Burjuva doğmadım ama öyle ölmek istiyorum

Ertuğrul Özkök, yakında çıkacak kitabı 'Bir Beyaz Türk'ün Hafıza Defteri'nde beyaz Türklüğün 'arkeolojisini' didikliyor. Neden hatıra değil hafıza? Ve bu kitap, Erdoğan'a ne diyor? Cevaplar aşağıda.
Burjuva doğmadım ama öyle ölmek istiyorum

Beyaz Türk deyince benim aklıma hep bir eli yağda bir eli balda insanlar geliyor.
Hiç öyle değil. Anlattığım insanların büyük bir kısmı orta sınıf. Ben öyleyim. İzmir’in Kasımpaşa’sı Kahramanlar’da doğdum. Ama sosyolojik olarak Erdoğan’ın yetiştiği tarzdan çok farklı bir şekilde yetiştim. Bununla ne övünüyorum ne dövünüyorum. Erdoğan’ınkini de ne yeriyorum ne övüyorum. Beyaz Türk kavramını bilerek kullanıyorum ki Başbakan’ın kafasına çakılsın diye. Çünkü Başbakan dünyayı hep ötekileştirerek mücadele etmeyi öğrenmiş hayatı boyunca. Futbolu çok sevdiği için hep futbol gibi bakıyor, karşı takım olarak görüyor. Hayat bir futbol maçı değil.
Türkiye’de bu kitabı herkes okusun istiyorum. Bu bir hatıra kitabı değil, hafıza kitabı. Yani büyürken karşılaştığım olaylar benim düşünce tarzımı nasıl etkiledi? Mesela belediye otobüslerine niye binmiyorum diye anlatıyorum. Küçükken otobüste şizofren bir kız çığlıklar atmaya başlamıştı, “Bana dokunuyorsun” diye. Halbuki kadınlarla hayatımda kolay temas kuramam ben. Ama o kız bağırmaya başladığında herkes bana suçlu diye baktı. O zaman anladım ki bazı durumlarda kitleye kendini izah etmek çok zor. Mesela Mercedes’li bir adam fakir bir çocuğu ezerse haklılığını anlatması çok zordur.

Mercedesli adam suçludur yani...
Suçludur. Kafadan. Bunu gazetecilikte de gördüm. Herkes beni 68’li görür mesela ama ben 64’lüyüm. Hayatımda beni etkileyen tarihler var. Birincisi, 64 yılı… Beatles, Rolling Stones çıktı.. Camus, Sartre okumaya başladım. İkincisi 71; ‘Venedik’te Ölüm’ filmini izledim. Burjuvazinin değerlerini keşfettim ve burjuva olmaya karar verdim. Burjuva doğmadım ama burjuva olarak ölmek istiyorum.

Yani devrimcilikten burjuvaziye giden yol gibi...
Hayır. Burjuva da devrimci olabilir. Özal’ı ben devrimci olarak görüyorum mesela. Atatürk solcu değildi, devrimciydi bana göre.

Bugün aynı şeyi Tayyip Erdoğan için de söyleyebiliriz.
Söyledim zaten başlarda. Ama Erdoğan’ın içinden çok kötü bir insan, diktatör bir karakter çıktı. Hayatımdaki üçüncü etkili olay ise Gezi olayları oldu.

Gittiniz mi hiç Gezi’ye?
Bir kere kenarından geçtim. Oraya gitme hakkım yok diye bir duyguya kapıldım ben. Torunum, kızım, bütün arkadaşlarım gitti. Hepimizin hayatını etkileyen şeyler var. Şimdi anlıyorum ki isyankârlık içimden asla gitmemiş. Mesela beyaz Türklerin en kuvvetli olduğu yer; itiraz.

İkimiz beyaz Türklere çok farklı yerlerden bakıyoruz. Benim tanıdığım beyaz Türkler hiç itiraz etmeyen, aman rahatım bozulmasın diyenler...
Olabilir. Zaten itiraz ve isyan bir numaralı göstergesi değil. Gösterge hayat tarzıdır. Başbakan, kendi kafasındaki muhafazakâr hayat tarzının bütün Türkiye’ye hâkim olması için uğraşıyor. Benim itirazım buna. Sen beni rahatsız etme kardeşim. Ben senin gibi yaşamıyorum. Beş vakit namaz kılmıyorum ve kılmayacağım. Sen kıl.

Beyaz Türkler siyasete girecek mi?
Toplumun her iki kesiminde de makul insanlar siyasete girmekten korkuyor. Şöyle bir şey var: Türkiye’de köşe yazarlığı ve siyaset marjinallik üzerinden yapılıyor. Tayyip Erdoğan’ın yaptığı da marjinallik. Dindar ve kindar bir nesil yetiştirin diye suratımıza tükürükler saçarak söyleyen bir adam, toplumun tamamının temsilcisi olabilir mi? Ayvayı yedik biz herkes Tayyip Erdoğan kafasındaysa…. Doğu Perinçek ya da Kerinçsiz’in kafasındaysa da kafayı yedik.

Bu beyaz Türkler bir yandan da hep dalga geçilen, küçümsenen insanlar...
Kim küçümsüyor? Türk kelimesinden korkan salak aydınlarla, beyaz Türkleri kendisinin anti tipi gibi gören salak muhafazakârlar.

Neredeyse bir hakaret kelimesi beyaz Türk...
Değil kardeşim. Farklı bir Türk kavmi var burada işte. Onlarla beraber yaşayacaksın. Sayıları kaçtır bilmiyorum. Kitapta bir tane bölüm var: Beyaz Türkler kaç kişidir? Başbakan’ın lafından çıktı. “Siz kaç kişisiniz?” diye soruyor herkese. Sen kaç kişisin? Kürtler kaç kişi?

Böyle hesap yapamayız ki...
Yapamayız, ben de onu anlatmaya çalışıyorum. Buna Avrupalıları bile ikna ettiler. “Bu beyaz Türkler salak Kemalistlerdir”, “sayıları üç, beştir”, “asıl Türkler muhafazakârdır”... Bu masallarla uyuttular toplumu. Değil o kadar, koskoca sahil bandı var, yaşıyorlar. Akşamları içkisini içiyor veya içmiyor, Benim karım ağzına içki koymuyor. Sigara içiyor ben sigara içmiyorum. Bence hatıraları değil bu hafızaları yazarsak farklılıklarımızı, insani taraflarımızı anlatırsak, korkularımızı samimi anlatırsak belki o zaman daha birbirine saygılı bir toplum yaratırız. Benim mesela şimdi kafamda bir hedef var. Ben muhafazakâr kadınları yazmak istiyorum. Çünkü “ Türkiye’deki bundan sonraki büyük olay nedir?” diye sorarsan bana ben başörtülü kadın isyanı diye görüyorum bunu. Çünkü muhafazakâr erkek henüz bireysel bir muhafazakâr kadına hazır değil daha.

Ama kadınlar bireysel olmak için başkaldırıyor...
Dikkat et beyaz Türk kadınlarıyla, muhafazakâr kadınlar arasındaki çatışma giderek yumuşuyor toplumda. Bundan rahatsız muhafazakâr siyasetçiler. Ellerinde bir kamplaştırma enstrümanı gidecek diye korkuyorlar. Ama Tayyip Erdoğan Esma’ya ağlıyor. İnsaf et ya! İstanbul Kahire 1265 km uçuş... Okmeydanı Kasımpaşa’nın orada 2 km bile değil ya... Buradakini ağzına dahi almıyorsun, başsağlığı dilemiyorsun cenazenin kaldırıldığı gün. Ne hisseder oradaki insanlar?

Valla ben kendimi kötü hissettim, sizi bilmiyorum...
Ben de çok kötü hissettim. Ben İsmail’e de hissettim. Burak Can’a da çok üzüldüm. Kıyafetlerine kadar aynı çocuklar bunlar, 2 km arayla yaşıyorlar. Biz nasıl bunları bu hale getirmişiz? Tayyip Erdoğan da düşünsün azıcık benim kadar. Nasıl getirdik biz bu çocukları bu hale? Birbirinin cenazesine saygısı yok ya! Cenaze kalktığı gün yapma bari bu gösteriyi ertesi gün yap.

Hem bir köşe yazarı hem sosyolog olarak Türkiye’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Ben Türkiye’nin iyi bir yere doğru gittiğini düşünüyorum. Silahsız bir iç savaş yaşıyoruz biz. İnşallah silahlı hale gelmez. Askeri darbeleri yaşaya yaşaya kötü bir şey olduğunu öğrendik. Şimdi muhafazakâr diktatörlüğün de kötü bir şey olduğunu öğreneceğiz. İstediği kadar Tayyip Erdoğan ben diktatör değilim desin. Sen kanunları hiçe sayıyorsan, polis benim polisim, yargı benim yargım diyorsan, Maliye Bakanlığı’na emir verip Türkiye’nin istediğin şirketlerine ceza yazdırabiliyorsan, Türkiye’yi hiçbir şekilde Meclis’e gitmeden Suriye’ye angaje edecek cüreti görüyorsan kendinde bu diktatörlüktür kardeşim.

Atlatacak mıyız bu sosyal karmaşayı?
Tabii atlatacağız. Tayyip Erdoğan istediği Türkiye’yi yaratamayacak yani. Öyle bir şey yok. Biz uymayacağız o Türkiye’ye...

Umutlusunuz yani...
Umutluyum tabii. Hiçbir toplum böyle gidemez. Makul insanlar elbet iktidara gelecekler bu ülkede.