Gülgün Uzun: Sağlıksız diyet ile zayıflayacağınıza şişman kalın daha iyi

Diyetisyen Gülgün Uzun, "zayıflama sektörünün" tehlikeli bir yöne doğru gittiğini söylüyor. Uzun, zayıflamak için satılan bazı çay karışımlarının insanların ölümüne neden olabileceğini söyleyerek, bu tip çay ve besinlerin ezbere şekilde tüketilmemesi gerektiği konusunda uyarıyor.
Gülgün Uzun: Sağlıksız diyet ile zayıflayacağınıza şişman kalın daha iyi

Mide küçültme ameliyatları, "taş devri" diyetleri, garip bazı ilaçlar derken, zayıflamak artık iyiden iyiye bir sektöre dönüştü. İşe bir de bazı ünlülerin yaptığı "Ben yaptım, çok memnun kaldım" şeklindeki açıklamaları katılınca, herkes için uygun olmayabilen bazı zayıflama yöntemleri git gide yayılmaya başladı.

Peki kullanılan yöntemler ne kadar doğru? Ameliyat yaptırmak kesin çözüm mü? Ya da bu yöntemlere başvururken psikolojik destek alınmazsa başarılı olunabilir mi? Bu hafta bu soruların cevaplarını arayacağız.

Zayıflamanın Perde Arkası adını verdiğimiz dosyaya, Gülgün Uzun'la başlıyoruz. Gülgün hanım, uzun yıllar diyetisyenlik ve beslenme uzmanlığı yaptıktan sonra 2011 yılında mesleğini bıraktı. 1988’de yapılan Seul Dünya Olimpiyatları’na milli haltercimiz Naim Süleymanoğlu’nu hazırlamasıyla ünlü olan Uzun’un, pek çok ünlü ismin kilo vermesi ve sağlıklı beslenmesinde de payı var. Çağla Şikel’den Deniz Akkaya'ya kadar pek çok ünlüyle çalışan Uzun, “Sağlıksızca yapılan bir diyet ile zayıflayacağınıza, şişman kalmanız daha sağlıklı” diyor ve ekliyor; “Şişman insanlar üzerinde hem ruhsal, hem de maddesel sömürü var.”

 

Dışarıdan bakınca “zayıflama sektörünün” insanlar üzerinden para kazanma sektörüne dönüştüğü görünüyor mu?

Tabii ki. İlaçlar, diyetler, spor kompleksleri, operasyon yapan doktorlar bundan son derece fazla nemalanıyor. Obezite, yani şişmanlık giderek arttığı için, hem ruhsal hem de maddesel bir sömürü var.

Fatih Ürek yoğun bakıma kaldırıldı

Ameliyat olarak zayıflamak mümkün mü?

Tabi. Mesela ince bağırsağı devre dışı bırakıyorsunuz, ince bağırsak emilimi daha yavaşlatmak için daha az besin maddesinin emilimini sağlamak için. Mideyi küçültüyorsunuz. Dolayısıyla midenin hacmi küçülünce yediğiniz küçücük bir lokma sizin tokluk merkezinizin uyanmasına neden oluyor, tok hissediyorsunuz. Bu ameliyat zayıflatıyor ama diğer taraftan da zarar veriyor. Çünkü insanın vücut yapısına göre yaratılan bir sistematiği var. O sistematiği bozmuş oluyorsunuz.

İnce bağırsak ameliyatı olduktan sonra nasıl endikasyonlar ortaya çıkabilir?

Bağışıklık sisteminin çökmesine bağlı olan hastalıklar ortaya çıkabilir. İyi bir mineral ve vitamin emilimi olmayacağı için, vitamin eksikliğiyle ilgili hastalıklar çıkabilir. Bir de psikolojik olarak insan doyum noktasına ulaşmıyorsa, o zaman da sorun çıkabilir. Çünkü tokluk hissediyorsunuz ama psikolojik olarak doymuyorsunuz. Ameliyat sonrası istediği kadar yemek yiyemiyor, yiyemediği için de mutluluk hormonu olan endorfin salgınız gittikçe düşüyor. Sonunda da depresif hale gelebiliyorsunuz.

Bu insanlar ömür boyu düzgün yemek yiyemeyecek mi?

Öyle bir şey yok. Çünkü o ameliyatta bir müddet sonra mide yeniden eski haline dönüştürülebiliyor. Ama bir müddet sonra artık bu ameliyata da vücut cevap vermez oluyor. Aslında bu tip bir ameliyatı yaptırmadan önce iyi bir beslenme eğitimi ile, iyi bir psikolojik danışmanlık alınması lazım. Çünkü yemek yemek insana en büyük hazzı veren şey. Yemezseniz mutlu olamazsanız. Arabanıza yağ ve su koymuyorsunuz diyelim, gitmiyor yani araba. İnsanın vücudu da böyle.

“FARKLI DİYETLER TAMAMEN PİYASAYI KONTROL ALTINDA TUTMAK İÇİN ÇIKARTILAN ŞEYLER”

Niye bu kadar çok farklı diyet var? Dukan bitiyor, taş devri diyeti çıkıyor filan?

Aslında bunların hiç birine gerek yok. Bunlar tamamen piyasayı kontrol altında tutmak için çıkarılmış olan şeyler. İnsanın fizyolojik bir yapısı var ve Tanrı da o yapıya göre yiyecekleri yaratmış. Bu iş anne sütünden başlıyor. Anne sütünün içerisinde protein, karbonhidrat, yağ, vitaminler, mineraller, su, şeker gibi besin maddelerinin hepsi dengelenmiş olarak bulunuyor. Doğar doğmaz bu sütle besleniyoruz ve ileri yaşlarda da bu besinleri belirli oranlarda, her yiyecekten almamız gerekiyor. Doğumdan ölüme kadarki sistematik bu olmalı. Ama insanlar hep bir arayış içerisinde…

“BU YILIN TRENDİ: BOŞ TABAK YALAMA DİYETİ”

Çalıştığım yıllarda, özellikle Mart-Nisan aylarında beni arayıp “Bu senenin diyet trendi ne?” diye sorarlardı. Hatta bir seferinde o kadar kızmıştım ki, “bu senenin trendi boş tabak yalama diyeti” diye cevap verdim. Karşınızda bir insan var ve onun bir sistematiği var. Onu bozamazsınız. Bir şeyi kısarsanız, ona karşı ilgi daha çok artar. Şeker hastalarına bile sadece rafine şekeri kesiyoruz. Ama basit karbonhidratlar dediğimiz meyve şekerini yine veriyoruz, hastaların meyvesini belirli oranlarda yemesini istiyoruz. Ekmek yemezse, yerine neleri yemesi gerektiğini söylüyoruz. Tabii ki çok rafine olan, glisemik indeksi yüksek besinleri vermiyoruz. Ama aralıklarla yemelerini istiyoruz.

“DİYETTE KARBONHİDRATI KESEMEZSİNİZ!”

Karbonhidratsız bir diyet mümkün mü?

Değil. Mesela pirinç pilavı yemeyin, yerine bulgur pilavı yiyin diyoruz. Onu yerseniz ekmeği yemeyin diyoruz. Çünkü karbonhidrat dengesini sağlamaya çalışıyoruz. Çünkü karbonhidratı kesemezsiniz! Vücut karbonhidratı öncelikli enerji olarak kullanıyor. Bütün besinleri, yani proteini de yağı da karbonhidrata ve glikoza indirgiyor, ondan sonra enerjiye dönüştürüyor. Bunların hepsini keserseniz, vücutta karbonhidrat açlığı başlar. Bir anda tonlarca makarna, tonlarca çikolata, tonlarca şeker ihtiyacı hissedersiniz. Kafanız çalışmaz. Çünkü beyin glikoz kullanıyor. Vücudunuz, ağzınızdan giren yiyeceğe göre sistemi çalıştırır. Diyelim ki öğlen protein yediniz, o zaman karbonhidratın enerjisini almamış olursunuz. Akşam sebze yiyerek biraz karbonhidrat alsanız da, bu kez gece uyku tutmaz. Vücut sizi sürekli zorlar, “Kalk bir şey ye” mesajını verir. Zaten çok kısıtlanmış diyetlerde şeker hastalarının gece hırsızlıkları yapmalarının nedeni budur. Vücut gündüz yeterli beslenmeyip enerjisini alamadıysa, bunu bir şekilde kapamaya çalışacaktır.

“CANAN KARATAY DİYETİSYEN DEĞİL, KALP DOKTORU”

Canan Karatay son zamanların popüler isimlerinden biri. Ancak Canan hanım aslında bir kalp doktoru. Zayıflamak isteyen bir insan niçin kalp doktoruna gitsin?

Kalp doktoruna zayıflamak için gitmeniz tabii ki doğru değil. Ama kardiyolojik muayenelerden geçtikten sonra, hangi tür yemek yemenizi, diyet yapmanızı diyetisyenle birlikte karar verebilirsiniz. Ve diyeti diyetisyenin yazması lazım. Türkiye’de maalesef herkes kendi işini yapmıyor. Buna diyetisyenler, diyetisyen dernekleri ve Türk Tabipler Odası itiraz etmeli. Bir doktor diyet veremez. Diyetisyenlerle ilgili yasada zaten böyle bir madde var. Ama uygulanan hiçbir şey yok.

Evlere kutu yollayan bazı beslenme şirketleri var. Sağlıklı mı sizce?

Eğer yanlarında bir diyetisyen çalıştırıyorlar ve sistemi bu diyetisyen planlıyorsa, o zaman yaptıkları doğru. Ama rastgele, sadece kar odaklı dağıtım yapılıyorsa, sağlığa zarar verir. Yanlış diyet uzun vadede bir insanın hayatına mal olacak sorunlar yaratır. Bizim yaptığımız iş sadece karın doyurma değildir. Biz diyet programlarını yazarken sizin o andaki durumunuz, laboratuvar bulgularınız, doktorunuzun önerileri, hatta kullandığınız ilaçları dikkate alıyoruz.

“KONTROLSÜZCE BUĞDAY ÇİMİ İÇMEK FELCE NEDEN OLABİLİR”

Geçenlerde sosyal medyada buğday çimiyle detoks hakkında bir yazı gördüm. Yazıyı ve yorumları okuyunca şaşırdım ve ister istemez insanları uyarma ihtiyacı duydum. Koyu yeşil yapraklı veya koyu yeşil renkli yiyecekleri kontrolsüz kullanmak son derece sakıncalıdır! Çünkü içerisinde K vitamini ön maddesi var. K vitamini kanda pıhtılaşmayı dengeler ve fazla alırsanız, eğer genetik yapınızda da K vitamininin kullanımını sağlayacak faktörlerden herhangi birinde sorun varsa, felç veyahut enfarktüs adayı haline gelirsiniz. Eğer hamileyseniz, çocuğunuzu düşürme adayısınız. Ben insanların bu kadar rahat yazılar yazmalarına şaşırıyorum. 44 yıldır bu mesleği yapıyorum, ben bile internette bir şey paylaşırken zarar verir miyim, insan sağlığıyla oynar mıyım diye 50 kere düşünüyorum. Düşündüğüm için de yazamıyorum, sadece uyarıyorum insanları.

Detoks zararlı bir şey mi o zaman?

Tabii ki zararlı. İnsan vücudu detoksunu kendi yapar. 3 gün sıvıyla beslenmek gibi detokslar son derece sakıncalı. Aşırı sıvı alımı, aşırı bağırsak boşalması sakıncalıdır. Bunlar vücuttaki bütün dengeleri bozuyor. “Ph derecesi yüksek su için,” “alkali diyetler yapın” tavsiyeleri verildiğini okuyorum. Alkali diyet yapanlar, bunu sadece zayıflayıncaya kadar kullanmalı.

Ömür boyu alkali kalmak mümkün değil mi?

Hayır, değil. Vücutta asit-baz dengesi vardır. Siz onu bozamazsınız. Siz onu yediğiniz besinlerle bozuyorsanız, hücre yapısına zarar veriyorsunuz. O da dokuyu, sonra da organı etkiliyor ve hastalıklar çıkıyor. Kanser sadece hava kirliliği yüzünden yayılmadı. Yanlış beslenme yüzünden de yayıldı. Bir onkolog çıkıyor ve şunları yeme, şunları ye diyor. Prototip olarak hepimiz aynı yaratılmamışız ki! Şimdi her şeyin organiğini yiyeceğiz diyorlar ve çocuklarına da onları yedirmeye çalışıyorlar. Ama o yediklerinin hiçbiri organik değil. Sadece daha az kimyasal madde kullanılmış yiyecekler... Çünkü doğa kirli. Yağmur suyu ve toprak kirli.

Zayıflama sürecinde diyetisyenler mucize mi yaratıyor?

Mucize, kişinin kendisinin zayıflamaya karar vermesi. Diyetisyenin de ikna gücü ile, bilimselliği iyi açıklaması önemli. Bir de diyetisyenin davranış psikolojisine hâkim olması lazım. Karşısındakini incitmemesi, yaralamaması lazım.

“TARTI ÇIKTI, OBEZİTE ARTTI”

Normal bir insan ayda kaç kilo vermeli?

Kilo vermesin, yağ kaybetsin. Göbek çevresini ölçmesi lazım. Karbonhidratı kestiğiniz zaman hızlı şekilde yağ kaybedersiniz, su atarsınız. Proteini kestiğiniz zaman da kas düşüşü başlar. Başta tartıda az çıkarsınız ama bir müddet sonra yağlanma tekrar başlayacağı için şekil bozuklukları oluşur. Mühim olan şeklinizi korumak.

Tartıya çıkmak yanlış bir şey mi?

Evet. Tartı çıktıktan sonra obezite arttı. Çünkü insanlar tartıya çıkıp kilolarını gördükçe, yediklerini kestiler. Yediklerini kestikçe, metabolizma hızları düştü. Metabolizma düştükçe bir noktaya kadar dayandılar, sonra daha fazla yemeye başladılar. Ve kısır döngü içerisinde bu zamana geldik.

Son dönemin modası da “vegan beslenme”. Onların kasları erimiyor mu?

Vegan beslenmeye geçebilmek için ailenizden size kalıtımsal miras geçmesi lazım. Veganlar zaten yağsız ve mevcut kaslarını koruyabilecek şekilde bitkisel protein alıyorlar. Soya sütü, soya filizleri, mercimek, kuru baklagillerle kombinasyon yaparak bitkisel proteinlerle bir takım proteinleri alıyorlar. İnsan vücudunun DNA’ları, hayvansal proteinler almaya göre şekillenmiş. Biz hayvansal proteini almazsak, o zaman sadece alkali beslenmiş oluruz. Yani vegan ve alkali beslenme aslında aynı şey. Alkali beslenmede tavuk dışında hayvansal yiyecek yoktur. Ama o yedikleri tavuk onların hayvansal proteinlerini sağlayacak düzeyde değil.

“İNSANLARI BİR KALIBA SOKMAMAK LAZIM”

Çalıştığım dönemde kısıtlı diyet vereceksem bile laboratuvar sonuçlarına göre vermeye çalışırdım. Hep doğru beslenmeyi öğrettim. Pizza mı yiyeceksin, kebap mı yiyeceksin? Ye. Ama ne kadar, haftada kaç kez yiyeceğine dikkat et. Hiçbir zaman için o yasak bu yasak demedim. Danışanlarımı sadece rafine şekerden uzak tutmaya çalıştım. Çünkü rafine şeker hızla emildiği için zarar veriyor vücuda. Ama meyve yemeyin demedim, pilav, makarna, börek, çörek yemeyin demedim. “Çok yemek istiyorsanız bir etin, kebabın arkasından az bir künefe yemeniz size zarar vermez” dedim. Çünkü künefedeki şekerin emilimini dengeleyecek peynir var. İnsanları bir kalıbın içerisine sokmaktan uzak durdum. Yol gösterdim sadece.

Ömür boyu diyet yaparak yaşanabilir mi?

Diyet diye bir şey yok. Diyelim ki birçok hastalığa sahipsinizdir ve doktor da bunları düşünerek size bir beslenme sistemi tayin eder. Ama bu diyet değildir, “sağlıklı beslenme modeli”dir. O da zaten doğadaki yiyecekleri ne sıklıkla, nasıl ve ne şekilde yememizin öğretilmesi demektir.

“BİTKİ ÇAYLARINA ALERJİNİZ VARSA ÖLEBİLİRSİNİZ”

Kiraz sapıyla, mısır püskülü kaynatıp içiyorlar mesela, ödem atmak için… Ya da ‘slim fit’ denilen çaylar var. Bunlar sağlıklı mı?

Kiraz sapı, mısır püskülü, buğday çimi çok basit ve masum şeyler gibi görünüyor. Ancak kiraz sapının içeresindeki bir toksit madde ve mısır püskülünün içerisindeki bir toksit madde birleşip, karaciğerinizi bozabilir. Onlardan ilaç da yapılıyor ama içerisindeki toksit maddeler alındıktan sonra ilaç yapılıyor. Slim fit çaylar sadece diyaforetik etkisi olan, yani vücuttaki suyu atmak için kullanılan otların karışımı. Siz bu çayı içerseniz vücuttan sadece su atıyorsunuz. Aslında normal çay da aynı yapıdadır. Karışımların içerisinde size zarar verecek ot varsa sizin ölümünüze de neden olabilir. En basiti boğazınızda ödem olur, nefes alamaz ve ölürsünüz.

Yeşil çayın metabolizmayı hızlandırdığı doğru mu?

Yeşil çayın metabolizmayı hızlandırdığı doğru diyemem. Bazılarında hızlandırır, bazılarında etki yaratmaz. Herkesin vücudu her şeyi aynı şekilde algılayacak diye bir şey yok. Bana zarar veren şey size yararlı olabilir.

“DİYETİSYENLERİ DOKTOR GİBİ GÖRMEMELİYİZ”

Diyetisyene gidiyoruz, hiçbir şeye bakmadan “şunları ye” diye listeye yazıyorlar.

Benim arkadaşlarımın da yaptığı hata o. Bunu kısa vadeli bir iş olarak düşünmemek lazım. İnsanlara 5-10 kilo verdirdim demek yerine, “Ben insanları eğittim” demesi lazım. Danışanın yanlış beslenme alışkanlıklarını kaldırıp, onun yerine doğrularını koyması lazım. Danışanları inanılmaz bir eğitim sürecinden geçirmemiz lazım. Ben okuldan mezun olduğumdan beri beslenme eğitiminin çocukluktan beri verilmesi gerektiğini söylerim.

Dışarıdan bakıldığında biz diyetisyenleri doktor gibi de görmüyoruz.

Evet. Değiller zaten.

Ama şimdi çok önemli bir iş yapıyorlar.

Tabi ki doktorlardan çok daha önemli iş yapıyoruz aslında. Çünkü biz koruyucu sağlık adına iş görüyoruz. Doktor bozulmuş olan sağlığı tedavi eder. Ama diyetisyenin sağlığı koruyacak beslenme modelini aileye anlatması lazım.

“ET YEMEYEN KADINLAR ÇOCUK SAHİBİ OLAMAZ”

Bana çalıştığım yıllarda defalarca tüp bebek merkezine gitmiş olan bayanlar geliyordu. Çünkü orada uygulanan bazı işlemlerden dolayı kiloları artıyordu. Doğuramamalarının nedeni kilolarına bağlıyordu doktorlar. Zayıflamak için geliyorlardı. Ben onlarla konuşuyordum önceden. Mesela büyük bir çoğunluğu hayvansal protein yemiyordu. Et yemiyordu mesela. Kırmızı eti ağzına sokmuyordu. Kırmızı eti yemeyen bir insan bebek rahime konduğu zaman bile vücudu onu atar.

Ama bu mantıkla bütün vejetaryenler kısır olmalıydı?

Hayır, onların sistematiği seneler içinde oluşuyor. İnsanların genetik yapısı sürekli mutasyona uğruyor zaten. Yoksa şimdiki hava koşulları, doğa kirliliğinde doğan çocukların hepsinin ölmesi lazım. Anne karnındayken annenin beslenmesiyle onlar yavaş yavaş dış dünyayla ilişki kurmaya çalışıyor. Vejetaryen anne babadan doğan çocuklar vejetaryense sistematiği ona göre devam ediyor.

“ÖĞÜN ATLAMAYIN”

Sağlıklı beslenmek isteyen insanlara “yapma” diyeceğiniz bir şey var mı?

Öğün atlatmayın. “Tokum, yemesem de olur” mantığı son derece yanlış. İnsanların her 3 saatte bir sisteme mutlaka bir şeyler göndermesi lazım. Ağzınıza yemek alıp yemeye başlıyorsunuz, diliniz tat alıyor. Dolayısıyla beyne uyarı gidiyor. Ve bu uyarılar sindirim sisteminde bütün hormon ve enzimlerin salgılanmasına sebep oluyor. Kaslar hem enerji kullanıyorlar, hem üretiyorlar, hem atıyorlar. Hiç spor yapmasanız bile öğünlerinize dikkat ederek, öğünlerde almanız gereken yiyecekleri kontrollü yiyerek yine kilo verirsiniz.

Zayıflama ilaçları ile kilo verdiren diyetisyenlere ne diyorsunuz?

Doğru değil. İnsanı zayıflatmak değil, gelen kişiye yanlışlarını doğrularla değiştirecek eğitimi vermektir doğru olan. İlaçla zayıflamak tamamen merkezi sinir sistemini bloke diyor. Onun için zaten ölüme götürüyor. Şimdi bağırsak boşaltıcı diye bir ilaç var. “Bunu için, bir anda bilmem kaç kilonuz gitsin.” Bu ilaçla bağırsak kanserine zemin hazırlıyorlar.

Çok mu büyük para kazanılıyor bu işten?

Hayır, normal şartlarda kazanılmaz. Ben hiçbir ilaç firmasıyla çalışmadım. Kapıma kadar gelenlerin hepsini geri çevirdim. Çok para kazanabilirdim. Benim kocam genel cerrahi uzmanı, operatör. Mideye kelepçe takardık, bağırsağı devre dışı bırakırdık. Takır takır zayıflatırdım insanları ve dünyalarca para kazanırdık.

“BABAM ÇOK ŞİŞMANDIR, ZAYIFLAMASINI İSTEMEDİM”

Peki gerçekten cerrahi olarak müdahale edilmesi gereken hastalar yok mu?

Var. Fakat onlara da iyi bir beslenme eğitimi ve psikolojik danışmanlık şart! Ben hep şunu diyorum: Sağlıksız diyetlerle zayıflayacağınıza şişman kalmanız daha sağlıklı olur. Çünkü sağlıksız diyetler insanı ölüme götürür. Ama şişmanlıktan ölen yoktur. En fazla kalbiniz durur, küt diye gidersiniz. Eklemleriniz zarar görür. Dizleriniz, ayak bilekleriniz ağrır. Veya solunum güçlüğü çekersiniz. Eğer sizin genetik yapınızda bir sorun varsa, şişmanlık sizi ölüme götürür. Her şişman insanda kolestrol yüksek değildir mesela. Çok zayıf olup da kolestrolü çok yüksek olanlar da var. Benim babam kiloludur. Ben hiçbir zaman için babamı zayıflatmadım. Çünkü adam zaten senelerce o beslenme sistemiyle vücudunu o şekilde götürmüş. Neden o dengeyi bozayım?

“ERKEK TAŞ DA YESE ÖĞÜTEBİLİR”

Sizin diyetlerinizde her şey belli bir miktarda yeniliyor. Bu miktarlar herkes için, mesela kadın ve erkek için aynı mı?

Kadının vücut yapısı, metabolizması daha yavaş. Erkeklerin metabolik aktivitesi 1800’ün altında çok nadirdir. Yani ben çok az kişide 1500’lerin altını gördüm. Onun için erkekler taş da yese öğütebilir. Ama önemli olan miktarlı gitmek, gözü terbiye etmek.

Diyet yaparken içkiden uzak durmak gerekir mi?

Hayır. İçki içtikten sonraki gün protein ağırlıklı beslenirsek, o zaman içkinin bizde yapmış olduğu ödemi ve yorgunluğu da atmış oluruz. Bir de bol su içmek gerekiyor.

“AKDENİZ DİYETİ DEĞİL, ALLAH’IN YARATTIĞI BESLENME SİSTEMİ”

Niye üstümüzde bu kadar “zayıfla” baskısı var?

İnsanlar mutluluğu zayıf olmak gibi algılıyorlar. Halbuki değil. İlla 36 beden giyineceğim deyip kendi hayatını tehlikeye atmaktansa, 42 beden içerisinde spor yaparak nasıl sağlıklı kalabilirim diye düşünmesi lazım. Mutlaka et grubu bir şey yenilmesi lazım. Yanında salata, salata yemiyorsanız sebze olacak. Yanında yoğurt olacak. Ekmek varsa pilav yok, makarna yok, bulgur yok, patates yok. Ama ekmek yoksa bunlardan birisi var. Bu sistem zaten vücudun sistemi.

Akdeniz beslenmesi mi bunun adı?

Akdeniz’i falan yok. Bu Allah’ın yarattığı insanın beslenmesi.

Ama vejetaryen olup eti çıkartırsak?

Eti çıkarırsa o zaman baklagil grubunu kombine edecek. Yani ne yapacak mercimekli köfte yiyecek. Protein kalitesi et kadar yüksek değil. Ama ete eş değer bir protein alır.

"LIGHT ÜRÜNLER KANDIRMACALI"

Light ürünler de zararlı mı?

Light ürünler kandırmacalı. Çünkü light ürün diye yediğiniz zaman siz onu aşırı tüketebiliyorsunuz. O zaman normal yemiş kadar enerji alıyorsunuz. Diyelim ki yüzde bir buçuk yağlı süt içiyorum diye normalden fazla içiyorsanız, ağı dört buçuğa çıkarıyorsunuz.

Bir de siz gazlı içeceklere çok kızarsınız...

Gazlı içeceklerin kesin karşısındayım. Asitli içecekler asit baz dengesini vücutta bozuyor. Kalsiyum kayıplarına neden oluyor ve içindeki kafein bağımlılık yapıyor. Onlardan da uzak durmak lazım.