Lerzan Mutlu: Kendi kuşağımın en akıllı televizyoncusuyum

Lerzan Mutlu hem şarkıcı hem televizyoncu olarak gayet iddialı: Çıktığım günden beri aynı sektörde olduğum kadınlar, istisnalar hariç, en büyük düşmanlarım. İyi olan bir şeyi gördükleri için aslında seviniyorum. Onlar da tehlikenin nerede olduğunu biliyorlar.
Lerzan Mutlu: Kendi kuşağımın en akıllı televizyoncusuyum

Kendini nerede konumluyorsun? Albümde yapıyorsun, single da yapıyorsun, televizyon programı da yaptın. Nereye yakın hissediyorsun kendini?

Televizyona. Ve okuduğum konservatuarı büyük bir yanlışlık diye düşünsem de, televizyona daha yakın hissediyorum.

Niye?

Çünkü orada daha mutluyum. Sahnedense televizyonda kendimi daha ben gibi hissediyorum. İletişimin bazen şarkı yoluyla değil de konuşarak daha çok kişilere geçtiğini düşünüyorum. O yüzden televizyon benim ilk üçümde kesinlikle bir.

Üç derken o üç ne?

Üç derken; şarkıcılık, bir dönem oyunculuk serüvenim de oldu. Sonra da birkaç yapım şirketinden sit-com getirdiler ama yorucu bir iş olduğu için kabul etmedim. Eğer bir üç sayarsak ki üçüncüde kendimi var olmuş saymamama rağmen ki piyasanın gereği olduğu için televizyonculuğu her zaman birinci sıraya koyuyorum. Maalesef böyle oldu, böyle gerektirdi olaylar.

Sahneye çıkmaktan keyif almıyor musun?

Yüzde elli.

Niye?

Sahnede şarkılarla çok fazla iletişim kurulacağına inananlardan değilim. Ben müziği en çok arabamda giderken radyoda dinlemeyi seviyorum. Ya da görmemin imkansız olduğu biri Türkiye’ye geldiği zaman onu yakından görmeyi seviyorum. Zaten radyoda dinlediğim birinin gidip canlı performansını izlemek bana çok ekstrem bir durum gelmiyor. Dolayısıyla; müziği sadece duyumsadığım zamanlar seviyorum.

Şunu söylüyorsun aslında; gidip Türkiye’de konser seyretmek CD dinlemekle aynı şey.

Hatta CD dinlemek daha güzel.

Pişman oldun mu hiç piyasaya girdiğin için?

Çok! Fakat ben şunu öğrendim; ne olursa olsun bütün pişmanlıklarınıza rağmen ayakta kalabilmek için pişmanlıklarınızı zevke dönüştürmeniz gerek. Sevmediğiniz bir tadı yiye yiye alışıyorsunuz. Mesela ben karnıyarık yemezdim küçükken şimdi karnıyarığa aşığım. Çünkü annem et yemediğim için sürekli baskı yaparak bana yedirmeye çalıştı ve alıştım tadına. Dolayısıyla, öyle bir piyasa ki kurtlar sofrası diyorlar ya sofra falan değil direkt kurtların içinde yaşıyorsun. Bu pişman olduğum şeyler giderek bağımlılık yapmaya başladı. Seneler önce hangi stardan duyduğumu hatırlamıyorum ama bu toz meselesi var ya leblebi tozu galiba. Sahne tozu yutmak gibi bir şey var ya. Bazen boğazınıza takılıyor ama ona rağmen özlüyorsunuz leblebi tozu yemeyi. Dolayısıyla bazen kötü şeyler bile damak tadınıza uymasa bile bir zaman sonra alışkanlık yapıyor.

Bu piyasada yaşadığın en kötü şey ne mesela?
Benden önceki nesle göre biraz daha erken popüler oldum. O nesil mesela daha Maksim Gazinosu’nda çıktıkları zaman daha magazinsel değillermiş. Ben direkt çıkar çıkmaz magazine girdim. Dolayısıyla bazıları kadar çok uğraşmadım ya da geçtikleri yollardan geçmediğim için dolayısıyla da pişman olduğum en büyük şey; sivrilmenin törpülenmek istemesiyle karşı karşıya kaldım. Yani kalemtraşlar var sizi açmak isteyen, kırmak isteyen, sürekli ucunuzu götürmek isteyen, psikolojinizi bozmak isteyen, demoralize edip aşağı çekmek isteyen sürekli bir grup var. Duymamayı öğrendim. Eskiden gazetede yazan en ufak eleştiride oturup ağladığımı biliyorum ama bir dönem sonra çok fazla takılmamaya başladığınız zaman iç yolunuzu açtığınızda dış yolunuzda değişiklikler olmaya başlıyor.

Bana seninle ilgili sürekli sorulan bir şey var. Instagrama sürekli fotoğraflar koyuyorsun ya, ‘’bu parayı nereden kazanıyor?’’ diye soruluyor.

Babam kazanmış, ben kazanmadım bu parayı. Benim babam o dönem Türkiye’nin en ünlü avukatlarından biriydi. Sorduğun için söylüyorum ben kolej mezunuyum. Çocukken de villada oturuyorduk, Levent’te. Hayatım boyunca aynı standartta yaşadım. Hiç iş yapmasam, hayatım boyunca evde otursam ailemden gelen durumumla ömrümün sonuna kadar lüks içinde yaşayabilirim. Ben tek kızım ve tek annemle var. İkimiz hayatımızın sonuna kadar lüks yaşayabilecek durumdayız. Biz Maksim’in en önemli müşterilerindendik. Bunu Gönül Yazar da çok iyi bilir. Ben çocuktum iskemlelerde uyurdum. Benim bir para kazanmaya ihtiyacım yok. İki televizyon programı yaptım diye bu şekilde yaşamıyorum. Belki de o yüzden kafam diğerleri gibi yılanlığa çalışarak birilerinin ayağını kaydırarak bir üste çıkmaya çalışmıyorum. Çünkü kalite ruhtadır.

Annen çok genç ve çok benziyorsunuz.

Çok benziyoruz evet. Annem 59 doğumlu. Ne kadar benzediğimi, hatta benzemek için kendimi ne kadar paraladığımı göstermek için Instagram’da annemi sıkça paylaşıyorum. Keşke onun yaşında onun kadar güzel olabilsem.

Senin fotoğraflarının altına ‘’estetiğin çok güzel olmuş.’’ yazıyorlar.

Gülüyorum yani. Annemin fotoğraflarını koyuyorum 84 senesinden. Az önce sana yanaklarımı ellettirdim onlar kemik. Ne derlerse desinler artık gülüp geçiyorum yemin ederim hiç takılmıyorum. 1977 doğumluyum annem 59 doğumlu ve hayatım boyunca yaşımla ilgili hiçbir zaman konuşmamazlık yapmadım. Estetik yaptırdığımda göğsümden Serdar Eren bir silikon ameliyatı yaptı canlı yayınım vardı. 2 gün canlı yayında olamayacağımı çünkü göğüs estetiğine gireceğimi söyledim. Bu kadar da her şeyi ortada yaşayan biriyim.

Yüzünde, burnunda bir şey yok?
Hiçbir şey yok. Sadece ön sekiz dişimde var ondan başka da bir şey yok.

Siyasetle ilgileniyor musun?

Hiç anlamıyorum fakat bazı siyasetçilerin duruşunu, yıkılmayışını takdir ediyorum.

Buradan Erdoğan’ı söylediğini çıkartıyorum.

Evet. Instagram’a Cumhurbaşkanı seçildiği gün bunu yazdım ama orada bir görüş belirtmedim. Yine altını çiziyorum hiç anlamadığım bir şey politika ve siyaset. Sadece orada ne olursa olsun, bir şeyler yaşandı, yaşattı vs. ama bir duruş var, bir yıkılmayış var. O yıkılmayışa karakter olarak takdirle bakıyorum. Çünkü birçoğumuz birçok kez pes ediyoruz. Orada kişi olarak çok güçlü bir duruş olduğunu düşünüyorum.

Şunu söylüyorsun aslında; ha bizim piyasa ha siyaset. Ayakta duran kazanır.

Bravo! Aynen öyle. Ama dediğim gibi siyasetle ilgili soru sorsan son derece cahilce cevaplar veririm çünkü hiç anlamadığım bir konu.

Annen hiç ‘‘kızım ne işin var senin bu işlerle’’ dedi mi?
Annem hiçbir zaman istemedi. Beni babam öldüğünde daha koleji yeni bitirmiştim yatılı okula yolladılar 6 ay dayanabildim. Annemden gizli üniversite imtihanlarına girdim. Hiç istemiyordu annem. O kadar geziyorlardı ki bu piyasanın seyircisi de olsa az çok biliyordu o yüzden hiç istemedi. Ben 18 yaşımı geçtikten ve üniversiteye girdikten sonra bir şey yapamadı, destek olmaya çalıştı.

Ben senin konservatuar mezunu olduğunu duyunca çok şaşırmıştım.

Herkes şaşırıyor. Neden çünkü ilk sıraya hep televizyonu koydum. Ama şu konuda avantajlı olduğumu düşünüyorum; Türkiye’de milyonlar satan çok büyük isimler var. 5 milyon albüm satabilirsin ama televizyon çok başka bir şey. Herkes televizyonda olamaz.

Çok albüm satıp televizyonda olmayan insanlar var.

Bence de var. O yüzden orası başka. Ben kendimi şanslı hissediyorum. Mesela beni sunucu zannediyorlar. Ben şarkıcıyım üniversitesini okudum. Ama ben bu durumdan kendimi çok fazla kötü hissetmiyorum. Sunucu olmaya da devam edeceğim. Birkaç projeyi geçen sezon ve bu sezon kabul etmedim. Çünkü partnerli iş yapmak istemiyorum. Ancak seninle partner olabilirim mesela. Çok akıllı ve aykırı bir adamla. Hayatı boyunca tek başına iş yapmış kadının partnerle iş yapmasının zor olacağını düşünüyorum.

Sana bunu ilk kez söyleyeceğim. Sen benim kafamda genç Bülent Ersoy’sun.

Neden böyle dedin? Senin fikirlerin benim için çok önemli.

Bülent Hanım benim kafamda şöyledir; başka bir dünyada yaşar, işi olduğunda bu gezegene iner, sonra başka bir yere gider yine.

Aynen öyle.

Sen de öylesin. Kıyamet kopuyor twitterda, sen mesela ‘annemle bilmem ne yemeğindeyiz’’ diyorsun. Başka bir dünyadasın aslında.
Sana bir ey anlatayım. Okan Bayülgen’in programında sene 2006 ya da 2007 en popüler olduğum dönem. Bütün köşe yazarlarının benden bahsettiği zamanlar. Okan Bayülgen’in programına çıktım, Melek Kara diye biri telefona bağlandı. Beni yerin dibine soktu. Show TV’ye anlaşma yapmışım. Bütün işlerim iptal oldu, sahne işlerim… Dava açtım, Okan’la davalık olduk sonra barıştık. Ben o telefondan dolayı bir ay evimde hasta yattım. Fan sayfaları açıldı kadına. Tek bir telefon… Dünyada kıyamet kopsa… Kıyamete katıldığım an söylediğim şey o kadar sivriliyor ki, yüz kişiden on kişinin oku bana dönüyor. İnsanlar oynayarak düşüncelerini söylüyorlar bir anda halk kahramanı oluyorlar. Ben gerçek düşüncemi yazdığımda tü kaka oluyorum. Üzülmüyorum ama rahatsız oluyorum. İş özgürlükten çıkıyor. Sen bana saygı duymuyorsan ben orada bilerek hakaret yemek için duramam. Burada mütavazilik yapmayacağım hayatım boyunca kavgaların içinde oldum mesela magazin camiası gibi. Hep benim söylediklerim akılda kaldı o kadar akıllı cevaplar vermişim ki, onların söyledikleri hep unutuldu.

Bütün bu hayatı kavganın üstüne kurmak çok zor değil mi?

Ben konservatuvarlıyım. Aylin Vatankoç diye bir kız vardı. Sesi çok güzeldi kantinde okurdu sesi öbür taraftan duyulurdu. Ama hiçbir zaman magazinsel değildi ve çok sevdiğim bir kızdı. Ona bakarsan Bülent Ersoy’un reklama mı ihtiyacı var? Yok. Ama Ajda Hanım’a bir şey söylüyor olay oluyor. Aslında sanatçılar ne kadar ‘ay çekmeyin’ deseler de, gözündeki kirpik gibi olmazsa olmaz bir şey.

Magazinle sanatçı asla ayrılmaz bir bütün...

Bence öyle. Ben güzel sesli bir kızdım. Şarkı söylemeye çıktığımda Yeşim Salkım’la çıktım. Beni çekmiyorlardı. Ne zaman magazinle gündeme geldim Türkiye’nin gözbebeği oldum bir anda. Toplasan beş kişi sayabiliriz magazinde var olmayıp da var olan. Hadi say bana.

Funda Arar var.

Funda Arar, Candan Erçetin… Üç tane daha ya çıkar ya çıkmaz.

Bundan bir hafta önce Cem Yılmaz Twitter’dan magazincilere giydirdi mesela.

Yani bir müddet sonra da bir yerde, bir talk-show’unda, bir stand-up’ında çekilince olay yumuşar gider. Böyle değil mi sence magazin camiasıyla sanat camiası? Yani ben birçok kişinin sadece magazin için evlenip ayrıldığını biliyorum.

Yok artık!

Nasıl ‘yok artık!’ canım? Ayrı dünyalarda mı yaşıyoruz, Amerika’da mı yaşıyorsun? Yani buna şahit olduğum çok insan var, buna proje gözüyle bakıp, işte bu bu kadarlık bir projem, bunu bilmiyor muyuz hepimiz biliyoruz. Bazen magazin için bile proje üretenler var. Gündemde olmak aslında çok kolay. Bunu yapabilmek de bir iştir, bu da bir sanat bence. Çünkü herkes bunu kaldıramaz.

Magazin sanatı…

Magazin sanatı, bu var… Mesela ben Hülya Avşar’ı çok severim ve bence Türkiye’de gelmiş geçmiş magazini en güzel kullanmış kadındır Hülya Avşar. Şarkılarını çok severim ama daha çok magazinsel olaylarını hatırlarım.

Bülent Hanım da yabana atılamaz bence.

O tartışılmaz, ama onun sesi de her zaman magazin kadar öne çıkmıştır, anlatabiliyor muyum? Ama bazı insanlar magazinden çok beslendiler, bunu göz ardı edemeyiz.

Ben hep söylüyorum iki tür star var, magazin starı ve diğer starlar... Sen kendini nereye konumluyorsun mesela?

Ben magazinsel kısmına konumluyorum, ama sana şunu da söyleyeceğim, bunda bir mütevazilik yapmayacağım, bence ben son on yılda gelebilecek en akıllı televizyon figürlerindenim. Belki yanlış projelerin içinde oldum, belki kıyafetler iyi oturtulamadı, anlatabiliyor muyum?
Hani bir terziye gidersiniz, ama üzerinize göre tam elbise dikememiştir, yakışmamıştır. Benim jenerasyonumdan bahsedeyim, televizyon camiasında çok akıllı kadınlar var ama bana hangi tarafta, nerede olduğumu düşünüyorsun dersen; ben çok zeki bir televizyon figürüyüm.

Mesela bu piyasadan dost olmaz derler ya, öyle mi?

Bence olmuyor. Yaşamınla alakalı biraz sivrildiğinde bene olmuyor. Ben eskiden oluyor derdim.

Bana sorsan var benim dostlarım mesela.

Benim dostum sen olabilirsin, çünkü neden? Aynı işte farklı sektörlere hitap ediyoruz. Sen yapımcısın, sen o kişiye kıyafetini giydiren adamsın, ben burada şarkı söyleyen ya da televizyonda senin yapımcılığını yaptığın şeyde sunucu olan kadınım. Seninle bizim dost olmama gibi bir kesişen yolumuz yok.

Yani şunu söylemek istiyorsun; ‘şarkıcıyla şarkıcı dost olamaz.’

Bence olamaz. Ben olurum, ama onlar olamıyor. Çıktığım günden beri aynı sektörde olduğum kadınlar, istisnalar hariç, en büyük düşmanlarım. İyi olan bir şeyi gördükleri için aslında seviniyorum. Onlar da tehlikenin nerede olduğunu biliyorlar.

Evleniyordun direkten döndün.
Evet, bir evleniyor gibi oldum ama sonra nazar değdi herhalde Instagram’a koyunca. Çok enteresan, geçen gün birisi bana, ‘‘Instagram’da en çok Allah’la ilgili şey paylaşan sensin.’’ yazmış. Çok inanıyorum, herkes kadar inanıyorum ama sadece ‘O’ derse oluyor, o yüzden bir şeyleri kurcalamanın, çok fazla didiklemenin çok faydası yok diye düşünüyordum. Aslında tam da direkten döndün değil, direğe gelmemişti daha döndü.

Sonra bitti?

Bitti.

Ama şimdi rahatsın?

Rahatım, evet. Çünkü o olması gerekiyordu demek ki. Duygularımı aldırdım herhalde ben, çok duygulanamıyorum böyle.

Magazinde şeylerin meşhur, biriyle küsüyorsun barışıyorsun, küsüyorsun barışıyorsun…

Kimle küsmüşüm? Benden çok ne kadar küsen insan var. Bi’ Alişan’la küsmüşüm barışmışım.

Demet Akalın var.

Demet’le küsmüyorum ki ben hiçbir zaman. Bi’ Alişan vardır, bi’ de hayatım boyunca küs olup barışmayacağım biri vardır.

Alişan’la niye küstünüz siz?

Alişan benim üniversiteden arkadaşım, çok da eski dostum, 18 senelik falan. Hangi programı yapsam söz verir, o gün tanıtım döner gider başka programa çıkar ve ben hayatım boyunca bütün programlarına çıktım. En sonunda burama geldi, çıkıp televizyonda söyleyeceğim dedim, söyledim ve tamamen küstük. Bir daha barışmayacağım diye kesin konuştum, sonra barıştım, tükürdüğümü yaladım. Ama niye? Dostum dedim, çünkü düşmanım hiç yok benim. Ama yanlışları var, yüzüne de söylüyorum bunu. Ben zaten kimsenin arkasından konuşmam, yüzüne söylemeyeceğim bir şeyi arkasından söylemem. Kötü bir çocuk değildir ama bazen verdiği sözlerin arkasında durmadığı olur. Aynen bunu da röportajda yaz Armağan’cığım.

Mesela bana de ki; bu piyasada şu isimler benim dostumdur, dünya da yıkılsa arkamı da dönerim, hiç de düşünmem.

Bir kişi söyleyebilirim, söyleyeceğim ismi sen zaten tahmin ediyorsun. Mesela erkeklerden en çok seni severim. Zeki olduğun için sana karşı başka bir zaafım var benim. Kadınlarda da Ebru Gündeş benim her zaman başka yerimdedir.

Siz Yıldız Tilbe’yle çok iyi dosttunuz.
Yıldız’ı da çok severim ama Yıldız’la daha seyrek, ama Ebru’yla yaşanmışlıklarımız daha fazla.

Yıldız seni kaybediyor mesela, beni arıyor. ‘‘Lerzan’ın telefonu var mı sende?’’

Tabii, bensiz duramaz. Bir bakarım kapı çalar ve der ki; ‘‘Bu CD’den hiçbir yerde yok, bu benim CD’m, ama onu unutur gider bir daha aramaz bile. Aslında o CD’den başka yok yani, çoğaltılacak CD bende. İlk önce derim ki; ben de kalabilir mi, arabada dinleyeyim. Yok kalamaz, başka yok der, ama unutur gider. Yıldız’ın kalbi gerçekten çok başkadır. İki üç kişi sayarsam bir tanesi de Yıldız’dır.

Yıldız Hanım İsrail-Filistin Savaşı’yla ilgili Twitter’a bir şeylerler yazdığında mesela arayıp ne yapıyorsun dedin mi?

O hiçbir zaman müdahaleyi kabul etmez ve ben o müdahaleyi ona yapıp ondan azar işitmektense hiç yapmamayı tercih ederim. Çünkü Yıldız’ın kendine ait bir dünyası var, biliyorsun. Oraya çok fazla giremezsin, bozuverir kalırsın. Hani bunu yapabileceğiniz insan vardır, mesela sen beni arasan yapma desen ben dinlerim, ama bunu Yıldız’a söylesen ters tepebilir. Şimdi yaptığım şarkıda ‘’direkt bununla çıkıyorsun ben sana şarkı vermiyorum tamam mı?’’ dedi. Çok beğendi. Onun dediği şarkıyla çıkıyorum.

Demet Akalın’a şarkı verdin. İlk kez insanlar senin besteci ve söz yazarı tarafını duydu.

Çünkü ilk defa yaptığım bir şey. İki kelimeyi bir araya getiremiyordum konservatuvarlı olmama rağmen. İlk kez bir şarkı yaptım Yıldız çok beğendi, Demet’e verdim. Şimdi kendime de bir şarkı yaptım. Artık kimseden şarkı almayı düşünmüyorum.

Para aldın mı Demet Akalın’dan?

Almadım. Abla bu hediye olsun dedi. Bundan sonrakilere bedava yok biliyorsun. Bu arada Demet’le iddiaya girmiştim çanta kazanmıştım. 3 sene sonra çantam geldi. Günlük 100 lira koymuş kenara anca aldı biliyorsun. Ama onun şeyle alakası vardı başka bir iddiayla alakası vardı. Şarkıyla alakası yok yani. Çanta şarkı sayesinde geldi belki gelmeyecekti. (gülüşmeler)