Karaborsa...

Özel tiyatrolar yakınırken Ankara'da bir oyunun biletlerinin karaborsaya düşmesi suçun televizyonlarda olmadığını anlatıyor.

Bilmem okudunuz mu? Ya da duydunuz mu? Türk tiyatro tarihinde bir ilk yaşanıyor Ankara’da. Ankara Devlet Tiyatrosu’nda Erdal Beşikçioğlu’nun oynadığı ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ isimli oyunda biletler karaborsaya düştü. Ankaralı izleyiciler, oyuna bilet bulabilmek için bir gece önceden battaniye ve termosları ile kuyruğa girip, yaklaşık 10 saat kuyrukta bekliyorlarmış. Biletler satışa çıkar çıkmaz da 1.5 dakika içinde tükeniyormuş.

Bu durumda da bir klasik devreye girmiş tabii ki Devlet Tiyatroları gişelerinde, 6 ve 10 liradan satılan biletler, karaborsaya düşerek 200 TL’ye kadar çıkmış… Hayatımda ilk defa bıyık altından gülerek sevindiğim bir karaborsa haberi bu.

Ankara Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü de bu duruma şöyle bir çare bulmuş. Kural şu: Bir seyirci oyunu en fazla bir kez izleyebilir. Yani öyle iki kere ya da canınız istediği kadar bu oyuna gidemiyorsunuz. Oyuna bilet alırken, kimliğinizi ve TC kimlik numaranızı veriyorsunuz gişeye. Eğer oyunu önceden izlemişseniz size bir daha bu oyuna bilet satılmıyor. Hatta durum şuralara kadar gelmiş. Evli çiftlere ellerinde evlilik cüzdanları ve eşlerinin kimlikleri olsa bile bilet verilmiyormuş. Gerçekten yok artık! Bir kimliğe sadece bir bilet yani…..

Oyunu izlemedim, oyun hakkında bir bilgim yok. Ama, Gezi Olayları sırasında Erdal Beşikçioğlu’nun tavrının oyunun bu denli popüler olmasında bir etkisi var mı acaba diye de düşünmedim değil. Acaba oyunu seyretmek muhalif bir harekete mi dönüştü?
Her ne sebeple olursa olsun, bir tiyatro oyununun bu denli ilgi görmesi bence sevindirici.

Özel tiyatrolar seyirci gelmediğinden yakınırken ve bu durumun bütün suçunu televizyonda yayımlanan dizilere yüklerken, Ankara’da bir oyunun biletlerinin karaborsaya düşüyor olması bütün suçun televizyonlarda olmadığını açıkça anlatıyor. Demek ki yapılınca oluyor.

Seyircinin zekâ düzeyini küçümseyen komediler yapmak ile 2014 yılında hâlâ kapı açıp, kapı kapanan vodviller yaparak seyirciyi sözümona güldürmeye çalışmak ile her kapı kapandığında sallanan ve üzerimize yıkılacağından korktuğumuz sunta dekorlar ile bugünün çok gerisinde kalmış oyunlar ile olmuyor demek ki!

Kahve bahane

Cumartesi sabahı CNN Türk’te Hafta Sonu keyfini izlediniz mi?
İzlemediyseniz bence çok şey kaçırdınız… Hakan Çelik’in sunduğu kuşak programında iki konuk vardı. Araştırmacı Uğur Atik ve Tarihçi Yavuz Bahadıroğlu.

Atik ve Bahadıroğlu, kahve yapımı ve kahve kültürü hakkında konuştular. Eğer bir yerlerde bu ikiliye rastlarsanız mutlaka seyredin. En olmadı girin CNN Türk’ün sayfasına ve internetten bu sohbeti izleyin derim. Kırk yıldır televizyon izleyicisi, yirmi yıldır televizyon yapımcısıyım, bu kadar hoş sohbet, bu kadar insanı sıkmadan bilgi veren, karşılıklı konuşurken birbirinin ‘konuşma hakkı’na saygı gösteren iki konuk izlemedim.

Program su gibi aktı gitti… Moderatör Hakan Çelik konukları ile sohbeti kısa kesecek, konukları yollayacak diye aklım çıktı.
(‘Yollayacak’ tabirini hoş karşılamayan okuyucu için kısa not: Canlı talk show programlarında televizyon yapımcılarının, az konuşan ve ilginç olmayan konukların değiştirilmesi için kullandığı kelime.)

Üstelik konuklar sadece birbirlerinin değil, kendilerini ekran başında dinleyen ve seyredenlerin de haklarına saygı gösteriyorlardı. Belki de son günlerde en çok özlemini çektiğimiz ‘üslup’ sorunu yüzünden bu kadar ilgi ile dinledim ve seyrettim programı.
Ne dersiniz?