Gökhan Türkmen: Albümden önce dönercide çaldım

'Çatı Katı' adlı şarkısı YouTube'da 17 milyon tıklanan popçu Gökhan Türkmen, "Ben albüm çıkarmadan önce gayet rahat bir şekilde para kazanıp arabasının kredisini ödeyebilirken, albüm sonrası 1 sene evde oturup babadan 20 lira almak koydu insana. Radyoda şarkın çalıyor sen Fransız Sokağı'nda program yapıyorsun" diyor.
Gökhan Türkmen: Albümden önce dönercide çaldım

Şöyle bir şey dikkatimi çekiyor. Sizin videonuza baktım Youtube’da 13 milyon kişi seyretmiş...

‘Çatı katı’ mı?

Evet.

Şu an 17 milyon kişi (dün itibariyle 17 milyon 385 bin 794) seyretmiş.

Şimdi o zaman 17 milyon kişi tarafından izlenen bir videonun sahibinin çok magazinsel olması gerekir. Benim sorum ise bu bilinçli bir şey mi? Yani siz bir magazin figürü müsünüz yoksa bilerek mi uzak kalıyorsunuz?

İkisi de galiba. Çünkü ben çok magazinle ilgilenmiyorum. Sadece gırgır olsun diye bazen bakıyorum. Teşhir olayını çok sevmiyorum. Yani öyle kendimi göstereyim, beni çeksinler… Magazinde yer almayı çok sevmiyorum ama tabii çektikleri zaman da bir şey demiyorum, çünkü onların işi bu. Ben magazinin seviyeli olmasından yanayım. Mesela normal normal yürürken karşınıza geçip çat diye fotoğraf çekilmesine bir şey demiyorum ama keşke daha düzgün olsa. Ben ilk Aykut Gürel ile çalıştım ve ona dedim ki, “Ben sadece müziğimi yapmak istiyorum ağabey. Lütfen beni başa bir şekle sokmak istemeyin. Sanatımla bir yerlere gelmek istiyorum. Herkes sevmeyebilir ama herkesin saygı göstereceği birisi olmak istiyorum” dedim. Ben magazinin peşinden koşturan bir adam değilim. Magazin benim peşimden koşuyor.

Ben bundan magazinin içinde bulunan adamlara Türkiye’de saygı duyulmuyor diye anlıyorum. Dolasıyla siz de magazin dünyasının içinde olmak istemiyorsunuz. Müzik yaparak saygı kazanmak istiyorsunuz.

Yani saygı derken bazen çok fazla magazinin içinde olan kişilere, “Bu ne kardeşim” dediğim oluyor ama çokta kafama takmıyorum.

Bence iki türlü insan var. Bir magazinin içinde olmak için çıldıranlar, diğeri onun içine düşen. İkisi arasında fark var.

O fark belli oluyor. Anlıyorsunuz. Çıldırıp sürekli magazin içinde olmak isteyen insan da belli oluyor, uğraşmadan magazinin içine düşen insan da belli oluyor. Mesela ben-Sinem, Cihangir’de beraber yürürken arkada gazeteciler olduğunu söyledim ve ona bilerek sarıldım. Gazeteci geldi fotoğrafımızı çekti. Ona sadece, “Keşke bir haber verseydin” dedim. Umurumda değil yani. Ben yaşadığım şeyleri inkar etmem. Bir şey varsa vardır, yoksa yoktur.

Eskiden erkek yıldızlar sevgilileri olduğunda saklarlar ve evelenmezlerdi çünkü hayranları kaybetmekten korkarlardı.

Şimdi öyle bir şey kalmadı. Ne dünyada ne Türkiye’de. Herkes çok rahat. Bence çok fazla kadınla kısa ilişkiler yaşadığın zaman öyle bir şey olma söz konusu. Bence sanatçının hayranı, onun düzgün bir adam olmasıyla ilgilenir, düzgün yaşamıyla ilgilenir. Ayrıca hayranın senin birlikte olduğun kişiyi sevmesi lazım. O zaman bir sorun yaşanacağına inanmıyorum

17 milyon çok ciddi bir rakam ama radyolarda çok az duyuyorum sizi. Yani bazılarını kusana kadar duyuyorum ama sizi YouTube’da bu kadar izlenmenize rağmen az duyuyorum.

Benim aslında çok şarkım çalınıyor. Bugüne kadar 12 klip çektik. Bunların 6’sı sık sık çalınıyor. Belki farklı farklı olduğu için benim olduğumun farkında değilsinizdir.

Niye artık müzik sektörü artık yıldız üretmiyor?

Bu karşılıklı bir şey. Yapımcıların para merakı var. Şarkıcının üzerinden ne kadar para kaldırabilirim merakı var. Yurtdışında adam önce emeğini veriyor çünkü biliyor ki bu kişi zaten bana kazandıracak. Burada ise önce para düşünülüyor. Bizim açımızdan ise olay daha farklı. Bizde de yıldız olabilmenin getirdiği yük ve sorumlulukları kaldıracak adam çok az. Bir anda şöhret olup ‘ne oldum’ diyen çok adam var. Bu da bizim hatamız. Yapımcıların müzik bilgisinin olmaması da etkili. Aranjörleri ayrı bir tarafta tutuyorum.

Çok insan çıkıyor olmasının da etkisi yok mu bunda?

Yapımcılarla alakalı bir şey. Gel sana albüm yapayım anlayışı. Tabii sonuçta ne kadar denetim pulu basılırsa yapımcı o kadar para kazanıyor. Bu da çok insanın üzerinden geçiyor.

Bende bunun internet yüzünden olduğunu düşünüyorum.

Yani olacak bu. Kaçınılmaz bir şey bu. Tabii ki internetin de suçu var. Tarkan mesela yıldız. Albüm yapıyor ama o da biliyor ki bir milyon satmayacak.

Türk müzik sektörü düet sektörü oldu bence. Çünkü sanatçılar kendi seslerine çok güvenmiyorlar.

Destek verdiğim çok arkadaşım oldu ama şans verilmeyen kişi sayısı da çok fazla. Yeni çıkan adamının yanında güvendiği bir adam görürse, “İşte bu Gökhan Türkmen ile iş yapıyor veya Sıla ile düet yapabiliyor” derse o zaman iyi müzisyen olarak kabul ediyor. Ama bunu çok yaptıkları için artık bu iş anlaşılmaya başladı. Ayrıca düet tabii ki yapılsın. Sonuçta iyi bir işi paylaşabilmeyi öğreniyoruz.

Bence herkes o kadar korkuyor ki ancak yanında bir destekle bir şey yapabiliyor.

İsmi tanınmamış birisi için geçerli bu çünkü kimse şans vermiyor. Ne televizyon, ne seyirci, ne radyo. Kimse adam akıllı şans vermiyor. Ya klip yönetmeni çok ünlü bir isim olacak Nihat Odabaşı gibi, ya da söz-müzik Sezen Aksu olacak ki 1-0 önde olabilsin. Çıkış yolu bulması lazım sonuçta. Her şarkının aynı olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Güzel şarkı yapan çok kişi var ama bu şarkıları mahveden çok fazla aranjörlerde var bu ülkede. İki üç tane aranjör dışında durum çok kötü. Mesela biz bazen bir şarkının düzenlemesini (aranjman) yapmak için 3 ay bekliyoruz ruhunu bulsun diye. Bu iş duyguyla yapılır. Şarkıyı verip şu kadar zamanda hazır ol dersiniz bu olmaz. Fabrika gibi olsaydı ben şu an villada oturuyordum.

Siz şarkılarınızı veriyor musunuz?

Çok denk gelmedi. Keremcem’e verdim. Lal diye bir kız vardı. Ona verdim ama o da çok duyulmadı. Ben kıyamıyorum şarkıya. Birisine verilirken kıymetli oluyor. Özelikle de verirken. Mesela Işın Karaca’ya ‘Oysa ki’ adlı parçamı vermeyi düşünüyordum. Benden şarkı istemişti. Kaydederken parçanın çok güzel olduğunun farkına vardım. Kendim yapsam nasıl olur dedim. Şimdi ise ‘Oysa ki’ baya sevilen ve tutan bir şarkım.

Siz sahneye çıkıyor musunuz?

Sahne derken büyük kulüplerdeyim. Her hafta programım yok artık. Bayağı bıraktım artık o işleri. İkinci albüm sonrasına kadar yapıyordum. 4 sene filan yaptım.

Ne büyük hayal kırıklığıdır değil mi insan için? Bir albüm yapacağım ve hayatım değişecek beklentisi.

Ben gerçekçi olduğum hiç öyle düşünmedim. Bir boşluğa düştüm çünkü ben albüm çıkarmadan önce gayet rahat bir şekilde para kazanıp arabasının kredisini ödeyebilirken, albüm sonrası 1 sene evde oturup babadan 20 lira almak koydu insana. Radyoda şarkın çalıyor sen Fransız Sokağı’nda bir program yapıyorsun. Saçma sapan bir yerlerde çıkmadım. Her zaman beni dinleyecek seyircini olduğu yerde çıkmaya gayret gösterdim. Albümden önce dönercide çaldım.

Dönerci mi?

Bir arkadaşım kendi arkadaşı için ricada bulundu. Gittim. Kapıda döner kesiyorlardı. 30 dakika çaldım ve çıktım. Çok eski tabi bu olay.

Normal ruh halinde bir yıldız görmedim ben. 21 yıldır bu işi yapıyorum ve hiç görmedim.

Tabii ki farklı oluyor. Ben de çok normal değilim. Bu biraz aile eğitimi ile alakalı. Ama bu her ruhsal bozukluğu olan da yıldız olacak diye bir kaide yok. Bence etrafın farkında olmak normal olmak gibi bir şey değil.

Ben daha çok sevgi açığı olan insanların yıldız olduğunu düşünüyorum. Adam 5000 kişinin önüne çıkıyor ve herkes sana bakıyor. Tek beklentisi alkışlanmak ve sevilmek. Bir bakıma sevgi dileniyorsun. Yıldızların çoğunda sevgi sorunu var bence.

Öyle. Ailesinden göremediği sevgiyi izleyeninden istiyor. Karşılıklı bir enerji bileşeni bu. Yani 20 yıldır aynı şarkıyı söylüyorsun ve sıkılmıyorsun. İlginç değil mi? Ama sıkılmıyorsun çünkü farklı kişilere söylüyorsun. Aynı insanlara söyleseniz sıkılırsınız. Hatta söyleyemez yarıda kesersiniz. Makine değilim aksine duygu ile yapıyorum bu işi. İş olarak yaptığımı hissedersem müziğmi bir daha çıktığım yere çıkmak istemiyorum. Sahneye ne yapacağımı bilmeden çıkıyorum. O an hissettiğimi hayata geçiriyorum. Tabi ki koreografi varsa o başka bir şey. O zaman belli bir program içinde hareket ediyorsunuz.

Ben mesela artık Türkiye’de konsere gitmiyorum çünkü cd’sini koy ve dinle. Hiçbir farkı yok. CD’de görmediğim hissetmedim bir şeyler yap ki o kadar para verip konserin gideyim. Değil mi?

Biz mesela her konserde albümden daha farklı bir şeyler yapmaya uğraşıyoruz. Sahnede farklı olmak önemli bir şey.

Dünya yıldızlarını ülkemize gelmesi bence çok kötü oldu. Çünkü aradaki uçurum o kadar açık saçık belli ki. Şimdi Madonna’yı, Lady Gaga’yı, Jennifer Lopez’i filan seyredince Tarkan’ı gidip dinlemek… E bundan evde de var. Görebiliyorsunuz ki?

Bence buna iyi bakmak gerekli. Mesela yabancı futbolcu Türk takımına geldiği zaman oradaki futbolcu bundan yararlanmıyor mu? Öğreneceği çok şey vardır. Ben futbolcu olsam gelen yabancı futbolcudan bir şey öğrenme bakarım. Ben Justin’e gittiğimde mesela “Bu neden geldi, bizim şimdi işimizi bozacak” diye düşünmedim. Bizim şu eksiğimiz var, bunu bizde yapabiliriz diye düşünürüm. Bunun dışında farklı düşünen yıldız değildir. Bu bir ekip işi.

20 yıldır “Bu bir ekip işidir” lafını duyuyorum. Ne zaman kurulacak bu ekipler?

İşte bunu en iyi yapan Kenan Doğulu. Yıllardır aynı orkestra ile çalışıyor. En iyi sahne yapanlardan birisidir ayrıca. Bu bir ekip çalışmasının sonucu. Ahenk olması lazım. Tek başına olmuyor bu işler. Bir takım çalışması bu. Ve bunun sonucunda işimi yaparken mutlu olmam önemli. Para kazanmaktan önce mutlu olabilmek önemli. Mutlu olduğum için de para kazandım.

Bence dışardan şarkıcıların tek bir hedefi var o da çok para kazanmak. Çok para kazanmak için albüm yapıyorlar, hayatlarını magazin dünyasına satıyorlar.

Yaptığı işe kimse güvenmiyor ama para kazanması lazım. Bu sebeple o işleri yapıyor. Ben de istesem çok para kazanabilirim ama o zaman mutlu olmam. Çok para etrafındaki insanların yalan olmasını sağlıyor. Gerektiği kadar para senin doğru insanlarla birlikte olmanı sağlıyor. Her şeyin fazlası zarar sonuçta.

Yaşlanıyoruz. Bunu unutma.

Para tabi ki önemli. Ama benim parayı önemli bulmamın nedeni bazı insanlara hayır diyebilmek için. Daha iyi işler yapabilmek için... Son kullanma tarihi bizler için önemlidir. Bu sebeple olabildiğince zamanın ve insanların takipçisi olmak gerekli. Mesela ben eğer bitmeye yakınsam Survivor gibi programlar benim için çıkış olabilir. Orda gözükerek bir şeyler kanıtlayabilirim. Bu arada ben Survivor’a katılmak isterdim. Ama ünlü olmasaydım.

Sosyal Medya’da var mısın?

Varım tabi ki. Instagram ve Twitter’ı kendim kullanıyorum. 1.300.000 takipçin var. En çok uğraştığım Instagram.

Twitter?

Eskiden çok kullanıyordum. Çok derken tuvalete giderken de yazmıyordum bir şeyler ama insanların yoruma açık olmadığını fark edince bırakmak zorunda kaldım. Bir şey yazıyorsun sonra garip garip cevaplar geliyor. Bir noktadan sonra artık düşünme özgürlüğümü kaybetmeyi anlayınca bıraktım. Küfür etmek ifade özgürlüğü değil. Aşağılama olunca bana düzeysiz geliyor. Mesela Volkan Konak’ın bir lafı var, “Karısını döven, faşist olan, Atatürk’ü sevmeyen, yere tüküren adam benim hayranım olmasın” diyor. Bu benim için de geçerli. Ben kendim gibi insanlar görmek isterim.

Bu da faşist bir tavır oldu sanki?

Benim gibi derken düzeyli olmaktan bahsediyorum. Eleştirmesine asla dediğim bir şey yok ama saygısızlık farklı bir şey. Birisine saygısızlık bana vuruyor yani.

Bir sürü insanın sahne duruşundan siyasi görüşünü anlayabiliyor muyuz? Bence anlayamıyoruz.

Bunu gösterebilen var, gösteremeyen var. Benim illa solcuyum veya sağcıyım demem gerekmiyor. Ben bir cümle kurarım sen benim ne olduğumu anlarsın. Çağdaş mı, laik mi, dinci mi, faşist mi? Anlayabilirsin yani.

Müzik Türkiye’de bence eğlence olarak gözüküyor. Sanat olarak görülmüyor.

Bizim memlekette ne zaman yaptığımız iş sanat olarak algılanır, o zaman hiçbir olay bizim konserlerimizi engelleyemez. Müzik bir duygu aktarımıdır. Eğlence değildir. Mesela Soma’da canımız yandı, içimiz acıdı. Yasımızı da tuttuk ama 1 ay, 1,5 ay… Bana devlet diyor mu ki, “Senin konserlerini iptal ettik senin için ne yapabilirim?” diye. O zaman herkes kapatsın. Bankacı da kapatsın. Ben mesela Menajerim Murat’a şunu söyledim, “Ağabey biz bundan sonra bir şey olursa hani yas ilan edilme gibi bir durum olursa, yasımızı tutalım 3 gün. Eğer bütün konserlerimiz iptal edilirse 3 gün sonra hemen konser verelim. Biz yapalım bunun organizasyonunu.” Bunu insanlara öğretmek gerekli. Çünkü biz bu işi eğlence olarak yapmıyoruz. Sanat yapıyoruz. Ben böyle bir yas olduğu zaman zaten eğlenceli şarkılar söylemem. Biz Soma olayında zaten konserlerimizi kendimiz iptal ettik. Kafalarımıza baret taktık. Bırakın ben kendim göstereyim hassasiyetimi. Böyle bir olayda zaten çıkıp sahnede oynamam ki. Ben öküz değilim. Sanatçıyım.