"Kıçını göstermek zorunda kaldı" sendromu var insanlarda!

Son olarak çıplak pozlarıyla gündeme gelen müzisyen Çelik, Armağan Çağlayan'a konuştu. Ortaya Atatürk'le ilgili sözleri nedeniyle kendisine gelen eleştirilerden çıplak pozuna ve memleketin gidişatına dair hararetli bir sohbet çıktı.
"Kıçını göstermek zorunda kaldı" sendromu var insanlarda!

Niye çektirdin o çıplak resmi?
Albüm var. Albüm tanıtımı yapıyorum. Albüm öncesi hep yaptığım bir şey bu. Önce “Geçmişte Çelik vardı” diye hatırlatıyorum. Önce Cumhuriyet gazetesinde bir makale yayımlandı. O kontrbaslı fotoğraf. O fotoğraf üzerine herkes ne düşünüyorsa onu yazdı. O bir hafta 10 gün gitti. Arkasından Hürriyet’te ikinci bir fotoğraf vardı. Üç fotoğraf çektirmiştim. İkincisi kızla ve elmayla ilgili olandı. Hürriyet’te yazılmış tamam, hiçbir kelime değiştirilmeden. Bir albüm yapıyorum, şarkı tanıtıyorum. Bu şarkıları yapan kişinin ruh hali bilinmeli diye düşündüm. Yoksa şarkılara tam yönelme olduğunu düşünmüyorum. Anlaşılmadığını düşünüyorum.

Hiçbir şarkının?
Hiçbir şarkının tam anlaşılmadığını düşünüyorum. Ruhunun tam anlaşılmadığını düşünüyorum. Anlaşılsa toplumumuzda etkilerini görürdük.

Ama tutan şarkıları anlamadan mı dinliyor insanlar?
Hayır, onlardan zevk alıyorlar. Benim anladığım sanat, toplumsal bir dönüşüm yaratmak. Ben doktora yapmış, estetik okumuş birisi olarak, sanatın toplumu değiştirdiğine inanan birisi olarak, popüler müziğin bazı gereklilikleri olduğunu düşünüyorum.

Popüler müzik sanat mı ki?
İşte onu diyorum ya. Sanat olarak onu bildiğim için onun üzerinden konuşuyorum. Madonna’nın Amerikan Entertainment’ını kullandığı bir sistemde sende, onun popçususun.

Ama burada şunu tartışmak lazım: “Popüler kültür ürünü her şey sanat mıdır?”
Değildir.

Bence de değildir. Şarkıcı sanatçı mıdır? Bence değildir. Bir insan şarkı sözü yazıp, beste yapıyorsa ve bundan nesiller sonrasına kalacaksa evet sanatçıdır. Ama sadece şarkı söyleyen insan bence sanatçı değildir.
Müzisyen, besteci, şarkıcı… Zaten onların hepsinin isminin değişme sebebi de o. Adam ayırıyor ve diyor ki solist, vokalist, şantöz vesaire. Amerika’da tam karşılığı artisttir. Art. Doğrusu artist. Bir altı sanat. Üstü artist. Artist sanatında üstüne çıkmış oluyor.

Türkiye’de artist daha çok oyuncular için kullanılıyor.
Biz de bir de hakaret sayılıyor “Artistlik yapma lan” diye. Ben bunları söyleyerek bir toplumu küçümsemek istemiyorum. Üçüncü dünyada böyle. Avrupa’da başka türlü, Amerika’da başka türlü.

Bundan önce de bir tiyatro  mı vardı?
‘Şizoid’ diye müzikal yapmıştım.

HERKES MUTSUZ
Bu kadar uca mı gitmek gerekiyor artık kendinden bahsettirmek için? Öyle bir durum mu oldu?
 
Öyle bir durum var artık. Kendini basit bir sözle açıklayamıyorsun. Mesela Aşık Veysel “Uzun ince bir yoldayım” demiş. Başka bir şey söylemeye gerek var mı? Ama onun sözünü bize ulaştıran kuşakla şimdiki kuşak aynı değil. 60 kuşağı paylaşmayı, feragat etmeyi bilirdi. Seksenler kuşağı baskı altında büyüdü, tüketim ideolojisini öğrendi, birbirini tüketti. Bir başkasını sevmek değil kendi çıkarlarıyla onu feda etmek anlayışıyla geldi. Doksanlardaki şarkıyı aynı duyguyla anlamak istedi ama anlayamadı. O yüzden doksanlar hem kendisini tüketen hem karşısındakini tüketen bir ruh haliyle mutlu olmak, âşık olmak istiyor. Ama tüketim toplumunda aşk kredi kartıyla beş taksitle alınmıyor. Toplumun yüzde 70’i boşanma halinde. Herkes mutsuz. O zaman doksanlarla ya da tarihle ilgili bir şey değil kişiliğimizle ilgili bir şey yaşıyoruz demektir. Sosyologların çözüp toplumun önüne koyması gereken sıkıntı vardır. Popüler kimlik kendisinin popüler olduğunu biliyor kendisinin bulunduğu hali de görüyor ve mecburen bir şey söylemek gerekiyor. Demezse gittikçe daha vahim bir yerde şarkı söylemeye başlayacak. 300 kişi madende ölüyor şarkı söyleyemiyorsun. Ertesi gün başka bir şey oluyor şarkı söyleyemiyorsun. O psikolojiyle yaşıyorsun. Burada bomba patladı “Armağancım bize ne? Biz devam edelim işimize” diyemem. Ben yapamam böyle bir şey.

Ama bazıları da diyor ki mesela “Şarkı söylemek, müzik yapmak sadece eğlence değildir. Bu aynı zamanda bir sanattır. Her başımıza kötü bir hadise geldiğinde, yas ilan edildiğinde neden konser veremiyorum” diyor. “Ben çıkıp yas şarkıları da söyleyebilirim” diyor. Bu da bir bakış açısı bence.
Ben bütün bakış açılarını olumlu buluyorum. Ama onların bu olayların o hale gelmesini değiştirecek güçleri var mı yok mu kısmına dikkat etmek lazım. Hepimiz Özgecan olayından sonra deliler gibi kendimizi ortaya atıp Twitter’a deliler gibi bir şeyler yazdık. Ama o olayın önlenmesini sağlayacak ortamı toplumda yaratamayız. O zaman biz boşa konuşuyoruz. Tepkiler ortaya konmalı. Sonuç değişir mi kısmı benim mesleğim!

Her şarkıcı bir şey söylemek zorunda mı?
Değil, asla değil. Ben hiçbir şey söylemek zorunda hissetmiyorum kendimi. Hiç söylememeliyim diye düşünüyorum. Birisi bana “Sen bunları söylemek zorunda mısın?” diye sorduğunda ben bunları söylememem için her şeyin çok güzel olması lazım. Ama o olmuyor. Bütün bu 30 seneyi ne anlatmak istediğimi, bunu ne kadar becerebildiğimi ne kadar doğru fikirlerim var bunları ayrı bir yere koyalım. X bir olay olduğunda ilk adam sanki 30 senelik süreç içinde sen hiçbir şey yapmamışsın gibi sana gelir der ki niye olaylara tepki göstermiyorsun. Ben tepkimi gösterdim önceden. Şu anda da ileridekiler olmasın diye bu röportajları yapıyoruz. Böyle bir çıkmaz, bir paradoks. Sıkıntılı bir yer burası. Sıkıntılı bir noktadayız. Böyle bir zorluk içerisinde çok da kolay değil. Sonuçta yaptığımız iş popüler müzik. Ben sana diyorum ki sen proje bilen birisin ben bu projeye altı tasarısını, iki ay da projesini çalıştım. Çıktığında birisi “Güzel olmuş kardeşim” deyince bitti gitti. Popüler bu demek. X birisi seni anladı. Ama ben öyle olduğuna inanmıyorum eğer kendini bu anlamda rahatsız edersen bağırmak zorunda kalırsınız. Ben güzel şeyler yapmalıyım diye. Ne oldu? Değerlendi mi? Ama öfkeleniyor, bağırıyor. Hepimizde çaktırmadan öfke var.

Eskiden hani senin bir ‘takıntın’ vardı. Atatürk, Atatürk, Atatürk… Sonra oradan buraya geldin.  Kaç yıl önceydi o?
92’de Kral TV’deydi. Aslında hatırlamıyorum pek şimdi yalan söylemeyeyim.

Turgut Özal mı vardı yoksa Refah, Doğru Yol koalisyonu mu? Belli ki Atatürk’le ilgili bir şeyler olmuş ki sen onu söylemişsin.
Tam da hatırlamıyorum. Ama söylemek istediğim şey şuydu: Kayahan ağabey 20 sene sonra uyandı. Bu önemli, bunu daha çok önemsiyorum. Kayahan ağabey Kral TV gecesinde bir şey söylemişti, hepimiz ayağa kalkıp alkışlamıştık. 92 yılında, 94 yılında ödül töreninde benim gibi genç bir kardeşin söylediği sözü… 92 yılında İzel Çelik Ercan olarak şarkı söylerken bir Atatürk şarkısı  yaptım. Kabul ettiremedim. “Abi gerek yok” dediler. İlk projemi 94’te yaptım. Atatürk şarkısını. Söylemek istediğim şey şuydu; Atatürk benim halamın oğlu değil. Atatürk deyince ben beton bir heykel de anlamıyorum. Atatürk’ün söylediği sözler 5 bin senelik insanlık kültüründe ilkeler olduğunu düşünüyorum. Bütün kültüre bütün insanlığa lazım mı değil mi? Bunu tartışalım. Barış bize lazım mı değil mi?

Lazım.
Adalet ve barış ilkesi bize insanlık tarihi boyunca güzel şeyler getirecek mi getirmeyecek mi? Bu lazımsa bunu destekleyelim. Ben bunu Gandhi söylerse desteklemeye razıyım, Japonya başbakanı söylerse desteklemeye razıyım. Kişi değil abi konu. Ben kişiliği anlatmadım hiç. Hayalim bu değil benim. O yüzden hani derler ya ‘beton Mustafa’ diye. Ben o veya bir başka kişi doğru bir şey söylüyor mu söylemiyor mu ona bakıyorum. Tarihe baktığımızda adalet ve barışa sahip çıkan toplumlarda ne olduğunu görürsün. Konu bu. Bunun için çok yüksek bir dehaya sahip olmak gerektirdiğini de düşünmüyorum.

Ama o zaman sen bir tarafta dururken bizim karşıdan baktığımız yerde de açıkçası biz şöyle algılıyoruz: “Ulan her çıktığın yerde de Atatürk, Atatürk, Atatürk… Bezdirdin be abi!”
Ben onu hoş karşılamakla mükellefim. Bugünde hâlâ aynı düşünebilirsin. Ben Atatürk’ü kullanmakla da suçlandım. Çok kişi “Kardeşim sen kariyerinde böyle şeyler söylememelisin” dedi. Kardeşim bir bakın bana. Acaba ben onu söylemeyi tercih eder miydim? Onu söylediğimde başıma neler gelebileceğini tahmin edecek kadar zekam var mı yok mu bir bakın. Bize pozitif mi olmuş o gün yaptığımız? Negatif mi olmuş? Onu göze almış mıyız almamış mıyız? Yani bu kadar da gerizekalı gibi görmemek lazım insanları. Öyle bakınca “Sen bunu kullanmak için, gündem olmak için yapıyorsun” dendiğinde o gün anlaşılmadığının bilincine varırsın. Bir şey söylüyorum anlamıyorlar. Ne yapayım? Ama içinde bulunduğumuz durumlarda ben bunu çok normal karşılıyorum. Benim de böyle bir tecrübem oldu. Şimdi gene aynı sofrada oturuyoruz. O gün onları söylemişim, bugün de bunları söylüyorum. Şiddet ve öfke belirtisi bizi hoş bir yere götürmüyor. Kar topundan adam öldürür hale geldik.

Peki ama bunun çıplaklıkla ilgisi ne?
Sana bir bakıyorum “Kimsin lan sen? Armağan Çağlayan, televizyonda olan bir adam. Uymuyorsun benim normuma kardeşim sen.” Bunu dediğim anda seni hemen öteliyorum. Seni ötekileştiriyorum. Sen başörtülüsün,  Atatürkçüsün… Peki adamın ruhu? Bedene bakıyoruz sadece. Ruh hiç bizi ilgilendirmiyor.

Şekilciliği protesto mu yani?
Bu söylediğin şey bir doktrin zaten. Biz şekilciyiz kardeşim. Biz şekillere taparız. O yüzden Atatürk’ün heykeline tapıyoruz. Ruhunu anlıyor musun? Anlamıyorsun. Zaten anlasaydın biz onun belirtisini görürdük. Sıkıntı bu! Akşam bir karıyla düzüşeceğiz sabah Mevlana’nın bütün sözlerini yazacağız Twitter’a, Facebook’a. Ama Mevlana’nın bir tane bile dediğini yapmayacağız! ‘Huzur İstanbul’dadır’ yazacak arabanın arkasında ama trafikte levyeyle çıkacak. Kardeşim o onla bir olmadı ki. Ben kendim gibi olamıyorum sıkıntı bu.

Yani diyorsun ki söylediklerimizle yaşam biçimimiz birbirine uymuyor.
Uymuyor. Burada çatırdamaya başlıyor. Ben sana diyorum ki Armağancım ben aslında seni en güvenilir adam olarak görüyorum. Daha dışarı çıkarken ilk adamı hacımat ediyorsun. Öyle bir ruh halimiz var. “Mış” gibi yapıyor.

ŞİMDİKİ İDEOLOJİ BİZİ ŞİDDETE GÖTÜRÜYOR
Şimdiki ideoloji bizi nereye götürüyor?
Şimdiki ideoloji bizi şiddete götürüyor. Toplumun kendince anladığı ideoloji. İdeolojilerin kendi dikte ettiği değil. Atatürk’ün anlattığını sen kendi kafana göre yorumlarsan bu senin yorumun olur. Adam başka bir şey anlatmış. Marks’ın anlattığını sen başka şey olarak yorumlarsan adam başka bir şey alatmış sen başka bir şey anlatmış olursun. Okudun mu mesela Marks’ı? Yok. O zaman sen nasıl Marksistsin? Kur’an okumayan Müslüman gibi! Böyleyiz biz! Hepsi böyle yani. Böyle olunca onu kafanda yorumluyorsun. Ne kadar anlarsan o kadar yorumluyorsun. Sen dini bilmediğin için birilerinin yorumundan anlıyorsun. O sana dini yorumlayacak ve sen onun üzerinden yorumlayacaksın. Böyle oldu mu sıkıntı çıkar.

Belli ki o Atatürk diye çıkış yaptığın dönemde bunalmıştın.
Tabii. Biz toplumsal olarak çok sıkıntı çekeceğiz. Sağlam sıkıntı.

Ekonomik anlamda mı?
Ekonomik, sosyal, siyasi çok sıkıntı çekeceğiz!

SANKİ ALİ ATIF BİR’İN KENDİSİ BRAD PITT!
Senin işlerin de engelleniyor mu?
Yok yok, hiç. Ben hiç hükümetin baskısını görmedim üzerimde. Başkalarına olmuştur. Ama bana görmedim. Ama ben hükümetle ilgili de bir şey söylemedim zaten. Atatürk derken hükümetin bilmem nesi şeklinde konuşmadım. Ben rejimlerle ilgili bir şey söylemiyorum ki.

Ama sanki o zaman sen rejime karşı söylüyormuş gibi görünüyordun.
O zaman belki birisi sormamış olabilir. Konu benim için hâlâ aynı. Hepimizin evlatları iyi okullarda okusun, kimse açlık çekmesin. Ekonomik olarak güzel şeyler yaşayalım. Sana bir tane ayet söyleyeyim. “Allah güzeldir, güzeli sever”. Abi ben bu ayeti çok seviyorum. Bu güzelliği hayal etmek ve bu güzelliği paylaşmakla ilgili bir idealimiz var. Bundan dolayı bir baskı görmek biraz tuhaf değil mi? Veya bunla ilgili kendini ifade edememek. Bununla ilgili bir şeyler anlatmaya çalışmak biraz anormal değil mi? Biz bunları anlamadan bu işleri yapıyoruz. Ben sana bir tane örnek vereyim. Bunu bir polemik için söylemiyorum. Cumhuriyet Gazetesinin başındaki adam şuan Can Dündar. Ben sanatla ilgili bir makale yazıyorum dedim. Bu adam Türkiye’de önemli belgesellere imza atmış birisi. Sevilir sevilmez, doğrudur yanlıştır beni ilgilendirmiyor. Bu adam pop müzik camiası denilen bir camiadan, Cumhuriyet Gazetesi tarihinde ilk defa birinin makalesini alıyor ve yayınlıyor. Ali Atıf Bir diye birisi de sabah uyanıyor gazeteyi eline alıp diyor ki, “Ben bu resimle uyanmak zorunda mıyım?” Sen iletişimcisin. Hocasın sen. Bir üniversitede ders veriyorsun. Ben senin iletişimci olarak bir yazıyı okumadan yayınladığın, bir ülkede her gün uyanmak zorunda kalıyorum. Bunu söylerken bana desen ki “Çelik’çim ben senin bu makaleyi yazmanı doğru buluyorum ama bu resmi çektirirken, altı ay şu fiziki özelliklere, şu makyaja girip, şunu şunu daha iyi yapmanı beklerdim.” Bu eleştiri kaldırılabilir bir eleştiri. Ama söyleyen Brad Pitt gibi birisi değil ki.

Ama Ali Atıf Bir soyunmadı ki.  
Tabii. Ama şimdi asıl sorun iletişim hocası olan, medyaya iletişimci yetiştiren birisi resim üzerinden giderse o zaman kimse gazetelere… Kadın resimleri yayınlıyorsunuz! İletişimci yazıyı okumadan resme bakıp vermemeli. Sen beni eleştirebilirsin. Ya da sen beni beğenmemiş olabilirsin. Olsun kardeşim, oturup konuşabiliyorum işte seninle. İnsan gibi konuşma imkanımız yok mudur bizim? Biz bunu yapamazsak toplumda bu olmayacak. Kar topundan adam öldürülüyor. Önce bu yukarıdaki kardeşler kimlerse herkese akıl verenler, kibirli olanlar. Onlar bir akıllarını başlarına alacaklar. Sıkıntı burada. Vatandaş kar topundan adam öldürüyor. Sonra hepimiz soruyoruz neden oldu diye. Kardeş, önce sen ne yapıyorsun. Senin televizyonunda spor programında şiddet olmuyor mu? Magazinde olmuyor mu? Oluyor. Mecliste olmuyor mu? Oluyor. Toplumda ne olmasını bekliyorsunuz?
Ben sanatçıyım güzelliğe düşkünüm. Güzel şeyler yapmak istiyorum. Eleştiriye açığım. Ama en az herkesin söylediği eleştiri kadar benimde bir söz söyleme hakkım var. Bunu elimden alıyorlar o çok tehlikeli bir şey. “Biz eleştireceğiz, sen bir şey söylemeyeceksin kardeşim”.

Kim diyor bunu?
Üstü kapalı olarak hep toplumda olan bir şey. Ben X bir önyargıdan dolayı X kişiyi dinlemiyorum. İlk önce bir dinle ne dediğini. Sonra kabul et etme. Onun yolundan gitme, daha sevdiğin birisi varsa onu dinle. Bizim dinleme kültürümüz yok. Adalet de yok.

KİMSE 'DİDAY DİDAYDAY' NE DEMEK DEMİYOR!
Herhangi bir şey olduğunda, sosyal medyada hep “Çelik bile değişti” diye giriyorlar ya mevzuya “Niye böyle” diye düşündün mü hiç? Çelik değişti niye önemli bir laf ve bizim hayatımızda, hiç düşündün mü?
Adam “Sen ne biçim dongi dongi diye şarkı yapıyorsun?” diyor değil mi? Ben de “Tamam baba, ben de ‘diday diday day’ ne demek?” diye soruyorum. Gelin sorun. Cevabını alınca gelin konuşalım. Benim söyleyeceğim bu kadar. Ben bunu gösteririm ama. Burada ‘Dongi dongi’ niye yazıyorsun diyen adam ‘diday diday’ın ne olduğunu biliyor musun, bunu gidip adama sorma cesaretini kendinde görebildin mi? Başka birini zekası ile karşılaştığı andan itibaren insan  birden kendi zekâsını görür. Kendi zekâsını gördü mü sıkıntı var. Bu zekayı sevmiyor! Niye sevmiyor? Beni sizler yarattınız ideolojisiyle büyümüş. Yani sanatçıyı toplum yaratıyor. Sanatçı demiş ki zaten “Beni sizler yarattınız.” Toplum buna inanmış ama asgari ücretini değiştiremiyor. Asgari ücretini değiştiremiyor ama sanatçıyı o yaratıyor. Ona diyorsun ki “Dongi dongi dedin ama sen diday diday ne demek biliyor musun?” “Bilmiyorum” diyor. Gidip sorsana deyince de “Olmaz abi daha kötü bir laf sokabilir” diyor. Ondan sonra “Çelik bile değişti” diye internette konuşuyoruz. Konuş kardeşim.

Rahatsız ediyor mu seni?
Ediyor tabii ki. Rahatsız etmiyor dersem ben çok yalan söylemiş olurum. Anlaşılmak istiyor insan çünkü!

“Çelik de değişti” lafının sosyal medyada çok kullanılıyor olması aslında insanların beynine ne kadar da yer ettiğinin bir göstergesi. Popüler kültürde böyle bir şeydir.
O konuda şükürler olsun.

“Rahatsız oldum” dedin ya onun için diyorum rahatsız olma bence.
Popüler kimliğinin toplumda olmasından rahatsız olmuyorsun, kız arkadaşının erkek arkadaşının seni anlamaması gibi bir şey. Anlaşılmak istiyorsun!

Bu kadar önemli anlaşılmak?
Sanatçı için önemli. Manav için önemli değildir. Domates 5 TL ister al, ister alma. Anlasan ne olur, anlamasan ne olur.

Ama sanatçı içinde öyle. Şarkı yapıyorsun kabul ediyorsan dinle, etmiyorsan dinleme.
Ruh olarak ben erkekler ve kadınlar için cinsiyet ayırmıyorum. İkisinin de içi insan. Aklın erkeği, kadını olduğunu düşünmüyorum. Aklıma gelen insan. Onların işletim kısımlarıyla ilgilenmiyorum. Aklın nasıl kullanıldığı bir işletim sistemidir.
Benim işim popüler kimlik olarak beni bir yere getiriyor. Ama ben senden ne kadar değerliyim ya da değersizimin ölçü metresi olmadığı için, sanatçı diye kabul ettiğim adamın, hassasiyetinin daha fazla olduğunu düşünüyorum. Millet meclisinde bir adamın birine olağanüstü şeyler söyleyip de akşam aynı partide çay içmesini de ben anlayamıyorum! Ama doğru buluyorum.

Ben de sanatçıların neden ‘duygu’ ve ‘değer’ olarak kendilerini diğer insanlardan üstün kıldıklarını ve bunu dile getirdiklerini anlayamıyorum!
Var bunlar sanatçılıkta. Benim ondan daha duygulu olduğum zamanlar oldu.

Niye?
Bilmiyorum.

Biz öküz müyüz yani.
Estağfurullah. Ama sanatçı dediğin şey ego.

Ben hiç görmedim egosuzunu bugüne kadar.
Mümkün değil. Ama biz egoyu hangi tür bir yakıta dönüştürüp onu nasıl kullanırız tamamen bir beceri. Ego sana çok ciddi zararlar da verir.

Aslında her şey alkış için ne saçma!
Ben kendi içimde rahat yaşayan birisiyim. Çok kolay yollar var, onu yapacak zekâ da var. Bu toplara hiç girmeyebilirsin. Bu toplara hiç girmeyelim sadece şarkımızı yapalım.

Ama mutsuz olursun.
Sanatçı, kendini arayan adam ve mutlu olmak için yapıyor. Mutlu olamadığı için var olmak istiyor. Ama şunu şunu yapmak için değil de bunu gerçekten var olduğu için yapıyor. Başkası olma kendin ol. Ben başkası olamıyorum. O gün Atatürk dedim, o gün izohik dedim, bugünde bunu resimleri çektirdim. Söylediklerimle sana kötü bir şey demedim, zarar vermedim.

Ama böyle arka arkaya dizersen o zaman Atatürk dedim, izohik  dedim, sonra da bu resimleri çektirdim dersen geçmişte seni Atatürk’ü kullanıyor diyenleri haklı çıkartmış olursun!
Olabilir ben yine de sözümü söylemiş olayım. Ben doğru bildiğimi paylaşınca mutlu oluyorum. Yeminli doktor var ya, bir yaralı terörist karşına geldiğinde onu tedavi edip etmemesi arasında kişilik problemi yaşadığında insanlığını kaybeder. Toplumdaki manevi anlamda söylüyorum bir kanamayı gördüğümde ona bir şey söyleyeyim mi söylemeyeyim mi arasında insanlığımı kaybedeceğimi düşünüyorum. Refleks olarak “Sana mı kaldı lan!” Bana bu çok söylendi. “Atatürk’ü senden mi öğreneceğiz?” Tamam, abi kimden öğreniyorsan öğren. Benim şahsi meselem değil ki bu, hepimizin meselesi. Benim şöyle bir idealim var. Olmayacağını biliyorum ama olsun hayal güzel bir şey. Türkiye’de ki insanların hepsini bir vücut gibi görüyorum.

TÜRKİYE'DE DAHA GÜZEL MÜZİK YAPILABİLİR
Türkiye’de müzik kötüye mi gidiyor?
Kötü gibi yorumlayamıyorum, daha güzeller yapılabilir olarak yorumluyorum. Tanıtım olarak “Kıçını göstermek zorunda kaldı” sendromu var ya bizde, o bizim plak sektörünün reklam ajansıyla çalışmama sebebiymiş. Reklam ajansıyla çalışmak istemiyor adam çünkü artı bir güç yok, aklına da ihtiyacımız yok. Gidip götünü göstersin adam yeter.

Sahne meselesinin içinde cinsellik yok mu?
Var ama bu estetiğiyle var. Tanıtım için ne yapacağını şaşırırsan, o tehlikeli bir iş. Estetiği biz de kullanmak isteriz ama benim söylemek istediğim o değil. George Michael’ın tuvalette bir adamla basıldığı zaman PR’ının nasıl yapıldığını biliyoruz. Biri bu işleri yönetiyor yani. Bizde buna ihtiyaç yok. biz zaten yeteri kadar akıllıyız, reklam ajansları bu işin dışında. Reklam ajansları bugüne kadar bir plak için ödül vermiş değil. Normal mi? Kristal elma, Kırmızı Elma bir tane. Pop müzik sektöründen bir tanesine vermiş mi müzikal anlamda?

Niye versin ki? Adam reklam sektörüne veriyor sadece.
Reklam, müziği sektörel olarak nasıl destekliyor?

BENCE TÜRKİYE’NİN KALBİ HASTALANDI
Sen böyle sosyal olaylara duyarlı bir adamsın ya. Sence şu anda Türkiye’nin en önemli sosyal sorunu ne?
Bence Türkiye’nin kalbi hastalandı. Ve Karatay hocanın buna çare bulacağını ben zannetmiyorum. Kalplerimiz hastalandı. O kalp hastalığı fiziki olarak da belirtilerini gösteriyor, ruhi olarak da gösteriyor. Ben bunu önemli olarak görüyorum. Kardeşim o kadar önemli olayları görmüyor musun? Hayır, onların hepsini görüyorum ama onların hepsinin bu kalplerden çıktığını da görüyorum. Onu kaçırmak istemiyorum.

Kalbimiz hastalandı derken artık birbirimizi sevmiyoruz, kötüyüz o anlamda mı söylüyorsun?
Ruhu hastalandı. İnsanları boş ver artık kedileri bile psikoloğa götürüyorlar. Arkadaşlarımdan yapan var bunu.

Hadi canım.
Tabii canım. Kendi psikolojileri bozulmuş, kedininkini de bozmuşlar. Kedi evde ne görüyorsa artık! Bana sorarsan en önemli problem bu. Ölümlü dünya, o kadar büyük öfkelerin ve egoların var ki ertesi gün Fatiha’n okunacak öleceksin, o kadar büyük öfkeni, egonu nereye koyacaksın? Ben bu anlamda sakinleşmeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Ama bizi ne sakinleştirecek? Şarkıda yazdım “Yüksek doz aşk aldım.” Diyorlar ya “İlk defa yapıyorsun baba bunları.” Şarkıda diyor ki  “Yüksek dozda aşk aldım başkası beni kesmiyor.” Leylasız bir aşkı anlatıyorum ben. Leyla ile Mecnun edebiyatta bir aşk yaşadı, sonunda Mecnun’a Leyla’yı bulup getirdiler. Leyla dedi ki “Bu değil benim aşkım.” Babanın kafa başka bir yere gitmiş. Kafası başka yerde olan adamların kafası hep bir yere bağlı olan adamlarla aynı ortamda bulunması ve onlarla aynı duyguları paylaşması bana mantıklı gelmiyor. Bu anlamda kafası ileride olan insanlar vardır. Siyasetçi, magazinci, sanatçının kafası başka bir yerdedir yani. Adamın bakış açısı vardır. “Sanatçı siyaset yapmasın”ı da anlayayım ama “Sanatçı duyarsız ol” başka bir şey. Yanımda olan bir şeye nasıl duyarsız kalayım?

Niye sanatçı siyaset yapmasın ki?
Ben yapmasın demiyorum. Bu sözü söyleyenler için söylüyorum. Bence yapsın. Sanatçı niye siyaset yapıyor, siyaset daha parlamenterlerin üstüdür derse onu anlarım ben. Çünkü benim bildiğim bilgi tüm sistemleri kuran aklın sanat aklı olmasıdır. O sanat aklından çıkan tasarımlarının sermayenin bildiğimiz sanayi devrini oluşturduğu şekli. Leonardo Da Vinci helikopter tasarımı yaptı ama bunu sermayedar yaptı. Sermayedar bildiğimiz küresel güçtür, onu besleyen sanattır. Bu tarafını öğrenerek büyüdüm. Sanat aklının değerli olduğunu bunu da sermaye aklının beslediğini düşünüyorum. Bunun olmadığı toplumlarda teknoloji olmaz. O yüzden üçüncü dünyada teknoloji yok. Neden? Çünkü orada sanat yok. Sanatın olmadığı yerde adam resmen yazıyı okuyamaz. Aklın temeli ya onu kullanma diyor. Kullanmazsam sıkıntı çıkacak. Kullanmasam duvara toslayacağım. Bunların hepsi tartışılabilir. Ben konuşulmasından yanayım. Bizim asıl problemimiz bunları konuşurken dinlememek.

İletişimsizlik yani.
İletişimsizliğin yerini de söyledim sana. Profesör eğer bunu yaparsa, teknik bir eleştiri yapmazsa, yani bana “Klibin şurasında ışık olmamış, şu sözü beğenmedim” derse! Ben sana “Ne diyorsun sen, sen benim kadar konservatuara gittin mi” demiyorum ki. Ben müzik yapıyorum sen benim müziğimin neyini tartışacaksın zaten! Ama bu her yerde böyle. Televizyonda Ahmet Hoca ile Erman Hoca bir araya gelemiyor işte.  İki tane ilahiyatçı bir araya gelemiyor. Tahammül edemiyorlar.

Popçular da bir araya gelmiyor.
Hepimiz. Ben bunu söylerken ben harikayım, hepiniz boktansınız demiyorum ki. Hepimiz vücuduz. Hepimiz böyleyiz. Deniyorum işte ne yapayım abi? Bir projem var, projemle beraber kendimi anlatmayı paylaşmayı deniyorum. Senin söylediğin soruya tahammül ediyorum. Senin söylediğin soruyu açıklamaya çalışıyorum, kendimi savunmaya çalışıyorum, öfkemi yenmeye çalışıyorum. Hepsi bir arada bunların.

İKİ SENE OĞLUMU GÖREMEDİM
Sen Bakü’ye Ergenekon meselesi yüzünden mi gittin?

Asıl problem o olmadan önce benim baskıyı görmem. Asıl sıkıntı olanları anlatamamam. Sen bunları hatırlamıyorsun, hatırla. ‘Hercai’ olduğu yerde Atatürk falan deyince bakıyorlar. O bir güçtür. Kıçı kırık popçu çıkıp bir şey söylüyor, söylediğine etki edecek bir kitle var. Orada ben şarkılarımı yaptım diye birisi ortaya çıktı. Sonra Tarkan ortaya çıktı. Bak kaçtı onların hepsi. Ben çok sıkıntı gördüm orada.

Doğru, bir kadın çıktı “Şarkılar benim” dedi.
Mahkemelerin hepsini biz kazandık ama, o bir süreç. Ergenekon’un başlangıcı onlar. Dikkatini çekerim. Ergenekon sorun değil orada. Türkiye orada kabuk değiştirdi. Kabuk değiştirme önünde durabilecek olan her tülü güç pasifize edildi. Önemli olan bu. Olayların şekline değil de ne olduğuna bakmak lazım. 2002 öncesi Türkiye nerede, 2002 sonrası Türkiye nerede? Ben şarkı söyleyen işçi çocuğun birisiyim. Ben Koç ailesinden birisi değilim ki benim bir gücüm yok. Söylediğim sözden başka bir gücüm yok ki benim.

Bu kadar çok şey gelince başına “Tüh ya çenem tutulsaydı” falan dedin mi?
Desen de demesen de sıkıntısını yaşıyorsun. Ben iki sene oğlumu görmedim. Bakü’de yaşamak zorunda kaldım. Savcının yazdığına da dikkatini çekerim. Bir savcı “Sanatçı öldürülmeli” dememelidir bir ülkede. Dediğinde bir problem vardır. Katil değilim, uyuşturucu kaçakçısı değilim, kötü biri değilim. Senin gördüğün gibi bir adamım. Fikrimi sevmeyebilirsin. Ama seninle ilgili ya da ülkeyle ilgili kötü niyet bekleyen birisi miyim? Savcı bunu nasıl söyler ya? Neredeyiz biz? Biz bunların hepsini yaşadık.

O zaman o yaptığın şeyi siyaset olarak adlandırabilir misin?
Ben her şekilde siyaset yapmadığımın altını çizerek ama siyaset bilimini sevdiğimin üstüne basarak söylüyorum. Siyaset yapan adamın dayanaklarına dikkat etmek istiyorum. Yani bir adam bir şey söylediğinde onu hangi ideolojinin yönlendirdiğini anlamak istiyorum. Amerika size özgürlük getireceğim diyor. Tamam abi. Ya benden yanasın, ya değilsin. Baba sen özgürlük olarak nasıl bir şey getireceksin ben bakmak istiyorum. Yok diyor, ben özgürlük yapacağım. Bunu ona dayatan aklı ben anlamadığım da onun bütün yaptığına mahkûm olurum. Bizim bütün dünyada sorunumuz şu anda bu. Söylenecek biz sorgulamayacağız. Özgür olacağız ama hangi rengi sevdiğimizi bize özgür moda söyleyecek. Bu sene kırmızı moda. Tamam, abi neye göre? Ben senin hangi pamuk, hangi tekstil dünyada neyi organize ettiğini bilmiyorum ki. Neye göre ben yapacağım? Oralara girdin mi büyük gözün hemen dikkatini çekiyorsun. Bizim dediğimiz özgürlükleri bizim sınırladığımız ölçüler içerisinde güzel yaşayacaksanız kardeşim. Bunu kabul edeceksin. Ben bunun üzerine düşünelim derim.

Ancak verilen özgürlük kadarı.
Sen benim çizdiğim sınırlar içerisinde yaşayacaksın! Türkiye’nin en güzel ortamlarına girmene izin veriyorum sen de fikrini belirtmek istiyorsun. O kadar da değil. İstediğini yiyip içiyorsun, en güzel yerlere gidiyorsun, daha ne istiyorsun? Haddini zorluyorsun sen. Düşünmemelisin sen. Biz senin yerine düşünüyoruz kardeşim. Ortamın nimetlerinden yararlanıyorsun zaten. Bizim bütün sorunumuz bu. Bize nimetler verilmiş, günde 8 saat 10 saat çalışan 600 TL alırken sen bir konserden 20 bin 30 bin 50 bin 100 bin aldığın için bir şeyi düşünmemelisin sen. Buna hakın yok senin!

Popüler kültür insanlarının fikir yoktur.
Fikri olmamalıdır onların.

Ne desen beğenmiyorlar ama.
Ama bu işlerde bir tane ilahi adalet var, bu işlerin sonuçları vardır. Irak’ta Saddam’ın heykelini yıkar kardeşler şimdi orada her gün 20 tane patlama oluyor, ağlıyorlar. Bence üstüne bakmak, düşünmek lazım. Dibimizde Ukrayna’da aynı şey oluyor. Özgürlük gelecek, gidecek. Suriye’de bir şeyler oluyor. Avrupa’da ekonomik olarak bir şeyler oluyor. Bize ne? Biz Türkiye’de işimize gücümüze bakalım. Bak. Kriz olunca sana çarpıyor. Kim yapacak baba bunları? O gün yapmayalım ama 20 kişi para bekliyor. Ben ne diyeceğim onlara?
99’da deprem oldu. Ben bir sene çalışmadım. Ondan sonra ilk yardım konseri yapıldı öyle gittim Kocaeli’ne. Bir sene boyunca ne yediğimiz hakkında bilginiz var mı? Çok yediniz biraz da aç kalın! Böyle olmaz bu. Adam Özgecan diye kardeş ölmüş sana baskı yapıyor. Kardeşim ne istiyorsun benden? Ben sana “Adalet mülkün temelidir” sözünü işaretlemiş, ilkelere dikkat edin demişim. Sen Özgecan’ın başına gelen olmadan çıkan Yargıtay kararlarının tamamında “Bağırmadı tecavüz ederken, kısa etek giymişti” kararlarıyla alınan şeylerin hiçbirine hiç tepki vermemişsin. Bu yasanın değişmesini istememişsin. Şimdi niye bağırıyorsun? Ve neyi değiştirebileceksin? Ve hangimizi kandıracaksın Twitter’a yazdığın mesajla? Yani ben iki milyon üniversiteli, üniversite sınavına girdiğinde 200 bin kişinin sıfır çekmesini anlayamıyorum. Oylama, seçim yapıldığı zaman bu sessiz çoğunluk denen kitlenin kim olduğuyla ilgili çok ciddi şüphelerim var. Kim bunlar? Hülya Avşar üniversiteye gidip “Bunlar eşek kardeşim” dediği zaman kızdılar. Hülya Avşar bilmem ne uzmanıydı da onun için mi çağırdınız? Hangi aklı aydınlatmak için çağırdınız? Hülya Avşar popüler kimlik. Popüler bir şey söyleyecek zaten. Onu o üniversiteye çağıran akla bir bakmak lazım. Hülya Avşar’ın eğitimi belli, kitlesi belli. Ona rağmen bence üniversite hocasından daha iyi. Bunların hepsine bakmak lazım!