Işın Karaca: Onlar kaybolup gidecek biz yine burada olacağız

Türkiye'de popüler müziğin güçlü seslerinden Işın Karaca, sektörden yana dertli: 11 yıldır hiçbir müzik ödülüne, törenine gitmedim, gitmiyorum. Körler ve sağırlar birbirlerini çok fazla ağırlıyorlar müzik sektöründe. Çıkıp konser veriyorum diye playback yapamazsın. Bu bilete dünya para verenlere hakarettir. İki kıç kıvırıp haydi eller havaya demekle konser vermiyorsun kardeşim...
Işın Karaca: Onlar kaybolup gidecek biz yine burada olacağız

Son dönemlerde şöyle bir yargı var, ‘pop müziğinde artık yıldız çıkmıyor’. Böyle mi, yoksa çok çıktığı için biz ‘yıldızları’ fark etmiyor muyuz?

Yoo biz müsaade etmiyoruz çıkmalarına.

Biz derken…

Yani halk, dinleyici. Biz şeyiz onu fark ettim çok sektörün içindeyim ama o kadar da dışındayım. Çok popüler kültüre hizmet eden bir yapım yok.

Evet, zaman zaman magazin malzemesi hepimiz oluyoruz, durum ve konum itibariyle. Bütün hayatını böyle yaşayan insanlar var. Popüler kültür üzerinden prim yapıp şöhretini hiç bir şey yapmadan sürdüren insanlar var.

Ben onlara ‘magazin yıldızı’ diyorum.

Haksız değilsin, işlerini böyle yürütüyorlar. Bu da bir sektör! Müzik sektörü bence başka bir yer. Müzik kartellerinden de yavaş yavaş arınıyoruz bir taraftan baktığında. Ben bile artık bir şirkete bağlı çalışmıyorum. Kendi şirketim var, dijital artık o kadar yaygın ki gidip de şu albümü alayım diyen çok az insan var. 'Star’a gelince de 'star’ları biz yaratıyoruz biz bitiriyoruz . Bu kadar basit!
Benim fikrim şu: Türkiye’de genç yıldız yetişmiyor.

Çıkmadı evet.

Erkek iki tane yıldız var, Tarkan ve Murat Boz. Biri 40 yaşında, diğeri 35. Dünya standartlarına baktığımızda yıldız olmak için yaşlılar aslında.
Yani arkadan gelen, genç kızların peşinden koşabileceği 19 yaşında bir genç görmüyorum.

Kötü bir şey.

Çok kötü bir şey. Döngüyü öldürüyoruz . Biz hep aynı kişileri alkışlamaya mecbur kalıyoruz.

Aynen öyle...

Ben bu yüzden ödül törenlerine de gitmiyorum Armağan. 11 yıldır hiçbir müzik ödülüne, törenine gitmedim, gitmiyorum da. Haksız rekabetin yaratıldığı, hak etmediği halde bir yerlere getirilen insanların alkışlandığı, hak etmeyenlere ödüllerin verildiği... Yani kimse gücenmesin ağır bir laf aslında söylediğim. Körler ve sağırlar birbirlerini çok fazla ağırlıyorlar müzik sektöründe.

Bilinçli bir tercih mi sektörün dışında durmak?

Evet, yeterince rencide edildikten sonra, “Yok yeter artık, buraya kadar” diyorsun. Kendi yaptığım işe, ekibime ve müziğime daha fazla saygım var diyip kendini çekiyorsun.

Rencide oldum derken en çok ne rencide etti sizi?

Hımm... İlk çıkış tarihim olan 2001 senesinden bugüne gelen yolculuk esnasında çok sağlam projeler ve çok sağlam albümler yaptım. Çok ciddi satışlar elde edip çok fazla bu sektöre geri dönüşüm yarattım. Bu yüzden inanılmaz bir gururum var kendi içimde. Ama bir taraftan da diyorsun ki kardeşim ben de bu sektörün bir paçasıyım. Madem ki bir paçasıyım yaptığım işleri de kabul etmek mecburiyetindesiniz. Kartellerinizin dışındaki işleri de kabul etmelisiniz. Eğer senin patronun güçlü bir kartelse kazanıyorsun. Hayatım boyunca popüler olmak derdinde olmadım. Arabesk albümlerinde de popüler olma peşinde değildim aslına bakarsınız.

En güzel albümleriniz onlardı.

Popülarite peşinde değildim, sadece şunu anlatamaya çalışıyordum: O dönem pop müziği öyle bir çamur haline gelmişti ki o şarkıdan çal, bu şarkıdan çal, ‘arabesk-pop’ diye bir kavram çıktı.

Ama hâlâ öyle…

Arabesk yapacaksak arabeskin Allah’ını yapalım. Çok eleştiri aldım. Bu kadar Batı’ya bakan bir şarkıcı neden arabesk okuyor?

Bence çok güzeldi.

Kardeşim biraz pencerenizi açsanıza. Sentez denilen kavramlar… Beyonce denilen hatun bizim bütün enstrümanlarımız, bütün ritimlerimiz, sazlarımızı nerdeyse sözümüzü kullanacak hale geldiler. Dünya’yı sallıyorlar biz yapınca olmuyor. Onlar yapınca kabul ediyorsun ama biz yapınca reddediyorsun. Çok acayip bir durum aslında. Bir de çok çıtı-pıtı bir şarkıcı hiç olmadım. Bu da önemli bir faktör.

Aaaa

Çok… Hem de çok. Kırk yaşında anladım bunu. Aslına baktığında biz şeyi seviyoruz...

Sahnede ki zarif kadını..
Zarif kadını da değil, en çok konseri ben veriyorum, en çok işe ben gidiyorum. Gece kulübünde çıkıyorsanız, buna siz konser diyemezsiniz. Bu müziğe hakarettir. Gerçekten müziğe değer veren ve önem veren insanlara hakarettir. Çıkıp konser veriyorum diye playback yapamazsın. Bu ayrı bir hakarettir. Bu bilete dünya para verenlere bir hakarettir. İki kıç kıvırıp haydi eller havaya demekle konser vermiyorsun kardeşim. Ben bunu her söylediğimde birileri beni topa tutuyor. “Sen yapamadığın için bunun böyle olduğuna inanıyorsun” diyorlar bana. Kardeşim ben yapmıyorum! Ben Almanya’ya Fransa’ya, Avrupa ülkelerine playback konsere gitmiyorum. Gidip de insanları kandırmaktansa gitmemeyi tercih ederim.

Ama orada seyirci bunun farkında değil mi? Bu bir alışveriş meselesi. Onu yakından canlı görerek CD’sini dinlemeyi tercih ediyor.

Doğru. Bu bir alışveriş ama, artık baktığın zaman sosyal medya çok büyük bir unsur hayatımızda. Bir şey söylemek istiyorsak ilk başta sosyal medyaya göz atıyoruz. Eskiden basın bültenleri yazardık biliyorsun.

Basında haber olmak için sosyal medyayı kullananlar bile var.
Var tabii. Oradan para kazananlar bile var. Çok teklif geliyor. Şu ürünümüzü tanıt. Tanıtmam kardeşim ne tanıtacağım.



Ailede başka kimin sesi güzel?
Annemim kulağı, rahmetli babamın sesi. Ortak yapımım ben.

‘Az Bir Mesafe’ ilk dinlediğimde çok hoşuma gitti. Yalnız, sanırım artık iyi şarkının yerini bulması biraz el alıyor.
Ya da yel alıyor (gülüşmeler). Hak ettiği yeri bulur mu? Bulur belki, daha zamanı var. Çünkü çok kaliteli bir şarkı, çok güzel bir melodisi var. Düzenlemesi düzgün, okuması düzgün.

Türkiye’de iki tane ses bence ‘proje sanatçısı’dır. Bunlardan birisi sen, diğeri ise Kibariye’dir. Ben senden ‘cover’ dinlemeyi daha çok seviyorum. Bildiğim şarkının Işın Karaca yorumunu.

Evet, ben de seviyorum. (Gülüşmeler) Aslına bakarsan işin tembel yanı bu.

Ama tembel değil bence daha zor. Birisinin imza attığı şarkıyı tutup tekrar söyleyebilmek aslında daha zor.
‘Kıskandığım Şarkılar’ diye bir projem var. Gerçekten söylemek istediğim, içimde yangın gibi beni ısıtan şarkılar bunlar. Biliyorsun benim öyle bir dönemim var zaten. Sezen’in evinde, giden şarkıların arkasından ağlayarak yollarına yattığım şarkılar vardı. Şimdi bir Türk sanat müziği albümü var sırada. ‘Aşkın Güzel Kızı’ adlı albüm ‘Arabesk’in devamı. Ben onlara aslında arabesk, Türk sanat müziği, Türk halk müziği formatında toplayıp arka arkaya getirmeyi istiyordum. Fakat galiba arada ben de kıskandığım, bu cover şarkıları söyleyeceğim. Bu aralar onu yapasım geliyor. Çünkü bakıyorum bir ‘Sardı Korkular’ adlı Ajda Pekkan’ın şarkısını söyledim, 25 yıl boyunca Ajda Pekkan’dan dinledikten sonra taze jenerasyondan birinden dinlemek insanlara güzel geldi, farklı geldi. Çünkü yorumcu olunca farklı bir tat veriyorsun şarkıya. Bununla birlikte TSM albümü hazır, neredeyse kayıtları bitti ama bu albümü biraz rafa kaldırabilirim. Sektör çok değişiyor. Bizim sektörün son 1 senede yediği darbeler sonrasında ekmek kazanan çok az kişi olduğunu biliyorum.

Niye? Giderek tutuculaşmamızla mı alakalı bu?

Tutuculaşıyoruz. Aslında bir bakımdan bunları milli felaketler olarak adlandırıyorum. Suçlu aramıyorum. Kimseye parmak da uzatmıyorum. Bir şeylerin arkasından konuşmak veya parmak göstermek bana çok uzak çünkü. Ben hayatım boyunca apolitik durmayı tercih ettim. Kendi içimde değerlerim var, kendi inançlarım var. Bunları ben bilir ben söylerim. Başkasının bilmesine gerek yok. Hayatımın felsefesi budur. Ama şuna inanıyorum son bir senede sektör zaten kötüye gidiyordu. Gezi’den sonra Soma, Soma’dan sonra arada seçimler oldu. Zaten bu seçimler hiç bitmedi. İnşallah hepimiz için en hayırlısı olur. Ne ise o son geldiğimiz nokta.

Kıskanç mısın?

Hiç.

Mesela hani şöyle bir duygu olmaz mı? “Ya benim sesim şu şarkıcıyı yirmiye katlar abi? Bir dakika... Ne oluyor” diye düşünmez misin?

(Gülüyor) Kıskandığın için söylemiyorsun aslında. Bu ne biliyor musun, bu aslında uzun bir yol. 20 yıldır müzik sektöründeyim ve hala artarak giden bir kariyer grafiğim var baktığında. Bıçak sırtında yaşamayı sevmiyorum. “Ay bu tuttu mu, ay bu patladı mı?” gibi şeylerle yaşamıyorum. Bunlarla yaşamaktansa öleyim daha iyi benim için. Kıskanmıyorum. Ee onlar öbür gün zaten kaybolup gidecekler ama biz yine burada olacağız... (Kahkaha atıyor)

Bana şöyle bir duygu geliyor mesela. “Senin yaptığını elimin ucuyla yaparım” duygusu...

Bu işte değerler ve yargıların daha doğrusu kültür ve paranın el değiştirmesinden kaynaklanan bir sorun bence. Yani ben onu canlı göreyim, ağzını oynatsın, iki kırıtsın diyen insan o parayı verip gidiyorsa zaten o insan beni dinlemez.

Popüler kültür başka bir yere mi gitti yani?

Kesinlikle. Kime satacağız şarkıları? Dinleyiciye satacağız. Ama yaptığımız işi de en iyi şekilde yapacağız. Ama şöyle bir durum da var, 30 yıldır alkışladığım adamları artık alkışlamak istemiyorum. Senede iki kere çıksın. Ben gideyim en önden seyredeyim. Özlemiş olayım. Özlem diye bir şey bırakılmıyor. Eskiden çok özlemişiz derdik, özlemeye bile fırsat bırakmıyorlar... Artık gizlimiz saklımızda kalmadı hiçbir şekilde. Bu çok acayip bir duygu aslında.

Ama sosyal medya bu hale getirdi bence.

İşte doğru düzgün kullanan insanlar… Ben mesela sosyal medyayı daha çok günlük olarak kullanıyorum. Yardım amaçlı kullanıyorum. Ama oraya çıkıp da çok ender görürsün bir şeyler yazdığımı birilerine.

Ben kendimi kaybedince yazıyorum.
İşte ben o zaman hoopp ARMAĞAN diye DM atıyorum ya gecenin bir vakti! (Gülüşmeler)

Kendimi kaybediyorum bazen ben, işte o an yazıyorum. Politik, apolitik… Yazıveriyorum.

Bunu yaparken eğer kendini rahat hissediyorsan yapmalısın zaten. Ama ben mesela yarının haberi olacak olan ve pişman olacağım sözler sarf etmekten yana değilim. Bu benim kendi savaşım. İki tane evladım var, bir anam var, iki tane erkek kardeşim var ve hayatta bakmakla yükümlü olduğum 40 kişilik bir ekibim var. Ben çalışmak mecburiyetimdeyim. Ne olursa olsun. Eskiden Zeki Müren’in hangi takımı tuttuğunu bilmezdik.

O mu doğruydu şimdiki mi doğru acaba?

Bence o çok doğruydu biliyor musun?

Bence de o çok demode. Biz herkesin neyi sevdiğini neyi sevmediğini neden hoşlanıp hoşlanmadığını bilmeliyiz.

Biliyor musun ‘kolay para’ yoktur bizde.

Ben bu piyasada kazanılan paraların çok bereketsiz olduğunu düşünüyorum.

Kesinlikle. Yine de Allah’a şükürler olsun. Atıyorum, bir konserin anlaşması 90 dakikadır ama ben 120 dakikadan önce indiğimi hatırlamam. Hakkımla kazanmak isterim o parayı.

Gördüğüm kadarıyla ‘komün hayatı’nı da seviyorsun sen. Kalabalık bir ailen var. O oradan çıksın, bu buradan çıksın...
Ben yarısından fazlasını yolladım evden bugün. Yarısı plajda yarısı alışverişte. Biz çok kalabalık bir aileyiz. Ailem ile iyi-kötü günü paylaşmayı çok seviyorum. Çünkü kötü günümde zaten yanımdalar. Düştüğümde beni topluyorlar ama iyi günüme daha da çok renk katıyorlar. Zeki insanlar, bilge insanlar var etrafımda. Çok entelektüel bir aile diye geçinmiyoruz ama…

Çok eğlenceli bir aile gibi duruyorsunuz…

Cidden çok öyleyiz. Burası açık bir tımarhane! Gerçekten öyle. Normal değiliz. Normal bir aile değiliz. Bunu saklamaya gerek yok ama mümkünse kimse bize sataşmasın.

Sataşırsa fena yaparız diyorsun.

Çünkü o zaman komün hareketler var. Sevmiyoruz bize zarar verilmesini, çünkü biz kimseye zarar vermedik, vermem de. Dönüyorum daha önce kıskanç mısın sorusuna, hayır kıskanmıyorum. Ama değerlerin daha fazla oturacağına inandığım günler geliyor. Bunun farkındayım.