Fıtrat kelimesini sınırlandırmamız gerekiyor!

Dizilerde de bir dönem rol alan şarkıcı Gökhan Tepe, son dönemin modası sosyal medyada görünmeyen sanatçılardan. Tepe, "Her aksiyonu Twitter'da paylaşan var. Ne bileyim bir yemek masasını çekip koyanlar..." diyor. Eskiden çaycı olduğuna dair malumata ise itirazı var: "Tamamen asparagas." Tepe, siyasi dilimizde iyice yer edinen 'fıtrat' kelimesini ise dikkat çok sık kullanıyor.

Fıtrat kelimesini sınırlandırmamız gerekiyor!

Son dönemde yeni bir kavram var;” unrated” (Gerçek değerinin altında itibar gören). Sizinle ilgili de bu tarz yorumlara rastladım.

Doğrudur. Bana da direkt Twitter’dan yorum atıyorlar. İyi niyetli bir yaklaşım.

Siz öyle olduğunu düşünüyor musunuz?

Şöyle söyleyeyim. 1996’da merhaba dedim, 2006’ya kadar bir 10 yıllık kendimi arama süreci geçirdim. Benim adıma bir şeylerin daha oturmadığı ve kendimi bulamadığım bir süreçti. 96-2006 arası 10 sene zaten 18 yaşla 28 yaş arası. Sonra ‘Yürü yürü yüreğim’ ile başlayan yeni bir dönem oldu benim için. Aslında bu” unrated” kelimesi çok eskiden geldiğim için, zaman çok uzun olduğu için çok yakıştırılıyor. Düşünsene 18 yıldır piyasadasın ve seni zirvede görmek isteyen çok insan var. Bir kere bu yakıştırma yapıldığı için ve beni çok kıymetli gördükleri için mutlu oluyorum. Ama şu da bir realite. 96 ile 2006 arasında yeteri kadar varlık gösteremedim. Yeteri kadar iyi bir çıkış sağlayamadım. 2006 yılında ‘Yürü yürü yüreğim’ albümüyle başlayan ve bugüne kadar gelen zaman dilimi benim gerçek potansiyelimi, kimliğimi ve kişiliğimi ortaya koyduğum bir süreç. Diğer sanatçılara bakarsanız eğer benim dönemimden başlayıp bugün gerçekten çok zirvede olan insanlardan dezavantajlıyım. Ancak 28 yaşımdan sonra bu yaşım olan 36 yaşıma gelene kadar bugün kendimi getirdiğim süreç 7-8 yıllık. Bu süreçte iyi bir düzeye getirdim. Şimdiki planlarım ise, önümüzdeki 5-6 yıl içerisinde zirveye ulaşmak adına daha sağlam, daha emin adımlar olacaktır. Sanıyorum 4-5 yıl sonrasında da bu “unrated “yakıştırması da ortadan kalmış olacak.

Sadece iyi şarkı söylemek ya da iyi beste yapmak Türkiye’de” star” olmak için yeterli mi? Bana yeterli değil gibi geliyor.

Kesinlikle değil. Bu işin amiyane tabirle raconları var. Yani bu işin içinde sesiniz güzel olabilir ama iş sadece şarkıcılık yapmak için yeterli değil. Paylaşmanız ve yapmanız gereken birçok eylemde var. Tabii koymuş olduğum hedef benim kendi sınırlarımın içerisinde, star olmanın derdine hiç düşmedim. Gözümü oraya hiç dikmedim çünkü özgürlükçü bir adamım. Kişiliğimle de aslında bir noktaya kadar iyi geliyorum ama bir noktadan sonra starlık gözüme zor geliyor. Onun yaşam diyetleri çok daha farklı.

Şu an sizin için hayat öyle değil mi?

Ben çok mutlu ve çok rahatım şu an. Sokakta da dışarıda da çok rahatım. Mesela hiçbir zaman ilişkilerim göz önünde olmamıştır ama ben hep dışarıdayımdır. Hep bir mesafe hep bir kendimi korumam vardır. Galiba bu birazda yetiştirilme tarzımla da alakalı. Beni belirli bir sınırların içerisinde tutan bir mekanizma var. Ve ben bundan mutluyum. Bunu kırıp ve evet her şeyimi bir kenara bırakıp star olma mücadelesi vereceğim dersem eğer hem fiziki olarak da hem de akıl olarak da buna gücüm yeter. Yapabilirim. Ama dediğim gibi kendime çizdiğim sınırlar içerisinde mutlu olduğum için bundan ödün vermeyeceğim.

Sanırım iyi aile çocuğundan star olmaz. Star olmanın koşullarından biri gibi.

Star olanlar iyi aile çocuğu değil mi? gibi bir mesele yok. Öyle bir şey yok.

Bence öyle mesele.

Hayır, kendi yetiştirilme tarzından sıyrılıp başka bir kimlik yaratma gerekliliğine katılıyorum. Ben bu konuda biraz daha geçmiş kimliğime bağlıyım. Az önce söylediğin gibi belki de farklı bir kimlik yaratmak, biraz daha özgürlükçü olmak, geçmişinden bağlarını kopartıp yetiştirilme tarzından çıkıp, kendini başka bir özgürlükçü tarafa taşımak. Herkesin ahlak anlayışı farklı, herkesin hayata bakış açısı farklı. Bir yerde benim yetiştirilme tarzıma bağlı kalma sebeplerim var. Bunlardan kurtulamıyorum diye hiçbir zaman laf etmedim. Ben bunlarla yaşamaktan keyif alıyorum. Aslında senin söylemek istediğin şu değil mi: İyi aile çocuğu belli bir yetiştirilme tarzı, efendilikle bir yere gelen. Bu bende oturdu mesela. Hedefim star olmak da değil mesela ama kalıcı olmak. Her daim başarılı olmak. Her daim doğru ve güzel şeyler yapmak bu benim fıtratımda var.

Aman, “fıtrat” çok tehlikeli bir kelime.

Fıtrat kelimesini bence sınırlandırmamamız gerekiyor. Ben bunu yıllar önce de kullanıyordum. Benim ailem de kullanıyordu. Son zamanlarda siyasi bir kimlik kazandı fıtrat kelimesi.

Hiç şöyle düşündünüz mü? Ben bu yeteneklerimle Türkiye’de başka bir zaman diliminde iş yapsaydım çok büyük “star” olurdum diye.

Çok kalabalık bir sürece denk geldim. Eskiden toplumunda anlayışı ve beklentileri farklıydı. Bir Tanju Okanları hayal edin. Yani özel hayatlarıyla yahut çok farklı reflekslerle insanlar bir yerlere gelmiyordu. Sesleri güzeldi, doğaları kaliteli… duruşları vardı. Belki eski dönemdeki anlayışta star olma şansım olabilirdi. Ama şimdiye göre ben biraz daha muhafazakâr kalıyorum galiba.

Aslında ben şunu soruyorum. Tarkan’la aynı döneme denk gelmeseydiniz?

Sadece Tarkan değil ki. Bence Kenan Doğulu da o dönemin sivrilen isimlerinden biriydi. Bu yakıştırma da ara ara yapılır. Fiziki benzerliğimizden dolayı… Alakası yok. Herkesin kendi tabiatı, kendi kişiliği, kendi yapısı var. Onun aldığı yükü ben almak istememişimdir. Yahut bir başka sanatçı farklı bir kulvarda özel hayatını belki de ön plana çıkartmışlığı olabilir. Ben kendi içimde ve kendi sınırlarım içerisinde yaşamayı kendime hak bildim. Zaman dediğin şey zaten geçiyor ve her dönem mutlaka bir şarkı bir şarkıyı geçiyor. Hiçbir zaman ben aklına gelebilecek bütün sanatçılar dâhil kimseyle kendimi ne kıyasladım bugüne kadar, benim dışımda herkes her şeyi kıyasladı. Ben hiçbir zaman kıyaslamadım, severek dinledim. Benim başka bir yolum vardı, başka bir tabiatım vardı. Hiçbir zaman şu dönemde de şu vardı da bu vardı… gibi düşünmedim. Ama şu bir gerçek ki zaman bana da diğer sanatçılara da yeni şeyler katacak. Asla gözüm zirvede olmadı. Gelirsem de zaten toplum beni oraya getirecek. Biraz daha doğal yaşamayı seven bir adamım. Duygularım ne getiriyorsa, işin içine hırs katmadan hareket ederim.

Hırs olmadan müzik olur mu?

Olur. İçinde çok hırs barındıran bir alan değildir müzik.

Benim çevremdeki şarkıcı arkadaşlarımın hepsi hırsından deliriyor valla.

Bende hiç öyle bir şey yoktur. Beni ailem bilir, dostlarım bilir, sevenlerim de bilir. Hiçbir zaman hırsım olmadı. Sadece işime büyük bir dikkatle odaklanır ve işimi büyük bir titizlikle yaparım. Kimseye ne bir laf etmişliğim vardır bugüne kadar. Benim için konuşulanlara da kulak tıkarım. Sadece işimi iyi yapmak için en ufak ayrıntıya kadar inerim. Ama dışarıda ben falanca sanatçıdan daha iyi olacağım, filanca projeyi geçeceğim dememişimdir hiçbir zaman.
Kendi şarkılarım hususunda ben de hırslıyımdır. Ama falanca şarkı yapmış onu geçeceğim dememişimdir sanat hayatım boyunca.

Benim çevremde dolu şarkıcı var. Herkes kendi satışından önce rakibinin satışına bakıyor son tahlilde.

Bak sana sadece şunu söyleyeyim. Albüm çıktıktan sonra asla bakmam nereye gitti, ne oldu diye. Ki birçok şarkım zirve yaptı. Hatta şöyle bir şey söyleyeyim sana. Bir gün tanrıya dua ettim el açıp. Alah’ım dedim benim yaptığım şarkılar çok güzel gidiyor, hepsi 1 numara oldu ama bana öyle bir şans tanı ki bir başka yapımcının ve bir başka sanatçının da başarılı olabileceği, benim bestecilik yanımın sadece kendimde değil başkasında da başarıya ulaşacağını ve besteci kimliğimin ne kadar kıymetli olduğunu insanların anlayabileceği bir şarkı yaptırt dedim. Falanca şunu yapmış ben bunu yapmalıyım diye çalışmadım hiç. İçimden geldi ve gerçekleşmesini istedim. Ve sonrasında onu Allah’a havale ettim ve unuttum. Ben bunu diledikten 2 sene sonra Ayla Çelik sözleri getirdi ve ben Türkan’ı besteledim. Sonra bu şarkıyı ben okuyacaktım, sonra Beyazıt istedi, en sonunda şarkı bence en doğru ismi buldu ve şarkıyı Demet Akalın okudu. Şarkı Türk Pop tarihine ismini altın harflerle yazdırdı.

Ben hem şarkı söyleyip hem de şarkı besteleseydim. Ve Türkan’ı yazıp, gidip de Demet Akalın’a verseydim eğer 3 hafta hasta yatardım.

Bak ama benim başta bir duam var. Ne demiştim sana? Kendime bir hedef koydum. Sadece ben değil, benden başka bir sanatçının ve yapımcının da mutlu olabileceği bir iş yapayım diye.

Galiba ben hem besteci hem şarkıcı olamazmışım. Vermezdim ben kimseye, ya onda patlarsa diye.

Bazen bana da oluyor. Kendi albümüme yaptığım şarkılarda ‘ya bunu vermesek mi’ diye sorarım Şebnem Sungur’a. Şebnem benim söz yazarım. ‘sen bilirsin, her zaman öncelik sendedir’ der bana. O böyle bir egomu dengeliyor galiba. Ama ondan sonra içimden geliyor ve veriyorum. Mesela ‘Veda Makamı’ da öyle gidecekti mesela elimden. Annem dedi ki ‘Bunu bu albüme koymazsan sana hakkımı helal etmiyorum’.

Sizinle ilgili iki dedikodu duydum. İkisini de soracağım ama hangisi doğru bilmiyorum. Sizin bu piyasaya Ulus Müzik’te çaycılık yaparak başladığınız konusunda bir dedikodu var. Bu doğru mudur?

Yalan. Ulus Müzik’e şöyle başladım hemen anlatıyım. 94 senesinde Gelişim Stüdyosu’nda birlikte çalışmaya başladığımız arkadaşım Erdem Kınay’la ilk kez adım attık.

Erdem Bey’le de bir stüdyoya para vermemek için gece camdan kaçak girmişsiniz.

Paramız yok. Nereden vereceksin parayı? Orada çalışan bir arkadaşımızın şarkılarının demosunu yapardık geceleri. Gece saat 1’e 2’e kadar önce onun işini yapardık, sonra biz sabaha karşı kendi demolarımızı bitirmiş olur oradan çıkardık. Sonra Uğur Başar bu durumu fark etti.

Siz başkasına yapıyormuş gibi aslında kendinize yapıyorsunuz.

Aslında biz kendi işimizi yapıyoruz, oradaki de muhtemelen söylemiyor filan ama Uğur abi anlamış. Ve bizi yanına çağırttırdı 95 senesinin başında. ‘Siz kaçak çalışıyormuşsunuz burada’ dedi. Göçmen muamelesi gördük yani. ‘Uğur abi çok özür dileriz ama bizim bir suçumuz, günahımız yok. İşimiz de bu’ dedim. ‘Ben dinledim seni. Ayrıca çok da beğendim. Prodüktörlüğünü ben yapmak istiyorum’ dedi. Birlikte çalışmaya başladık sonra. Benim için en kıymetli dönemdi o dönem. Erdem, ben ve Uğur abi birlikte bitirdik albümü. Sonra Ulus Müzik geldi aldı işi.

Şarkı söylemek için şart mı konservatuar mezunu olmak?

Değil. Türkiye’de o kadar güzel sesli, büyük sanatçılarımız var ki, İbrahim abi de müzik eğitimi almamıştır ama hayran olduğum Allah vergisi bir sesi var. Sonrasında kendini birçok konservatuar mezunundan daha iyi yetiştirmiştir. Onun dışında da birçok sevdiğim arkadaşım var. Ama müzik kültürünü almak için de eğitim almanın faydası var.

Çaycılık nereden çıktı bilmiyorum ben. Şöyle bir şey duydum. Gökhan Ulus Müzik’te çaycılık yapıyormuş. Bir gece çay demlerken, kendi kendine şarkı söylediği sırada Ulus Müzik’in patronu onu fark etmiş. Dedim ki niye öyle olsun adam konservatuar mezunu. Yok dediler başka türlü girememiş, Ulus Müzik’ten başlamış. Tamamıyla uydurma demek ki.

Kesinlikle asparagas. İnsanlar demek ki böyle şeyler konuşmaktan keyif alıyorlar. Hikâyeler uydurup, uydurdukları hikâyeleri sahiplenmekten o kadar hoşlanıyorlar demek ki.

Böyle olsaymış güzel bir hayat hikâyesi olurmuş.

Bu klasik değil midir? Türk filmlerinin vazgeçilmez senaryosu gibi. Acayip bir hayat hikâyesi çaycılıktan şarkıcılığa, oradan milyonlara… Şimdi bir de bir ötesi var geçmişini inkâr ediyor gibi.

Bence hayat hikayesi star olma yolunda en önemli şeylerden biri.

Çaycı olmuş olsaydım ve bu yolla sesim duyulmuş olsaydı bunu da gönül rahatlığıyla söylerdim. Onda da bir şey yok ki. Çaycılık ayıp bir şey değil. Benim babam berberdi.

Nerelisiniz?

Babam Adanalı, annem Rizelidir. Ben doğma büyüme İstanbulluyum. Hem kuzey hem güney özelliklerini de taşırım. Kuzeyin dalgalanmaları gibi bir anda sinirlendiğim de olur.

Sizin sinirli halinizi hiç hayal edemiyorum. Sanki sinirleriniz alınmış gibi bir haliniz var.

Bu ara moral, kondisyon yüksek. Herhâlde onunla alakalı.

Ama Kapris olmadan star da olmaz.

Biraz kaprisli olacağız tabii de ben çok abartanlara da kızıyorum. Öyle kulislerini de çok dolduranlar için bazen bu olmamalı diye düşünüyorum.

Ama o da bu işin” fıtratında” var!

Demek ki starlığa giden yolda bazı taşları yerine koyacaksın. Ben onu yapamıyorum. Ne bileyim biraz daha doğal bir yaşantım var. Onu korumaya çalışıyorum. Benim üretkenliğimde en güzel şey doğal bir yaşam. Şimdi bu keyifli doğal sohbetin sonrasında üretkenliğim mutlaka devam edecek. Hatta belki tetiklenecek. Ama şimdi burada kendimi kassam. Sınırımı aşacağım bir adım atmak, sırıtacak söylemlerde bulunmak, dikkat çekmeye çalışmak benim ruhumu kasıyor, geriyor. Benim üretim mekanizmam kapanıyor orada. Ruhuma, yaradılışıma aykırı. İnşallah kendimi doğru ifade edebilmişimdir.

Anlıyorum ama o sınırları merak ediyorum. Gökhan beyin sınırları var. O sınırların dışına çıkamam. O zaman bir magazin programı seyrederken diyorsunuz ki “ne kadar ayıp”. Çünkü bunlar sizin sınırlarınızı aşan şeyler.

Yani büyük yaşlı ebeveynler gibi değilim. Annem gibi veya babam gibi değil. “Oğlum değiş şu kanalı, bize ne bilmem nenin nesinden…” demem. Ama evet bazen de oluyor senin dediğin gibi. “Arkadaş bize ne” diyerek kanalı değiştirdiğim de oluyor. Yani bu övündüğüm veya arkasında durduğum bir şey de değil. Ama bence özel hayatın özel kalması gerekiyor. Özellikle bu sınırlardan bir tanesini söyleyeyim. Her aksiyonu Twitter’da paylaşan var. Ne bileyim bir yemek masasını çekip koyanlar… Bunlar benim sınırlarımın ötesine geçen şeyler. Yani ben biraz daha muhafazakarım. Eğitimim, yetiştirilme tarzım. Daha büyüklerime karşı saygılıyımdır. Bu içten gelen bir şey. Daha hakkaniyetli olmaya çalışmak, daha dürüst profilli insanlarla paylaşmaya çalışmak… Bu sınırların dışına çıkabilecek hiçbir eylemde beni göremezsiniz. Bu tip çerçeveler içerisinde Fındıkzade’de büyüdüm. Abilerimiz vardı. Onlardan da o tip şeyler gördük. Ne bileyim tuttuğum takım Beşiktaş, onun başkanı Süleyman Seba. Hep böyle dürüst doğru duran adamları idol aldım kendime.

Yaşam tarzınızda muhafazakar mıdır? Yani siz muhafazakarım diye cümleye başlayınca…

Siyasi bağlamda bakmayın o lafa. Benim muhafazakarlık anlayışım dürüst olmak daha geçmişten gelen o terbiyeyi korumak babında.

Muhafazakar olmak ta kötü bir şey değil ayrıca.

Değil tabi. Namaz da kılınır yani. Allah nasip etsin keşke hepimiz kılsak. Ben mesela beş vakit namaz kılmıyorum. Ama kılan arkadaşlarım var. Ama “muhafazakarlık” derken kastın oysa öyle bir tarafım bile olsa asla göstermem. Bu da prensiplerim içerisindedir. Çünkü, İbadetin reklam şeklinde kullanılmasına son derece karşıyım. İbadetin de insanın kendi özelinde yaşaması lazım. Bunu reklam unsuru olarak kullanan insanların vay hallerine… Onlara üzülüyorum ama ben önce kendime üzülmeliyim.

Kendim?

İnsanlara üzülmek hoş değil. “Aman vay onun haline” demek de doğru değil. Herkesin bir kişiliği, fıtratı var.

Bu röportajın kelimesi de “fıtrat” olacak. Üçüncü kere geçiyor.

Herkesin bir doğası var. Kişiliği var diyeyim. Kim neyi yansıtmak istiyorsa onu yansıtıyor.

Ne kadar garip bir hale geldik değil mi? Kullandığımız kelimeleri bile seçmek zorunda kalıyoruz.

Valla ben hiç takılmıyorum o duruma. Dediğim gibi benim ailem de kullanırdı ben çocukken. Annemin babamın kullandığı kelimelerdi. Annem mimar, babam berber benim. Hiçbir zaman aşırı uçlarda yaşamadılar.Biz bir aile olarak cumhuriyet çocuklarıyız. Bu da korkularak söylenecek bir şey değil. Ama dinimize de bağlıyız. Örf, adetlerimize de bağlıyız. Biz bu ikisini de taşıyan bir aile olduk.

İnşallah diyelim. Bu single’dan sonra yeni albüm ne zaman?

Şimdi stüdyoda çalışıyorum. Şubat ayında çıkarmak gibi bir planım var. Yarısı bitti gibi albümün. Diğer yarısının şimdi hem sözleri yazılıyor hem besteler üzerinde çalışıyorum.

Hep benim çevremdeki sahneye çıkan insanlardan “müzik ve eğlence sektörü giderek ölüyor” sözünü duyuyorum. Öyle mi hakikaten?

Bir şey oldu ve eğlence sektörünü vurdu. Bu bir gerçek. Ülke içindeki dalgalanmalardan ilk etkilenen biz oluyoruz.

Sanki konserler göbek atma yeriymiş gibi hemen konserler iptal ediliyor.

Evet. Halbuki anma konserleri de var. Alında sahnede eğlenmek bana göre de biraz ters. İnsanlar acı çekerken onca olay olurken şarkı söylemek…

Televizyon seyrediyor musunuz?

Evet.

Mesela ‘Bu Tarz Benim’e bakıyor musunuz?

Yani yok izlemiyorum. Arada bir bakıyorum.

Bütün Türkiye onu konuşuyor.

Saygı duyuyorum, programın formatı da çok güzel. Arada bir bakıyorum, sıkılınca geçiyorum.

O programdan sıkılan da varsa hayret yani.

Yani sıkılınca derken o günkü beklentilerimle ilgili. Program sıkıcı demiyorum. Yanlış anlaşılmasın.

O programı açan kalıyor. Buna çok inanıyorum.

Fenomen oldu bir kere onu söyleyelim.

Dizi?

Dizi de izlemiyorum. Eskiden izlediğim bir iki tane vardı. Şimdi Güldür Güldür’ü takip ediyorum. Ali Sunal ve arkadaşları yıkıp geçiyorlar bence. Bir de geceleri izlediğim kanallar vardır. History Channel ve Discovery Chanel gibi.

Popüler kültürden uzak yaşıyorsunuz. Üretimi oraya yapıyorsunuz ama sizin hayatınız başka yerde.

Aynen öyle oluyor. Aslında yapmış olduğum iş dediğin gibi popüler hayata bir şeyler yapıyoruz. Onun gerekliliğini de yerine getirmeye çalışıyorum. Oradan alıp bu tarafa vermeye çalışıyorum bir taraftan da. Kendi beslendiğim okuduğum kitaplar olsun, izlediğim filmler olsun oralardan alıp bu tarafa bir şeyler veriyorum. Zaten tam bir popüler hayat adamı da değilim. Dışarıdaki duruşumu hiç böyle gördün mü? Bugüne kadar hiç öyle görünmedim. Gece hayatımla gündeme gelmemişimdir. Popüler hayatın getirdiği bazı şeyleri kendi hayatımda görememişimdir. “Girerken bilmiyor muydun, şimdi mutsuz musun” dersen, hayır mutluyum işimi çok seviyorum. Çünkü beni anlayan, benimle birlikte yıllardır konserlerimi takip eden bir kitlem var. Onlarla devam etmekten mutluyum. Son 4 senedir Jolly Joker sahnesindeyim. Ayda bir konserimiz var.