'Ham Çökelek'ten sıkı bir muhalif yarattılar

Uzun süredir Twitter'daki mizahla karışık muhalif çıkışlarıyla dikkat çeken Atilla Taş, son CHP kurultayında partinin önde gelen isimlerini bile geride bırakarak Parti Meclisi adaylığında 58'nci sıraya yerleşti. Armağan Çağlayan, kurultayın ardından Atilla Taş ile buluştu, 'Ham Çökelek'ten siyasete uzanan yolu konuştu.
'Ham Çökelek'ten sıkı bir muhalif yarattılar

RADİKAL - Röportajın giriş yazısı bu kez bir veda yazısı... Tam iki yıldır Radikal’de yaptığım röportajların sonuna geldik. Bu konuda bana güvenen ve Radikal’in 'pazar röportajlarını' bana teslim eden herkese çok teşekkür ediyorum. İki yıl boyunca röportajlara gösterdiğiniz ilgi için siz sevgili okurlara da çok, çok, çok teşekkür ediyorum. Bu yolculukta beni yalnız bırakmadınız. Minettarım… Başka yolculuklarda tekrar buluşmak ümidi ile…

‘Ham Çökelek’ten, 'Türkiye’nin sayılı muhaliflerinden' olmaya giden o yol, nasıl bir yol? Oraya nereden geldik? Niye geldik?
Aslında her şey bir espriyle başladı. Miladı Gezi’dir bence. Ondan önce de muhaliftim zaten. İnsanlar, bazı kesimler ‘döndüğümü’ falan düşündü ama ben her zaman Atatürkçü düşünen, sosyal demokrat bir insandım. Ailem de sosyal demokrattı. Yedi göbek solcu bir aileden geliyorum. Hiçbir zaman sağ görüşte olmadım. Milletini, ülkesini seven insanlardır benim ailem. Ama hiçbir zaman böyle aşırı bir muhalifliğim olmamıştı, şarkı söyleyen bir adamdım, dediğiniz gibi. Gezi’de olanlar çok dokundu; herkese nasıl dokunduysa bana da öyle dokundu. Sert dille değil de biraz daha esprili bir dille bir tweet atmıştım, "O kadar biber gazına gerek yoktu, ben bir konser verseydim dağılırdı zaten insanlar” diye. Orada mizahi bir muhalefet başlattım aslında. Bir de çok dalga geçiliyordu benimle, 'Atilla Taş' aşağı 'Atilla Taş' yukarı… Aptal bir adam zannediyorlardı, 'Ham çökelek' aşağı 'Ham çökelek yukarı', çıkıp televizyonlarda oynayan bilmem ne… 

"Yunanistan’a iteleyelim"meselesi vardı mesela…
Evet, evet; 'Yam Yam Style' diye bir şarkı yapmıştım, Gangnam Style’a benzer; resmen Yunanistan’a itelediler, 'Yunan şarkıcısı' diye. Baktım, bu kadar şeyden sonra dedim ki insanlar gerçekten eğleniyor. Ama eğlenirken çok ağır küfürler, hakaretler de yiyorum. Keşke şimdi o günlere dönsek, şu anki ortamdan çok daha eğlenceliydi. O durumda iki tane tepki verebilirdim: Bir bağırıp çağırıp sağa sola saldırırdım, öbürü de kendimle alay ederdim. Ben kendimle alay etmeyi seçtim. Bu da çok işe yaradı. İnsanlar "Bu adam bizim gibi makara kukara, eğlenceli bir adammış. Baksana bunla eğleniyor, dalga geçiyor…" dediler.

Ama o kendiyle dalga geçen, kendiyle barışık insandan sonra bir muhalife evrildiniz.
Evet, aslında ondan sonra biraz bir misyon oluştu. Hani mesela, "Ağabey bu konuda niye yazmıyorsun?" gibi. Bu arada iktidar da azılı faşist bir yapıya evrildi. Zaten sizi muhalif yapan şeylerden en önemlisi çok sert, baskıcı bir iktidar değil mi? Zaten 'Ham Çökelek’ten sıkı bir muhalif yarattılar, benim içimde de zaten böyle öfkeler varmış. Bir de benim öfkemin asıl doğduğu yer, benim de bu işlerden yara almış olmam. Düşünsenize, çevrenizde arkadaşlarınız, dostlarınız çok iyi adamlar işsiz kalırken, televizyonda program yapamazken, şarkı söyleyemezken, hiç alakasız, başarısız adamlar sırf iktidara yakınlığı yüzünden çok, çok güzel yerlere geldiler. Bu da bir tepkiydi benim için. Bu adamlar yalnızca kendi çevrelerinde kendilerini kayıran adamları koruyup, yüzde 50 bir kesim içinde olmasalar da "Olur" diyen, milleti bölen, milleti parça parça eden, ötekileştiren bir yapı oluşturdu. Yani şimdi böyle bir yapı karşısında karşı çıkmaktan başka, muhalif olmaktan başka bir çare de kalmadı bana göre. Gitgide sertleşti ama mizah dilimi hiçbir zaman bırakmadım.

Siz bir dönem Kemal Kılıçdaroğlu’na da muhalif miydiniz?
Hayır, hiçbir zaman olmadım.

Öyle bir tweet gördüm.
Şu an Photoshop kullanarak tweetler yapıyorlar.

Photoshop mu o?

Tabii ki photoshop.

Mehmet Ali Ilıcak’a bir cevap vermişsiniz.
Hayır, hayır; öyle bir şey yok, photoshop. Bakabilirsiniz, öyle bir tweetim yok. İkincisi ben Mehmet Ali Ilıcak’ı tanımam. Şu an öyle programlar var ki, photoshop bile değil, sizin yazdığınız bir tweetin metnini komple değiştiriyorlar. O tweeti ben de gördüm, photoshop. Benim hesabım onaylı hesap, o resimde mavi tik yok. Benimle ilgili çok tweet atıyorlar, bunu özellikle troller yapıyor. Bana öyle iftiralar atıyorlar ki, bizde bir laf vardır, öyle ağır laflar ki, "Dirhemini yiyen it kudurur" diye, öyle. O kadar ağır, yalnızca burada değil, hiçbir yerde söylemeyeceğim laflar. Terbiyem müsaade etmez.
Fotoğraf: Yasin Akgül

İKTİDARA YAKIN OLSAM BÜYÜK PARALAR KAZANIRDIM
En çok merak ettiğim soruyu soracağım; siz hayatınızı nasıl kazanıyorsunuz? Son tahlilde siz şarkı söyleyerek para kazanan bir insansınız. Türkiye’deki belediyelerin yüzde 80'i sizin muhalif olduğunuz partinin elinde. Onlar sizi konsere çağırmaz. İş adamı sizi çağırmaktan korkar. Nasıl geçiniyorsunuz? Çok mu para biriktirdiniz?
Yok, yok, öyle değil. Hiç değil hem de. O kadar parlak bir durumum da yok. Şu an yazılar yazıyorum bazı dergilere ve gazetelere. Onların teliflerini alıyorum. Şu an başka bir geçim kaynağım yok. Düne kadar çok önemli televizyonlarda, ismini vermek istemiyorum, programımız olacaktı, bu tweetler yüzünden beni aradılar, programlar bitti. Birçok televizyondan, tanıdığım çok ünlü adamlar beni arayıp, "Ya aslında şu an çok iyi bir konuk olursun, müthiş reytingin var ama seni çıkaramıyoruz" diyorlar. Açıkçası ambargoluyum. Her yerden yollarımı kapadılar. Dediğiniz gibi, müziğin tek kazandırdığı yer festivallerdi, geçmiş olsun, öyle bir şeyim de yok. Kimseye de gidip "Ben muhalifim, bana yardımcı olun, bana destek olun, beni festivallere çıkarın" da dememişim, demem. Öyle bir beklentim de yok. Şu an sadece yazarak geçiniyorum. Okuyarak geçinmekten, yazarak geçinmeye geçtim.

Şimdi okuyanlar da teliflerde çok bir para olduğunu zannedecek. Türkiye’de öyle bir para yok ki.
Yok, yok; bir yazının fiyatı 400, 500 liradır. Bunu üç, beş yere yazınca e tabii ki biraz daha rahatlıyorum. Çok iyi durumda mıyım? Tabii ki değilim. Şu anki popülaritemle ben çok daha büyük işler yapardım. İktidara yakın olsam TRT’de, bir havuz kanalında çok güzel programlar yapar, büyük paralar da kazanabilirdim. Bu gerçek. Şu an iktidara yakın sanatçıların kazandığı paraların haddi hesabı yok, bunu herkes biliyor. Öbür taraftan, tarihin bir yerinde de haksızlıklara susup kendini düşünmüş bir insan olarak yer almayacağım.

Sonra CHP’ye giden yol nasıl başladı?
Dedim ya, aileden sosyal demokratım diye. CHP’li bir ailede büyüdüm. Ben çocuktum, 6-7 yaşlarındaydım, Bülent Ecevit, Ceyhan’a gelmişti. Gidip onunla Rahşan Ecevit’in ellerini öpmüş bir insanım, o yaşlarda. Dedem, nenem hep CHP’ye oy vermişler. Daha önce partiler üstü bir durumum vardı. Şimdi bir partiye üye olduğunuz zaman ister istemez adam diyor ki, "Buraya üye", etkisi azalıyor. Sonuçta her partiden, her kesimden insan takip ediyor. 1 Kasım’daki seçimlerden önce karar vermemiştim ama 1 Kasım’daki sonuçlardan sonra dedim ki "Bunu bir yere kadar Twitter’dan götürürüm, artık aktif olmam lazım." Gideceğim en mantıklı yer de CHP’ydi. CHP’den girdim o yüzden. 

Gürsel Tekin’den bile fazla oy almanız en çok konuşulan şey oldu.
Gürsel Ağabey'e benim üzerimden vurulmasına gerçekten çok üzüldüm. Bir kere bu adam CHP’ye gerçekten büyük hizmetlerde bulunmuş biri. Çok değerli bir insan. Ben çok üzüldüm. Olabilir böyle şeyler, bu demokrasi. Aslında bu parti içerisinde, CHP içerisinde ne kadar güzel bir demokrasi olduğunu da gösteriyor. Bakın ben şarkıcılıktan gelmiş bir insan olarak bir bakıyorum CHP’de çok önemli sayıda bir oy alabiliyorum. Hem sayın Bekaroğlu, hem Gürsel Tekin ağabeyimiz, bizim büyüklerimiz, ağabeylerimiz. Onlar bu partiye çok büyük emekler vermiş. Şimdi kalkıp da "Biz oy aldık" falan diye övünmenin hiç gereği yok, çok yanlış bir şey. Bu CHP’de ne büyük bir demokrasi olduğunu gösteriyor, hangi partide bunu yapabilirsiniz? Ben sadece demokrasi açısından bakıyorum.
Atilla Taş, CHP'nin 35. Olağan Kurultayı'nda... 

Siz gittiniz CHP’ye üye oldunuz ve aday oldunuz değil mi, o kadar?
İki buçuk üç ay önce, 1 Kasım haftası geçtiğinde dedim "Artık bunu daha faal sürdüreceğim yer CHP’dir. CHP’den daha mantıklı bir seçim göremiyorum kendim için." Gittim, üye oldum iki buçuk ay önce. Benim aklımda yoktu Parti Meclisi üyeliği, birkaç milletvekili dostum aradı. "Senin sevenin çok, çok da güzel muhalefet yapıyorsun, çok da akıllıca muhalefet yapıyorsun. Neden olmasın gel, gir" dediler. İki gün kala seçime... Hiçbir şey bilmiyorum, nedir, ne değildir! Gerçekten bilmiyordum. Parti Meclisi’ni tabii ki biliyorum ama ne iş yapar, ne yaparız, nasıl seçiliriz, hiçbirini bilmiyorum. İki gün kala gittim Ankara’ya, ne broşürüm var, ne ekibim. Tek başınayım. Mesajlar atıldı, gittim insanlarla konuştum. Herkes şunu söylüyordu: "Biz senin bu kadar akıllı, zeki, bu kadar donanımlı bir insan olduğunu bilmiyorduk. Ama çok mutluyuz, özellikle cesaretin için. Böyle güçlü bir iktidara karşı boynunu bükmedin. Ki senin etin budun ne yani..." Sonuçta ben dünyaları kazanan bir adam değilim. Belki bu da bana güç verdi. Kaybedecek çok şeyim yoktu. Belki de göbekten bağlı olsaydım iktidara, ekmeğimi bir yerlerden alıyor olsaydım… En büyük güç aslında kaybedecek bir şeyiniz olmadığı zaman... O zaman sözünüz daha çok güçleniyor. Daha kendinizden emin oluyorsunuz. Çünkü bu iktidar herkesi kendine göbekten bağlamış.

İKİ GÜN ÇALIŞTIM, ÜÇ GÜN ÇALIŞSAM AĞLARI DELİYORDUK
Sen Parti Meclisi yedektesin?
Evet yedekteyim, 14 oyla kaçırdım. İki gün çalıştım, üç gün çalışsam ağları deliyoruz. Ben de şaşırdım, bu kadar teveccüh beklemiyordum. Sosyal medyanın çok büyük gücünü burada bir kere daha gördüm. Sosyal medya deyip geçiyorlar ya, işte nedir çok büyük etkisi yok falan… Hayır öyle değil, her gelen bana bunu söyledi. O kadar akıllıca tweetler atıyorsun ki bizim Meclis’teki insanlardan da duymak istediğimiz şeyler… Birçok milletvekili dostlarımız bazıları büyüklerimiz çok eski milletvekilleri falan takip ediyorlar. Onlardan da bunu duydum. Çok mutlu oldum… Çok zekice tespitlerim olduğunu 140 karakterde çok şey anlatabildiğimi bunun da bir meziyet olduğunu söylediler.

SOSYAL MEDYA EKİBİ TUTTUĞUM FANTEZİ
Onunla ilgili bir dönem şöyle bir dedikodu yayıldı. Sizin hesabınızı başkasının yönettiği konuşuldu?
(Kahkaha atıyor) Duydum duydum. Troller diyor ki mesela, beni övüyorlar mı dövüyorlar mı anlamıyorum. Bir insan size derse ki "Ya arkadaş sen yanlış tweet atıyorsun" tamam. Ama çok güzel tweetler attığım kabul ediyorlar ki, “Atilla Taş kendine bir ekip tutmuş, bu tweetleri o atmıyor, onlar atıyor” diyorlar. Benim ekip tutacak param mı var? Bırakın ekibi, bir sosyal medyacı tutup sadece işlerinizi takip etse 4.000 TL ayda. Ben o kadar parayı zor kazanırken kalkıp da bir de ekip kuracağım! O biraz fantezi olmuş.

Ona şuradan geldiler bence, sizin bu kadar hazırcevap olduğunuzu tahmin etmediler. Siz bir sürü kere canlı yayına şov programlarına çıktınız ama…
Ama ben şov programlarında da hazırcevaplığımı çok gösterdim aslında… Her Okan Bayülgen’e çıktığımda mesela bununla ilgili bir övgü alıyordum.

1 KASIM'DA "BİZ BU HALKA BİR ŞEY ANLATAMIYORUZ" DEDİM
Çok gergin bir hayat değil mi bu?
Çok gergin, çok yıpratıcı…

Niye peki?
Başka çare bırakmadılar yani. Belki çok zor her gün küfür tehdit… Her gün küfür, her gün tehdit. Kapıma kadar gelip, kapımın resmini çekip, “Senin bugün yatak odana kadar geleceğiz” gibi tehditler, çok ağır tehditler. Çok ağır hakaretler. Öyle iftiralar ki, yani gerçekten çok kötü iftiralar yapıyorlar. Yalan ama yani o kadar bariz ki. Bu da bir kin doğuruyor. Yani bu insanlara bırakıp, yani gerçekten üç beş kişi kaldı, belirli bir cephe kaldı bununla mücadele edebilen ve çok büyük isimler elendi. Döndüler resmen, hiç ummadığınız gibi, siz de biliyorsunuz. Piyasada, “Bu çok sağlam, çok akıllı” dediğimiz, hatta benim gerçekten üslubuna böyle hayran olduğum insanların bile iftira karşısında diz çöktüklerini gördüm. Şimdi bunlar, biraz da ben çökmeyince saygı duydular, saygı gördüm. Bu da bir zaman sonra misyon yüklüyor. Artık sustuğunuz zaman şunu diyor insanlar, “Sustu. Bunu da susturdular.” İnsanların umudu azalıyor. Ben bir ara dedim, “Bırakayım, benim huzurum her şeyden önemli”, yemin ediyorum dedim bunu. Hatta 1 Kasım’da artık şunu söyledim, “Ya biz bu halka bir şey anlatamıyoruz.” Çünkü halk ne anlatırsak anlatalım, ne söylersek söyleyelim istikrar için bile çok büyük hatalar yapabiliyor. Yani bunu yaptı bu halk ama bunu hangi korkularla, hangi endişelerle yaptığını bilmiyorum. Ama normal şartlarda mı gidildi seçime? Asla hayır. Çok anormal şartlar vardı. İnsanların kararına çok etki edecek çok büyük şartlar vardı. O yüzden ben onu pek önemsemiyorum. Bundan sonra olacaklar için, bu kadar baskıyla devam eder mi? Hayır, işin tabiatına aykırı.
Ben böyle gideceğine inanmıyorum. Bu şey gibi, insanlar yorgun. İki tane seçim geçirdiler, sürekli gündem şehit haberi, ölüm, kan, nefret. Herkese nefret kusuyor. Biri bir şey yaptığı zaman insanları linç ediyorlar. İnsanlar korktu, ürktü. Artık huzursuz oldular. E şimdi herkes bıraktı, biz de bırakırsak meydan bunlara kalacak. Ben biraz da o yüzden dedim ki, “Hayır susmayacağım.” Çünkü bir de sustukça üstünüze geliyorlar. Sustukça bu kez, “Bak nasıl susturduk. Bak nasıl bunları adam ettik, nasıl boyun büktürdük. Muhalif de kalmadı. Şimdi istediğimiz gibi top oynarız, istediğimizi yaparız” diyorlar. Bakın bana binlerce hakaret ettiler, binlerce tehdit ve iftira duydum. Bir kişiyi mahkeme karşısına çıkarmadım ama benim her hafta üç günüm mahkemede, adliyede geçiyor. Her hafta üç gün, abartmıyorum, üç gün, dört gün.

Niye gidiyorsunuz?
İşte ifadeye çağırıyorlar. İfade veriyorum. Aynı ifadeden her iki günde bir evime polis geliyor. Bir daha aynı ifadeden çağırıyorlar. Ne yapıyorlar? Rahatsız ediyorlar. Sistematik olarak sizi yıldırmaya çalışıyorlar.

Verdiğiniz ifadeyi bir daha veriyorsunuz?
Bir daha gidiyorum. “Bir şey yok” diyorlar, “Bu ifadeyi vermişsiniz zaten.” Ondan sonra bir davadan ceza yedim, 11 ay. Hayvanlar öldürülmüş, daha doğrusu katlolmuş ya da kazayla olmuş deniliyor. İnegöl Belediye Başkanı da bir şey yazmış. Dedim ki, “Böyle cahil insanları, basiretsiz insanları başkan yaparsanız böyle olur.” 84 köpek ölmüş. Ben de hayvanları çok severim, büyük bir hassasiyetim var. Bundan ceza yedim. Ceza yedikten 15 gün sonra aynı dava, ceza yediğim davadan bir daha mahkemeye çağrıldım. Şimdi bunlar normal şeyler mi? İnsanın aptal olması lazım bunu anlamaması için. Siz de hukukçusunuz bildiğim kadarıyla Armağan Bey. Aynı davadan bu kez İstanbul’da bir mahkemeye çağrıldım. Sonra avukat falan haber verdi yine.  

DEVLETİN BÜTÜN GÜÇLERİ EKMEĞİMLE OYNUYOR
Sizin başbakanla da davanız var?
Evet. Oradan beraat ettim. Ben mizah yapıyorum ya. Yoksa daha kötü sonuçları olurdu. Yani bakıyorsun, devletin bütün güçleri ekmeğimle oynuyorlar. Ben şu an biraz iktidar yanlısı olsam, paraya para demem. Bunu anlamıyorlar. Bir de diyorlar ki muhalefetten prim yapıyor. Allah aşkına, insan muhalefetten nasıl prim yapar bu kadar güçlü bir iktidar karşısında? Muhalefette güç mü kaldı, muhalefet mi kaldı Allah aşkına!

BU ÜLKEDE ÖNYARGIYI YENEMEZSİN 
Köşe yazarlığın da çok konuşuluyor. Niye? Köşe yazarı olmak için ne gerekiyor ki?
‘Ham Çökelek’ten çok şeyler kazandım, para ve şöhret kazandırdı ama bir taraftan da bana çok büyük zararlar verdi. Çünkü ben atomu parçaladım bu ülkede. Önyargıyı yenemezsin bu ülkede. Kafasında insanların şöyle: bir, geçmişimle vuruyorlar: "Bu neydi ki, ekranlarda orada burada kıvıran dansöz gibi" diye... 

Dansöz gibi olan insan bilgili olmaz diye bir şart mı var?
İşte, öyle bir şart varmış demek ki. Yani önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan zormuş. Ben bir nebze atomu parçaladım. Çok samimi söylüyorum, adım gibi eminim, bana küfreden, bana saldıran, sallayan troller ve karşı taraftan insanlar da; inanın onlar da bana hayran. Hissediyorum bu hayranlığı. Gereksiz eleştiri de hayranlıktır. Nerden anlıyorum bunu; her şeyi söylüyorlar ama takip etmeyi sürdürüyorlar. Çünkü kayıtsız kalamıyorlar.

BU BİR KORKU İMPARATORLUĞU
Ben de görüşlerine katılmadığım bir sürü insan takip ediyorum Twitter’da. Çünkü o farklı görüşlere de hakim olmak lazım.
Bana sürekli laf sokmaya çalışıyorlar. Bu kapak olaylarından sonra. Verdiğim hızlı cevaplardan dolayı. Adam benim bi tweet'imi alıyor. Altına küfür döşeniyor. "Ben" diyor, "Atilla Taş’a kapak" yaptım. Halbuki kapak, küfür değildir ki.

Aileniz demiyor mu, "Oğlum yapma" falan.
Annem yok, annemi kaybettim ama ailemden tanıyanlar tabii ki diyorlar.

Mesela kızınız demiyor mu, "Yapma baba" diye?
Diyorlar, sevenler diyorlar, korkuyorlar benim için. Hiç tanımayanlar bile "Senin için çok korkuyoruz, başına bir şey gelecek diye" diyor. Geçen gün kurultayda karşılaştığım teyzeler olsun, insanlar olsun "Aman oğlum senin için çok korkuyoruz, çok sivrisin, çok cesur şeyler söylüyorsun" diyorlar ama birilerinin de söylemesi lazım. Yani ne yapabilirler ki en fazla? Gerçekten tehlikeli bir ortam, kabul ediyorum da; susalım mı, herkes sussun mu? Buna katlanalım mı? Bunlarla aynı düşünmeyenler ölsün mü? Ne olacak ki. Bunun sonucu ne? Böyle korkarak mı yaşayacağız? Bakıyorum çevremde yaşayan insanlara, bu adamlara yalakalık yapanlar bile korku içerisinde yaşıyor. Çünkü, ya en çok da şöyle acıyorum havuz medyasında çalışanlara, en yakın arkadaşın işten atılıyor, onu kayıramıyorsun. Onun arkasında duramıyorlar bile. Böyle korkuyla yaşanır mı? Onlardan olanlar da korkuyla yaşıyorlar. İşlerini kaybetmekten korkuyorlar. Eleştirmekten korkuyorlar. Hatta çok basit eleştiriler bile işlerinden olmasına neden oluyor. Bu bir korku imparatorluğu. Açıkça korku imparatorluğu kurdular.

Ne mezunusun?
Ben lise mezunuyum. Onu da dışardan bitirdim. 'Ham Çökelek'ten sonra Londra’ya gittim. Altı ay yabancı dil okudum. Sonra da New York Film Akademisi’nde iki sene ders aldım; Film Making. İki tane kısa film çektim. Ondan sonra devam etmedim.

Sizin anneniz ile ilgili bir şeyler vardı. Üvey falan?
Benim annem üvey falan değil öz annem de. Bir tane abla çıkmıştı beni öz oğlu zanneden. Çocuğunu kaybetmiş küçükken.

A Takımı'nda bir şeyler olmuştu?
Sorma. Bu kadın aradı falan. Annem çok kötü hissetti. Kalbi vardı. "Ben yalan mı söylüyorum, sen öz oğlumsun" dedi. Düşünsene, öz oğlunu ispat etmeye çalışıyor. Aslında konuşmak istemediğim bir konu bu. Hayatımda çok kötü etkileri oldu. O zaman biraz da reyting kurbanı oldum. Çok reyting alan konulardı. Fakat çok acemi dönemimdi. Bunalımlı bir dönemdi. İnsanların aklında sanki ben annemi sokağa atmışım gibi kaldı. Çünkü öyle bir algı yaratılıyor.

Bende bile üvey anneniz varmış gibi kaldı.
Hayır, hayır. Sizin gibi kültürlü bir insan bile şunu düşünebiliyorsa, sokaktaki adamın kafasında nasıl kaldığını düşünemiyorum bile.

O zaman, televizyoncular öyle mi dedi; bunu böyle yapalım diye?
Hayır, hayır kimse bir şey demedi. "Ben görüşmek istemiyorum. Benim annem, babam belli" dedim. Artık bundan bıkmıştım. Çünkü programa giderken Allah rahmet eylesin, Savaş Ağabey'e bu konuyla ilgili bir şey konuşulmayacağını, annemin kalbi olduğunu rahatsız olduğunu söyledim. Buna rağmen kadını da benim annemi de telefona bağladı. Benden habersiz bir şekilde. Eskiden böyle tuzaklar oluyordu. Bu ilerde bana karşı çok kötü şekilde kullanıldı. Aslında buradaki her şey çok samimiydi. Bu konuların konuşulacağını bile bilmiyordum. Ben bu ülkede reyting uğruna en çok kullanılmış, istismar edilmiş insanlardan biriyim. Benim sırtımdan çok büyük reyting rekorları kırıldı. Ben orda hiçbir şey bilmeyen. Anadolu’dan geleli daha 2 sene olmuş. Daha piyasayı bilmeyen bir insandım. İstedikleri gibi kullandılar. Ben utanılacak bir insandım. Açıkçası kendimi yetiştirdim. Ünlü olduğumda parayı bulduğumda ne giyinmesini biliyordum, şu kafeye gelsem sipariş vermeyi bilmiyordum. Bu konularda çok cahildim. Ama öğrenmeyi okumayı çok seviyorum. Kendimi yetiştirdim. Şu anda oldu mu bir şeyler. Daha değil. Ben çok çabuk öğreniyorum. Ama hayatta en büyük avantajım saf bir tarafımın olması. O saflığı kaybetmedim. 

BİR YILDA DİBİ GÖRDÜM 
Sen Adanalıydın değil mi?
Adana, Ceyhanlıyım. Hala içimde Adana’dan gelen o çocuk duruyor. O çocuğu öldürmedim hiç. Bir ara ölüyordu zaten. Sonradan canlandırdım onu. Çünkü şöhret beni de çok bozmuştu zamanında. Ben de çok saçma sapan şeyler yaptım. O zamanlar gece hayatı, istediğiniz kadın size geliyor, birbirinden güzel kadınlar etrafınızda... Sapıtmamak mümkün mü? Ama daha sonra onun da cezasını yerin dibini görerek gördüm popüler hayatımda. Ben bir yıl içinde o yılın en iyi çıkış yapan şarkıcısı olurken, yine bir yıl içinde en hızlı inen şarkıcısı oldum. Bir yıl içerisinde dibi gördüm.

Ne değişti de böyle oldu?
Bir anda parayı, şöhreti bulunca... Allah’ım para geliyor, insanlar etrafınızda el pençe divan. İnsana öyle bir özgüven geliyor ki... Ben ne yapsam olur. Bir şarkı yapsam yer. Öksürsem, 100 bin satar muhabbetleri. Televizyonlarda zaten belli reytingimiz var. Sonra bi bakıyorsunuz salmışsınız.

İşinize sahip çıkmadınız galiba?
Tabii ki tabii ki, çıkmadım. Artık paranız var, çok rahatsınız.

Kaç yaşında şöhret oldunuz?
24 yaşında.

Yok muydu başınızda bir menajer falan?
Yok. Yani prodüktörler ne derse onu yapıyorduk.

Kaç yaşınızda evlendiniz siz?
17 yaşımda evlendim. Çok küçük.

Ne zorunuz vardı?
Eşim kaçırdı beni. (Kahkahalar) Ben ne bileyim ya, bir sene sonra kızım oldu zaten.

18 yaşında baba oldunuz yani?
18 yaşında babaydım ben. Ondan sonra da zaten İstanbul'a gelip gitmeye başladım. Şarkı yapıyordum, getiriyordum, götürüyordum, derken öyle öyle 'Ham Çökelek'i bulduk işte Silifke'den. Ona söz yazdım, müzik yaptım. Gerisini biliyorsunuz hikâyeyi.

Ünlü olduktan sonra mı boşandınız?
Yok, ünlü olmadan önce. Benim albümüm çıkmadan önce ben ayrıydım zaten eşimden. Buradaydım yani, yaklaşık iki, üç senedir ayrıydık. Ünlü olup eş boşayanlardan değilim. Hatta o dönemde yeniden birleşmeye çalıştığım halde, eşim kabul etmediği için bir daha, biz de deli bir hayata girmiştik...

TORUNUMUN FOTOĞRAFINA BİLE BAKINCA İÇİM ERİYOR 
Herhalde Türkiye'nin en genç dedelerinden bir tanesisiniz değil mi?
Evet, evet...

Garip bir duygu mu?
Çok garip bir duygu. Alışamadım. Torunum oldu.

Şu an kaç yaşınızdasınız?
Şu an 42. Yani 75'li kaç oluyor? 41!

E 41 yaşında dede olmak çok acayip bir şey. O zaman kızınız da küçük yaşta evlendi?
Evet, o da iki sene oluyor işte.

Seviyor musunuz torununuzu?
Sevmez miyim, çok acayip bir duygu. Çok seviyorum. Evet, resmine baktığın zaman bile için eriyor yani, öyle söyleyeyim. İçim akıyor.

İstanbul'da mı yaşıyorlar?
Yok,Trabzon'da yaşıyorlar eşiyle.

Muhtemelen "Ben Atilla Taş'ın kızıyım" demiyordur.
Yok, diyor. Kızım çok sever beni. Çok övünür benimle. Söylüyordur, hiç çekinmez. Sonuçta bütün AKP'liler de kötü diye bir şey yok. Yani çok iyi insanlar da var. Anadolu'ya çıktığınız zaman bu ülkenin yüzde 49'u kötü mü? Ben AKP'lilerin kötü olduğunu düşünmüyorum. Yani onlar da inandıkları şeyi yapıyorlar. Biz nasıl başka bir fikiriz, onlar da başka bir fikir. Benim kızdığım benim asıl nefret ettiğim kesim, trol kesim. Sırf para için, pul için ona buna, iftira eden küfür eden, hakaret eden insanlara ben düşmanım. AKP'ye de bir düşmanlığımız yok. 

KONSER OLUNCA GİDER ŞARKI SÖYLERİM YİNE... 
Bir daha şarkı söylemeyecek misiniz, kararlı mısınız?
Ya söylüyorum aslında. İnsanlarda öyle bir algı oluştu, ben o kadar dalga geçtim ki sesimle, bunun artık dibine vurdum. İnsanlar bu espriyi bana karşı kullanmaya başladılar ama bir zaman sonra mütevazı olunca buna inanıyorlar. Ben yine söylüyorum yani, bir şekilde iş olursa, konser olursa giderim söylerim. O kadar da kötü sesim olmadığını biliyorum. Ben 2.5 milyon albüm sattım bu ülkede '98 yılında, 2000 yılında. Çok büyük satışlar yaptım. Dizi yaptım, dönemine göre çok başarılı işler yaptım.

GERÇEK DEMOKRASİYİ İSTİYORUM 
Ama siz sanki şimdi hayatınızı bir başka yöne doğru sokmuşsunuz gibi.
Tabii, öyle oldu. Ülkenin kendisi olağanüstü bir durum içerisinde. Ben de olağanüstü bir tercih yaptım. Benimki sadece çok kopuk bir sıçrama. Hafif görülen bir müzikten, popüler bir ortamdan çok ciddi şeylere, muhalifliğe... Benim bile dikkatimi çekiyor düşününce. Bunlar benim bile cevaplayamadığım sorular ama şimdi cevabını üstünkörü olarak veriyorum. Vallahi bilmiyorum sebebini. Ama şuna çok inanıyorum, iddialı değilim. "Çok donanımlıyım, ben şu konuları çok iyi biliyorum" demiyorum. Samimi söylüyorum, ben politikayı bilmiyorum. Benim tek bildiğim şey; bu ülkede yanlış ve doğru şeyler. Savunduğum şeylerin doğru olduğuna inanıyorum. Neyi mi savunuyorum? Ben özgürlükleri savunuyorum. Demokrasiyi savunuyorum, ne kadar beğenmesek de herkesin fikrini özgürce ifade etmesinden yanayım. Eşitlikten, adaletten yanayım. Bu ülkede eşitliğin, adaletin yara aldığına inanıyorum. Yoksa "Ben senin sırtını kaşıyayım, sen benim sırtımı kaşı" tarzı politikayı sevmiyorum. Bilmiyorum yani. Benim fikirlerim çok basit. Ben gerçek demokrasiyi, İsveç'te Norveç'te olan demokrasiyi istiyorum. Ütopya.

BELKİ BİR GÜN KÜLTÜR BAKANI OLURSAM...
Şimdi bundan sonra politikaya, CHP'de devam mı?
Yani evet, dediğim gibi, kendimiz söyleyip kendimiz dinliyoruz Twitter'da. Ben artık aktif olarak madem bir şeyleri doğru yapıyorum, neden olmasın. Bugün CHP'de, yarın mecliste.

Milletvekilliğine kadar yolu var yani?
Neden olmasın? Belki bir gün Kültür Bakanı olursam, derler “Ham Çökelek'ten Kültür Bakanı oldu” diye. (Kahkahalar)

Neden olmasın?
Şimdi öyle yüksek hayallerim yok. Yapabildiğim kadar, doğru yerde, doğru bir muhalefetle. En azından şu an bile ben bunları ürküttüm mü ürküttüm, davalara gidiyor muyum... Bugün insanlar bana ordu halinde saldırıyorlar mı? Belli ki bir yerlere dokundurmuşum bir şeyleri. Bunu tabii daha yüksek bir şekilde, daha faydalı bir şekilde yapmak, bir de sadece muhalefetten bahsetmiyorum. Fikir üretmek, doğru işler yapmak neden olmasın?

Kemal Kılıçdaroğlu ile karşılaştınız mı?
Yaklaşamadım ki… Göremedim, etrafı çok kalabalık oluyor… Ama çok seviyorum, fikirlerini de... Ona inanıyorum da. Kemal Kılıçdaroğlu her şeyden önce iyi bir insan. Kesinlikle çok samimi fikirleri var, demokrasiyle ilgili. Ve bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ben ona güveniyorum. Bakmayın çok eleştiriliyor ama en azından onu eleştirdiğiniz için hapse girmiyorsunuz. Biraz zamana ihtiyacı var.

KURULTAYDA BANA KÜÇÜMSEYEREK BAKAN MİLLETVEKİLLERİ OLDU 
CHP Kurultayı'nda de sizinle eğlenen insanlar oldu mu? Ya geldiniz, Parti Meclisi’nde aday oluyorsun, ne yapıyorsun…
Küçümseyerek ve dışlayarak bakan bazı milletvekilleri oldu. Benden rahatsız olduklarını hissettim. Normaldir.

“Ne işin var senin burada?” rahatsızlığı mı, “Bu iş sana mı kaldı?” rahatsızlığı mı?
İkisi de olabilir. Ondan rahatsız oldum. Özellikle sosyal demokrat bir partide elitist yaklaşımlar, yıllardır CHP’yle ilgili elitist eleştirisi vardır ya… İşte beni de rahatsız eden bu elitizm. Kesinlikle bunu kaldırmak lazım. Bir kere birey olarak kaldırmak lazım. Evet, ben bu parti çatısı altında değilken bile yapıyordum muhalefet. Bugün 1 milyon 400 bin takipçim var. İnanın bana, birçoğundan daha etkili muhalefet yapıyorum. Öyle dışlayarak falan… Ama bir elin parmaklarını geçmeyecek birkaç insan yaptı bunu bana. Rahatsız oldum mu? Çok oldum. Gerçekten kendi partimden böyle bir şey görmek istemiyorum. Ben bir başkasına yapmam. Burası demokratik bir ortam. Herkesin aday olma hakkı var. Başarılı bir sonuç da çıkmış. Buna saygı duymak lazım. Bu insanlar, CHP’nin delegeleri inanmışlar, bana oy vermişler. Demek ki bunu hak edecek bir şey yapmışım. Ben şarkıyla gitmedim oraya. ‘Ham Çökelek’le gitmedim ki, bana ‘Ham Çökelek’ diyorsunuz. Ben oraya yaptıklarımla, fikirlerimle gittim. Ha, bu fikirsel bir mücadeleydi, onu bir adım daha ileri taşımak istiyorum. Bir tek beni bu rahatsız etti. Başka rahatsız eden bir şey yok.

Şunu mu anlıyorum: Bir dahaki milletvekili seçimlerinde siz ön seçimde, atıyorum İstanbul, Beşiktaş’tan; atıyorum Adana Ceyhan’dan adaysınız?
Neden olmasın? Ama şu an için öyle bir şey düşünmüyorum. Ama o zamanın şartları… Ön seçim olursa… Şu anda, tüzük ne durumda, pek bilmiyorum. Ama eğer iki sene içinde olursa, bunu parti seçecek. İki seneden sonra olursa zannediyorum, öyle bir şey var. Eğer bir şey yapabileceğime inanıyorsam; partimi kast etmeyerek söylüyorum, mecliste şu anda bu işi yapanların bir çoğundan daha iyi yapacağıma inanıyorum. Zaten buna inanmasam buna soyunamam. O özgüven de şöyle bir şey: Ben çok iyiyim, çok zekiyim, çok akıllıyım anlamında değil. Ben buna inanıyorum. En azından dönmedim yolumdan. Bu bile bir kararlılıktır.  Tek başıma bir mücadele verdim. Şimdi de partimle birlikte vermek istiyorum. Ki parti de bana sahip çıktı zaten. Bu benim için bir güven oylaması gibiydi…

Hiç o gözaltına alındığınız dönemde arayan soran oldu mu?
Birkaç milletvekili, yakın arkadaşım, görüştüğüm insanlar aradı. Hiç tanımadığım insanlar aradı. Tag’ler açıldı, ‘Atilla Taş yalnız değildir’ diye. Hiç beklemiyordum. O gün kurultayda da bunu gördüm. İnsanların teveccühü var ya, şaşırıyordum. 60-70 yaşında adamlar, kadınlar, insanlar, gençler, 15 yaşında gençler, yani öyle bir yaş skalası var ki, hep böyle “Yanındayız, yalnız değilsin..." Çünkü onlar da farkındaydı üstüme çok gelindiğini, ki hâlâ uğraşıyorum. O bana çok büyük moral oldu. Bana deselerdi ki “Gel milletvekili ol, gel başbakan ol”, bu kadar sevindirmezdi beni. Gönüllere oturmak başka makam…

Popüler kültürün içinden şimdi siyasette daha popüler bir yola…
Ama insanlar da şu anda çok temkinli bana karşı. "Tamam, Twitter’da çok etkin olabilir ama bunun altını siyasi anlamda, böyle bir mücadelede doldurabilecek mi?" diye bir merak da var. Açıkçası ben de merak ediyorum. Bunu zamanla öğreneceğim ama ben çabuk öğrenirim.
Mottom şu; samimiyet. Gerçekten kafamda bununla ilgili fikirler var. Söylediğim şeyler, farklı şeyler değil. Politikaya bulaşmadan politika yapmak. Politika yapmak ama politikanın o girift, Ali Cengiz oyunlarına bulaşmadan, temiz bir şekilde. Çok zor. Şimdi ilk, kurultaya girdik. Hiçbir şey bilmiyorum, insanlar bana nasıl yardımcı oluyor. “Kartını aldın mı? Broşür çıkardın mı? Bak numaranı yaz!” Acemi çaylak gibi geziyorum ortalıkta.
Şunu da çok iyi biliyorum, bilmediğin şeye “Bilmiyorum ben bunu” dediğin zaman, bitiyor. Bunu bilenler anasının karnında mı öğrtenmiş? Bir şekilde bu işin içinde, çarkında öğrenmişler.

Gözaltına alındıktan sonra daha az tweet atıyorsunuz…
Yok, daha az tweet atmıyorum. Yoruldum. 1 Kasım hepimizi çok yordu. 

Küstünüz…
Biraz küstük, yalan değil. Bu ülkede bir şeyler oldu, bazı yolsuzluklar oldu, "Bakın sizin hakkınız için savaşıyoruz, bakın bunlar bunlar oldu…" Bir bakıyorsunuz, yine bu parti belli bir oy alıyor. O zaman diyorsunuz ki “Ben kime ne anlatıyorum?” “Çalıyorlar ama çalışıyorlar” diyen adama ne anlatabilirsiniz? Kıstasa bakar mısınız? Ne oldu? Yoruldum. Bıktım. Kendimi yırtıyorum, sabahtan akşama kadar tık tık tık tık tık…

SABAH DÜKKAN AÇAR GİBİ TWITTER'A YAZIYORUM
İş gibi mi oluyor o?
Tabii canım, sorumluluk gibi. Sabah dükkanı açıyorum işte (gülüyor). Önce sabah tweet’i, “Günaydın arkadaşlar…” Ardından trollerden küfür yeme saati, sonra birkaç kapak, akşam da kapanış twit’i.

Sonra da yazı yazıyorsunuz…
Sonra da yazım var. Haftada üç gün. Gündem sorunu çekmiyorsun, Allahtan çatır çatır çıkıyor…

Sonra ne yaparsınız, TV falan seyreder misiniz?
Ya ben çok evcimenim, hep evdeyimdir. Her gün mutlaka spor yaparım. Çok fazla gezmiyorum. Sinemaya çok giderim.

Dizi bakıyor musunuz?
Bir tek yabancı diziler. 'Game of Thrones' ve 'House of Cards.' Yerli dizileri çok uzun buluyorum; hem izleyene, hem yapana eziyet. Adam bir dizi yapıyor, 45 dakika, ama izliyorsunuz. 10 bölüm, bir sezon… 

Takip ettiğiniz köşe yazarları var mı?
Hasan Cemal okurum, Ahmet Hakan okurum. Yılmaz Özdil’i, Bekir Ağabey’i (Coşkun) okurum.