemaatçi değilim, Hocaefendi Allah şahit olsun âlimdir. Ben onun bir kere dahi yüzünü görmüş değilim. Cemaatçi çok arkadaşım oldu. Bu kavgada zoruma giden şu: Dinler eleştiriliyor, cemaat bir din değilki, cemaatin eleştirilebilir tarafları var. Ama “Siyonist, İsrail uşağı Fethullah Gülen, bu adam Müslüman bile değildir” söylemi artık benim burama geldi. El insaf. Evet savcılığın yapmış olduğu operasyon ülke ekonomisine zarar vermiş mi, vallahi vermiştir. Belki bu Erdoğan’ın yara almasını isteyen Amerika ve İsrail’in hoşuna gitmiştir. Sayın başbakanı zor duruma düşürmüştür. Ben Erdoğan’ı Ak Parti’den farklı bir yere koyarım. Erdoğan’ı çok severim, o da beni çok sever. Lakin Sayın Başbakan’ı yanlış yönlendirdiklerine inandığım beyin takımı beni sevmedi, ben de onları sevmedim. Sayın Başbakan tek adamlığın vermiş olduğu etki ile her ne kadar otoriterleşme, kibirlilik gibi insani hatalara düşse de, hâlâ Cumhuriyet tarihinin ülkeye hizmet noktasındaki, en başarılı başbakanıdır. Asla diktatör değildir. Diktatör görmek istiyorsak, İstiklal Mahkemeleri’ne, Dersim’e bakmak yeterlidir.

Siz aydın mısınız?
Aydınlar öldükten sonra da yaşıyorlar. Yaşı ne olursa olsun önemli değil. Deniz Gezmiş 20 küsur yaşındaydı, 12 Eylül’de idam edilen çocuklar birer aydındır. Nâzım Hikmet‘ler aydındır. Necip Fazıl’lar aydındır. Bunlar iktidarlara rağmen dik durmuşlardır. Linç edilmişler, sürgünlere gönderilmişler. Yurtdışlarında ölmüşler. Ahmet Kaya’lar, Yılmaz Güney’ler aydındır. İsmail Beşikçi’ler aydındır. Sakın ha Nihat Doğan 30 yaşında, aydın olur bilmem ne demeyin. Aydın olmak yürekli olmaktır, cesur olmaktır.