Halil Sezai: Özgecan için konserime etekle gelin

Önceki akşam Antalya Jolly Joker'deki konserine Özgecan Aslan cinayetini protesto etmek için etekle çıkan Halil Sezai, "Pazartesi (yarın) akşamki İstanbul Jolly Joker konserine de etekle çıkacağız. İzleyicileri de bu konsere etek giyerek katılmaya çağırıyorum" diyor.
Halil Sezai: Özgecan için konserime etekle gelin

Sizi ilk gördüğümde şöyle düşünmüştüm: Bütün kurallara ve popüler kültüre başkaldıran bir insan. Ama bunun yanında popüler kültüre başkaldırırken bir yandan da onun içinde ayakta durmanız gerekiyor. Bir savaş vermeniz gerekiyor. İkisi bir birine tezat mı sizce?

Yani kurallara başkaldırayım gibi bir derdim yoktu. Sadece şarkı söylüyordum, albüm yapmak istemiştim. Ama insanların görmeye alışık olduğunun dışında bir şey mi göründü acaba ki böyle konu oldum saçımdan kıyafetime kadar... Bir fikrim yok. Bileydim daha önce, üniversite yıllarında bir şeyler yapardım.

“Bileydim”den kastınız?

Lise bittikten beridir özgürüm. Nasıl istiyorsam öyle giyiniyorum, öyle takılıyorum. Bileydim dediğim o. O zamandan piyasaya bir şeyler yapardım.

Keyifli mi sizin için? Sanki siz zaman zaman şöhretten sıkılıyormuşsunuz gibi algılıyorum.

Keyifli tarafı konserler ve hayal ettiğim şeyler. Çünkü çocukluktan beri hayalim şarkı söylemek, konser vermek ve tiyatro sahnesine çıkmaktı. Konservatuvarda tiyatro bölümüne girdim. Hayalimin bir kısmını gerçekleştirdim. Ama geniş kitlelere müzik yapmak, şarkı söylemek de çok büyük bir hayalimdi. Onu daha erken yapardım. Saçıma reklam çektiler ne güzel para kazanırdım.

Saçınıza?..

Saçıma reklam çekmişlerdi ya.

Gençken param olurdu diyorsunuz yani.

Tabi.

En son ne zaman tiyatro oyunu oynadınız?

4 ya da 5 yıl önce.

Siz Devlet Tiyatrosu oyuncusu değilsiniz değil mi?

Yok. Mezun olduktan sonra 3 yıl kadar Semaver Kumpanya’da... Devlet Tiyatrosu’nda da çalıştım ama okul döneminde figüran olarak harçlığımı çıkartmak için. Profesyonel hayata Semaver Kumpanya’da başladım. Yani rol oynayarak para kazanmaya başladım. Sonra film ve albüm işleri araya girdi. Çünkü vakit gerekiyor tiyatro için. O vakti yaratamadım ama yaratacağım.

Yapacaksınız bir daha? Artık kendi tiyatronuzu kurarsınız herhalde.

Kendi tiyatromu kurmak için biraz ilgilenmek gerekiyor. Ben öyle o işin maliyetiyle ilgilenecek bir kafa yapısına sahip değilim. Çünkü bir tiyatro açınca oranın kurumsal çalışanı oluyorsunuz. Erken kalkmak gerekiyor belki. Ben şu an daha yeni uyandım mesela. (Röportaj yapıldığında saat 17.00’ydi) Dolayısıyla o biraz sorumluluk istiyor. Ben öyle sorumluluk taşıyabilen biri değilim. Biraz rahatım.

Hayatta her konuda mı böyle, yoksa bir tek parayla ilişkiniz mi?

Hayatta her konuyla ilgili böyle değilim. Parayla birazcık daha böyle. Elimde tutamıyorum, fevri harcıyorum. Finansal bir mantığım yok. Çok fazla önemsemiyorum parayı. Dolayısıyla bir yerde bir şeyin patronu olmak bir işi bilip döndürmek demek. Sonuçta çalışanlarınız olacak. Devletle birebir muhatap olacaksınız.

Devlet kısmı daha sıkıcı herhalde?

Şimdi de birebir muhatap oluyoruz. Vergimizi ödüyoruz. Vatandaş olarak yükümlülüklerimizi yerine getirmeye çalışıyoruz. Ben yapımcılık yapmaya çalıştım. Orada biraz daha burun buruna geldim. Anladım ki bu işler bana göre değil. Benden bir patron olmaz. Benden bir dükkan sahibi olamaz. Ben en fazla o dükkanın çalışanı olurum.

Ama şu an da bir marka yönetiyorsunuz. Aslında kendi markanızın patronusunuz.

Neyi yönetiyorum ben bilmiyorum!

Halil Sezai bir markaysa, ki bence marka. Onu yönetiyorsunuz.

Geçenlerde de bir dışarıya eğlenmeye çıkayım dedim onda da sıkıldım. O da bana çok geldi o gün. Eskiden daha çok çıkarmışım, eğlenirmişim. Şimdi sıkılmaya başlamışım. O yüzden evde yönetiyorum her şeyi.

Çünkü yaptığınız iş eğlence işi olduğu için sizin kendinizi eğlendirecek şeyler başka şeyler. İnsanların eğlendiği şeylerle sizin eğlenmeniz zor.

Ne bileyim galiba öyle. Ona mı dönüşüyor artık.

Ben de öyleyim. Kendime başka eğlence alanları arıyorum. Başka eğlence alanları bulmak zorundasınız.

Evde Playstation… Evde arkadaş sohbetleri…

Arkadaş sohbeti tamam. Ama Playstation bana göre değil.

Aslında bana göre de değil ama bulaştık mecburen sıkıntıdan.

Bizim piyasada herkes Playstation’la vakit geçiriyor ama. Çok duyuyorum.

Bizim arkadaşlar da öyle. Ekibimde çalan çocuklar da öyle. Geldiklerinde muhakkak saatlerce oyun oynayıp öyle vakit geçiriyorlar. Yavaş yavaş göre göre ben de futbolla başladım. Maç yapıyoruz işte.

Benim hiç futbolla da aram yoktur. Anlamam yani ben. Bir tek gol nedir onu biliyorum. O kadar ilgisizim ben. Hiç ilgimi çekmiyor. Sizin de çekmiyordur diye düşünüyordum.

Yoo ben eskiden beri Eskişehirspor taraftarıyım. Çok fazla maçlarına giderdik babamla. Her şeyini bilirim futbolun.

Ama şimdi?

Şimdi keyif almaya çalışıyorum. Maça gidelim de tezahürat yapalım tuttuğumuz takıma diye değil. Keyif almıyorum. Türkiye’deki birçok dalın yavaş yavaş çöktüğü gibi futbol da artık çok keyifsiz şeyler oluyor. Keyif almıyorum açıkçası.

Siz popüler kültürü reddediyorsunuz ama bunun yanında mesela Türkiye’de çok az magazin erkek figürü vardır, siz o magazin figürlerinden bir tanesisiniz. Bu kadar reddediyor olmak mı bu ilgiyi getiriyor. Yoksa bunun sebebi benim göremediğim başka bir şey mi?

Yani bir magazin figürü olduğumu şimdi duyuyorum. Ben bir magazin figürüysem çok utandım şu anda!

Niye utanıyorsunuz?

Magazin figürü olmak kötü bir şey!



Bence hiç değil. Şunu kastediyorum: Siz bir yere gittiğinizde sizin resminiz mutlaka çekiliyor. O anlamda söylüyorum. Aşağılamak için söylemedim, yanlış anlaşılmasın.

Yani eskiden beri yetişme tarzından, yürüdüğümüz yollardan dolayı magazinsel duruşa karşı bir şey var bende. Yoksa magazincileri sevmiyorum, gazetecileri sevmiyorum gibi bir şey değil. Antipati uyandırıyor bende. Dolayısıyla olabilir. Belki oradan dolayı yalan yanlış haberler yazıyorlar. Üstüme üstüme geliyorlar. Ara ara çok bel altı girdikleri zaman sinirim bozuluyor. Gerçekten ona da gazetecilik denmiyor. Çirkeflik oluyor o, başka bir şey oluyor. Yani insanlar merak ettiğinde ben onların meraklarını gidermek için elimden geleni yapıyorum. Ama atıyorum bir yerde oturmuşsun da yanındaki kimmiş? Aman içmiş mi? Bu gibi şeyleri insanlar merak etmiyorlar. Böyle bir şey yok. Onlar tamamen başka bir kafaya giriyor. Onu sevmiyorum işte.

Çok da haklısınız bence. İnsanın da kendine ayırdığı bir özel alanı var. O alana girilmesi çok rahatsız edici. Yani arkadaşlarınızla içki içmeye çıktıysanız, içersiniz de, sarhoş da olursunuz. Kime ne?

Biraz yarattığım imaj ve çektiğim iki film o yönde olduğu için o yönde çok baskı yaptılar. Süt içiyoruz, rakı diyorlar, kola içiyorum votka diyorlar.

Ayrıca da içersiniz kime ne?

Biraz o taratan rahatsızlık uyandırdılar. Ailem tarafından oldu. Çünkü onlar da inanmaya başladı. “Oğlum sen her gün mü böylesin?” diye sordular sürekli. Ama neyse ki aşıldı onlar. Başka yerden, başka durumlardan söz edilmeye başlandı. Biz içimizden geldiği gibi iş yaparsak sanırım o yöne kayacaktır. Yaptığımız işler yönünde haberler çıkmaya daha çok başlayacaktır. O yüzden çalışıyoruz.

Konuşurken de sizi zorluyormuşum gibi hissediyorum. Huzursuz oluyorum.

Yok, huzursuz olmaya gerek yok. Rahat ol!

Jolly Joker’de Yıldız Tilbe ile birlikte şarkı söylemeye çıktığınızda topluluğun hareketleri falan değişti. Ne garip bir duygudur.

Sahnesine çıktığım insan da çok sevdiğim bir insan. Seviyorum öyle deli kafaları. O yüzden onun sahnesini paylaşmak keyifliydi. İnsanlar keyif alıyorlar çünkü. Eskiden nasıl hissettiysem, ne yaptıysam insanlarda o duyguyu görmek istiyorum ben. Benim gibi insanların var olduğunu bilmek çok keyifli, ruh olarak çok fazla var görüyorum.

Ama o ruhu hissetmek başka bir şey, o ruhu yaşama dönüştürmek cesaretini kendinde bulmak çok başka bir şey.

O da biraz yetiştirilme tarzıyla ilgili bir şey. Sonuçta biz baskı altında büyümedik. Ben nasıl istiyorsam giyinmeme, küpe takmak istiyorsam takmama, saçımı uzatmama karşı zamanında çok fazla baskı vardı. Ama benim ailemde öyle bir şey yoktu. Dolayısıyla biraz özgür yetiştim. İçimden ne geliyorsa yapabildim.

Bu Metrobüs ile Beyaz Show’a gitme hikayesi doğru mu?

Evet.

Trafik olduğu için mi öyle gittiniz yoksa hep mi binersiniz?

Yani o gün aslında trafik var diye bindim. Ama normalde de biniyorum yani. Bir yere daha hızlı ulaşmak için. Trafikte vakit geçirmemek için. Zamanımı iyi kullanmak adına toplu taşıma araçlarını kullanıyorum.

Hiç rahatsız olmuyor musun? Yani rahatsız etmiyorlar mı?

Oluyor bazen. O da normal.

Yani siz hem çok ünlü olup hem de “sıradan” bir insan gibi yaşamayı başarabiliyorsunuz.

Evet, başarıyorum.

Ne kadar güzel. Baya siz toplu taşıma araçlarını kullanıyorsunuz. Benim gördüğüm ‘celebrity’ler genelde hiç böyle şeyler yapmazlar. Ondan garibime gitti.

Ne bileyim kullansalar çok da öcü olmadığını görecekler.

Bir şey de olmuyor değil mi aslında.

Yani gidene kadar 3-5 fotoğraf çektirmek veya biraz sohbet etmek rahatsız edebilir bazı insanları. Bazen tavrımdan anlıyorlar insanlar, “Rrahatsız etmeyelim mi?” hissine sahipler. Dolayısıyla elektriğini alıyorlar. Sonuçta benim de bazen moralim çok bozuk oluyor. Kimseyle muhatap olmak istemiyorum. Şapkamı takıyorum. Metrobüse veya vapura biniyorum. O sırada bir iki kişi zaten hissedebiliyor. “Canın sıkkın, biz sizi sıkmayalım, gördüğümüze memnun olduk” diyen bir sürü insan var. İnsanlar çok saygısız davranmıyorlar. “Sizi rahatsız etmeyeyim” diyen birçok insanla karşılaştım.

Siz sadece ulaşım olarak değil anladığım kadarıyla neredeyse tüm yaşantınızı da insanların içinde yaşıyorsunuz.

Bir kere evcil bir adamım. Çok fazla dışarıya çıkmıyorum. Ama evet çıktığım zaman da gidiyorum Moda’da oturuyorum. Yemeğimi yiyorum. Dondurmamı yiyorum. Kafede oturuyorum çay içiyorum. Kitap okuyorum. Geliyorum evime sonra normal davranıyorum. Ben şimdi şaşırıyorum. Niye bu durumun bu kadar sizi şaşırttığını anlamıyorum. Çok büyütülecek de bir mevzu olmadığını düşünüyorum. Herkese dışarıya çıkmalarını tavsiye ediyorum.

Hayat dışarıda değil mi? Şu anlamda büyütülecek bir mevzu: Türkiye’nin en sevilen talk show’una katılıyorsunuz. Oraya neyle gittiniz? Metrobüsle. Bu piyasada starlığı ne kadar abartırsanız o kadar star muamelesi görürsünüz. Yanınızda 5 tane insan. Şoförünüz, asistanınız bilmem neyiniz… Hani o grupla gezmek starlığınızı öteki insanlara göstermektir. Ben 21 yıldır bu işi yaptığım için neler gördüm. Yanında 20 kişiyle gelen insan gördüm televizyon çekimine. Ya da kendini evden aldıran. Araba isteyen, minibüs isteyen biliyorum ben. O yüzden garip geliyor. Bence insanlara da o yüzden garip geliyor.

Olabilir. Biz de magazin kültürü içinde öyle gördük. Öyle izledik. Gördüğümüz şeyler, magazinin bize verdiği şeyler.” Bu insanların yanına yaklaşılmaz” mantığıydı.

Ama eskiden zaten stara dokunulmaz, konuşulmazdı. Star öyle stardı. Şimdi sosyal medyayla beraber bence star kavramı giderek değişmeye başladı. Siz var mısınız Twitter’da?

Varım.

Aktif olarak kullanıyor musunuz?

Kullanıyorum. Ama aktif derken her şeye cevap veren anlamında değil. Fotoğraf falan paylaşıyorum. Gittiğim yerlerden güzel kareler paylaşıyorum. Konserlerimi paylaşıyorum. Bazen nerede ne yapacağımızı, etkinliklerimizi paylaşıyorum. Aktifim ama öyle aşırı değilim.

Twitter ile yatıp kalkanlar var. Bu da bir hastalık.

Büyük bir hastalık hem de. Yani bir ara Twitter kullanmazken Facebook kullanırken ben de az kalsın öyle bir şeyler seziyordum. Muhakkak bakıyordum Facebook’a. Sonra dedim “Ne yapıyorum ben”. “Deli miyim neyim?”. Neyse ki hallettim. Zaten şu an Facebook kullanmıyorum. Sadece Twitter’ım var, Instagram’ım var.

Çocukken de böyle miydiniz? ‘Ayrık otu’ gibi...

Herhalde böyleydim. Çocukken daha eğlenceli ve keyifliydim. Büyüdükçe daha keyifsizleşmeye başladı hayat. Ama çocuklukla kıyaslayamam şu anı.

Hani derler ya ‘İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur’. Muhtemelen o zaman da kafanız başka işliyordu.

Muhtemelen. Yani nasıl işliyordu bilmiyorum ama. Eğer öyle farklı bir şey varsa muhtemelen öyledir. Son dönemde çok fazla özlemeye başladım çocukluğumu. Eskişehir’i çok özlüyorum. Gidiyorum arada sırada. Şöyle bir ayrım yapabilirim, çocuklukta insanların daha çok içlerindeydim. Daha çok severdim. Belki de daha az sevmeye başlıyorum. Aradaki tek fark odur. Ben büyüdükçe korkmaya başladım. Herkesi kendim gibi biliyordum. Herkesin kendim gibi olmadığını anladıkça korkmaya başladım. Oradan biraz moralim bozuldu.

Giyim tarzınız da farklı, dert oluyor mu bu?

Hep böyle giyindim. Farklı mı? Farkında bile değilim farklı olduğunun. Kendimi böyle rahat hissediyorum, böyle giyiniyorum. Özgecan Aslan cinayetini protesto etmek için ben ve ekibim cuma akşamı Antalya Jolly Joker ve pazartesi akşamı (bu akşam) yapılacak olan İstanbul Jolly Joker konserine etekle çıkacağız. İzleyicileri de bu konserlere etek giyerek katılmaya çağırıyorum.



Halil Sezai, cuma akşamki Antalya Jolly Joker konserine Özgecan için etekle çıktı.

Bu albümde sevdiğiniz şarkıları söylediniz galiba? Herhalde hepsinin sizde bir yeri var...

Yani bunlar çocukken sevdiğim, evimizde çalan şarkılardı. Aklıma ilk gelenlerdi. Madem böyle bir albüm yapacağız, benim çocukluktan beri içime yer etmiş bu türküleri bu şarkıları söyleyelim deyip liste yaptım. Ondan da eleye eleye 11 tane şarkı çıkardım.

Aslında o zaman annenizin, babanızın sevdiği şarkılar...

Öyle aynen. Özellikle babamın.

Babanız öğretmen falan mı?

Annem öğretmen. Babamda muhasebe uzmanı, memur yani. İyi tarafı annemle okula gide gele erkenden okumayı sökmüş olmam.

Televizyon seyretmediğinizi düşünüyorum.

Yok seyretmiyorum.

Eviniz de var mı televizyon?

Var. Müzik dinlemek ve film seyretmek için. Televizyondan kastım belli bir kanalı izlemiyorum. Hatta bu çok uzun bir süredir böyle, yaklaşık 10 yıldır. Her kanal birbirine benzediği için sıkılıyorum alternatif seçenek bulamıyorum. Dolayısıyla sevmiyorum.

Popüler kültürden uzaksınız o zaman.

Uzağım, evet.

Yeni birisi ünlü oldu. Mesela sizin onu tanımanız zaman alıyordur.

Yok. Hiç bilmiyorum, tanımıyorum.

Mutlu musunuz böyle?

İyiyim, gayet keyfim yerinde. Niye mutsuz olayım ki? Niye illa yeni çıkan birisini tanımak veya yeni çıkan bir diziyi izlemek zorunda olayım ki?

Bu işi yapıyoruz ya ondan.

Televizyoncu olsam belki ama ben zorunda hissetmiyorum kendimi.

Yeni çıkan kasetleri takip eder misiniz?

Bazılarını evet. İnternetten takip ediyorum. Dolayısıyla yeni çıkan şarkıyı, albümleri takip ediyorum. Özellikle takip ettiğim kişiler, merakla beklediğim şarkılar oluyor. Hem Türkiye hem de dünyada. Ama bunun dışında öyle durup dur bir yeni neler var diye bakmam. Öyle bir merakım yok.



Siyasetle ilgileniyor musunuz?

Siyasetle ilgilenmemek imkânsız. “Ben apolitik bir adamım, siyasi düşüncem bile yok” deseniz bile herhangi bir şeyin siyasi düşünceniz olmadan sizi bir yere sürükleyebiliyorlar. Herhangi bir konuda sinirinizi bozan bir şey olduğunda buna yorum yaptığınızda bile siyasete giriyor artık. Siyasetle ilgisiz değilim. Ama aktif ilgili de değilim. Çevreciyim biraz. Aileme, arkadaşlarıma, çevreye, denize, kuşa, böceğe müdahale etmek siyaset oluyorsa evet siyasette varım!

Evet, “Termik santral kurulmasın”, “AVM yapılmasın“ diyorsanız siyasi bakıyorsunuz demek oluyor artık!

Gelirken telefondan bakıyorum. Emirgan korusunu satışa çıkarmışlar. “Yapmayın Emirgan korusuna dokunmayın” ya da “Datça sahili, dünyanın en güzel sahili, imara açmayın. Lütfen, rica ediyorum. Bizi düşünmüyorsanız hayvanları düşünün en azından” dediğiniz zaman bu siyasete giriyorsa doğru siyaset hayatımda aktif. Ama insan özlüyor işte. En son ne zaman ağacın dalından koparıp elma yediniz?

Çocuktum herhalde.

Çok üzücü. Özlüyorum da öyle şeyler görmeyi. Ama maalesef böyle garip bir şekilde griyi seven bir mantık var ortalıkta.

Dinleyici de değişiyor mu?

Benim gördüğüm seyirci kitlesinde ben böyle bir değişim görmedim. Her kitleden beni seven var. Üniversite öğrencisi, orta yaş, apaçi gibi her kesimden insan var. Pop dinleyen de, rock dinleyen de, klasik müzik dinleyen de var. Yaklaşık 5 yıldır aktif konser veriyorum. Artık böyle bir çizgi görüyorum. Çok insanla da sohbet ettim. Sohbet etmeyi de seviyorum. Nelerle, kimlerle sohbet ettim anlatamam.

Sigara yasağı çok etkiledi değil mi?

Evet. Şöyle bir şey yapılabilirdi. Sigara içen ve içmeyen olarak ikiye ayrılabilirdi. Çünkü sigara içen adam her türlü sigarasını içecek. Sigara yasağı bar kültürünü tamamen bitirdi. Moda’da gittiğimiz bir yer vardı tahminen bir haftada yok oldu. Bunun gibi birçok mekân bitti. Ama sigara içmeyen insanlar da var, onlara da ayıp etmemek lazım. Bunun bir çözümü olmalıydı içmeyen içen diye.

Bloğunuz var mı?

Var, aktif değilim ama olacağım. Birkaç hikâyemi paylaştım. Ama istiyor da insanlar. 1 ay oldu hadi paylaş diyenler var. İşte o zaman sıkılıyorum.

‘İncir Reçeli’ filmlerinin senaryosu da sizin değil mi?

Yok, Aytaç Ağırlar’ın.

Ben niye sizin olduğunuzu düşünüyordum acaba?

Bu durumdan Aytaç da mustarip.

Sizinle sohbet ediyoruz şöyle bir duygu geçti bana. Siz Mars’ta yaşıyorsunuz. Dünyevi işler olduğunda binip, geliyorsunuz dünyevi işlerinizi halledip tekrar oraya geri gidiyor gibisiniz.

Öyle olabilir. Öyle mi?

Öyle. Ne çemberin içindeyim ne dışında gibi bir tavrınız var.

Öyle zaten.

Dışında kalmak mı içinde kalmak mı tercihiniz?

Zaten dışındayım ama yaptığım sevdiğim iş itibariyle de mecburen içinde olmak zorundayım. Çünkü insanlarla paylaştığım bir iş yapıyorum. Mecburen profesyonel bakmak zorundayım.

Televizyon dizisi gelse yapar mısınız?

Geliyor öyle teklifler de ama dizi yapmak istemiyorum. Balon geliyor çünkü bana. Bir de zor, çok zor. Ama küçük rollerde oynuyorum. Sevdiğim arkadaşlarımdan gelen 1 bölümü filan reddetmiyorum. Gidip eğleniyorum, dönüyorum. Ben öğrenciyken 2 cümle söylemek için kaç saat beklediğimi biliyorum. Zor. O kadar saate bir üretkenlik yapsak belki zaman daha hızlı geçerdi.

Var mı hala öyle üretkenlikleriniz?

Resim yapıyorum. Çamurlarım var yeni aldım. Eskiden yapıyordum. Şimdi yine yapmayı deniyorum. Severim el sanatlarını.

Benim hiç öyle el sanatlarına ilgim yoktur. Bir tek yemek yaparım.

Ben de yaparım.

Ama şahane yaparım.

Ben de ben de. İddialıyım. Misafirlerime yemek yapmayı seviyorum. İnsanlara yemek yapmaya bayılıyorum. Rahatlatıyor beni yemek yapmak.