Genetiği çok güzel bir insanım, estetiğe ihtiyacım yok!

Türkiye'nin en özgün sahne isimlerinden biri o... Şu sıralar Olay TV'de 'Yılmaz Morgül Show' adlı bir program hazırlayan Yılmaz Morgül ile Armağan Çağlayan buluştu. Morgül sanat piyasasına bakışını, yaşam felsefesini, dini inançlarını, ailesiyle olan ilişkisini ve çocukluğunu anlattı...
Genetiği çok güzel bir insanım, estetiğe ihtiyacım yok!

Sizin espri anlayışınız bizden mi farklı? Yoksa siz bunu bilerek mi yapıyorsunuz? Okan Bayülgen’e bile programı kapattıran bir espri anlayışı, Twitter’da yazdıklarınız…
O bir reyting malzemesiydi. Zaten programın bitmesine 60 saniye kalmıştı. Orada "Sen bir espri yapmışsındır Survivor ile ilgili" dedi, ben de bir söz ettim ki zaten programın kapanış saatiydi. Adam programı kapayınca da ilgi çekmek için, haber olsun diye 'Programı kapattıran' diye başlık atıldı. Yılmaz Morgül zaten sanatıyla, duruşuyla, yorumculuğuyla o kadar düzgün bir yerde ki o televizyonu kapattırmaz, aksine reyting getirir. Benim mizaha bakış anlayışım, kara mizah. Güldürürken ağlatan unsurlar içerir. Ben yeri gelip Nasreddin Hoca da olabilirim yeri gelir de Erdil Yaşaroğlu olurum.

“Bugün çok güzelim, karpuz dilimi gibiyim” şeklinde şeyler yazıyorsunuz.,
Karpuz mevsimi başlamıştı.

Bunu çok mu düşünüyor musunuz?
Hayır, o anda. Mesela yan masada iki kız var. Selfie yaptık az önce. Bunu sosyal medyada paylaştı ve altına ne yazabiliriz dedik ve “Güzeller içinde gül, başka yerde bulunmayan tek gül, Yılmaz Morgül”. Anında buldum yani. Bu sizin almış olduğunuz eğitimle ilgili. Mesela ben Türk Müziği eğitimi aldığım için kafiye konusunda başarılıyım..

Niye kendinizden hep Yılmaz Morgül diye bahsediyorsunuz? Sanki o başka bir insanmış gibi.
Bu da almış olduğum aile terbiyesiyle ilgili bir şey.

Ben kendimden Armağan Çağlayan diye bahsetmeyince terbiyesiz miyim yani?
Öyle bir şey yok efendim. Aile terbiyesi diyorum. Herkesin ailesinde farklı terbiyeler var. Farklı geleneksel yapılar var. Ben mesela doğduğumdan beri annemin babama, babamın anneme hitap şeklini bilirim “İbrahim Bey” ve “Fatma Hanım”.

Birbirlerine öyle mi hitap ederlerdi?
Ben bir kere bile “Karıcım, aşkım bir tanem” gibi şeyler duymadım. Hep İbrahim Bey ve Fatma Hanım’ı duydum. Ben bu şekilde büyüdüm. O yüzden hep Yılmaz Morgül. Bir de toplum önünde bir insansınız. Bir vasfınız var. Birtakım özellikleriniz var. Görev icabı. Örneğin Atatürk’ün özdeyişi var. Diyor ki “Sanatçı ışığı alnında ilk hisseden insandır.” Ben Atatürk’ün özdeyişindeki bir sanatçı modeliyim. Ama ayrıca toplumun sanatçı diye kabul ettiği ama aslında bu özdeyişe uymayan onlarca ya da yüzlerce insan var bu ülkede. Ben onlardan biri olmadığım için adı soyadı Yılmaz Morgül’üm. Hep bu şekilde konuşuyorum. Bu benim sıfatım değil. Sadece Yılmaz Morgül vasfıyla bu diyalogları gerçekleştiriyorum.

Ama ben kendimden “Armağan Çağlayan eve gitti” şeklinde bahsetsem…
Bu benim saygı anlayışım ama. Ben kimin adını soyadını öğrensem o şekilde hitap ederim. Önce saygı. Sonra zamanla sevgi oluşunca belki Armağancım diyebilirim sana. O şekilde hitap edebilirim.

Bu Tarz Benim’de bir yarışmacı vardı. Size çok benzetiyorlardı. Okudunuz mu o haberi? Size benzememek için estetik yaptırmış.
Bence tam tersi olmuş. Yılmaz Morgül taklidi yaparken çok başarılıydı. Levent Kırca’lar yaptı. Kimler kimler yaptı bugüne kadar. Ama bir bayan ilk kez Yılmaz Morgül taklidi yaptı ve çok başarılıydı. Onun dışında bizim bir benzerliğimiz yok ki. Ayrıca da olabilir. Ben senin ağabeyin de olabilirim. Akrabalar birbirine benzeyebilir. Ama ona benzememek için estetik oldum gibi bir şey bence tamamen reytinge dayalı. Tiraja, dikkat çekmeye dayalı, bir ismin üstünden prim yapmaya dayalı haber anlayışına girer. Bunun onun fikri olduğunu da zannetmiyorum çünkü o çok iyi bir kız. Kızı yönlendirmişlerdir. Ama gelelim sonuca. Yılmaz Morgül’e benzememek için yaptı denilen estetikler sonucu maalesef daha çok Yılmaz Morgül’e benzedi.

Kızıyor musunuz taklidiniz yapıldığında?
Hayır, çok seviyorum. Hep hayalim mesela, Huysuz Virjin’in benim taklidimi yapsaydı, 'Benzemez Kimse Sana’da. Ben bir şey açıklayacağım. Ben 2016’da 'One Man Show' yapacağım. Bu şovda Müzeyyen Senar, Gönül Yazar, Emel Sayın, Ajda Pekkan, Nükhet Duru, Zerrin Özer, Kibariye, Huysuz Virgin, Zeki Müren, İbrahim Tatlıses olacağım. Birebir ses taklitleri yapacağım. Ben Zeki Müren’le aynı tasarımcıdan giyiniyorum. Zaten Türkiye’de de star olup da yıllarca aynı stilist ile çalışan tek sanatçı benim. Hepsinin birebir ses taklitlerini yapacağım. Hepsinden kıyafetler rica edeceğim. Bunları sahneye taşıyacağım. Belki her hafta özel bir starı taklit ederek yeteneğimi sergilerim. Mesela gazino ilanlarında bu isimlerin hepsi olacak. 'Yılmaz Morgül Gazinosu' başlığı atacağım. Az önce Bülent Ersoy’u söylemeyi unuttum.

Bu arada ağlayacaksınız da herhalde. Sizle en çok özdeşleşen şey ağlamak. Niye ağlamak deyince Yılmaz Morgül geliyor?
Akıllarda çok kaldı. Ben artık açıklamaktan bıktım. Zannediyorum yedi, sekiz sene önce Müge Anlı’nın bir sabah programında ben Türk Sanat müziğinin durumu hakkında konuşmalar yapıyordum. Eski jenerasyona hiçbir şekilde yeni jenerasyona destek vermediğini, Türk Sanat Müziği'nin günden güne yok olmasının nedeninin bu insanlar olduğunun altını çizerken birtakım insanlardan bahsediyordum şarkılarıyla büyüdüğüm. Bu insanlardan biri demiş ki “Yılmaz Morgül mü, o da kim?” "Ne diyorsunuz siz sayın Şenay Düdek?" dedim. Bu sözüne ettiğiniz insan 27 yaşında hacı olmuş, Allah’a en yakın tasavvufla ilgilenen, çime basmaya korkan bir Allah kulu. Nasıl Allah’ın bir kulu başka bir kulu hakkında böyle konuşabilir dedim. Ben inanmıyorum dedim ve bana dinlettiler. O isim A.Ö idi. Diğer isim rahmetli oldu A.Ş. O da diyor ki “Yılmaz Morgül’ün sesi var mı?” Ben 'Elveda İstanbul' adlı şarkımla müzik dünyasına adım atmadan önce beni dinleyen ilk iki kişi Adnan Şenses ve Ajda Pekkan. Yeri gelmiştir bu insan, bu insanı tanımıyor. Siz bu durumda kırılmaz mısınız? Siz üzülmez misiniz, en yakın arkadaşınız sizi tanımadığını söylüyor. Gönlümü kırdılar benim. Birebir duydum benim hakkımda söylediklerini. Ben çok kırıldım, çok üzüldüm. Ancak hani insan çok üzgün olduğunda ve yalnız olduğunda kahkaha boyutunda hıçkırarak ağlar ya, ben o modda ağladım. Saf bir insan gibi bıraktım orada duygularımı. Sonra Okan Bayülgen bir yıl boyunca benim gözyaşlarıma klip yapıp hiç bana sormadı sen neden ağladın diye. Programı izle de bu insanın neden ağladığını gör, dalga geçmeden önce!

Kızmadınız mı Okan Bayülgen’e?
Artık dayanamıyorum dedim. Beni yetiştiren hocalarımdan Feriha Tunceli’nin de yeğenleri onun orkestrasındaydı. Tuncer Tunceli gitarist, Yusuf Tunceli bateristti. Ben onlarla konuştum, "Artık dayanamıyorum" dedim. Bir kere telefon açıp da insan sormaz mı? Sen televizyoncusun bir kere izlemez mi insan? Sen bunu komedi unsuru olarak algıla, klip haline getir ve her hafta bunu reyting amaçlı kullan. Benim annem babam yok mu? Benim ailem, sevenlerim, duygularım, psikolojim yok mu? Ben onu mahkemeye verdim. Sonra beni Yusuf ile Tuncer durdurdu. Hemen Okan’ı aradılar. Okan bana “Bu hafta bana geliyorsun, ben seni çok seviyorum” dedi. “Programa gel, milyonlar içinde özür dileyeceğim” dedi. Radikal’den Hakkı Devrim dedi ki  “Ben Yılmaz Morgül’ün geçmişini inceledim, bu ülkenin hayır kurumları için çalışmış birisi. Hiçbir şeklide bu sanatçıyı eleştirmeye hakkımız yok” dedi. Savaş Ay diyor ki "Hayatımda ilk defa Yılmaz Morgül ile yan yana olacağım” dedi. “1995 yılında PKK Hakkari’de, Tunceli’de savaşırken Yılmaz Morgül askeri helikopterle gidip bizim askerlerimize moral veren, onlarla bütünleşen birisidir, sen ona çok ayıp ettin” dedi Savaş Ay. Okan Bayülgen de milyonların önünde özür diledi. Ama yıllardır dillerden düşmüyor benim ağlamam.

Ama geçen gün Bu Tarz Benim’in bölümüne katıldınız o zaman da ağladınız.
Hayatınızın en önemli dönemlerine ait pasajlar anlatılıyor.

Masada bisküvi vardı. Biri bisküvi getirince siz birden ağlamaya başladınız. Nur neden ağladığını sordu. “Bana çocukken bisküvi almazlardı” dediniz.
Onunla dört yıl komşuyduk. Biliyor o da bunları. Ben hiç bisküvi görmedim. Ben beş buçuk yaşında okula başlamıştım, yarıyıl tatilinde ders çalışıyordum. Annem ile tek başımaydım. Ablamalar evliydi, abimler evliydi biz ikimiz kalmıştık. Altı yaşında babam öldüğünde annemle baş başa kaldık. Ben hep kendim çalışarak kazandım. O bisküvi benim önüme gelince… Ama bakın Nur Yerlitaş yapımla konuştuğu için o bisküvilerin önüme geldiğini gördüm.

ŞÖHRET OLUNCA EVİMİ OYUNCAKLARLA DOLDURDUM
Bilerek yapıldı yani.
Biliyordu tabi. O da benim hassasiyetimi biliyordu. Oyuncak konusunda da böyledir. Hiç olmadı oyuncağım. Bana oyuncak alacak kimse de yoktu. Mesela şöhret olduğum zaman evimi tavanlara kadar oyuncakla doldurdum. Hepsinin ismi vardı. Hepsine "Günaydın" ve "İyi akşamlar" derdim.

Gerçekten mi?
Evet, konuşuyordum. Sonra bir gün yine karar verdim 38 tane çocuk sağlık kuruluşuyla çalıştığım için. Hepsiyle vedalaştım ve kamyon aldım. Hepsini kamyona yükleyip Eyüp Kimsesiz Çocuklar Yurdu'na getirdim. Bir bölümünü de Bahçelievler Çocuk Yetiştirme Yurdu'na götürdüm.

Hepsinin ismi vardı, siz onlarla konuşup vedalaştınız öyle mi? Bu ağır mesai.
Ama yaşamadığınız şeyler işte. Sanki yaşıyormuş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Ama mesela buradan bir saat öncesine bile dönmem imkansız. Benim de o yıllara dönmem imkânsız. Bir daha yaşamanın şansı da olmayacak; oyunsuz, oyuncaksız geçen o çocukluk yıllarımı... Simit satan, su satan, sokaklarda çiçek satan, fındık tarlarında çalışan Yılmaz Morgül vardı.

Fındık tarlasını İstanbul’da nereden buldunuz?
Bolu’ya gittik. Çalışmaya gidiyordum okul tatilinde. Çadırda yatıyorduk bahçede. Neler yaşadım.

BU ÜLKEDEKİ EN BÜYÜK BABA BENİM
Siz ondan mı vakıflarla bu kadar çok çalışıyorsunuz?
Ben ilkokuldayken de bayram kıyafetlerimi vakıflar karşılıyordu. Herkes bayrama sevinçle giriyordu bizde ise bir şey yoktu ki. Annem fabrikada  işçiydi. Tabanlarını yapıştırırdı ayakkabıların. Kadın pazar günleri ilkokullarda hademelik yapıyordu. Cumartesi günü ziraat fidanlığında çalışıyordu. Öyle bir anneyle büyüdüm ben. Hayata bütün bakış açım annem. Az önce Tuğba Hanım'la da evladı hakkında konuştum, ben baba olsam o çocuğun annesi de babası da ben olurum. Öyle yetiştiririm onu yani. O ruh var bende. Hem anneyim hem babayım. Çünkü 15 yıldır 38 çocuk sağlık vakfıyla çalışıyorum. İçinde neler yok ki? Ben bu ülkede babalık görevini yapmayan binlerce babanın görevini yapıyorum. En büyük baba benim.

Siz nereden para kazanıyorsunuz peki?
Yıllardır kirada oturdum kira ödemedim. Beni çok seviyorlar. Mesela ilk kirada oturduğum evin sahipleri bir iki ay kira aldılar ondan sonra beni tanıdılar, bütün çocuklarını topladı ailenin reisi ve dedi ki "Bundan sonra kardeşiniz Yılmaz Morgül. Asla kira alınmayacak." Bunca çalıştığım vakıfın sayesinde ben çok özel cemiyetin bir içine girdim. Rahmi Koç’u tanımak şerefine nail oldum. Sabancı ailesini tanıdım. Demirören, Eczacıbaşı ailelerini tanıdım. Günden güne arkadaşlıktan dost olduk. Onların ortamında oldum. O ortamda olmak demek, zaten yemeyi içmeyi düşünmedim. Ama bende onların kurmuş olduğu vakıflarda karşılık beklemeden çalıştım. Ücretsiz konserler verdim. Çok zengin bir zümrenin içinde bulunuyorum.

Onlar mı size para veriyor?
Para vermiyor. Ben o zenginlikleri yaşayabiliyorum. O maneviyat ufkunu yaşayabiliyorum. Biz zaten normal koşullarda yaşayan bir aileyiz. Rezidanslar, villalarda yaşayan aileler değiliz ki. Öyle hırslarımız yok çünkü çok yokluktan geldik biz. O parayla ben kendimi de geçindiriyorum, ailemi de geçindiriyorum.

Yani siz diyorsunuz ki “Ayda iki kez ekstraya gitsem o bana yeter. Ben kanaatkar bir adamım."
Aynen öyle. Şükrediyorum. Halen de kirada oturuyorum. Araç hırsım da yok. Ben her gün bir insanı nasıl mutlu edebilirim, bir çocuğu nasıl tedavi edebilirim diye düşünüyorum.

Sizi ben bu piyasanın içinde çok yalnız görüyorum.
Ama çok zengin bir kalabalığın içindeyim. Hiç yalnız değilim. Şarkımın adı 'Yalnızlık Makamı'. Benim bir çok dostum var. Yılmaz Morgül Şov’da birçok konuğu ağırlıyorum.

Evet, görüyorum. Hatta “Neden İstanbul’dan kalkıp Bursa’ya gidiyorlar?” diye düşünmüştüm.
Beni ne kadar sevdiklerini gösteriyor bu. Yılmaz Morgül sevgisi böyle bir sevgi. Her gelen “Bir daha bizi ne zaman davet edeceksin” diye soruyor. Onun dışında Nur Yerlitaş, İbrahim Tatlıses, Seda Sayan… Şu anda aklıma gelmiyor, daha çok var. Kimse bana darılmasın. Sanat camiasından görüştüğüm insanlarla tek başıma değil, ailecek görüşüyoruz. Zaten 200’ün üzerinde sağlık, sosyal ve yardım vakıflarıyla çalışıyorum. Her günüm kalabalıklar içerisinde geçiyor. Her gün konser çerçevesindeyim. Ben yalnız olabilir miyim?

İnsan kalabalıklar içerisinde de yalnız olabilir.
Olabilir. O Dostoyevski edebiyatına giriyor. Ben orayı almayayım! Ben daha çok Milan Kundera’yım! 'Var Olan Dayanılmaz Yılmaz Morgül' olmak isterim…….

GENETİĞİ ÇOK GÜZEL BİR İNSANIM
Siz hiç estetik yaptırdınız mı?
Evet, dişlerim.

Dudaklarınızda dolgu yok mu?
Hiçbir şey yok. Ben bunu Seda Sayan’ın programında da açıkladım. Dişlerim Hollywood yıldızları gibi, mimiklerin az olması için öndeki dişlerime asma tekniği uygulattım. Profesör Doktor Osman Gazioğlu’na. Benimki sadece bir diş operasyonu.

Niye sizin için her yerde çok estetik yaptırdı deniliyor?
Herkes, herkes için her şeyi söyleyebilir. Ben genetiği çok güzel bir insanım. Dünyanın en güzel annesi benim annem. Annem 80 yaşına geldi ama ne bir kırışığı, ne de bir selüliti vardır.

80 yaşında insanın selüliti olmaz mı?
Asla. Gelip bakabilirsiniz. Asena’ya sorabilirsiniz. Annem hasta yatıyor, geçenlerde Asena’da geldi ağladı, ağladı sarıldı anneme "Ben böyle bir güzellik, böyle bir nur görmedim" diye.

Nesi var annenizin?
Annem merdivenlerde bir düşme yaşadı. Ondan sonrada annem psikolojik şok yaşadı. Ne konuşuyor, ne de adım atıyor artık. Doktor öyle söyledi. Onun için hep yatakta. Biz kaldırıyoruz, sandalyesine oturtuyoruz, yemeğini yediyoruz. İstediği zaman konuşuyor, istediği zaman cevap veriyor. Ama artık korkuyla gelen bir sendrom yaşıyor annecim. Anneannem, babamın yakışıklılığı, abilerim... Abim George Clooney’e yüz takla attırır.

O kadar?
O kadar yakışıklı. Abilerim çok güzel, ailem çok güzel. Ben zaten çok yakışıklıyım. Bırakalım isteyen istediğini söylesin. Ayrıca ihtiyacım olsa niye yaptırmayayım efendim? Ben göz önünde bir starım. Sahnedeyim, televizyondayım. Ve son beş yıldır dünyada ki siz de çok iyi bilirsiniz, televizyonda, sahnede olmak istiyorsanız en yakışıklı, en güzel olmak zorundasınız. Bitti. Bu kadar. Eğer yeteneğinizin yanında bakımlı değilseniz, fit değilseniz o ekranda olmaya, o sinema perdesinde olmaya hakkınız yok sizin.

Bugün birçok kilolu sanatçı var.
O rol gereğidir.

Siz biraz takıntılısınız galiba, değil mi? Bir şeyi kafaya takıyorsunuz ve yapana kadar uğraşıyorsunuz.
Bilmem.

Mesela, spora takmışsınız.
Tabii ki. Çok seviyorum. Ama aile sporcu. Abim milli boksör, dedem Necati Morgül Türkiye’nin ilk olimpiyat şampiyon güreşçisi. Ablamların hepsi kros birincisi Türkiye’de. Ben nasıl bu ailede olup da spor yapmayayım?

Ablalarınız o kadar fakir bir ailede nasıl kendilerini yetiştirmişler?
Okullarda. Hepimizle vakıflar ilgilendi. Hepimizi evlatlık almak istediler. Öyle insanlar benim ailem. Çok gurur verici.

EVET YILMAZ, BU SABAH ÇOK YAKIŞIKLISIN!
Siz günde 5-6 saat spor yapıyor musunuz?
Ne mümkünatı var. Öyle bir şey imkânsız. Yataktan nasıl kalkarsın? Dualarımı ettikten sonra, yatak egzersizlerim var benim. Mum duruşu da bunlardan biri. Ayak hareketleri, el hareketleri bütün hepsini yaparım ben. Bunları yapmazsam fışş diye fırlayamam yataktan. Hemen fırlarım yine en sevdiğim yabancı veya Türkçe şarkılardan en hareketlileri açarım. Böylelikle benim egzersiz saatim başlar. Ayna karşısındayım. "Evet Yılmaz, bu sabah çok yakışıklısın, bu sabah en iyisin, harikasın. Süper bir gün seni bekliyor. Çok zor bir gün olacak ama sen hepsini yenersin çünkü sen Yılmaz’sın." (Kahkaha) Merhaba Vietnam! Etrafımdaki bütün insanları da bu motivasyona dâhil ederim. Etmeyenleri de yok ederim. Bulunamazlar etrafımda.
Sporcu, müzisyen bir aileden geliyorum, çok seviyorum. Okan Bayülgen’in programına gittiğimde Okan bana dedi ki "Senin programına gelene kadar 14 kişinin elini sıktım, 14 kişiye 'merhaba' dedim, bıktım. Hepsi de peşinde bunların, ne zaman kurtulacaksın?" Pardon siz kimden bahsediyorsunuz? Ailemden bahsediyorsunuz. Biraz daha dikkatli bahsedin dedim. Her hafta Yılmaz Morgül Şov'dalar. Vokalde bile onlar var.

Kim var?
Yeğenim var, ablamın oğlu ve kızı. Onların da sesleri çok güzeldir. Birbirimize çok bağlı bir aileyiz. Dünyanın neresinde olursa olsun konserlerime ailemi de götürürüm. Tabii iki kişi kadar. Para almıyorum ama dünyayı görsünler istiyorum. Çünkü ben herkesten daha çok insanım. Açık açık söylüyorum. Atatürk sanatçı için “Alnında ışığı ilk hisseden insandır” diyor ya. Herkese sorun bakalım sen gerçek sanatçı mısın? Sen ışığı alnında hisseden insansan ve topluma modelsen, arkadaş sen 980 lira asgari ücret neti brütü bile 950 değil. Bunun bilincinde olacaksın. O evini garajındaki arabalarını her gün çarşaf çarşaf gazetelere açmayacaksın. Ben bilmem ne rezidanslarında oturuyorum, bilmem ne villalarında oturuyorum diye görkemini halkla alay eder gibi göstermeyeceksin. Sen onun alkışlarıyla, onun kazanımlarıyla star oldun maalesef. Star olabilirsiniz ama sanatçı, sanatkâr olamazsınız. Sanatçı Atatürk’ün özdeyişindeki gibi en duyarlı, en hassas olandır. Ben bakan koltuğumda olsam hassas olacağım ilk konu televizyon programları ve reklamlar. Ben kesinlikle yiyecek ve içecek reklamlarını yasaklarım. O reklamlara çıkan sanatçıları da sanatçı kabul etmiyorum!

Yiyecek ve içecek reklamına çıkanları niye sanatçı kabul etmiyorsunuz?
Çünkü senin ülkenin insanı 980 lira asgari ücretle hayatını zor idame ettirirken, sen onların alkışlarıyla bir noktaya gelip isim oluyorsun ve sen onların karşısında alay eder gibi o zehrin reklamında oynuyorsun. Biliyorsun ki bu içecek bir nesli zehirlemekte olan bir içecek. Oh ne güzel hem içiyorum hem halkla alay ediyorum. Nerede senin sosyal bilinçlerin? Sanatçı hassasiyetin ve duyarlılığın nerede? Sen bile bile kendi evladına bebekliğinden itibaren bu zehri içerir miydiniz? Siz içeceğin arkasını çevirip kimyasal bileşiğinde neler olduğunu görüyorsunuz. Nasıl bu bilinçdışı davranışı sergiliyorsunuz toplumunuz için? Para için mi? Size yazıklar olsun!

Türkiye’de ki asgari ücreti de mi düşük buluyorsunuz?
Düşük mü buluyorum? Türkiye Devleti’nin kendi kategorisinde zaten en az biçimi. Yoksulluk sınırı 1350 iken asgari ücret alırken insanlar nasıl geçinecek?

Genel seçimlere doğru giderken birçok parti asgari ücreti yükseltmeyi vaat ediyor.
Evet, konu bu. Bir de asgari ücretten vergi alınmayacak diyor.

Devlet de diyor ki kaynak nerede?
Evet, kaynak nerede? 16 yıldır bu ülkenin başına gelen bütün başbakanlardan, bakanlardan bu ülkeye en fazla hizmeti yapan benim. Benim maaşım olmadığı halde ben bunları yaptım. Ne okullar, ne yollar, ne hastaneler, ne laboratuvarlar, ne yüzlerce çocuğun hastane masrafları, ne binlerce insanın akülü sandalyeleri… Saymakla bitiremem.

Bunları ancak siz söylediğinizde biliyoruz. İster misiniz kameraları, deklanşörleri?
Asla.

Bir de projelerini her daim gözümüze sokanlar var?
Ben insanların, tabii ki hayırsa eğer yaptığın, hayrın gizli olmasına dikkat ediyorum. Bana çalıştığım kuruluşlar yeni bir model lazım diye özellikle söylüyorlar. Artık bunları söyleyin diyorlar. Çünkü vakıf geceleri artık hava için yapılmaya başlandı. Gülben Ergen mesela eğer gerçekten hayır yapıyorsa bu hayrı bizim gözümüze sokmaya hakkı yok. Alnında ışığı hissedemeyen birtakım insanlar var. Onlar da sanki inanç turizminin mankenleri gibi havaalanında namaz kılmalar ve umre kıyafetleriyle uçağa binmeler. Poz poz fotoğraflarla da bunları basına gönderiyorlar. Siz nasıl bir sanatçısınız? Halkın inançlarıyla nasıl oynayabiliyorsunuz? Nereye göre bu hareketleriniz? Hangi cevabı almak istiyorsunuz? Benim annemden öğrendiğim şey, yaşadığın ibadetinde kabahatinde dört duvar arasında olacak. Benim hayat felsefem budur. Ben 17 yaşımda öğrendim annemin namaz kıldığını. Hep kapıyı kilitlerdi nedenini bilmezdim. Derdi ki bana bu Allah ile senin aranda olmalı. Belki sen başka bir inancın sahip olabilirsin dedi bana. Baksana ne büyük saygı. Şöyle bir şey de var: Cuma namazı. Gidiyorum ama mutlu olamıyorum.

Niye?
Herkes beni gösteriyor. Ben geldim diye herkes fısır fısır. Allah ile diyaloğumu engelliyorlar. Secdeye tam teşekküllü eğilemiyorsun ki. En son yaşadığımı anlatayım. Geçen yıl Kadir gecesi Sultanahmet Camii'ndeyiz tüm aile. Birden menajerim en yüksek ses tonuyla camiide bağırdı. Arkamı bir döndüm adamın biri beni videoya çekiyormuş. Ne hakkın var senin ya? İnsanlar artık şu akıllı telefonlar yüzünden kendilerini ne hale getirdiler. Ben rahatsız oluyorum. Ben camiilerin 24 saat açık olmamasından da rahatsız oluyorum. Belki uykum bölünecek ve ibadet etmek isteyeceğim öyle değil mi?

Şu anki siyasi iklimden memnun musunuz?
Ben hiçbir şeyden mutlu değilim. Neden? Ben burada bu yemeği yerken de mutlu değilim. Yediklerimi görüyorsunuz. Herkesin yiyebileceği şeyler. Ben bunları yerken yurdumun kalanı bunları yiyemezken ben nasıl mutlu olabilirim? Ben rezidansta otururken mahallemdeki ve diğer çevredeki insanların gecekondularda, sağlıksız binalarda oturduğunu görerek nasıl mutlu olabilirim? Diyorum ya alnında ışığı hisseden sanatkârdır. Her meydanda istediğim her şeyi söyleyebiliyorum. Çünkü yanlı değilim ben. Hiçbir partiye ait değilim. Hiçbir gruba dâhil değilim. Sanat hayatım boyunca hiçbir takımın hiçbir partinin gecesinde sahne almadım. Beni hiçbir para, hiçbir hırs gösterisi etkileyemez.

Sanatçıların siyasi partilerin gecelerinde, mitinglerinde sahne almasını veya partiye üye olmasını doğru bulmuyorsunuz o zaman?
Hayır. Düşüncelerine saygı duyuyorum, ekmeklerine de saygı duyuyorum. Ama gerçek sanatçı böyle bir davranış sergilemez. Hem de ülkesindeki vatandaşlar bu halde iken.

Sanatçı siyasi konu da fikrini söylememeli mi?
Söylemeli ama bunu para karşılığı yapmamalı. İdeolojilerini para karşılığı satmamalı. Bu şekilde hareket eden insanları sanatçı, dost, arkadaş olarak kabul etmiyorum. Bu şekilde düşünen insanlara da programımda yer vermiyorum. Programımda insan olan, sanatçılığın vecizelerini gerçekleştirmek isteyen starlara veya star adaylarına yer vermek istiyorum. Ben bunları sadece burada değil, insanlara karşı da diyorum.
Bülent Ersoy bana Müzeyyen Senar’ın cenazesinde, "Doğurma özelliğim olsa Morgül, seni doğurmak isterdim. Sen bana bakardım çünkü çok vefalısın. Annene ve annelere baktığını biliyorum" dedi. Bana "Ben sana bugüne kadar sevgimi, saygımı gösteremedim ama bundan sonra göreceksin. Bunun için çok pişmanım" dedi. Benim için orada Bülent Ersoy çok büyüdü. Çünkü hislerin en doğrusunun söylenebildiği yerlerden biridir cenaze noktaları.

Daha iyi bir yerde olabilir miydiniz?
Hayır.

Bir yerde bir yanlış yaptınız mı?
Kendimi hiçbir yerde görmek istemiyorum. Hiçbir yerde konumlandırmak istemiyorum. Popüler vitrinde o şekilde olmak istemiyorum.

O şekilde derken?
Siyasi düşüncemi maddiyata dökerek, birtakım kurumlara daha sevimli görünerek, hırslarımın altında ezilerek, saçma sapan ilişkilere girerek, saçma sapan maddeler kullanarak, saçma sapan davranışlar sergileyip hapis hayatı yaşayarak…

Laf Deniz Seki’ye gitmedi değil mi?
Asla. Bu zamana kadar içeriye kimler girip çıktı. Neler yaptıklarını görün. Ortaya ne büyük skandallar çıkacak, kimsenin gündeme getiremediği.

Sayıyordunuz?
Devam ediyorum. Arkadaşlarının arkadaşlarını ayarlayıp ilişkiye girerek… Düşünsene arkadaşım diyorlar bazı stand up'çılar ve bazı tiyatrocular. Oysa hepsi aynı insanla beraber olmuş erkekler grubu. Ben delikanlıyım, ben adamım diye geçiniyorlar. En yüksek konumlarda bulunuyorlar, en yüksek paraları alıyorlar. Hangi delikanlının, hangi adam karakterliyi tanırsınız. Rüzgârından bile kaçarsınız. Rüzgârın savurduğu yaprak bile üzerinize düşmez. Kirlenebilir. (Kahkaha) ben bunları yüzlerine karşı da söylüyorum. İşte böyle ilişkiler yumağı içerisinde popüler vitrinde oluyorsunuz. Sözünü ettiğimiz zehirli yiyecek-içecek reklamlarında oynuyorsunuz. Sizi alkışlayan, maddi katkı sağlayan insanları karşısına geçip zehri şırınga edersiniz.

MÜLKİYET DUYGUM YOK
İçecek reklamı çıktı, görmüşsünüzdür? Kötü mü?
Yazıklar olsun. Siz toplumun önündeki bireylersiniz. Siz içeceğin arkasında yazan kimyasal bileşiği okumadan, bu bileşiğin nasıl yapıldığı herhalde yerde bu kadar ayan beyan yazılırken videoları bile varken ne kadar zararlı bir içecek. İnsan bedenine ne kadar düşman.

O reklam size gelse. Sizin servetinizin 5 katını verseler…
Yok, öyle bir şey. Benim en büyük servetim sesim. Asla ve asla oynamam. Okuduğum kitapları Yılmaz Morgül olarak imzalayıp veriyorum. Kıyafetlerimi gönderiyorum her yere. Umurumda değil, hiçbir şeyi saklamam.

Mülkiyet duygunuz yok yani?
Yok.