İçime Ajda Pekkan kaçtı!

Metin Arolat uzun bir aradan sonra 'Karavan' adlı maxi single'ı ile yeniden müzikseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Albüm yarın piyasada olacak. Arolat ile yönetmenlikten söz yazarlarına ve starlık kurumuna uzanan bir sohbete koyulduk.
İçime Ajda Pekkan  kaçtı!

Metin sen kendini nasıl tanımlıyorsun. Mesela bana sorduklarında “Ben televizyoncuyum” diyorum. Sana işin ne dediklerinde ne diyorsun.

Tanımlayamıyorum aslında. Ben Metin Arolat’ı bir paket olarak görüyorum. Bir insan bir işi yapmak zorunda dünyada ve ülkemizde ama bu kural bana işlemiyor. Ben müzik de yapmalıyım, yönetmenlik de yazı da yazmalıyım, resim de yapmalıyım ve hepsini de belirli bir çizginin üstünde yapmalıyım. En üst müdür bilemem ama benim o konuda bir yeteneğim varsa yaparım. Aileden gelen bir şey aslında. Babam banka müdürü, dedem şairdir. Dedem oğlunu da etkilemiş. Babamın da şiir kitapları olmuş. Babama baktığım zaman bankacısın, şairsin olmamalı mı o zaman. Bence bir şeye yeteneği varsa onu yapmalı insan.

Sen ünlüleri de yönetiyorsun reklam filminde, ünlüler sette kendilerinden başka ünlü istemezler. Bunun problemini yaşamıyor musun?

Evet ama bana güvendikleri için bunun problemini yaşamıyorum. Kimseye bir şey çekmeyen biri olarak tanınınca, birilerine bir şey çektiğimde insanlar şaşırıyorlar haliyle. Sevdiğim insanlara, arkadaşlarıma çekiyordum eskiden. Artık takdir ettiklerime çekiyorum. Tanımasam da Sezen Aksu’ya, Timur Selçuk’a bir şeyler çekmek isterim.

Mesela sana klip teklifi gelse, “Asla ben ona klip çekmem” dediğin birileri var mı?

Bir sürü kişi oldu ama bu onu sevmediğimden değil. İzzet Yıldızhan istedi ama bu onu veya sanatını sevmediğimden değil; benim yapımla, onun görseli, kişiliği, yetişme biçimi, dinleyici kitlesi çektiğim kliplere ters olur. Ben ona dedim ki ben bunu para için yapmıyorum. Benim içimde olan şeyleri yapıyorum, aslında kendime çekemediğim şeyleri onlara çekiyorum. Birazcık egomu da tatmin ediyorum. Bu iş öyle yapılmaz böyle yapılır demeye getiriyorum. Ama bunları tatlılıkla yapıyorum.

“Keşke bu klibi ben çekseydim” dediğin oldu mu?

Evet oldu. Mesela Yaşar’ı pek tanımıyordum. ‘Kör Bıçak’ diye bir şarkı çıkarmıştı. O aralar herkes klip için benim peşimdeydi. Ben Yaşar’ı aradım çünkü bayılmıştım o şarkıya. Ona “Klip çekeceğin gün lütfen beni ara” dedim. Sonra baktım biri çekmiş klibi beğenmemiştim, üzülmüştüm. Ama bu aramızda dostluk oluşmasını sağladı.

Senin yeni çıkan single’ın Türkiye’nin özeti gibi oldu. Tam çıkartacaktın 17 Aralık oldu, sonra seçimler oldu geri çektin, sonra Soma oldu. Bir uğursuzluk mu var sence de?

Sadece benimle alakalı değil hepimizin üstünde bir uğursuzluk var. Ama müzik işten görülmediği için, sosyal medyada bir şarkıdan bahsettiğinde insanlar üstüne geliyorlar. Ama müzik de bir iş. Sen nasıl bankada gidip çalışıyorsan Soma faciası olurken biz de çalışıyoruz, biz de işimizi yapmak zorundayız ama müzik yapanlar eğleniyor gibi görüldüğü için günah keçisi oluyorlar.


Müzik eğlence sektörü olduğu için durum farklı. Bankada çalışanla müzisyenin aldığı para aynı değil. Ne olur ki bir üç tane konsere eksik çıksan diye düşünülüyor.

O kadar üst üste geldi ki her şey, öyle iş çıkmıyor o yüzden. Baltalandı müzik sektörü bu facialarla, baltalansın da ayrıca. Benim içimden de gelmedi zaten. İşim açısından, bir şey bir sebeplerden gecikiyorsa hiç etkilenme yukarıdakinin bir bildiği vardır derim. Bana göre hayrı da oldu. Süre benim albüme daha çok özenmeme yaradı daha çok içime sindi. Politika, facialar, siyasetçilerin ani çıkışları bizim sektörümüzü çok etkiliyor, hepimizi etkiliyor. Bize “Türk insanı birbirini sever” diye öğretildi. Konuşandan çok konuşulana inananlara hayret ediyorum. Sosyal mecrada hepimiz yaşıyoruz bunu. Her dediğinize laf atmaya çalışan insanlar var. Sen birleşmek adına bir şeyler yazıyorsun. İnsanlar hayır kopalım diyorlar mesela. Kimin ne olduğunu şaşırıyorum.

Gerilmiyor musun Twitter’a bir şey yazdığında?

Eskiden geriliyordum artık hayır, çünkü bu bizi de rahatlatan bir şey oldu. Troll diye bir şey çıktı. Karşı cevap yazanlar bunlar. Onların da bunu bir iş olarak yaptığını düşünüyorum.

Ben senin kadar cesur şeyler yazmıyorum mesela, sen öyle değilsin sen dalıyorsun.

Benim daldığım terbiyesizlik yapana veya ironiyi anlamayana. Geçen biriyle yazıştım. Dedim ki: İki seçeneğin var ya ironiyi anlamayacak kadar cahilsin ya da anlamamazlıktan gelecek kadar öküzsün. Ortası yok bunun. Ben anlamadığına inanmıyorum. Hepimiz bu günleri atlatacağız, ben çok umutluyum da.

Ben sosyal medyanın star sistemini öldürdüğünü düşünüyorum.

Ben de öyle düşünüyorum ve bence iyi oldu. Ben star sistemini yanlış buluyorum ama böyle de star olunabilir. Halktan uzak olma kuralı bitti, starlık bitmedi bence.

Starlar ulaşılır olduğu için bence star sistemi çöktü. Türkiye’de yeni star çıkmıyor diyoruz çünkü artık insanlar eskisi kadar starları merak etmiyorlar. Merak edecek bir şey kalmadı.

Ben ulaşılmazlık olarak görmüyorum starlığı; çünkü ulaşılmazlık mutsuzluk getirir. Hep gördüğüm starlar yalnız, ulaşılmamak için hep kapalı kapılar ardında. Star olup evde oturmak için mi yapıyorlar. Bence bu yanlış. Hayata bir kere geliyoruz. Bence starlık yaptığın işlerin sevilmesi ve aşağıya düşmemesi. Genel starlık kavramının dışında bir şey bu. Hepsi dört duvar arasındalar ve mutsuz ölecekler, çünkü bir sürü şeyi yaşamadan ölecekler. Hayatt etkileşimle, dokunmayla güzel, bir kere geliyoruz.

Ajda Pekkan geçen hafta “Artık Ajda Pekkan’dan tiksiniyorum” dedi.

Evet, çünkü Ajda Pekkan olmayı taşımak zorunda olmak büyük bir külfet ve hayatı kaçırmak aslında. Ajda Pekkan’ı taşıyarak aslında hayatı kaçırıyor. Biriyle kurduğun ufacık bir temas, bir gülümseme çok önemli. İleride buna çok ihtiyaç duyacağız. Ben ileride geriye dönüp baktığımda yaşadım diyebilmek istiyorum ve yaşıyorum da.

Aslında kendi seçtiğimiz insanlar arasında korunaklı bir hayat yaşıyoruz.

Bu sadece ünlülükle alakalı değil. Normal insanlar da mutlu olduğu ve anlaştığı insanlarla beraber oluyor. Starların pek dostu olmuyor ne yazık ki. Ben böyle olmak istemiyorum. Ben çok geç aralıklarla albüm yapıyorum, çünkü benim derdim sürekli, her yerde olmak değil kaliteli iş yapmak. Pop müzik kalitesiz olabilir ama ben kaliteli iş yapmak istiyorum. Yönetmenlikte de bu böyle. Bu yüzden çok reddettiğim iş oluyor kaliteyi tutturmak için. Kaliteli işi herkes yapmıyor çünkü.

Bence starlıkla kalite doğru orantılı değil zaten.

Ama ben kaliteli yapmaya çalışıyorum. Ben öyle mutlu oluyorum. Ayrıca bence bir starın mutlaka siyasi görüşü olmalıdır. Bizim starlarımız siyasi görüşünü saklar ama dünya starlarının siyasi görüşleri ve dünyada olanlara karşı duyarlılıkları var. Bizde reklam yapma derdi var.
Ben bu kafada değilim.

Demet Akalın’ın dediği gibi: “Roman okumaktan sıkılıyorum, sadece son sayfalarını okuyorum. Hayatımda hiç sanat filmi izlemedim”. Bana garip gelmiyor bu, her star entelektüel olmalı diye bir kural yok. Doğrusunu söylüyor.

Bence Demet’e bunu söylemek çok yakıştı. Yalan değil, düz ve doğru konuştu. Entelektüel olmak zorunda değil herkes. Star hayran olunan kişidir, her şeyi merak ederek hayran olmak değil onun yaptıklarına hayran olmak iyidir. Kaliteli olmasına hayran olmaktır bence. Kendi duyarlı olduğum konulara bakıyorum, çocuk suiistimaline çok öfkeliyim ama gidip iş olsun diye çiçekleri koruyalım demiyorum. Bu konularda ne yapabilirim diye düşünüyorum, çünkü bizim sesimiz bazılarından daha çok duyulabiliyor.

İnsan beste ve söz yazma kabiliyeti olduğunu nasıl keşfeder?

Bu, hırs gibi bir şey. O yapıyorsa ben de yaparım diyorum. Öyle keşfetmiş oluyorsun yeteneğini zaten. Ben yönetmenlik ve müzisyenliğe çocukluktan beri ilgiliyim. O zamanlar 8 yaşındayken kamerayla arkadaşlarıma senaryolar yazıyordum. Bu senin içinde var demektir. Müzikte de yabancı şarkılar modaydı. Çocukken üstüne Türkçe sözler yazardım hecelerine göre. Bana kimse bunu yap demedi. Yeteneğe sahip olunca o sana normal geliyor. Moda ve tasarımda iyi olabilirim buna eminim ama üşeniyorum. Ben bir moda markası yaratabilirim, içimde var. Yaşı önemsemem. İçimde bir Ajda Pekkan var.

Ölene kadar sahnede olacağım mı diyorsun.
Hep sahnede olacağım evet.

Yorulmuyor musun? Bizim piyasamız mutsuz bir piyasa.

Hayır, ben mutluyum, zaten o piyasanın o kadar da içinde değilim. Benim piyasam gerçek hayat. Kompleks ve hırsım yok. Onlar mutsuz oluyorlar. Benim pozitif arkadaşlarım var.

Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, giderek muhafazakâr olması sizi etkiliyor mu? Örneğin şunu koymayayım dediğiniz oluyor mu?

Oluyor, mesela eskiden çektiğim kliplerde normal olan şeyler şimdi baktığımda altındaki yorumlarda şimdi böyle klip olsa RTÜK engellerdi diyorlar ve bu doğru. Dolayısıyla da çekemediğim için üzülmüyorum sadece o özgürlüğü hissetmediğim için üzülüyorum. Yoksa kurallar olabilir. Ben bir reklam filmi çekerken “Aman kadının omzu gözükmesin, dekoltesi gözükmesin” gibi istekler olabiliyor. Bu yazılı bir kural değil ama hükümete ters düşmemek için yapılmıyor. Eskiden her türlü fikir iç içiçeydi. Ama müşteri öyle istiyorsa yapmıyoruz. Riske girmeye gerek yok.


Karavan benim çocukluk hayalimdir

Albüm pazartesi çıkıyor değil mi?
Evet, çok heyecanlıyım. Çok emek verdim bu işe, düzgün insanlarla çalışıyorum. Volga Tamöz, Türkiye’nin en iyi müzik yapanlarından biri. Onur Özdemir, Alper Narman şarkısı olması ve karavanın benim çocukluk hayalim olması beni çok mutlu eden şeyler. Bunlar hep bana bir umut veriyor. Radyolarda çalıyor bol bol. Klibi Nihat çeksin istedim, çok güzel oldu. En son 4 yıl önce albüm çıkarmıştım bunun da etkisi var. Bir karar aldım, 12-13 şarkılık bir albüm yapıyorsun, 2-3 tanesi hit oluyor. O yüzden klip çekecek kadar albüm yapmaya karar verdim kısa aralıklarla, 2 şarkılık maxi single’lar mesela.