Kavga eşittir reyting demek!

Gündüz kuşağının başarılı programcısı, milyonlarca ev kadınının hayranlıkla izlediği Zahide Yetiş Armağan Çağlayan'a konuştu. Kendi ev kadınlığından inanç dünyasıyla ilişkisine, televizyonculuk kariyerinden çocuk planlarına bir çok şey anlattı...
Kavga eşittir reyting demek!

Bence televizyonlardaki en zor kuşak ‘kadın kuşağı’.
Kadın olmak zor zaten, kuşağı nasıl kolay olsun? Kesinlikle, hele günümüzde.

Çünkü bir sene hoşlandıkları bir şeyden ertesi sene hoşlanmamaya başlıyorlar. En kolay vazgeçen seyirci belki de kadın seyirci.
Beni babaannem ve ninem büyüttü. O yaş kuşağı kadınlarına çok aşinayım. Çok seviyorum onları. Sanıyorum onlar da beni seviyor. Onlar vazgeçmiyor. Ama sevmek başka, izlemek başka. Artık sadece sevdiğini izlemiyor insan. Nefret de izlettiriyor. Eğlence izlettiriyor. Dalga geçerek de izledikleri oluyor. O yüzden onun ayrımını doğru yapmak lazım. Sevginin belirtisi,  eşittir reyting demek değil artık. Sizi sevebilirler ama o gün konuya göre izlemeyebilirler. Çok fazla sevmeyebilirler ama konuklarınız enteresandır, komiktir. Eğlenirler, dalga geçerler ama izlerler. O yüzden seyirciye biraz fazlaca farklılık sunduk. O farklılıkların içinden sadece bir şeyler almak, eğitilmek, öğrenmek için değil eğlenmek için daha çok tercih ediyorlar gündüz kuşağını, kadınlar.

Mesela ne en çok reyting alıyor bu ara? Onu biliyorsunuzdur. Her programcı bilir. Ne yapsa reyting alacağını bilir.
Biz çok yapmıyoruz ama kavga eşittir reyting demek. Birbirini aşağılayan komplekslerini dışa vuran… Siz televizyoncusunuz, en iyi siz biliyorsunuz. Kendi söyleyemediği mutsuzlukları, kırgınlıkları ekranda görmek insanları mutlu ediyor bir şekilde!

DUA VE ŞÜKÜR HAYATIMIN İKİ VAZGEÇİLMEZİ
Dini konuları işlemek çok mu reyting alıyor? Siz her cuma hoca çıkartıyorsunuz.
O biraz benimle alakalı bir şey. Babaannem Kur’an-ı Kerim öğretti bana. Biraz dini masallarla büyüdüm. ‘Allah masalları’ derdik onlara. İçimde vardır zaten. Hep inançlı oluşumla huzuru bulmuşumdur. Dua ve şükür hayatımın iki vazgeçilmezi olmuştur. Gerçekten Allah yardım etmiştir hep dört ayağımın üstüne düşmüşümdür. Hiçbir torpil olmamıştır hayatımda. Olmayacak derken başka bir yerden kapı açılmıştır. O inançlı olmak belki biraz daha dini konuları güncele de yakın konuşabilmeyi getiriyor. Müftü yardımcısını konuk ediyorum. Büyük bir keyifle bazen söylediği şeyler benim aklımla çatışabiliyor ama bir tarafım İzmirli benim. Ama Müslümanlık demek farklı şekilde algılanmamalı. Bizim dinimizin ilk emiridir “Oku”. Öğren, bil. Ne kadar uygulayabiliyoruz bilmiyoruz? Kadına şiddeti konuşuyoruz. Hz. Muhammed kadını topraktan çıkarmış almış. O zamanki kadın anlayışı tamamen ayaklar altındayken ne yazık ki kız çocukları öldürülürken bizim dinimiz başların üzerine getirmiş kadınları. Torunlarını kucağında taşımış. Böyle şeyler yokmuş o zaman. O zamana ait olan duyguları unutup bambaşka hale getirip biraz da korkutmuşuz dinden. Şimdi modern bir kadınla dini konuşmak insanları mutlu etti. Bizim hocamızla olan sohbetlerimiz bir hayli seviliyor. Bazen stand up gibi oluyor. Böyle hoş ve naif sohbetlere dönüştü.

Cenaze namazı mı kıldınız siz stüdyoda?
Yok, cenaze namazı kılmadık ama gelen bir soruyla beraber namazın nasıl kılındığından ve farz namazlarından bahsetmiştik. Soru geldiği için hocam da gösterdi.  Soru geldi, o da kalkıverdi birden.

Çok garip değil mi?
Ekranda bunu görmek mi?

Hayır, siz canlı yayın yaparken birdenbire hocaya soru geliyor ve hoca stüdyonun ortasında namaz kılmaya başlıyor. Acaba bana mı garip geliyor?
Zamanında bir izleyicimiz kalple ilgili “Pil nasıl takılır?” diye sormuştu. Hemen barkoda kalbin atışını gösterdik. Pil nasıl takılır, nasıl ameliyat edilir, kalp nasıl açılır bunu göstermiştik. O niye garip gelmiyor da bu garip geliyor?

Bilmem. Bu, sosyal medyada da günlerce konuşuldu.
Yani dinsel bir toplum oluşturmak gibi bir amacımız yok! Yanlış anlaşılmasın. Herkes kendi dinini kendince yaşar. Kimse kimseye karışmaz, karışamaz zaten. Biz değil hiç kimse bunu değiştiremez. Değiştirmemeli de. Siz inandığınız doğru bulduğunuz şeyi ifade edersiniz. Din konusunda ahkam kesecek olan ben değilim sonuçta. Ben sadece kendi inancımı bilirim. Benim inancım da herkese kucak açmak sevgiyle yaklaşmaktır. Mümkünse yalan söylememektir. Olabildiğince doğru işler yapmaktır.

Benim sizi doktor zannettiğimi biliyor musunuz?
Pek çok kişi öyle zannetti.

Hatta siz ‘Doktorum’ programındayken “İnsan neden doktorluğu bırakıp televizyon sunuculuğu yapar ki?” diye düşünmüştüm. Hiç anlamadım ben onu.
Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi bilmiyorum? Doğru soruları sormak, iyi ders çalışmak, olayı anlamak çok önemli. Ben de sevmişim ve çok büyük keyifle yapmışım demek ki.

Doktor olmadığınızın hiç altını çizdiniz mi?
Tabii ki. Çok söyledim. Partnerim de ben de çok söyledik. Gelen hekimlerimiz de söylerdi “Zahide Hanım’ın soruları o kadar doğru ki, bir meslektaşımız soruyormuş gibi geliyor” derlerdi. Format gereğiydi. Benim tercihim değildi.

DOKTOR SANANLAR ÇOK...
Sokakta da “Benim kalbim ağrıyor” diyorlar mı?
 
Hâlâ soruyorlar pek çok şeyi soruyorlar. Farklı branşlardan soru geliyor. Sizin pek çok doktorla olan yakın ilişkiniz, samimiyetinize güvenerek “Hepsinden biraz biliyordur ve iyi niyetle yaklaşıp bize anlatacaktır” diye düşünüyorlar. Doktorluk zor bir meslek. Beş dakika görebiliyorsanız insanları. Özele gitmiyorsanız eğer böyle bir lüksünüz yok. Bu durumda pek çoğu sizin onlara anlatmanızı istiyor. Bu durumda ben de elimden dilimden geldiğince anlatmaya çalışıyorum.

Sizi doktor zanneden sadece ben değilim demek ki.
Aynen öyle.

Diksiyon kursuna mı gittiniz?
Hayır ama çocukluğumdan beri TRT’deyim. Orada olmak büyük bir şanstı benim için. Büyük şans diyorum ama bazen de şanssızlık çünkü bu kadar bastıra bastıra ,Türkçe’yi iyi konuşmak sizi samimiyetinizi sorgulatabilir hale getirebiliyor. Bu kötü bir şey.

Ben onu diyecektim işte. Özel hayatta insanları çok rahatsız etmiyor mu diye. Mesela eşiniz rahatsız olmuyor mu? “Kahvaltı hazır, geliyor musun?” diyen birinden?
“Geliyor musun?” demiyorum canım. Zaten öyle çok konuşmuyorum, bilmiyorum şu an öyle mi konuşuyorum?

Arada kaçıyor.
Bunu düzeltmeye çalışıyorum. Aslında ne kadar fena ki düzeltilmişi bozmaya çalışıyorum. Eşim sesimi ve konuşmamı sever. Yoksa evlenir miydi?

Ama insanı da ekranda samimiyetsiz gösteren bir tarafı da var değil mi?
Bir kısım insanlar ekrandaki insanları eleştirmeye bayılıyor. Mutlaka bir şeyler buluyorlar. Twitter bunun için muazzam bir mecra mesela. Herkes bir şeyler yazıyor. Ben üzülüyorum. Çünkü insanlarla birebir görüşme, tanışma imkânım yok. O kadar profesyonel olamadım daha. Ben kendimi gayet samimi bulurum. Konuşurken başka bir şey düşünmem. Yapmacıklık yoktur bende. Benim sesimi yükselttiğimi bile kimse bilmez. Son derece sabırlı ve sinirlerim alınmış gibidir.

Özel hayatınızda da mı böyle?
Aynen. Zaten özeli televizyonu yok bunun. Bunlarda  bir farklılık varsa siz oynuyorsunuz demektir.

Ben 21 yıldır bu piyasadayım. Bence ekran önü ekran arkası diye bir şey var! 
Bizim reklam arasında olay biter, kameralar durur. Ya da program bitmiştir herkes gider. Ben daha fazla samimiyimdir oraya gelen izleyicilerle. Sarılırız, öpüşürüz, koklaşırız, fotoğraflar çekiliriz. “Hadi benim işim bitti gidiyorum eyvallah” falan demem. Diyemem zaten. “Bu sana verilmiş bir teveccüh” bilinci vardır bende. Bir gün elimden alınabilir. “Sen hep dualarla oradasın” diye düşünürüm. En çok da babaannemin duasıyla. Bana küçükken “Allah’ım kızımın elini sıcak sudan soğuk suya değirmesinler, seyretsinler” derdi. Hayali hayırlı bir yere gelin gitsindi.

Zengin koca bulsun.
İş miş yaptırmasınlar, güzel de olsun... Çirkindim küçükken. Güzel de olsun, onu süsleyip püsleyip seyretsinler isterdi. O kendi gelinine öyle yaparmış çünkü. Onun duası bir şekilde gerçek oldu.

Çocukluğunuzdan beri mi dindarsınız?
Dini inanışlarım vardır ve dini hassasiyete sahibim. Hep böyleydi. Ama başımı kapatmıyorum. Giysilerime özen gösteririm, ama sonuçta rahat rahat giyiniyorum. Ama bu içinde olan bir şey.

Bu, Türkiye’nin şu anda içinde bulunduğu durumla ilgili bir şey değil yani.
Değil. Ben hep böyleydim.

İZMİRLİLERİ GENELLEMEMEK GEREK
İzmirli bir insanın böyle çıkması garip.

Ama İzmirlileri böyle genellememek gerek. İzmir’de de Ramazan’da pek çok kişi orucunu tutar. Pek çok kişi camiye gider. Bu algı beni çok üzüyor. Öyle bir şey yok.

Ama siz konuşmanızın neredeyse başından beri sürekli bunun altını çiziyorsunuz.
Ama sorular da bu yönde geliyor. Hocayı sordunuz bana ne yapayım?

Geçenlerde bir program seyrettim sonra sizi ATV’nin önünde protesto ettiler. Transfobi…
Hiç öyle bir şey yok. Tam tersi aslında onlara zararı olacağını düşünmediğim bir programdı. Fakat onlar öyle algıladılar. Zaten çok fazla seslerini duyuramıyorlar. Hassas konular bunlar. Orada bir transseksüelin annesi bize geldi. “Oğlumun bu durumundan muzdaribim” dedi. Çünkü geçirdiği ameliyatlar sonucunda sadece çocuk değil bütün ev halkı etkilenmiş. Ve çok pişman şu anda çocuk. Belki bu onun talihsizliği. Ama bunu dile getirmek isteyen bir anneye “Kusura bakmayın ben sizi yayına almıyorum” mu deseydim?

Ameliyat olmuş ve başarısız mı geçmiş?
Evet ve bundan pişmanlık duyduğunu söyledi. Asıl annesi, bunu söyleyen. Onlar herhalde “Herkes bize vuruyor, Zahide Yetiş de bize vurdu” gibi algıladılar. Hiç öyle değil. Onlar da insan. O olaydan sonra zaten Twitter’da yazışmalarını okudum ve çok üzüldüm.

“Beni hedef göstermeyin” gibi bir şey mi yazmıştınız?
Hayır, öyle bir şey yazmadım. Ne yazdım tam hatırlamıyorum. Ama kışkırtıcı şeyler yazıyorlar. “Sen bize düşmanlık etmedin ama biz sana öyle şeyler yazıyoruz ki ne olur bizim düşmanımız ol” der gibi. Halbuki öyle bir düşmanlık yok. Hiç kimseyi ayırmam ben. Bu içlerinden geliyorsa. Üstelik de neler yaşadıklarını tahmin ediyorum. Bir kız vardı en son videosunu çekti sonra intihar etti.

Eylül.
Ne kadar üzüldüm ben Eylül’e. Kim bilir neler yaşadı? Dünya güzeli de bir yüreği var. Öyle ki giderken köpeğini annesine emanet etmiş. Ne kadar üzücü bir olay. Bu insana nasıl kötü muamele edebilirsiniz? Ya da ekrandan nasıl kötüleyebilirsiniz? Asla böyle bir şey yapmam.

Niye öyle düşündü peki insanlar?
Çünkü herkes onlara bir şekilde kötülük etmiş. Şimdi her söyleneni negatif şekilde algılıyorlar. Eğer içlerinden gerçekten ameliyat olmak isteyen varsa böyle bir durum olduğunu bilmesinler mi? Belki bazıları vazgeçmiştir o programda. Sonrasında negatif şeyler yaşanabileceğini görmüşlerdir.

Bir insan transseksüel duygular hissediyorsa öyle ya da böyle ameliyat olur, olmalı da zaten. Yani bir gün başına tıbbi bir bela gelecek diye kimse transseksüel olmaktan vazgeçmez.
Onu bilemiyorum. Bir kısmı ameliyat olmadan da yaşıyor ama. Yani sonuçta onlara karşı değilim. Tam tersi ondan sonra birkaç arkadaşım da oldu. Twitter’da konuştuğum, görüştüğüm. Kendi içlerinde biraz galeyana gelerek ameliyat olup üzülenlerle konuştum. Bunlar benim görüşümü değiştiren şeyler değil. Her ne kadar negatif şeyler duysam da benim onlarla ilgili hiçbir sorunum yok.

Her gün program yapmak insanı çok da yoran bir şey değil mi?
Çok keyif alıyorum. Çok mutlu oluyorum çünkü yapabildiğim en keyifli işi yapıyorum. Bu bir lütuf. O yüzden ait olduğum yerde hissediyorum kendimi. Bu insanı mutlu hissettiriyor.

Siz konuklara müdahale ediyor musunuz? “Şu gelsin, bu gelmesin” gibi şeyler.
Çoğu zaman çok müdahale etmiyorum.

Ama ne olursa olsun ekranda siz gözüktüğünüz için her çıkan konuk aslında size mal ediliyor. Bergen’in eşi mesela. Kıyamet koptu.
Ama Bergen’in eşi kitap çıkartacaktı. “En büyük katili ekrana çıkarttı.” Hiç öyle bir şey yapmadım. Gittik çektik ama canlı yayına çıkartmadık. Sonuçta o kitaptan nedir durum? Nasıl bir şeydir diye haberdar olmasın mı insanlar? Bir haberciliktir bu. Ayrıca övmedik de. Pişmanlığını dile getirirken kaydedilmiş görüntülerdi onlar. Tabii onun pişmanlığı yaptığı şeyi geri getiriyor mu? Hayır. Ben çocukluğumdan hatırlıyorum ne kadar üzüldüğümüzü. O yayından gelen tepkilerden sonra yayınlamaktan vazgeçmiş olabilirler. Ama o asla taraflı bir yayın değildi. Gayet de Bergen’in hatırasına saygılı. Tam tersi onun kullanılması ve bu işin üzerinden yeniden para kazanılması söz konusu olmasın da dendi. “Böyle bir şeyi nasıl yaparsınız” da dendi. Kişi kendi pişmanlığını da dile getirdi.

BENİ ELEŞTİRMEYİ SEVİYOR İNSANLAR
Ama yine de eleştirildiniz.
Çünkü beni eleştirmeyi seviyor insanlar. Sizin iyi niyetinize inanmak istemiyorlar çünkü kendileri o kadar iyi niyetli değil. Onu görüyorum. Oturup yayının tamamını seyredip sonrasında bunu yazdıklarına inanmıyorum. Biri birinin yazısından görüyor öbürü öbürünün yazısından görüyor. Ne yazık ki iyi şeyler değil de negatif şeyler daha fazla gündemde kalıyor. Gündem yaratmak istiyorsanız birisine çamur atmalısınız. Birisi arkanızdan önünüzden konuşmalı. Siz bunlara kayıtsız kalacak kadar bu işin içinde profesyonel olmalısınız. Ben öyle değilim. Olamıyorum, olmak da istemiyorum zaten. Bu beni mutsuz eder çünkü.

Ama son tahlilde hepimiz profesyonel bir iş yapıyoruz. Bu işten para kazanıyoruz. Hepimiz de profesyonel olmak zorundayız.
Bana para vermeseler de ben bu işi yapardım. Zamanında çok para almadan sahneye çıkmışımdır, sunum yapmışımdır. Bu bir keyif aslında. Hem insanlar size teveccüh gösterip seviyorlar. Hem de para kazanıyorsunuz.Yani öyle hırslarım olmadı benim. “Şu kadar parayı vermezseniz çıkmam” gibi.  Daha o kadar profesyonel olamadım.

Eşiniz ne iş yapıyor?
Ticaret.

İstanbul’da mı?
İzmir’de.

Ayrı mı yaşıyorsunuz?
Hem İzmir, hem İstanbul’da yapıyor. Gidip geliyor. Yani home ofis burada. Ama asıl iş İzmir’de. Yani benim önünde sonunda gideceğim yer İzmir. Dönüp dolaşıp kürkçü dükkanına…

Eve gittiğinizde neler yaparsınız?
Yabancı dizilerim var. Türk dizisi çok nadir seyrediyorum çünkü sonunu biliyorum. Hepsinin bir matematiği var ve çoğunlukla yapılan kurguyu, senaryonun devamını tahmin edebiliyorum. O yüzden sıkıcı geliyor bazen. Yabancı diziler öyle değil ama. ‘Lie To Me’ var, bilir misiniz? İnanılmaz güzeldir. Bir insanın yalan söyleyip söylemediğini yüz çizgilerinden yakalayan bir adam. Çok şey öğrendim. Gerçi yalan söyleyen insan olsa ne olacak, beni mutsuz ediyorsa onu da görmem.

Nasıl?
Yani yalan söylediğini bildiğim halde onun üzerine gitmem ve onun yalanını ortaya çıkartmayı istemem. Bu beni üzecekse neden yapayım ki.

Polyanna gibisiniz.
Polyanna ama bu saflık ve aptallık değil!

Her zaman iyi olmaya çalışmak da zor değil mi?
İyi olmaya çalıştığım filan yok. Bu yanlış bir algı. Öyle bir şey yok hem olamazsınız da. Ama bilerek bir kişiye kötülük ettiğimi sanmıyorum. Birisi çıksın da bilerek bana kötülük etti desin, mümkün değil. Ama bilmeyerek yaptıysam bilemem.

Ama diyorsunuz ki içimde kötülük yok benim.
Herkesin içinde bir iyi bir kötü vardır. Ama kötüyü ortaya çıkaracak bir şey olmadı.

İnsan hisseder bende kötü var, bende yok diyebilecek kadar.
İyi ve kötü herkeste var, bende de olduğu gibi. Ama şu ana kadar kin tutma, hırslanma, birisinin ayağını kaydırma gibi bir şeyler hiç düşünmedim. Mesela, Kanal D’de bir arkadaşımız vardı bizim editör, yıllarımızın sunucusuydu. Artık son şanstı. Dediler ki bugün yapacaksın ya da yeni birisini bulacağız. Kız bana geldi yardım istedi, o gün ben onu çalıştırdım, yayına çıktığında da moral vermek için yanındaydım. O gün gerçekten güzel okudu ve işini kaptırmamış oldu. Sonra bana dediler ki “Neden böyle yapıyorsun, belki ileride sana rakip olacak.” Olsun ne güzel, herkes kendi ekmeğini ve nasibi kadarını yer fazlası olmaz. Ama şimdi o kızın dostluğunu kazanmak, her zaman da söyler, bu çok güzel bir şey. Yani kötülük yapmak çok bana göre bir şey değil.

Sizin birçok rakibiniz var değil mi? Esra Erol, ‘İşte Benim Stilim’ var. Bakıyor musunuz neler oluyor diye orada?
Yok, hiç öyle ekran falan koydurmam karşıma. Ben sadece kendi programımı yaşarım. Onu yapan arkadaşlarımız vardır. Ama o bizim işimiz değil.

Ertesi gün reytinglere bakıyor musunuz?
Bakıyorum ama reyting demek her şey demek değil. Yaşamanız için reytinge ihtiyacınız var ama o sizin başarı oranınızı göstermiyor. Yaptığınız iş kalıcı, keyifli ve gerçekten faydalı mı, ben buna bakıyorum.

Televizyonda faydalı şey ne demek?
Çok şey oluyor, geçenlerde bir kız aradı. Altıncı çocuğunu dünyaya getirmiş, kim ister evladını vermek ama evladını vermek istediğini dile getirdi. Bunun caiz olup olmadığını sordu hocaya. Hoca ne desin, “Doğru değil” dedi. “Doğru değil” demekle bitmiyor ki, bir de hayat şartları var. Eşi cezaevinde, çok zor durumdalar, altı çocuk var. Bazı insanlar “O zaman niye altı çocuk yaptın” diyebilir. Eğer doğum kontrol hapı 20 TL ise her gün 1 TL harçlık alıyorlarsa bunu almalarına imkân yok. Bu işler o kadar kolay olmuyor o yüzden onların penceresinden bakabilmek lazım. Sonra telefonlar gelmeye başladı. Üç, beş telefon, “Çocuğu biz alalım” diye aradılar. Bizim derdimiz o değil ki, biz çocuğun annede kalmasını istiyoruz. Öyle bir şey hoş bir durum değil. Sonra Almanya’dan bir bayan aradı o da beş aylık hamileymiş “Ben yardım etmek istiyorum” dedi. Sonra telefonlarını birbirlerine verdik. En azından bir süre çocuğunu vermemek için destek almış oldu. Böyle şeyler çok fazla oluyor. Geçenlerde bir kızımız geldi. Ailesi ile konuşmuyor, nedeni ise kaçarak evlenmesi. Türkiye’nin gerçeği bu ne yazık ki. annesine ulaştık azıcık da gönlü varmış. Vesile olduk, barıştılar. Bunlar güzel şeyler. O yüzden insanları mutlu etmek, hayır duası almak benim hoşuma gidiyor.

Ben böyle bir şey yapabilir miydim diye düşündüm.
Ama sizde şey var…

Agresyon?
Ama bu tutuyor işte. Eleştiren göz, biraz iğneleyen göz.

İYİ Kİ KINAMI TELEVİZYONDA YAPTIM
Niye kınanızı televizyonda yaptınız? Dışarıdan “Bundan da reyting yapmayın kardeşim” olarak algılanıyor.
İyi ki kınamı televizyonda yaptım. Hiçbiri umurumda değil. Neden? Annem ve kayınvalidem çok mutluydu.

Televizyonda olduğu için mi mutlulardı? Aman ev kirlenmesin!
Hayır. Benim yanımda oldukları için mutlulardı. Biz 28 Ağustos’ta Paris’te nikâh yaptık. Kendimiz için küçük bir organizasyon yaptık. Nikâhımıza annem gelemedi çünkü kanser hastasıydı ve doktor izin vermedi. Hâlbuki uçak bileti alınmıştı, her şey tamamdı. Annem gelmediği için kayınvalidem de gelmedi. Yani evliliğimiz onlar için yarım kalmıştı. Döndüğümde program başladı. Hiç niyetim yokken yapımcılarım neden böyle bir şey yapmıyoruz dediler. Çünkü düğün de yapmamıştık.

Yapımcıların kafası reytinge çalışıyormuş.
Evet, onlarınki çalışıyor. Benim eşim de ekranda olmayı sevmez. Onun en sevdiği kamera, eşini çeken kamera. Bunu daha önce de söylemiştim. Sonrasında baktım bizimkiler de heves ettiler. O gün zaten biri ağladı, diğeri ağladı. Kim ne derse desin, annemin gözyaşı mutluluktan aktı o gün ve benim için o çok kıymetli bir şey. Sonra herkes gördü, aradı ve mutluluğumu paylaştı. Bu da çok hoşuma gitti.

Böyle bir şey için ikna olur muydum bilmiyorum. Ama buna her televizyoncu ikna olur sanırım.
Biz her şeyimizi ekran önünde yaşıyoruz. Ben evlendiğimi söylemeyeyim mi? Ya da başka bir yerde yapsam merak etmeyecekler mi? Edecekler. Hem merak edecekler, hem de gösterdim diye eleştirecekler. Ben iyi olanı alıyorum sadece. Benimle beraber mutluluğumu paylaşan, yazan, çizen, çok güzel şeyler okudum ben. Ben onları daha çok düşünüyorum. Bir de imkânlarınız doğrultusunda bir şeyler söylersiniz. Sizin imkânınız olsaydı yapar mıydınız, yapmaz mıydınız? Bunu söyleyen birçok kişi, hele kadınsa aynı imkânlara sahip olsalardı muhtemelen farklı düşünürlerdi.

ŞU AN İÇİN SİYASETLE İŞİM YOK!
Türkiye’nin içinde bulunduğu durum sizin yaptığınız programı da etkiliyor mu? Gergin bir atmosfer var ya…
Ben siyasetin tamamen dışında birisiyim.

Bu ülkede yaşıyorsunuz.
Bu ülkede yaşıyorum ama yaptığım programın siyasi bir tarafı yok. Bir gün siyasetle işim olursa neden olmasın bende bu ülkenin düşünen, konuşan kadınlarında birisiyim ama şuan için siyasetle işim yok.

Hiç okuyup takip etmez misiniz?
Hepsini okurum, takip ederim.  Siyaset çok sert bir durum ve gözünüzün yaşına bakmıyorlar. En ufacık açığınızda üzerinize gidiyorlar. Böyle olması mı gerekiyor bilmiyorum. Dünya literatüründe de böyle zaten. Herkes birbirinin açığını arıyor ve bu da insanı mutsuz ediyor tabii.

HÜRREM’İ OYNAMAK İSTERDİM
Oyunculuk  teklifi gelse yapar mısınız?
Hürrem’e çok özenmiştim. Çok güzel ve dişi bir roldü bence. Meryem Uzerli çok güzel oynadı ve hakkını verdi bence.

İçinizde geçti bu rol benim olsun diye.
Bence birçok kişinin içinden geçmiştir.

Yani içinizde oyunculuk geçti?
Zaman zaman geçiyor. Acaba yapabilir miyim ya da yapabilir miydim? Sizce?

Gözlemci misiniz?
İyi gözlem yaparım.

Varsa cebinizde titiz anne, meraklı komşu, sinirli insan, bu tarz tipleri iyi gözlemlemişseniz bu bir yerden çıkar zaten.
Ben sokağın ortasında dilenci kılığında bayıldım ve hıçkıra hıçkıra ağlamışım. Daha sonra seyrettiğimde kendime inanamadım. Nasıl bir role girdiysem orada. Elim kolum çamur içerisindeydi. İnsanın akşam gidecek bir evi, yiyecek bir evi varken, altında arabası varken kolay bir şey değil bu. Ama akşam gidecek bir eviniz yoksa yiyecek yemeğiniz yoksa yatacak yatağınız yoksa ne yapacağınız belli değil ve çaresizce dileniyorsanız bu kolay bir şey değil. Onu hissettim ve yaşadım orada. Tabii yine şükrettim rabbime. Türk insanının yardım severliğiydi bu. Ama orada bir taciz olayı da meydana geldi ve gündem oldu. Ama asıl daha 10 saniye geçmeden insanlar yardıma geldi. Bizim insanımız böyle iyi yürekli. Ve tekrar teşekkür ederim onlara.

KADINLARIN EVDE KAPALI KALMALARI BENİ ÜZÜYOR
İyi bir ev kadını mısınız?
Fena değilimdir. İyi yemek yaparım, temizlikte de fena değilimdir ama stresli olduğum zamanlarda. Kadınların evde kapalı kalmaları beni üzüyor. Ev kadınlığı ile prim yapan kadınların keşke daha fazla şeyleri olabilse ceplerinde. Zamanında okumuş olsalar ve meslekleri olsa daha farklı şeyler yapabiliyor olsalar. Gerçekken ceplerine para giriyor olsa. Ev kadını olmanın mutlak faydası ve güzelliği var ama bana yetmezdi. Sadece iyi yemek yapan, evi çok temiz, muhteşem bir ev kadını bana yetmezdi.

Çocuk istiyor musunuz?
Çok istiyorum.

Sizin yazın doğurmanız lazım.
Bir de öyle bir şey var değil mi? Normalde ona göre ayarlanır ama hiç ona bakmıyorum. Sadece ben istiyorum, dua ediyorum ama bunlar sizin istemenizle olmuyor. Dediniz ya kurguyla oluyor ama o kadar profesyonel değilim. Bu her an olabilir ama bir planlamam yok.

Bunu düşünmekte bir profesyonellik.
Doğru ama çocuk daha önemli. O zaman olmadı yapmayacak mısın bir sene, ne olacak?

Bir sene sonra olur canım ne olacak.
Artık 20 yaşında değilim. O kadar çok tüp bebek için geldiler ki bana hep korkmuşumdur ya benimde çocuğum olmazsa diye. (Tahtaya vuruyor). Hoca görse kızardı ama yapıyorum hâlâ.