Demet Akalın dinlemem, Ayşe Kulin, Elif Şafak okumam

Hafta içi her sabah Fox TV'de Çalar Saat'i sunan İsmail Küçükkaya: Seçim kazandıkça Erdoğan daha çok eleştirilmeye başlandı. Bana sorsanız iki sene önce Nobel Barış Ödülü'ne doğru gidiyordu.
Demet Akalın dinlemem, Ayşe Kulin, Elif Şafak okumam

Yazılı basından televizyona geçtiğiniz gün ben sizi seyrettim. Ne olacağını çok merak ettim. O günden bu yana siz bildiğiniz anchorman oldunuz. Size ‘çok hızlı gittiniz’ diye soruyorlar mı?

Ben bu yaz tek başıma çıktım tatile gittim. Bir buçuk ay boyunca insanlarla konuştum. Hemen hemen herkes aynı şeyi söylüyor. “Fatih Portakal’dan sonra biz önce hayal kırıklığına uğradık, ilk birkaç gün eyvah dedik. Sizi çok yadırgadık. Ama sonra birinci haftadan itibaren size ısınmaya başladık, alıştık” dediler. Bu benim 2. Sezonum. Ben hep “Neden, ne oldu da bizi beğendiler?” sorusunun cevabını merak etmişimdir. İnsanlar çabayı ve gelişimi görmek istiyorlar. Ve onu ödüllendiriyorlar. Ben çok çalıştım. Çalışıyorum. Çok emek harcadım. İlk başından beri kendimi geliştirmek istedim. Her gün de kendimi geliştiriyorum.


Çok da rekabetin ağır olduğu bir saattesiniz aslında…

Evet müthiş rekabetin olduğu bir saat. Üstelik benim rakibimle siz geçen yıl röportaj da yapmıştınız. İrfan (Değirmenci) dokuzuncu yılında. Ve Fatih (Portakal) anchorman oldu. Geçtiğimiz yıl Simge Fıstıkoğlu vardı, Seda Akgül vardı. Geçtiğimiz yıl biz ağırlıklı olarak İrfan ile birlikte götürdük sistemi. Simge Fıstıkoğlu’nun programı bitti. Bu sene Seda Akgül’ün Star’daki programı bitti. Atv de farklı bir formata döndü. İbrahim Sadri geldi. Rekabet güzeldir. Kaliteli rekabet sizi canlı tutar. Biz geçen sezon da çok iyi pozisyondaydık ama şu an da iki haftalık rakamlara bakarsak tekiz.


Twitter’da bakıyorum, siz de yükleniyorsunuz İrfan Değirmenci de yükleniyor. Aslında epey gergin de bir yayın oluyor. Seyrediyor musunuz hiç başka kanalları?

Hayır izlemiyorum çünkü bu çok konsantrasyon bozucu bir şey. Ama ben şunu söyledim “Ben başka bir şey yapıyorum. Daha önce Fatih’in yaptığından da İrfan’ın yaptığından da başka bir şey yapıyorum”.


Siz daha siyasi içerikli haber yapıyorsunuz.

Tam siyasi içerikli değil eğer öyle dersek haksızlık olur. Ben yayın yönetmeni olduğumda bir gün Ertuğrul Özkök bana telefon açtı ve dedi ki “Biliyorum siyasete çok düşkünsün ama sakın sıkıcı gazete yapma”. Daha sonra sürekli telefonlar açıp söyledi “Sıkıcı siyasi program yaparsanız izlenmez”. Ben siyaseti çok iyi bilirim. Ben siyasi gazeteciliği Türkiye’de en iyi bilenlerden biriyim. Belki de en iyisiyimdir. Bu konuda çok iddialıyımdır. Çünkü karakterime de çok uygun. Ankara’da da yaşamıştım. Gazetede benim manşetim siyaset gündemini belirlesin derdim. Yazılı medyada yaptığımı şimdi burada yapmaya çalışıyorum. Mesela ben burada ‘Evrensel’, ‘Bir gün’ gibi gazeteleri okuyorum. Ben geçtiğimiz yıldan beri Özgür Gündem’i televizyonda okuyan tek adamım. Bugün bile okudum. Bununla birlikte ben her gün kitap okuyorum Armağan Bey. Bunu başka kimse yapmıyor. Ben ilk başladığımda benim meslek büyüklerim aradı ve dediler ki “Hiç reyting alamazsın İsmail”. Ben sevdiğim yazarları paylaşacağım dedim ve insanların hoşuna gitti. Şimdi mesela şiir okumaları da yaptım. İsmail Sadri de mesela şu an şiir okuyor.

Akşam Gazetesi’nden gittiğinizde çok üzülmüştüm.

Ben de çok üzülmüştüm çünkü ben Akşam’da farklı bir gazetecilik yapmak istiyordum.

Akşam Gazetesi sizinle daha iyi olmuştu sanki.

Bunu ben çok fazla kişiden duydum. Mesela benden önceki yayın yönetmenleri de aynı şeyi söylediler. Çok çalışıyordum ben orada. Tabi ben Amerika’daydım Fox’tan teklif geldiğinde. Doğan Şentürk aramıştı çok şaşırmıştım. 2 gün boyunca inanamadım. Sabah haberi Nasıl yapacağım gibi sorular vardı kafamda. Doğan ısrar etti. Demek ki bu Doğan’ın gördüğü bir şey. Ve benim Amerika’da işlerim vardı. O sırada San Fransicodaydım, olmak istediğim yerde. Dijital medya konusunda çalışıyordum ama atlayıp geldim. Ve şimdi bambaşka bir noktadayım. Şimdi ben ne yapıyorum? Doğan bana “Senin üstün tarafın gazetecilik” demişti. Onu ön plana çıkarmaya çalıştı. Ben her gün özel haberle çıkıyorum. Yazı yazıyorum. O da Doğan’ın istediği bir şey. Ve böyle yaparak bence Akşam’daki yazılarımı aştım. Akşam’da yayın yönetmeniydim üzerimde çok sorumluluk vardı. Yazıya yeterince vakit ayıramıyordum. Bir de yayın yönetmeni olduğunuz zaman çok denge kurmanız gerekiyor. Ama şu an öyle bir sorumluluğum yok, özgürüm. Fox da özgür bırakıyor. Çalar Saat gazetesi yapıyorum dijital olarak. Peki felsefe olarak ne yapıyorum. Türkiye’de şunu gördüm Armağan bey, insanlar medyadan artık uzaklaşıyorlar. Medyaya inanmıyorlar, güvenmiyorlar. Haberlerin saklandığını görüyorlar. Ve artık özellikle büyük kentler başta olmak üzere haberi saklamayan, haberi deşen yerler arıyorlar. Medyadaki kırılma noktasıdır bu. Ben her gün şu sloganla çıkıyorum “Size gösterilmeyen Türkiye’yi göstereceğim”. Gazeteci olduğum için manşetlerde, köşe yazılarında, haber satır aralarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kızdırmamak için saklananları gösterince ilgi çekti.


Sosyal medyada size çok hakaret ediyorlar. Hatta geçen gün birisi size “Ankara’ya gelince seni döveceğim” dedi. Gerilmiyor musunuz?

Nefret suçu bu ülkede çok işleniyor. Cinsiyet ayrımcılığı gibi, etnik köken ayrımcılığı gibi hayatın her alanı dahil nefret suçu işleniyor bu ülkede. Bunu göstermeye çalışıyorum. Onları okuyarak beni izlemelerini sağlıyorum. Onlarla yüzleşiyorum.


Çünkü yayında da bunu kaldırmak dünyanın en zor şeylerinden birisi.

Evet mesela bugün bir adam Twitter’dan “Sen geri zekalısın” dedi. Ben de dedim ki “Geri zekalı olduğumu zannetmiyorum, ileri zekalı da değilim. Orta zekalıyım.” Ama bir tek şeyim var duyarlılığımı çok geliştirdim. Kendimi çok geliştirdim o konuda. Ve şunu söyleyeyim gelen mesajların yüzde 15 ile 20 arası eleştirel. Benim izleyenlerim de bana kızıyorlar neden ağırlıklı olarak o mesajları okuyorsun diye. Ama yüzleşmemiz gerekiyor. Birde şu mesajı vermek istiyorum Armağan Bey, ben bu programda Cumhurbaşkanını da eleştiriyorum, Başbakanı da eleştiriyorum. Kılıçdaroğlu’nu Bahçeli’yi eleştiriyorum. Seçimden sonra ikisinin de istifa etmesi gerektiğini söyledim. Şimdi siz özgürce Türkiye’yi yöneten adamları eleştireceksiniz ve 3 saat 15 dakika yayın yapacaksınız ve sizi eleştirenleri eleştireceksiniz. Ben şunu da göstermeye çalışıyorum. Eğer üç saat televizyonda kalacaksanız sizi eleştirenleri eleştireceksiniz. Mesela bazı eleştirilerden bir şeyler öğrendim. Bazılarıyla yüzleştim. Böyle bir ‘Agora’ diyorum buraya, bir demokrasi meydanı. Bir ‘er meydanı’ diyorum. Konuşalım bakalım nasıl bir Türkiye’ymiş burası.

Tarafsız habercilik mümkün mü?

Ben iktidardan yana değilim. İktidarın yanında olmak çok kolay aslında. Eğer yanlarında olursan işini kaybetmezsiniz, baskı görmezsiniz, hakaret işitmezsiniz ve hayatınız güvence içinde devam eder. Muhalefeti desteklerseniz o zamanda muhalefet endeksli gazetecilik yaparsınız. Ben halkın tarafında olmalıyım diyorum. Ezilenlerin tarafında. Aleviler, Kürtler, eşcinseller, fakirler, işçiler… Yani aslında bu sistemin ezdikleri ve mağdur ettikleri, sesini duyuramayanların tarafında olmalıyım. Mesela ben her gün işçilerle ilgili haber veriyorum. Ve programımı tamamen kadın odaklı yaptım ben. Ve şunu söyledim “Toplumu değiştireceksek, kadınlarla değiştireceğiz”. Ben bir hafta boyunca ‘İnsanı Tanıma Sanatı’ adlı kitabı okudum. Çünkü orada hep şunu söylüyordu “Evde güçlü erkek rolünü o kadar benimsiyoruz ki erkek çocuk bunu görüyor. Ve kız çocuklarına ayrımcılık yapılıyor. En bilinçli aileler bile bunu yapıyor”. Kitaptan bunları okudum, insanlar ilgi gösterdiler ve şunu söyledim “Eğitim sezonu da açıldığı için evde anne bilinçliyse, çocuklarına özgüven aşılıyorsa, ‘çocuğum sen nasıl istiyorsan yaşa’ duygusunu veriyorsa, çocuklar da özgüvenli oluyor, toplum da”.


Yani diyorsunuz ki ben ezilenlerin tarafındayım.

Evet kesin ve net biçimde ezilenlerin tarafındayım. Diğeri çok kolay, onu tercih etmiyorum. Kadınlara yönelik çok fazla haber yapmıştım Akşam gazetesinde. Özellikle 8 Mart yazılarımızda kadın dernekleri ödül vermişti bize. Ayrımcılığa karşı yayın çizgimiz nedeniyle. Yani ben Akşam’da ne yaptıysam burada da onu yapmaya çalışıyorum. Bir tek şansım var. Burada idari sorumluluğum olmadığı için çok daha özgür hissediyorum.


Hiç yönetim size ‘Yapma, çok fazla ileri gittin’ dedi mi?

Hayır hiç öyle bir şey söylemediler. Tam tersine onlar bizim evrensel gazetecilik kurallarına göre iş yaptığımızı görüyorlar ve destekliyorlar. Muazzam bir özgürlük alanı var burada. Tabi şansımız şu, Fox’un başkaca bir işi yok. Holding değil. Reklamdan başka bir geliri yok. Ve Ankara’ya gidip hükümetten bir talepte bulunmuyorlar. Dolayısıyla onlar da özgür kalıyor.


Birçok insanda bir kaygı var. “Neler oluyor? Nereye gidiyoruz? Ne olacak bu halimiz?” şeklinde sorular soruyoruz. Bir haberci gözüyle nereye gidiyoruz?

Dibe gidiyoruz. Daha dibe gitmedik. Dibe doğru gidiyoruz. Oyunun adını açık koyalım Armağan bey, sizde şu an hem televizyon dünyası hem eğlence sektörü hem de basın sektöründesiniz. Türkiye’de ‘Mış’ gibi yapılıyor. Hayatımızın her alanında olduğu gibi medyaya da bu sirayet etti. Gazetecilik yapılıyormuş gibi, televizyonculuk haberi yapılıyormuş gibi numaralar çekiliyor. Halk artık buna inanmıyor buna. Özellikle büyük kentlerdeki insanlar habercilik istiyorlar. Habercilik yapılıyormuş gibi numarasından uzaklaşıyorlar ve seçici olmaya başladılar. Gerçekten habercilik yapan, haberin karnını deşen ve onun gizli kalan bölümünü ortaya çıkaran insanları tercih ediyorlar. Ne demek istiyorum? Gazetelerde, televizyonlarda, programlarda bu tercihler nedeniyle yeni bir tablo ortaya çıkacak. Mesela ben bunu nereden görüyorum? Son yapılan bütün seçimlerde biz Fatih Portakal’la beraber biz ekranda birinci çıkıyoruz. Bunun bir anlamı var. Ayrıca bütün kurultaylarda bütün kriz zamanlarında, ben Fatih’i konuk ettiğim zamanlarda sabah, Fatih’in beni konuk ettiği zamanlarda akşam reyting rekorları kırıyoruz. AK Partilisi de izliyor, CHPlisi de izliyor. Ben o yüzden Çalar Saat’e ‘Türkiye’nin buluşma noktası’ dedim. AK Partili insanın, CHP’li insanın, MHP’li insanın burada buluşmasını istiyorum.


Daha dibe gelmedi dediniz. Dip dediğiniz yer neresi sizce?

Yok hayır değil. Ben medya açısından konuşuyorum. Mesela dibe doğru bir adım daha gittik bu Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra. Medyada son dönemde gördüğümüz yeni gelişmeler, işten çıkarılmalar, istifalar, yazısına son vermeler, programların sayılarının azaltılması gibi olaylar yoğun baskı altındaki bir medyanın reaksiyonlarıdır. Çünkü ülkenin en güçlü kişiliği Cumhurbaşkanı oldu. İstediği kişiyi Başbakan olarak atadı. Onunla yeni bir ilişki tesis etmeye çalışıyor medya. Merkez medya da buna dahil. Bu da dibe doğru gidişin bir adımıdır. Ama biz Gezi Parkı eylemlerini bunun için yaşamıştık. Çünkü medya görevini yapmadı. Sivil toplum, sendikalar, iş dünyası, üniversiteler, muhalefet partileri, hiçbiri görevini yapmayınca hukuk da buna eklenince… Demokratik sistem ‘mış’ gibi olmaz. Millet ifade kanallarını zorlamak istedi. Şimdi Türkiye tekrar böyle bir sarmalın içine doğru gidiyor. Bu defa tekrar gezi parkına benzer eylemler olmayacaktır. Bu defa gazeteler okunmamaya, televizyonlar izlenmemeye başlayacaktır. Muhalif gazetelerin tirajı artacaktır. Ama düzgün muhalif gazetelerin diyeyim ben ona. Ya da sistemle organik bağ kurmayan, bağımsız olanlar gözükecektir. Sol medya gibi Fox gibi. Fox’un yükselişini de ben bu bağlamda görüyorum. Ve bu sistem kapitalist bir sistem biliyorsunuz ki. Kapitalist sistemlerdeki medya patronları da bir şeye tahammül edemezler. Para kaybetmek. Bir yerden sonra diyecekler ki biz düzgün gazetecilik yapalım. ‘Mış’ gibi yapmaktan vazgeçelim. O süreç ne zaman olur? Bence bir 8 ayımız daha var. Önümüzdeki yıldan sonraki seçimlerden sonra öyle bir sürece gireceğiz.


Bir araştırma okudum. Davutoğlu geldikten sonra oy oranı artmış.

Ben Davutoğlu’nun çok parlak bir akademisyen olduğunu, çok kötü bir dışişleri bakanı olduğunu düşünüyorum, ilk 15 güne bakınca iyi bir başbakan olacağını düşünüyorum. Mesela Cumhurbaşkanı’nın düzenlediği bir toplantıya davet edilmeyen gazetecilerin Davutoğlu’nun toplantısına katıldığını gördüm bu iyi bir şey, Davutoğlu bu ilişkileri yumuşatacaktır. Çünkü medya akreditasyonla terbiye edilemez. Baskı ortamını artırmak iyi gelmez. Mesela Erdoğan iki sene önce daha saygın bir liderdi, ama şimdi Batı basını onun için farklı şeyler yazıyor ve bu bir bedeldir. Tarihe nasıl kalacağını belirliyor.


Bu dönemde magazin de yok oldu…

Çünkü bilerek yaptılar. Gazetecileri çağırdılar, Televoleleri, magazin programlarını eleştire eleştire, o da baskıyla yapıldı. Siz saklayınca toplum daha kaliteli hale mi geliyor. Siz özgür bırakacaksınız. Bu iktidar döneminde bazı tipleri televizyonda göremiyoruz, bu bilinçli, televizyon sektörünün kendiliğinden aldığı bir karar değil, yönlendirmeyle alınmış bir karar. Ben bütün bunların topluma olumsuz yansıdığını düşünüyorum. Twitter’ın yasaklandığı gün ekranda çıktım twitter kullandım, “Bu çağda hangi çılgın twitterı yasaklarmış şaşarım” dedim, binlerce kişi öyle yaptı. Toplum böyle yasakları kabul etmez.


Kabul etmez diyorsunuz bütün seçimleri AKP kazandı.

Arkasında başka dinamikler var. Seçimleri çok çalışan, profesyonelce çalışan maddi imkanları güçlü Hollywoodvari yöntemleri profesyonelce benimseyebilenler kazanır. Seçim kazanmak demokratik hayatın tek gerçeği değil. Seçim kazandı da Erdoğan’ın saygınlığı daha mı arttı. Hayır, seçim kazandıkça daha çok eleştirilmeye başlandı. Bana sorsanız iki sene önce Erdoğan Nobel Barış Ödülü’ne gidiyordu.


Bütün bu olanlardan CHP ve Kılıçdaroğlu da sorumlu mu?

Tabii mesela okullar açıldı muhalefet eğitim konusunu gündeme taşımadı ne CHP ne MHP. Türkiye’nin temel meselesi etkili bir muhalefet olmaması. Ben sabahları televizyona çıktığımda karşımda üç kesim olduğunu düşünüyorum. Biri laik Atatürkçü kesim, onlar şimdi CHP’den de hoşlanmıyorlar, temsil edilmediklerini düşünüyorlar. Kentlerde yaşayan Atatürkçü olsun olmasın kentlerde yaşayan yaşam biçimine düşkün bir kesim, bu iki kesimi birleştirebilirim. Bir kesim Orta Anadolu, Karadeniz tutucu, muhafazakar, iktidarı destekleyen. Doğu ve Güneydoğu’da başka bir Türkiye var. Medyaya baktığınız zaman her biri bu kesimlerden birine hitap ediyor. Ben programımda bu üç kesime de seslenmeye çalışıyorum. Programımda gazete manşetlerinin hepsini arka arkaya okuyorum insanlar görsün diye. Tabii ben kendi yorumlarımda özgürüm, onu yapıyorum.


Siz gergin de bir iş yapıyorsunuz.

Sırtım ağrıyor her gün. Doktora gittim strese bağlı dedi. Üç saat 15 dakika yayın yapıp gerilmemeye çalışacağım…

Rahatlamak için ne yapıyorsunuz?

Her gün bir saat açık havada yürüyüş yapıyorum her defasında başka bir tarafa… Haftada iki gün masaj alıyorum. Muhakkak akşam sekiz dokuz arası şiir, hikaye okuması yapıyorum. Başka okumaları o saate bırakmıyorum. Program bittikten sonra 11’e kadar uyuyamıyorum, sonra eve gidip bir saat kadar uyuyorum. Yedi saat uyku şart, daha az olmuyor. 21.00’de uyumam gerekiyor 4’te uyanmak için. Sekizde odaya geçiyorum, kitaplarımı alıyorum, son Tweetlerimi atıyorum yatıyorum. Dizi filan izlemiyorum, akşamlar için tek istisna işte mesela Fazıl Say’ın bir konseri oldu kaçırmak istemediğim bir şey olduğunda ya da işte kanalın yemeği gibi çok özel bir durum olduğunda bunu bozuyorum.

Popüler kültüre hiç ilginiz yok mu?

İzlediğim diziler vardı eskiden, mesela Muhteşem Yüzyıl. Şimdi tempom dolayısıyla hep klasik müzik dinlemem gerekiyor, evde hep Mezzo kanalı açıktır, günde 15 saat o açık kalır.

Tarkan, Demet Akalın dinler misiniz mesela?

Yok Demet Akalın filan dinlemem, Tarkan dinlerim. Sıla’yı, Funda Arar’ı ama illa Fazıl Say… hem arabamda hem evde. Ama popüler kültüre karşı filan değilim.

Sizin popüler kültüre bir mesafeniz var, anladım ben. Mesela Ayşe Kulin filan okur musunuz, ya da Elif Şafak?

Yok, okumam. Ben 42 yaşındayım ve hayat zaman sınırlı okunacak çok şey var. Bana çok soruyorlar hangi kitapları okuyalım diye. O kadar çok çıkıyor ki seçim yapamazsınız. Ben ne yaptım, ‘Beni bu insanlar neden çok sevdi?’ diye sordum kendime ve beni ben yapan şeylere döndüm. En çok sevdiğim kitaplar, şairler onlara döndüm. Mesela Murathan Mungan’ın yeni kitaplarından o eski tadı almıyorum, onun için döndüm eski kitaplarına. Popüler kültür deyince kendimi sorguladım şimdi; bunu düşüneceğim... benim için önemli bir yolculuk. Ama şunu da söyleyeyim çok satılan bir şey kalitesizdir diye düşünmem asla.