Kenan, Kadir İnanır'ın yeni sürümü; Kıvanç, Brad Pitt'in amatörü

Demet Akalın ve Gülben Ergen'in TV işleri neden tutmuyor? Türkiye'nin kadın starı kim? Kıvanç Tatlıtuğ neden '1 numara' değil? Seda Sayan'ın sırrı ne? Armağan Çağlayan, TV eleştirmeni ve 'Burada Laf Çok'un 'ev sahibi' Mesut Yar ile buluştu. İkili eleştirmenliğin 'raconundan' TV starlarının 'karnesine' uzayan bir sohbete oturdu.
Kenan, Kadir İnanır'ın yeni sürümü; Kıvanç, Brad Pitt'in amatörü

Hem televizyon programı yapıyorsunuz, hem de televizyon eleştirmenisiniz. Mesela ben TV programı  yapıyor olsam, siz benle ilgili bir şey yazıyor olsanız, çok bozulurdum size. 
Ben de bozulurdum. Kendimle ilgili bir şey yazdığımda bozuluyorum.

Şundan dolayı bozulurdum: Kendisi de televizyon yıldızı ve orada oturuyor, kendi köşesinde televizyon eleştirisi yapıyor...
Biraz nalıncı keseri gibi hissediyor insanlar ama televizyon eleştirmeni olmamın nedeni televizyonculuktan geliyor olmam. O dönemde ciddi boşluk vardı. Neydi o dönemin televizyon eleştirmenleri? Magazin kökenli hatta kim bilir spor kökenli. Şimdi baktıklarımız tamamen ağır bir şekilde magazin kökenli. Cemiyetten çıkmışlar ve televizyon eleştirmenliği yapıyorlar. Bu işin akademik olarak okuyan teorisyenleri olur, onların yazdıkları makaleleri insanlar okumazlar çünkü popüler dille yazılmamışlardır. Ya da hakikaten Erdoğan Sevgin’in başlattığı ve Kanlı Kalem Burhan Ayeri’nin devam ettirdiği sistemle, “Ya dün akşam birlikteydik çocuklarla, hanımla oturmuş izliyorduk; şu şöyleydi, bu böyleydi” sistemi de diyebiliriz. Ama artık biraz kendi içinde endüstriyel bilgilere haiz, işin teknik tarafından anlayan, mutfağını az çok bilen, ışık nedir, ses nedir, oradaki vizyonda gösterdiğin şeyin arkasını doldurabiliyor musun, içerik nedir, bunları anlayan insanlara ihtiyacı var televizyon eleştirmenliğinin. Bir yandan da gerçekten bu televizyon eleştirmenliğine ihtiyaç var mı, onu hiç bilemiyorum.

Bir de bloglar yapıyorlar, çok daha dinamik. O gece bazen pat diye dizi bitiyor sen okuyorsun.
Aynı şekilde ben dizi bitmeden yazmak zorundayım eleştirimi ki ertesi gün taze çıksın. Bir kere orada bizi geçtiler!

Mesela herhalde hiçbir zaman Beyaz ve Okan Bey hakkında yazmıyorsunuz?
Yazdım. Çok yazdım.

TELEVİZYON SEKTÖRÜNDE KÜSLÜK OLMUYOR
Bence yazmamalısınız mesela.
Hiç mi? Ben çok ağır şeyler yazıyorum ama çok tatlı bir karşılığı var bunun. Artık insanlar programlarını da ‘televizyon eleştirmeni köşesi’ gibi kullanıyor. Ben dört sene önce Acun’dan, üstelik final gecesi muhteşem bir tokat yedim mesela. Programın yarısını bir tek bana ayırmıştı, Survivor’da. Sonuçta hafif bir tartışmadan kaynaklanan, eleştirilerden kaynaklanan bir şeydi. Neyse, sonra barıştık. Televizyon sektöründe öyle küslük falan olmuyor. Ama oradan artık sana yanıt veriyor. Seda veriyor, Esra Erol veriyor. Yazdığınız herkes veriyor. Ben yani 400 bin kişiye belki her gün ulaşıyorum ama onlar da işte milyonlara her gün ulaşıyor ve ‘laps’ diye geçiriyor. O zaman diyorsun ki bizim sözcüsü olduğumuz bu kurumun gereği var mı? Bizim sektör artık biraz bildiğimiz klasik eleştirmenlikten çıktı. Sektörden haberler, kim kime haber atlatıyor, Esra Erol’un ATV’ye geçtiğinde aldığı ücret mesela… Manşete çıkardık.

Televizyonda niye bir şey moda olunca herkes aynı şeyi yapıyor?
Yapsınlar. Çok kopyalı sistem oluyor. Bizden önceki sınıfların ders notlarını alırdık ve o ders notları üzerinden giderdik bir dönem, sonra hocalar bunu anladılar ve tam tersine ters köşeye yatıran formatlar üretmeye başladılar. Bize ders anlatırken o şeylerin hükmü kalktı. Mesele tam da böyle bir şey. Bir gün biri diyecek ki, bu kadar kopya iş içerisinde ben işin eksenini kaydırmadan asıl olanı burada tutacağım, diğerleri dağılacak. Dağılıp da gidiyor zaten sokağa atılan bir sürü para. Kolaycılık çünkü. Allah aşkına şöyle baktığınızda sokakta yapımcı olarak addettiğiniz, televizyon yöneticilerini biraz daha tenzih ediyorum ama, adamların nerelerden geldiğine ve hangi sektörlerden geldiklerine bakar mısınız, son üç senedir değişen yapımcılara.

Yani o medya kendi yapımcılarını üretti.
Kendi köşe yazarlarını ürettiği gibi. O adamlardan, bir ‘klondan’ düşünmesini bekleyemezsin. Televizyonculuk şu anda çok ciddi bir cari açık çukurunun içinde. Bakalım nasıl kapatacaklar bunu. Ben bütün televizyon sahiplerine hüngür hüngür ağlamak istiyorum, gidip gıda işine, petrol işine girseler çok daha iyi para kazanırlar.

Bütün kanallar zarar mı ediyor?
Star ve TV 8 hariç.... Star artıda kapattı geçtiğimiz seneyi. TV8 etmiyor. Galiba bildiğim kadarıyla CNN bu sene etmeyecek. Yani bunun dışındaki kanallara baktığınızda hepsi zarar ediyor.

ELEŞTİRİNİN RUHU KABUL EDİLMELİ
Kaç yıldır yapıyorsunuz televizyon eleştirmenliği?
2005 senesinde başladım. 11 sene olmuş. Nebil Özgentürk, Savaş Ay ve Ergun Babahan üçlüsünün zorlaması ile başladım bu işe.Yüksel Aytuğ Vatan’a geçince orada bir boşluk oluşmuş. İlk yazılarıma bakın, A’dan Z’ye makale kokar. Okuduğumda inanamam, bunu ben mi yazdım diye. Başlangıçta çok zevkli gözüküyor, herkes sizi çağırıyor “Galamız var” falan diye. Sonra bir bakıyorsun, sen hiç fark etmeden seninle konuşmayan adamlar oluşuyor. Arkadaşına telefon ediyorsun, açmıyor, geri dönmüyor. “Ne oldu?” “Ben sana küsüm.” “Neden küssün?” “Öyle bir yazı yazdın.” “Peki, yazmayayım mı?” Sen de arkadaşımsın, o da arkadaşım. 25-30 senedir artık sektörün içindesin ve arkadaşın olmayan en azından hukukunun olmadığı kimse kalmamış. Dün yaşadığım bir şey. Sevdiğim, 20 yıllık arkadaşımın formatı hakkında bir şey yazdım diye küsmüş bana. Ben bunu kendisinden değil üçüncü bir şahıstan duyuyorum. O artık insanda gerçekten bir kusma hissi yaratıyor. E o zaman yazmayalım!

Hakkında iyi ya da kötü bir şey yazılmış olması iyi bir şey aslında.
Eleştirinin ruhunun kabul edilmesi lazım. O kabiliyetin, o yeteneğin, o düşünme biçiminin kabul edilmesi gerekiyor.

ARTIK HİÇ BİR ŞEYİ HUNHARCA İZLEMİYORUZ
İlk yazdığınız yıldan bu yana ya da son üç yıla göre, nasıl bir tablo çıkıyor? Televizyon nereden nereye gelmiş? Gerçekten son üç, dört yılda televizyon çok mu tutucu oldu?
On yıl önce çok rahattı. Benim yazdığım dönemlerde PopStar diye bir efsane vardı. Her bölümü bir olaydı. Her bölümde bize bir dizi izletiyordu. Reality Show’du. Onu büyük bir istekle ve açlıkla izliyorduk. Şimdi o hunharlığımız azaldı. Hiçbir şeyi hunharca izlemiyoruz. Bir sürü şey çıkıyor ortaya. Açıkçası televizyon izleyicisinin çok içine kapandığı ya da Murat 124’ten inip Range’e bindiği bir dönem değil bu. Bu dönem başka bir şey. Başka bir kurgu var burada. Hakikaten kimi zaman reytinglerle sokağın dili arasında ciddi anlamda bir makas hissediyorsun.
Yeni bir ‘şey’ başladı mesela, sevgili Ertem Şener, Beyaz Futbol Tatilde diye bir format yapmış. Bir buçuk saat boyunca yüzde 75’i aynı görüntünün tekrarıydı. Bu “Dünya televizyonlarında denenmemiş bir format” diyor, Ertem. Denenmemiş, çünkü bu bir format değil. Bir şeyleri koymuşsun oraya. Böyle bir durum var.

Ama ben Twitter’da gördüm “Dünya çapında iş yapacak bir format yapıyorum” yazmıştı.
Evet, çünkü format olmadığı için iş yapabilir. Kendi dünyasında yapar. Ertem benim çok sevdiğim bir adam. Aynı adamları al Kıbrıs’ta Karpaz’da bir kumsala oturt, önlerine bir portakal tepsisi koy. Yemin ederim sana ,o kışın yarattıkları efsaneyi yaratırlar. Otursunlar sadece şortlarıyla. Ortada bir format değil, bir çorba var!

TV TUTUCULAŞTI
Biz çok mu tutuculaştık televizyonda?  El birliğiyle sektörü daha tutucu bir hale mi getirdik?

Elbette. Şunu kabul etmek lazım. Sizi yönetenlerden direkt bir şey gelmedi ama onları çevresinden defacto bir sürü şey geldi. Bir sürü uyarıcı geldi. Türkiye bunları yaşadı, “Alo”ları yaşadı. O uyarıcıyla ister istemez içine kapanıyorsun. Kendi üzerimden gidince, evet… Ben artık haberle ilgili hiçbir şey yapmıyorum, yapmak da istemiyorum. Tiksiniyorum üstelik.

Hiç şöyle müdahale oldu mu: “Bu konuğu almayın” diye mesela. Tanıtımı döndü mesela sonra size bir telefon geldi “Bu konuk çıkmasın” diye...
Çok samimiyetle söylemek gerekirse hayır, olmadı. CNN’de şöyle bir rahatlık var, herkes çıkıyor oraya. Ben mümkün olduğunca bir araya gelmeyen tipleri getirmeye çalıştım. Mesela siz günlük hayatta Oktay Vural’la Pelin Batu’yu yan yana oturtamazsınız. Mümkün değil. Hiçbir yerde o kadraja girmezler. Halkın algısında da girmezler. Gerçekten hiç benzemezler ama bir araya geldiler ve girdiler. Programın tutma nedeni de buydu. “Hadi ya bunu da yaptı, enteresan bir şey” dediler. Fakat bunun PR’ı yapılabildi mi, iyi erişim sağlandı mı, hayır. Televizyonun kendi yaptığı işleri pazarlama konusunda zaafları var. O yüzden bir sürü tuhaf tuhaf ajanslar türedi.

Şimdi RTÜK’ün yapısı değişecek ya. Umutlu musunuz?
Maalesef artık buraya yerleştirdiğimiz üyeler de bu kafayla bu şablon içinde yetiştiği için müthiş bir özgürlük gelecek diye bir umudum yok. Ekranın kendisi belki de minik minik eşeleyip bu duvarı aşındırmaya çalışacak. Ama topyekûn duvarın ineceğini düşünmüyorum, bu kemikleşti.

BİZDE HİCVİN ÖNÜNÜ KESTİLER
Mesela senelerdir Huysuz Virjin’i ‘Huysuz Virjin’ olarak televizyona çıkarmıyorlar.
Çok korkunç bir şey. Bunu ne kendime izah edebilirim, ne de Huysuz Virjin’e izah edebilirsin. Bir yandan öyle bir örnek bir yandan da bakıyorsun Türkiye’nin divası Bülent Ersoy. Bir yandan da sanat güneşimiz Zeki Müren. Belki eskiden daha mı az iki yüzlüymüşüz?  Ya da daha mı çok iki yüzlüymüşüz, onu bilemiyorum. Mizah üretimi açısında dünyada pamuklara sarılacak ekranların en önemli adamıdır, Seyfi Dursunoğlu. Nettir yani, o entelektüel birikimiyle, hicviyle. Ama bizde hicvin önünü kestiler. Politik mizah da üretemiyorsunuz.

Şunu çok merak ediyorum: Bir televizyon kanalıyla ilgili bir şey yazdınız. Eleştirdiniz. Size telefon geliyor mu? Ya işte “Bu programların üstüne gitmeyelim çok fazla” diye, yoksa hiç umursamıyorlar mı?
Çok açıkçası, A Haber’i de yazdım diğerlerini de. Benim yazılarımda önemli şey şu; vurucu vuruşlar yapmıyorum. Ama şöyle, hafif sakatlayıcı, pis yerden vuruyorum. Adam onu anlayana kadar üç ay geçiyor, zaten hükmü düşüyor. Ceza şeyi kalkmış oluyor. Fakat dürüst davranayım, Posta’da ilk başladığımda açıkçası Rıfat’ın da (Ababay, Posta Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni) beni işe çok fazla iştahla aldığını düşünmüyorum. O dönemde Şenay’ın da baskısıyla “Bütün gazetelerde var, bizde de olsun. Mesut hazır boşa çıkmışken alalım” diye aldılar. Sonradan çok büyük bir iştah oluştu, o ilişkinin getirdiği samimiyet ve oranın yapısıyla birlikte. Daha birinci ayımdı, şimdi ismini vermeyeceğim müthiş bir ağabeyimiz, Rıfat’a telefon açıyor ve diyor ki, “Dün beni eleştirmiş, bir kulağını çeksen de benim yaptığım işe dokunmasa.” Rıfat beni aradı, dedi ki “Bilmem ne ağabey aradı. Onu yazmışsın, şöyle yazmışsın. Ben de okudum yazıyı” dedi, “Çok beğendim, lütfen geçirmeye devam et” dedi.  Rıfat bunu söyledikten sonra ben çok fena iplerimden kurtulmuş hissettim. Bugüne kadar hiçbir şeyde, bir yazı hariç, hiç müdahale etmedi. Bir yazı da grup kararıydı. Görmeme üzerine… Dedi ki “Mesut, bunu ben ezmemiş olayım.” “Eyvallah” dedim ben de çünkü olmazsa olmayacak bir yazı değildi.

GELECEK YILIN HİT İŞİ ‘KÖSEM SULTAN’ OLACAK
‘Kösem Sultan’ tutacak mı sizce?
Tutar. Niye tutar onu da söyleyeyim. Orada da şöyle bir ters etki var. ‘Kurt Seyit ve Şura’ya bizi öyle bir hazırladılar ki ortaya çıkacak şeyin inanılmaz bir şey olduğunu düşünüyorduk. Ama bir baktık ki aristokrasi ve monarşi çıktı ortaya. Bolşevik saraylarında yapılan tangolar, mangolar çıktı. Adam üç ay önce yüzünde bir bıçak yarasıyla düşmanları kovalayan bir kurabiyeciydi, üç ay içinde birden Rus askeri oldu. Onu yemedik. Güzel hazırladılar ama yemedik. ‘Kösem Sultan’ı yeriz ama. Biz çok sevdik şeyi... İlber Ortaylı “Cahilsiniz” derken çok haklı aslında. Kitapları okumak yerine dizilerden izlemeyi, ‘Tarihin Arka Odası’nı izleyip zaman zaman zevzekleşen tartışmaları seyretmeyi sevdik biz. Giderek ‘öteki gündem’ denilen şeyleri izlemeye başladık.

Gelecek yılın hit işi sizce hangisi olacak?
‘Kösem Sultan’ olur. Yüzde 100 olur yani olur.

Mesela Meryem Uzerli’nin işi var, Halit Ergenç’in işi var.
Ya bunların hepsi Star’da değil mi?

Yok Halit Bey’in ki sanıyorum Kanal D’de...
Diyorlar ama o biraz uzayacakmış dediler. Meryem Uzerli tutar mı çok emin değilim. Mesela Emrah tutacak mıydı, çok emin olamadım. Emrah isminden gene ters köşeye yatırmıştı bizi o reklamla birlikte ama hani çok emin değildim. Burak Özçivit tutar mı tekrar çok emin değilim yani bizi son bir senede çok yanılttı gördüğümüz şeyler.

KENAN İMİRZALIOĞLU, KADİR İNANIR’IN YENİLENMİŞ MODELİ
Mesela Kıvanç Tatlıtuğ yapsa tutar mı tekrar?
Kıvanç hiçbir zaman 1 numara olmadı ki! Bak bir şeyi kabul etmek lazım; ‘Aşk-ı Memnu’ iyi bir projeydi. ‘Aşk-ı Memnu’daki herkes, orada oynayan herkes, bahçıvan bilmem ne de bir numaraydı... Kıvanç’ı daha sonraki gelen projeler içinde onu bir numaraya taşıyacak bir iş çıkmadı. Yani ‘Kuzey Güney’ de öyle bir şey değildi. Kıvanç  şu anda, Brad Pitt’in amatörlük dönemini yaşıyor. İlk başladığında böyleydi, geliştiriyor kendisini. Yani Kıvanç’ın baklavalarıyla uğraşmak istemem yeni bir dizide daha! Kenan İmirzalıoğlu gözleriyle oynar mesela. Çok iyi yakaladı o işi, Kadir İnanır’ın ne diyelim, yenilenmiş modeli olarak biz onu kabul ettik, bize sattı kendisini!

Peki Türkiye’nin en büyük kadın televizyon starı kim mesela, yani sizin olduğunuz yerden kim?
Buradan bakınca, mevcuttan bakınca bir illüzyon olarak Beren Saat’i yarattılar, kabul etmek lazım. 

İllüzyon olarak?
İllüzyon olarak tabi. Sonuç itibariyle biz Beren’in de çok fazla sur duvarından stat duvarına savrulduğunu görmüyoruz. Aslında hep aynı şablon içerisinde, böyle minik değişikliklerle oynuyor. Ama bir şekilde onun alıcısı var. ‘Kara Para Aşk’taki Tuba Büyüküstün’ü seviyorum mesela! Mesela Gülben Ergen için, şey derler ya, “Çok da uğurlu değildir” derler! Muhtemelen kendisi de biliyordur.

Ama niye? ‘Dadı’?
‘Dadı’ ilk uyarlamaydı ve çok güzel uyarlanmıştı. İyi bir kurgusu, çok sade, çok basit bir anlatımı vardı  Ama, öyle bir algısı var Gülben Ergen’in. Ha bu onu değersizleştirir mi? Yok, çok değerli bir insan bence ama televizyon bazı şeyleri çok çabuk satın alıyor, bazı şeyleri hiç kabul etmiyor. Bunu bir dönem çok starlaşmış, bir yere gelmiş ve kendisini o yerde gören insanların, diğer işlerinden pay biçerek söylüyorum. Mesela şey benim için çok üzüntü vericidir; Nejat İşler. Artık dizilerde yok ama bir yandan da Nejat İşler oyunculuğuna bakarsın, aynıdır. Bütün projelerde aynıdır. Sinema filminde, ‘Kaybedenler Kulübü’nde oynayan Nejat ile ‘Aliye’de oynayan Nejat arasında çok fark yoktur. Bu ülkede gerçekten çok etkileyen, erkek oyuncu var mı diye soruyorsan, gerçek aktör Erdal Beşikçioğlu’dur . Onun üzerine performans çıkartabilen çok az adam gördüm. Yani sahnede de öyle, tiyatro sahnesinde de öyle, televizyonda da öyle.

Bugün hiç şöyle isimler var mı Mesut Bey? “Ya bak bu kız ya da bu çocuk televizyona çıksa iş yapar” dediğiniz ve yapımcıların da bir türlü keşfetmediği.
A bir sürü var. Bir sürü adam var. Eğer formatlar üzerinde gideceksek; mesela “Ali İhsan Varol’u niye dizilerde oynatmıyorlar” diye düşünmüştüm.

Siz her gece canlı yayın yaptınız. Çok da zor bir şey ve Türkiye, acayip çalkantılı, her gece olayın olduğu bir dönemden geçti. Hâlâ da geçiyor. Hiç şöyle hissettiğiniz bir gece oldu mu: “Ya bu gece keşke yayın olmasaydı ve ben buraya çıkmak zorunda kalmasaydım…”
Gülemezsin, yorum yapamazsın, değil mi? Elbette oldu. ‘Ağırlaştırılmış yayın’ diye bir şey çıkardık, uydurduk yani. Yokmuş gibi davranmak kadar kötü bir şey yok. O zaman ekrana çıktığımda çapsızlaştığımı gören yönetim, şunu kabul etmeye başladı. Ben Barış’a dedim ki, mesela standart memleket duyarlılığının çok yüksek olduğu günlerde çıkmayayım ekrana. Yani bu CNN algısına da zarar verir. Bir buçuk dakika öncesine kadar bu konuyu konuşuyorsun. Bir buçuk dakika sonra, yaklaşık iki saat boyunca yokmuş gibi davranıyorsun. Bu tamamen, sana penguen yakıştırmasını yaptılar ya, buna benzeyen bir şey. Ben neredeyse özdeşleştim yani o penguen mantığıyla.

Siz o gece çıktınız mı yayına?
Yok, tatildeydim.

Şansmış.
Büyük bir yaz tatilindeydim ve büyük şans.

PENGUEN, CİDDİ BİR YAYINCILIK KAZASIYDI
O ‘penguen’ hiç konuşuldu mu yönetimde? Hakikaten o tesadüfen yayın akışında mı varmış, yoksa özellikle koymuşlar mı?
Yok, bu konuşuldu. İşin aslını bilmek istiyorsanız söyleyeyim. Normal, standart, CNN’in aldığı belgesel paketlerinden biriydi ve çok iyi reyting alıyordu. İşte ayı, penguen bilmem ne, çok iyi reyting alıyordu.  Yayın yönetimdeki adam da boşluğu doldurmak için koymuş.

Tesadüfen?
Tamamen tesadüfen. Orada refleksin devreye girmesi gerekiyor ama refleks uyanana kadar zaman geçmiş oldu. İşte yayın yönetimindeki çocuk var. Yani onun o refleksi yok ki. Hemen açıp genel müdürü ya da program müdürünü uyarması lazım.

Ama şimdi sizde bir haber kanalının genel müdürüsünüz, o saatte uyumak yerine biri gelip sizi uyandırmalı bu ülkede bir şey oluyor diye.
Gecenin üç buçuğunda Barış telefonu açar herhalde ama benden gelen telefonu açmaz diye düşünüyorum. Neyse şaka bir yana, hakikaten o ciddi bir yayıncılık kazasıydı. Bir felsefesi yoktu. Kaldı ki sonraki yayınlarıyla CNN o anlamda çok daha cesur yayınlar yaptı ama o iş CNN’le değil artık medyanın tamamıyla bütünleşti.

‘Penguen medyası’ gibi.
Evet, ‘penguen medyası’ diye bir şey. Bir çeşit havuz medyası.

HER DİZİYİ SEYRETMİYORUM
Ne yapıyorsunuz, seyretmediğiniz dizileri kayıt edip sonra mı seyrediyorsunuz?
Hayır, öyle bir şey yapmıyorum. Seyretmediğim dizileri seyretmiyorum ve yazmıyorum. Böyle de ilginç bir şey. Aslında adil olarak, hepsini seyretmek zorundayız değil mi? Kabul etmiyorum. Şundan dolayı kabul etmiyorum. Standart, vasat bir Türk izleyicisi  gibi izliyorum her şeyi.

Seçiyorsunuz.
Seçiyorum. Konuşulanı seçiyorum çünkü konuşulandır okunan. Ama şöyle bir adalet sistemim var: Eğer altı parça yazı varsa bunun üçü mutlaka sektörle ilgili. O sektörle ilgili olanlar da zaten o diziler ya da bilmem ne ile ilgili haberler oluyor. Yani bir de sevmediğim bir şeyi niye izliyeyim ki?

GÜNDÜZ PROGRAMCILIĞI BERBAT ÖTESİ
Gündüz programcılığı nasıl buluyorsunuz?
Berbat. Berbat ötesi. Allah aşkına hangi kuşak programı tuttu Müge Anlı’dan başka ya da izdivaçtan başka?

‘Bugün Ne Giysem’.
‘Bugün Ne Giysem’, evet. Özür dilerim!

Hiç yeni yüz çıkartmıyor gündüz kuşağı mesela.
Çıkartamıyor çünkü tutacak şeyi anlatmaya çalışıyorsunuz, izah etmeye çalışıyorsunuz. Bakın format düzenini üç sene çalıştım ben. Sabah 8’le 10 arasında yayınlanırsa, gerçi 8’le 10’un bir reklam değeri olmuyor gibi gözükebilir, fakat öyle bir iş yaparsınız ki o kendi kendine gerçekten kendi reklam kuşağı gelirini yukarı taşır. Bunu kabul ettiremiyorsunuz, çünkü konvansiyonel bir şey, daha doğrusu başka bir şey düşünüyorlar. Başka bir kafası var.

Bir de hiç kimse Müge Anlı’nın karşısına gelmek istemiyor.
Yani aslında bayağı ağzının suyu akan var o konuda, format geliştirenler de var ama evet bir Müge Anlı fenomeni var, bunu kabul etmek lazım. Giderek azalacak mı yoksa 20 sene boyunca devam mı, edecek ona bakmak lazım. Ama galiba artık onuncu senesine mi geldi, ne yaptı. Ya balo kıyafetiyle kriminal bir program sunuyor mesela. Bu bile kendi içinde tezat ve o tezat hoşumuza gidiyor. Böyle bütün duyguların karıştığı, devrelerin yandığı…

SEDA SAYAN’IN BİR İKSİRİ VAR BENCE…
Seda Sayan da öyle, sürekli küllerinden doğuyor.
Onun bir iksiri olduğunu düşünüyorum. Vallahi ya, bir hocası mı var, bir şeyi mi var. Bir şeyi olmalı, çünkü aynı program. Onun iksiri bu sene Uğur Aslan oldu. Uğur geldi ve kurtuldu o iş. O kadar net. O formatta yine gitmeyecekti, yine tutmayacaktı çok net. Berbat bir şekilde altı ay öyle gitti. Sonra Uğur Aslan geldi ve iş başkalaştı. E bir de castları vardı. Türk televizyonculuğu cast denilen sistemi çok iyi geliştirdi. Eskiden sıradan insanlar, bilmem neler falan filan… Şimdi onları eğitiyorlar ve ekrana sürüyorlar. Böyle hoş bir televizyon tiyatrosu çıktı ortaya ve biz tiyatroya gidiyoruz işte. Televizyonda gidiyoruz, izliyoruz işte tiyatroyu.

Gerçek insanlar değil onlar diyorsunuz yani.
Çoğunluğu değil. Hani yememek lazım, bu kadar da değil, diyorsun. Çünkü o zaman Yılmaz Özdil’e dönüşüyorsun. Bir çok şeyi reddedersin ya da görmezden gelirsin, o kadar değil. Olmaması gerekiyor en azından! Yani birazcık vicdani düşündüğünde olmaması gerekiyor.  Çıkıp hiçbir şey yapma, Alaçatı’da gidip üç tur at, tamam mı? Yani mutlaka yanına talip olduğundan çok daha güzel, çok daha varlıklı, çok daha entelektüel bir kadın gelir, konar yani. Bu kadar net. İletişim çağında yaşıyoruz ya!

DEMET AKALIN, BU ÜLKENİN SIRADAN İNSANININ GERÇEK İKONU
Çok garip şeyler oluyor. Bizim için, televizyoncular için... Mesela Demet Akalın, bir şarkı çıkartıyor, kıyamet kopuyor ama televizyona çıkıyor, olmuyor. Niye? Oradaki fark ne sizce?
Çünkü televizyonda Demet Akalın ister istemez belli bir şablonun içine girmek zorunda kalıyor. Demet Akalın’ı biz sosyal medyada niye seviyoruz? Diyor ki “Kardeşim benim göğüslerim fındık lahmacun.” Bunu televizyonda söyleyemez. Çok net. Demet de bir ara bir  reality yaptı, gördük. O ‘real’de de gerçeklik duygusunu kaybettiğini düşündüm ben, jüriliğinde de. Başka bir şey Demet. Demet bu ülkenin sıradan insanının gerçekten ikonu olabilecek bir şey.

Külkedisi?
Aynen öyle. Ajda Pekkan gibi yani. Ajda Pekkan’ı severiz hepimiz .Herkes sever, ölümsüzdür o. Eskimez. Ben ölmeyeceğine inanıyorum yani. Onları idolleştirdiğimiz yerde kalmaları işimize geliyor. Öyle kalsın. Bende referansını kaybetmesin. O duygu var. O yüzden olmuyor olabilir. Gülben de olmuyor. Bir sürü kuşak programı yaptı. Çok saygın işler yaptı. Olmadı. İstemiyor insan, Gülben’i kuşak programında görmek istemiyor. Keza Hülya Avşar’ı görmek istemez.

Ama yapıyor canım. Talk Show yapıyor.
Eski Hülya Avşar Show’un başarısı yok ama. Orada gerçek bir ‘Hülya Talk Show’ vardı, şimdi Fatih Altaylı var. Fatih Altaylı varken niye Hülya Avşar’ı izleyeyim?