Hiçbir zaman olmam gerektiğini söyledikleri 'star' olmayacağım!

'O Hayat Benim' dizisinden ayrıldıktan sonra geri dönen ardından bir kere daha ayrılan Yeşim Ceren Bozoğlu sette yaşananlarla ilgili "Seyirci ne olduğunu hissediyor, ben konuşmayacağım!" diyor... Armağan Çağlayan, kendi atölyesinde oyuncular yetiştiren Bozoğlu ile oyunculuk ve 'star' anlayışı üzerine sohbet etti...
Hiçbir zaman olmam gerektiğini söyledikleri 'star' olmayacağım!

Siz çok mu geçimsizsiniz, ‘O Hayat Benim’den sonra öyle bir algı oluştu bende.  
Allaha şükürler olsun bugün bu röportaja gelirken babam yaşında biri arabanın camını tıklatıp “Yeşim Abla, diziden çıktın, çok üzüldük” dedi. “Senin kalbini kırdılar ama biz çok dua ettik sana ailecek ne olur sen üzülme” dedi. Ben inatla konuşmasam da seyirci neyin ne olduğunu hissediyor. O yüzden benim bir şey söylememe hacet yok, konuşmadım, konuşmayacağım!

Şundan dolayı söylüyorum, keşke doğruyu söyleseniz mesele de kapansa, aslında insanların sizin hakkınızda ürettiği bir sürü şey bitse gitse.
Ben o üretilen şeyin seyircide bir karşılık bulduğunu düşünmüyorum! Benim Instagram hesabım açık, Twitter’ım açık, yazdıklarım açık açık ortada, izleyici yorumları ortada, o işin içindeki sette olan herkes de ortada, herkesin söyledikleri de ortada bana oyle bir reaksiyon gelmedi!
Benim okuduğum okul belli, Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi. Alman disipliniyle davranılan, meşhur olmanın ayıp olduğu bir okul.

O da ne saçma! İnsan oyuncu olmak için okuyor ama meşhur olmak ayıp.
Bizim dönemimizde özellikle öyleydi Radikal, Cumhuriyet oyunlardan sonra röportaja geldiğinde biz “Estağfurullah hoca var burada” diye yönetmene dönerdik, tek kelime konuşmazdık. Bize öyle bir adap öğretildi onun dışında da set işçisiyle oturup yemek yiyen ulaştırmanın bayram tebriği ile yazıp çizen bir insanım ben, hiçbir zaman tırnak içinde olmam gerektiğini söyledikleri ‘star’ olmadım, olmayacağım da!
O set biraz uğursuz mu ne? Sürekli bir olay oluyor!
Ben uğursuz demek istemem, orada hâlâ ekmek yiyen arkadaşlarım var. Ama başarıyı hazmetmek, başarıyı taşımak herkesin yapabileceği bir şey değil. İşte orada egolar, iktidar manyaklıkları, iktidar delilikleri, aile problemleri de başarı ve güçle beraber ortaya çıkıyor. Ben hiçbir zaman ‘insanlara cefa çektiren’ biri olmadım, olmayacağım da. Abim, ablam, büyüğüm, ustam bana “Biraz burnu havada ol, bu kadar mütevazı olma” demelerine rağmen! Usta oyunculuk, efsane performans diye müthiş şeyler duyuyorsun ama ben aldığım aile terbiyesi olarak da aldığım oyunculuk eğitimi olarak da kendi verdiğim eğitimde de ‘temiz star’ diye bir kavramdan bahsediyorum. Bunun müfredatını işliyorum. Ama başkaları o başarıyı taşıyamıyor olabilir, onu hazmedemeyebilir. Birtakım kaoslar ortaya çıkabilir. Orada da iki alternatifiniz vardır. Ya o işin bir parçası olursunuz ya da olmazsınız. Ben olmamayı tercih ettim. Verdiğim emeğin karşılığını ben seyirciden hâlâ alıyorum. Kalan durumları da Allah’a havale ettim!
Yeşim Ceren Bozoğlu 'O Hayat Benim'de Nuran karakterini canlandırıyordu. 

BEN HUZURU VE SAĞLIĞI TERCİH ETTİM
O kadar başarılı bir rolü bırakmak da çok ciddi bir karar!
Evet zor bir karar. Çünkü aile oluyorsunuz. Ben zaten aile olmadığım, iyiliğinden, sağlığından, başarısından sorumluluk duymayan insanlarla çalışamıyorum. Çünkü benim yapım o. Çünkü ben kendi adıma da çevrem adıma da o şekilde en yüksek performansı üretiyorum. Gerçekten sıfırdan başlayıp bu başrollere uzanmam aşağı yukarı 15 senemi aldı. Ben bunu güzellik satmadan, popülarite satmadan yaptım. Ucuz anlamda kullanılan magazin satmadan yaptım. Dolayısıyla da şu an için olduğum yerde çok fazla örnek yok, ‘temiz star’ kavramına mütenasip.Tabii ki çok zor oldu  bu kararı almak ama bir noktada ‘Huzurun mu, sağlığın mı, yaptığın iş mi?’ dediğiniz zaman ben huzuru ve sağlığı tercih ettim. Bunun için de karar vermekte de zorlanmadığımı söyleyebilirim.

TÜRKİYE’DE ÇOK AZ TEMİZ STAR VAR
‘Temiz star’dan kastınız ne?
‘Temiz star’ şu: Yüzde 100 aktör olan, alkol ve uyuşturucu kullanmayan, bağımlılıklar konusunda eğitimli, disiplinli, sette kendinden sorumlu ve sorumluluk bilincine sahip olan, benim ‘gerilla usulü’ oyunculuk dediğim, yani 140 dakikalık o performansı haftanın altı günü kendisine ve çevresine işi kolaylaştıracak şekilde realize edebilen oyuncudur, temiz star.

Türkiye’de çok az var o zaman?
Evet çok az var çünkü biz şöhret yönetimi bilmiyoruz biz birden bire çok para kazanınca, bunu tüm sektör için söylüyorum sadece oyuncular için söylemiyorum, o çok parayı harcayacak kültürümüz yoksa o parayı dağıtabiliyoruz, sapıtabiliyoruz.

Ama mesela Türkiye’de şöhretini çok iyi yöneten insanlar da var bence.
Elbette var. Türkan Şoray bunun muhteşem örneklerinden biri. Şöyle bir şey var, bir dizi de başrol oynuyor çocuğumuz veya kızımız, bir tane daha iş yapıyor aman çok şahane. Üç senenin sonunda, şimdi 20 yaşında giriyorlar bu sektöre, 25-26 yaşlarına geldiğinde yüz düşmeye başlıyor biliyorsunuz. Onların arasından benim hedefim minimum 30 sene reel set hayatı yapan ve üstüne başrol koyulan insanlar yetiştirmek. Kimlerden bahsediyorum Mehmet Aslantuğ’dan bahsediyorum, işte Türkan Şoray’dan, Erdal Özyağcılar’dan bahsediyorum. Çünkü güzellikle bir yere kadar geliyorsunuz, bir yerden sonra sektör sizi yalayıp yutuyor.

Ama güzelliğiyle senelerce ekmek yiyen insanlar var.
Yok ya!

Var, onlarca kişi sayabiliriz.
Yani işte orada da şunu sormak lazım, belirleyicimiz ne?

Senelerce güzel olduğu için başrol oynayan, senelerce bu piyasadan para kazanan, belki de sizin kazandığınızın üç katını dört katını kazanan insanlar var.
Yok canım ben de fena kazanmıyorum şimdi.

Ben bölüm başı 75 bin liraya oynayan oyuncu biliyorum.
Ben de biliyorum ama dizi tutuyor mu bir de onu düşünmek lazım.

Valla şahane alıyor o parayı…
Diyorsanız bu insan sadece güzel olduğu için 75 bin lira alıyor. Ben tanımıyorum,  ismini öğrenmek isterim. 30 senelik bir başarıyı sürdürmek için gerçekten halkın gözünde ve gönlünde starlık gerekiyor. Yoksa dizinin pompalamasıyla, iyi yapılan bir PR çalışmasıyla rüzgârınız bir süre eser sonra düşer! Benim dediğim yerden bu mesleğe bakıyorsanız o zaman uzun vadeli başarıdan söz edebiliriz. Türkiye’de çok karıştırılmaya başlandı. Şöhretten bahsedilen nedir? Herkesin bizden bahsetmesi mi? Eğer buysa bunun çok kolay yolları var!

Türkiye’de ‘magazin starı’ diye bir şey var mı?
Tabii ki var. Dünyanın her yerinde var. Bence şahane. Ayrıca bizim atölyenin noktalarından biri Atölye 1314, temiz magazin yani neyi kast ediyoruz…

Oyuncunun çok fazla kendi kimliğiyle magazin basınında ya da basında yer alması inandırıcılığını öldüren bir şey mi?
Valla o konu da yine şuna bağlı; bence dünyada bunun teorileri de var PR şirketlerinde bunu görüyoruz. Starlar üçe ayrılır. Politik star, sansasyonel star, bir de temiz star. Bununla seçtiğiniz hedef bu yolda nasıl yürümeniz gerektiğini gösteriyor. Mesela Madonna altı ayda bir sansasyonel bir şey yapmak zorunda çünkü kadının çıkışı skandal üzerine kurulu. Dolayısıyla bu bir seçim. Orada aktör adayının hangi koldan yürüyeceğini seçmesi ve hayatını buna göre organize etmesi gerekiyor.

ÇOK ÇALIŞAN HERKES OYUNCU OLUR
Çok yeteneksiz insan oyuncu olabilir mi?
Valla çok çalışan herkes oyuncu olur. Benim yetenek mi çalışmak mı noktasında benim tek parolam o dur yani. Atölye 1314’ün ve Yeşim Ceren Bozoğlu’nun en bir olduğu nokta budur. Ve asla vazgeçme. Bir insan inat ederse, doğru tekniklerle çalışırsa gerçekten oyuncu olur.

Peki bu piyasaya girip kötü oyuncu olup, ölen insanlar var…
Ee mutlaka ama onların da kötü oyuncu olduğunu söylüyorsunuz mesela. Onlar bir efsane olmuyor. Yani kötü doktor da var kötü bakkal da var. Bu sektörde de işini kötü yapan eksik yapan bir sürü insan var yani. Bizim hedefimiz onlardan olmamak.

İnsanı görünce “Bundan oyuncu olur” diyor musunuz?
Yok, ben herkesten oyuncu olabilir diyorum. Adamda ışık, disiplin, çalışkanlık ve aşk varsa, bu dört şey varsa herkesten oyuncu olabilir. Çünkü hepimiz ağlıyoruz, hepimiz gülüyoruz. Bunun kamera önündeki matematiği ve tekniklerini öğrenmekte bir süreç. O süreci geçiriyorsanız eğer siz de oyuncu olabilirsiniz.

POPÜLER KÜLTÜR VE MAGAZİNLE AŞK İLİŞKİM VAR
Siz evde işiniz bitince dizi seyrediyor musunuz?
Çok sevdiğim işler olduğunda internetten seyrediyorum. Benim evimde televizyon yok.

Bir dizi starının evinde televizyon olmaması ne saçmaymış!
Ben hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biri olduğunu düşünüyorum.
Niye televizyon yok evinizde, onun bir popüler kültür aracı olarak gördüğünüz için mi? Üstelik paranızı oradan kazanıyorsunuz!
Hayır popüler kültüre bayılıyorum. Benim popüler kültürle ve magazinle aşk ilişkim var, çok seviyorum. Ama kendi seçtiğim saatlerde kendi sınırlarım içinde olmasını tercih ediyorum.

Oyuncu olarak atıyorum, şu anda herkes ‘Paramparça’nın Keriman’ını konuşuyor mesela, merak etmez misiniz Keriman’ı?
Hayır canım, ‘Behzat Ç.’ fanıydım mesela. Açık yüreklilikle söyleyeyim. Onu televizyonda, mesela arkadaşımın evinde gördüğümde “Aman kalsın” diyordum. Çok sevdiğim bir iş olduğunda bakıyorum. Öyle “Aman televizyon seyretmiyorum” ukalalığı değil bu.

SİYASETÇİLER BU KUŞAKLA İLETİŞİM KURAMIYOR
Çok zor bir dönemden geçtik ya hep beraber ,üstümüzden koca bir yedi yıl geçti. O zaman şöyle bir duygu geldi mi üzerinize: Eyvah, bu gidişle ben tiyatro yapamayacağım. Siz de hepimizin hissettiği o baskıyı hissettiniz mi?
Yok, ben öyle bir baskı hissetmiyorum. Neden derseniz… Ben Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeyken de siyaset karışıktı. Şuna çok inanıyorum. Söyleyecek sözünüz varsa ister sinemada, ister televizyonda, ister kitapta illa ki bir yerde çıkar söylersiniz. Sokak tiyatrosu yapıyorduk. Dolayısıyla şu anda ya da başka bir dönemde siyasi baskı, mahalle baskısı, gerçekten sizin söyleyecek bir lafınız var ise bunu bir şekilde söylersiniz! Baskı size engel olamaz! Siyasete inanmıyorum onu soruyorsanız. Neye inanıyorum? Y kuşağına ve sonrasında gelen kuşağa inanıyorum.

Gezi olaylarına inanıyorsunuz yani?
Gezi olaylarının siyasetçilere çok ciddi bir mesaj verdiğini düşünüyorum. Bu kuşakla iletişim kurmayı beceremediler. Hâlâ da beceremiyorlar, çünkü dili bilmiyorlar. Fakat şunu da kabul etmek lazım ki bu kuşak bizden çok daha ilerde. Ve onlardan gerçekten öğreneceğimiz çok şey var. Çünkü çok daha demokratikler, çok daha açık fikirliler. Şiddete meyilleri bizim gibi değil. Şiddetle ilgilenmiyorlar ve bu dünyayla ilgili bizim bencilce kaygılarımızın dışından bir yerden sorumluluk duygusuyla kaygı duyuyorlar ve öz değerleri bizden çok daha yüksek. O anlamda da onların getireceği onların yapacağı oluşumlara ve siyasete şu an ki var olan şeylerden daha çok güveniyorum ve  bir an öncede bunun olmasını dilerim.

Mesela çok sevdiğiniz bir rol geldi, bir de bir oyuncu, “Hiç oynanamam” dediğiniz biri var mı?
Set saygısı olmayan, set ahlakı olmayanla sete çıkmam

Ama bunu bilemezsiniz…
Yok biliyorsunuz. İki telefonunuza bakıyor gerçekten.

Mesela “Şu gelirse oynamam” dediğiniz insanlar var mı?
Şimdiye kadar “Şununla oynamam” dediğim hiç kimse olmadı.

Demek ki Türkiye’de tüm oyuncuların set ahlakı var.
Olmasını umuyoruz diyelim! Birden şöhret olan çocukların şaşırma hikâyelerini çok duyuyoruz ama onlar da sete geldiklerinde, orada bir ustaları varsa gerekli ikazlar yapıldıktan sonra anında toparlıyorlar tabii.