O iki ses

Arkadaşımın 'hararetle' anlattığı sesleri dinlemek için telaşla bilgisayarın başına koştum. 'Yok canım' dedim. Bu kadar da değil. Dinledikçe bir duygudan diğerine sürüklendim.

Yıllardır kulaklarımızın yakından tanıdığı iki ses. Artık neredeyse, kalabalığın içinden “aaaa” deseler ya da gözümüz kapalı dinlediğimizde ayırt edebileceğimiz sesler.

Senelerdir artık vurgularını, tonlamalarını, gırtlak oyunlarını, seslerinin en tiz perdesi ile en pes perdesini bildiğimiz sesler…
Artık neredeyse kızdıklarında, heyecanlandıklarında, üzüldüklerinde bile ses tonlarını, ses tonlarındaki değişiklikleri bildiğimiz sesler.
Kimimizin su sesinden, para sesinden daha iyi tanıdığımız sesler.

Kimimizin canından daha çok sevdiği, kimimizin “Senin uğruna ölürüm” ya da "Allah benim ömrümden alsın senin ömrüne katsın” diye bağırdığı sesler.

Bazılarımızda o iki sesin sonsuz bir kredisi var. Ne yaparlarsa yapsınlar affedebiliriz onları, eğer toplumun 'genel kuralları'na aykırı bir şey yapmışlarsa onların mutlaka bir gerekçeleri olduğunu düşünürüz. Bizde kredileri sonsuzdur. Çünkü sevmek, desteklemek, yeri geldiğinde arka çıkmak böyle bir şey değil mi?

Arkadaşlarım "Dinledin mi sesleri, çok şaşıracaksın" dedi.

Meraklandım.
Arkadaşımın bu kadar 'hararetle' anlattığı sesleri dinlemek için, bulunduğum yerden hemen kalkıp, telaşla bilgisayara koştum. Arama motoruna o anahtar iki kelimeyi yazdım. Arattım. Oturdum dinlemeye başladım.

İlk dakikalarda biraz şaşkındım. "Yok canım" dedim "bu kadar da değil". Sonra giderek alışmaya başladım.
Dinledikçe bir duygudan diğerine sürüklendim. Zor şeydir, bir ses ile dinleyenleri duygudan duyguya koşturmak. Bazen içinden nefret duygularına, bazen mutluluk duygularına, bazen karmakarışık hislere sürüklemek. İşte o iki ses bunu başarıyor. Bizi karmakarışık,
içinden çıkılmaz his dünyalarına sürüklüyor.

Bu iki sesin çıkardığı yeni CD’leri mutlaka edinin. Arkadaşlarınıza da tavsiye edin. Alsınlar dinlesinler. Dinletsinler.
Siz kimleri, hangi sesleri anladınız bilmem ama neredeyse piyasaya aynı gün çıkan o tartışılmaz iki sesten, iki yorumcudan bahsediyorum, Kibariye ve Sıla’dan.

Olağanüstü şarkılar, olağanüstü yorumlar. Birer tane edinin ve defalarca dinleyin.

Yorgunuz, yorulduk

Her hafta, her gün hatta her saat yeni şeyler oluyor.

Gündemi yakalamak için kelimenin tam anlamı ile koşturup duruyoruz. Gündemin elinde oyuncak olduk!

Bu kadar yoğun gündemi yakalayabilmek için de hepimiz farklı farklı yöntemler belirledik sanıyorum kendimize. Kimimiz gündemi Twitter’dan kimimiz televizyonlardan kimimiz gazetelerden, sağlamcılar da hepsinden birden takip etmeye çalışıyor.

Ben ‘sağlamcılar’ tayfasındanım. Gündem peşinde koşarken, fark ettim ki biz hep aynı şeyleri okumaya, aynı şeyleri seyretmeye mahkûm ediliyoruz. Mesela reytingi düşen her sabah programı, hemen bir diyetisyen ya da beslenme uzmanını dayıyor ekrana. Ben artık Canan Karatay’ın ne zaman, kime ve hangi sebeple fırça atacağını bile biliyorum!

Son zamanlarda sık rastladığım başka bir şey daha var: Canlı şarkı söylemeye çabalayan Tuba Ekinci. Tuba Ekinci’nin bu çabası ayrıca gözlerimi yaşartıyor.

Gündem peşinde koşarken Twitter’da da rastgeldim bazı ‘şeylere’…
Kendisini öven tweet’leri ‘retweet’ eden ‘celebrity’ler Twitter’ın en can sıkıcıları arasına girer bence.

Twitter’da hepimize ne kadar ‘başka boyutta’ ve ne kadar ‘entelektüel’ olduğunu ispat etmeye çalışan ‘celebrity’leri ise sıkıcılık konusunda tek geçerim.

Pazar günü zap yaparken gördüğüm bir magazin haberi ise beni gündemden uzaklaştırıp çok eğlendirdi. “Yardımda Angelina Jolie gibisiniz” diyen magazin muhabirine “Ben gidip sadece poz vermiyorum” diyerek cevap verdi Gülben Ergen.

Şimdi Angelina Jolie’nin cevabını merakla beklemekteyim!
Bu yazıyı okuyanların, “Adam sen de bu günlerde nelerle uğraşıyorsun” dediğini duyar gibiyim. Hepimizin biraz nefese ihtiyacı yok mu yahu?