Orhan Bey bir deryadır, ben de onunla olgunlaştım

Orhan Gencebay demek biraz da Sevim Emre demek. Onu şimdiye dek hep 'Orhan Baba'nın hayat arkadaşı olarak tanıdık. Sevim Emre şimdilerde kendi single'ı için hummalı bir çalışmanın içinde. "Daha küçücükken Türk Sanat Müziği eğitimi aldım. 3000 şarkılık repertuvarım var" diyen Emre, müzikle ve Orhan Gencebay'la ilişkisini Armağan Çağlayan'a anlattı.
Orhan Bey bir deryadır, ben de onunla olgunlaştım

Sevim Abla, bir şey okudum doğru mu? Sizin gerçek isminiz Elif Sevim Erme’ymiş.
Evet.

Siz sonra Erme’yi, Emre mi yaptınız?
Emre yaptım.

Niye değiştirdiniz? Söylemesi zor diye mi?
Yok hayır, öyle tanındım sadece. Emre daha akılda kalıcıydı ama benim nüfus kağıdımda ismim hâlâ Erme’dir. Değiştirmedim.

Hâlâ...
Hâlâ. Ailemin soyadını kullanıyorum.

Ben bunu hiç bilmiyordum...
Kendi soyadımı niye değiştireyim; babacığımın, atamın soyadı yani...

Nerelisiniz?
Aslında Boşnağız. Yugoslavya’dan gelmiş ailem. Bütün atalarımız orada yaşamışlar ama sonra göç etmişler. Önce Eskişehir’e, ben üç yaşımdayken de İstanbul’a gelmişler.

Siz Türkiye güzeli olmadınız mı?
Evet, o zamanlar çok küçüktüm. Ama ben güzelliğin çok geçici olduğunu düşünüyorum. Önemli olan gönül güzelliği... Gönlü güzel olan insanların, yaşları kaç olursa olsun yüzleri hep güzel kalıyor. Çünkü içindeki güzellik dışarıya yansıyor.

Kaç yıl oldu Sevim Abla?
Güzellik yarışması mı? Boşver, eskide kaldı. Şimdi güzel miyim sen ona bak!

Bir yerde okudum; Orhan Ağabey o zaman sizi gördüğü zaman demiş ki; “Güneşe mi bakıyorum, aya mı bakıyorum…”
Ben daha talebeyken girdim yarışmaya... O zamanlar ufacıktım. Kazanınca çok seviniyorsun ama sonradan anlıyorsun gerçek güzelliğin ne olduğunu... Güzellik birçok şeyle birleşince güzel. Sadece güzel olmanın bence hiçbir anlamı yok! Onu aklınızla, bilginizle, görgünüzle, yaptığınız davranışlarla süslerseniz, gerçek güzellik o zaman ortaya çıkıyor. Bu da zaman içinde olgunlaşarak kazandığınız bir şey oluyor.

Ama Sevim Abla demek ki çok ileri görüşlü bir babanız, anneniz varmış. O zaman “Ben güzellik yarışmasına gireceğim” dediğinde annenin ve babanın “Tabii kızım” demesi çok önemli bir şey.
Elbette. Tabii ki her ailenin kabul edeceği bir şey değildi ama benim ailem beni hiç yalnız bırakmadı. Gittiğim her yerde yanımdaydılar. Aldığım kararlara hep güvendiler ve beni desteklediler. Benim dönemimde güzellik yarışmaları çok önemliydi. Öyle herkes katılamazdı. Hem cesaret, hem de güven işiydi. Bence Allah’ın yarattığı herkes güzel. Bütün insanlar güzeldir ama bu nasıl baktığınıza bağlı. Mecnun’a demişler, “Leyla çok çirkin, sen onu nasıl sevdin?”, “Siz onu bir de benim gözümle görün’’ demiş.

Feministler de güzellik yarışmalarının yapılmasına karşı biliyorsunuz.
Haklı oldukları taraflar vardır tabii ki. Çünkü insanları güzel, çirkin, zayıf, şişman diye ayırmak bence yanlış. Allah’ın yarattığı her şey güzel. “Yaratılanı severim yaratandan ötürü” demiş.

Bu cümleyi çok duyuyoruz.
Evet ama öyle değil mi Armağancığım? Herkesin bir güzel tarafı muhakkak vardır, aradığın zaman.

Aradığın zaman vardır da hangi birimiz o kadar tahammüllü olabiliyoruz ondan da emin değilim. Siz Türkiye’nin en büyük starlarından birisi ile çok uzun süredir berabersiniz. Hep derler ya “Starı taşımak star olmaktan daha zor” diye. Öyle mi?
Tabii ki zor. Çünkü starların hepsinin egosu var. Sanatçı olabilmek egoyu da beraberinde getirir. Kolay değildir öyle milyonlar sevgisini taşıyabilmek! Kim aynı kalabilir ki böyle bir sevgi ummanının karşısında... Ama bu egolar bencilliğe dönüşürse kötü. Yoksa ego herkeste var. Bende de var sende de var. Ama ego bencilleşirse; o gücü, sevgiyi, başarıyı hazmedemezsen, o zaman karşındakine karşı ezici, kırıcı olursun. Ama egona sahip çıkar, her şeyin geçici olduğunu kabullenir ve onu içinde sindirirsen, ego güzel bir şey. Orhan Bey de milyonların sevgisini, sanatçı egosunu çok iyi taşıyanlardan olduğu için, benim işim o kadar da zor olmadı. Bir kere Orhan Bey başımı hiç önüme eğdirmedi. Hep dik durmamı sağladı. Birçok erkeğin hataları oluyor, yanlış yapıyorlar; görüyoruz çevremizde de ama Orhan Bey her zaman doğru davranmaya çalışan ve buna özen gösteren bir insan oldu. Bir baksanıza etrafa; evlilikler, beraberlikler ne kadar sürüyor? Biz neredeyse kırk yıldır bir yastığa baş koyuyoruz.


Zorlandınız mı hiç Orhan Ağabey’in egosunu idare ederken?

Zorlandığınız anlar oluyor tabii. Kim sevdiğini milyonlarla paylaşmayı ister? Kolay mı insanın sevdiğini milyonlarla paylaşabilmesi... Elbette değil ama hayranlarının ona olan o yüce sevgisini görünce, saygı duymaman mümkün değil. Sonuçta sevdiğinin bu kadar sevilmesi sizi de etkileyen bir şey! Ben onunla koca bir hayat, bir ömür paylaştım. 16 yaşımda tanımıştım Orhan Bey’i ve o zamandan beri hiç bırakmadık ellerimizi. O, insanların sevgisini sonuna kadar hak eden, son derece insancıl, olaylara çok farklı bakan biri. Hep derim, “Ben bir dergahta olgunlaştım” diye... O bir deryadır. Onun engin bilgisi, hayat felsefesiyle büyüdüm. Bana diyorlar ki “Çok güzel yazıyorsun.” Eğer yazılarım beğeniliyorsa bunda Orhan Bey’in de payı vardır. Ondan kazandığım birikimlerimle olgunlaştı bu fidan; tomurcuk açtı, ağaç oldu ve sonunda çiçek açtı. Şimdi yazdıklarımla ben kendi hayat felsefemi paylaşıyorum. Birilerine ben de bir şeyler ulaştırırsam, bir şeyler verebilirsem ne ala!

Hiç kızdığınız bir huyu yok mu Orhan Ağabey’in?
Vardır tabii. Yok mu bizim de hiç ayrı düşüncelerimiz, tartışmalarımız? Olmaz mı! Ama biz onları masaya yatırıp, hangimizinki daha doğru diye tartışıyoruz ve mutlaka bir orta yol buluyoruz. Ama ona karşı kızgınlık hissetmem veya konuyu uzatmam çünkü ben onu çok seviyorum. Ben onu her şeyiyle seviyorum. 

Kırk yıldır hâlâ seviyor musunuz?
Hâlâ çok seviyorum. Âşığım. Çünkü önce iyi bir insan o... Başarısını, sanatını geçtim, önce insandır Orhan. Göründüğü gibidir. Benim için de önemli olan budur.

Derler ya Sevim Abla, çok uzun süre sonra o sevgi alışkanlığa döner diye…
Eğer seviyorsanız o insanı, onun verdiği alışkanlığı da seviyorsunuz. Alışkanlık o kadar kötü değildir ki, eğer karşınızdaki doğru kişiyse... Varsın alışkanlık olsun, biz halen birbirimizin gözlerinin içine aşkla bakarız.

Sevdiğin adamı milyonlarla paylaşmak çok zor mu?
Ama onu ben onların sevgisiyle sevdim. Onlarla birlikte bu yolda yürüdük. Onların sevgisi bizi besledi büyüttü. Bu gerçeği nasıl yadsıyabilirim ki?

Hiç kıskanmadınız mı?
Çok küçükken elbette kıskanıyordum. Kolay değildi sevdiğin erkeği milyonlarca kadınla paylaşmak... Ama zamanla sevgilerin farklı olduğunu anladım ve kıskanmıyorum hiç... Çünkü biliyorum ki Orhan beni çok seviyor. Hayranlarını da çok sever ama onların yeri farklı, benim yerim farklı... İyi ki varlar, iyi ki onların sevgileriyle kuşatıldık. Onların sevgisi bizim koruyucumuz...

O kadar eminsiniz sevgisinden?
Eminim, çok eminim. Bana o güven duygusunu verdi çok şükür, başımı eğdirmedi hiçbir zaman. Allah’a şükrediyorum.

RESMEN EVLİYİZ 
Siz resmen evli misiniz Sevim Abla?

Tabii.

Biz bunu niye hiç bilmedik?
Böyle bir bilgiye gerek var mı Armağancığım! Biz evlendik, boşandık, şuraya gittik, şunu bunu yaşıyoruz! Ne gerek var? İnsanları bunlarla meşgul etmeye gerek var mı? Önemli olan kendi hayatınızdır. Biz evlenmeden de uzun yıllar beraber yaşadık ama aramızdaki sevgi sadece bizi ilgilendirir. Benim için evliliğin hiç önemi yoktu. Her şey bir imza mıdır? Eve çağırdığınız nikah memuruna defteri imzalıyorsunuz, bitiyor gidiyor. Bu değil ki! Hayat bir yastıkta sevgiyle, saygıyla, hoşgörüyle, her şeye rağmen anlayışla sürdürebildiğin bir beraberliktir. Paylaşmaktır. Bence hayat budur. Yoksa nikahlandın da ne oluyor? Şimdi bakıyorum, evlenenler üç gün sonra boşanıyorlar. İmza durdurmuyor ki bazı şeyleri... Bizim için çok önemli değildi evlenmek ama ille de kimse bilmesin diye de zorlamadık.

Siz mi istediniz “Bunu söylemeyelim” diye, Orhan Ağabey mi istedi?
Hayır, hayır. Özellikle böyle bir şeye karar vermedik. Her şey doğallıkla gelişti.

İnsan resmen evli olduğunu niye söylemez?
Öyle de saklamadık canım, bir ara söyledik. Uzun yıllar önce, rahmetli Savaş Ay’ın programında söylemişti Orhan Bey... Bazı şeyler sende kalmalı Armağancım; göz var ya göz, birçok şeyi yıkar. Ben nazara çok inanırım, insanı çatlatır. Biz hep uzak kalmayı tercih ettik; belki de bu yüzden bu kadar mutluyuz.

ORHAN BEY’İN BİR ADIM GERİSİNDE DURMAKTAN GURUR DUYUYORUM
Sevim Abla belki de Orhan Ağabey sahneye çıksaydı her şey çok farklı olacaktı.
Sanmam. Neden böyle düşünüyorsun?

O zaman gece de gidecekti. Çok geç gelecekti.
Ben de giderdim onunla, yanında olurdum. Beni biliyorsun; hayatta da, Popstar’da da çorabından kıyafetinin en ufak detayına kadar ben ilgileniyorum. Bana diyorlardı ki “Neden arkada duruyorsun, sen de bir Sevim Emre’sin.” Gurur duyuyorum bundan. Onun bir adım gerisinde durmaktan gurur duyuyorum. O nereye gitse ben de giderim.

CD yapıyor musunuz gerçekten?
Evet, bir single çıkarmayı düşünüyorum. Şimdi bunun üzerinde çalışıyoruz. Orhan Bey üç tane çok güzel eser yaptı benim için. Ben de birine söz yazdım, ‘Kalbimin Efendisi’... Orhan besteledi. Çok, çok, çok güzel oldu.

Gerçekten yapacak mısınız?
Tabii canım, çok ciddiyim…

Duyunca dedim ki, “Sevim Abla onu öyle eş dost arasında eğlenmek için yapıyordur.”
Hayır, biz bunu çıkaracağız. Güzel bir single olacak inşallah. Parçalar çok güzel.

YILLAR ÖNCE SAHNEYİ DEĞİL, AŞKIMI TERCİH ETTİM
Niye Sevim Abla? Bu hep yıllardır içinizde kalmış bir şey mi?
Hayır değil. Bak ben daha küçücükken Türk Sanat Müziği eğitimi aldım. Müzik eğitimime çok büyük emek verdim. 3000 şarkılık repertuvarım var. Bülent Hanım çok iyi bilir. Sibel çok iyi bilir. Bazen otururduk Sibel’e repertuvar yapardık beraber. Üstelik bir zamanlar assolist olarak sahneye de çıktım. Çok kısa bir süre çünkü Orhan Ağabeyin istemedi. “Ya ben, ya sahne” dedi. ‘Sanatçı olmak istiyorsan arkandayım ama karım olacaksan, yanımda duracaksın’’ dedi. Aşkımı tercih ettim. Bana bıraktı, ben de onu seçtim. Şimdi ne istiyorum ya da niye böyle bir şey yapıyorum! Hani bir iddia değil ama  güzel bir sesim var. İyi bir bilgim var. Ne yapmak istiyorum; ileride torunuma, çocuklarımıza yani ne bileyim bir ses kalsın istiyorum. Sesim kalsın. Böyle düşünüyorum.

Ne zaman çıkacak?
Şimdi altyapıları yapıldı. Acelem de yok! Tamamen kendi sesim olacak çünkü...

Detone, düzeltme yok yani.
Bülent Hanım geçenlerde dedi ki “Sevim’de bir ses var, ooo!” İyi bir şey yapmak istiyorum ve bunu en iyi ve doğru şekilde yapmak istiyorum. Acelem yok. Sesimle, yorumumla oynanmadan güzel bir şey sunmak istiyorum. Olursa ne güzel. Stüdyoya girdik, ses tonlarım alındı. Kafa sesiyle değil göğüsten gelen sesimin daha güzel olduğuna karar verdik. Daha duygulu olduğu için.

Orhan Ağabey’in demek ki 40 yılda fikri değişmiş. Size demiş ya, “Ya sanatçı olmak ya ben…” diye… 40 yıl sonra şimdi size altyapı yapıyor, beste veriyor.
Benim bunu bir art niyetle ya da herhangi bir şey için yapmadığımı biliyor. Bu tamamıyla bir anı olacak benim için. Şana, şöhrete, paraya ihtiyacım yok Allah’a şükür. Zaten insanların sevgisiyle çevreliyim; yolda onların sarılıp öpmesinden yürüyemiyorum bile. Bu tamamen bir anı bırakmak benim için... Ama bil ki biz pederşahi bir aileyiz. Şimdi bana dese ki “Yok yapmayacaksın”, yapmam.

O kadar?
O kadar. O derece saygım var. Yıllar önce plakçılar benimle anlaşma yapmak istediklerinde, hatta masamın üzerine büyük rakamlar getirip bıraktıklarında, Orhan Ağabeyi’nin şöyle bir bakışı ile elimle itmişimdir o teklifleri. İnan Armağan, asla dönüp bakmadım. Şimdi yine desin ki bana “Sevimciğim bunu yapma yavrum”, “Tamam” derim. Asla dönüp bakmam bile geriye.

Son sözü hep Orhan Ağabey söyler yani...
Benim fikrimi de sorar elbet. “Ne düşünüyorsun?” der. Ben fikrimi söylerim, ona da mantıklı gelirse onu uygular. Bizim evde demokrasi vardır yani.

Sevim Abla en çok kaç gün ayrı kaldınız Orhan Ağabey ile?
Biz hiç ayrı kalmadık. Neden, biliyor musun? Ben onsuz bir tatilden bile zevk almam. O da aynı şekilde...

Arkadaşınızla gidersiniz.
Gitmem, zevk almam Armağan... Öyle alıştım.

Ya da Orhan Ağabey iş için bir yere gider, üç gün kalır. “Çok özlüyor musunuz?” anlamında soracağım da soramadım!
Çok özlerim tabii. Evden çıkar ofise gelir, o zaman bile özlerim! On kere telefon açarım “İyi misin?” diye.  Bir de geçirdiği baypastan sonra daha da düşkün oldum Armağan.

UMUT BİZİM EKMEĞİMİZDİR
Gecce.com’da her hafta mı yazıyorsunuz?  
Hayır, her hafta değil; insanların okuyabilmesi için zaman vermek gerekir. Allah’a şükür çok okunuyor Armağancığım. Okunma süresine, hislerime veya gündeme göre karar veriyorum. Çok okuyucum, takipçim var, sağ olsunlar.

Siyasi yazılar da yazıyorsunuz.
Hayır, siyasi yazı yazmıyorum. Bir tek Orhan Bey’in ‘akilliği’ konusunda ‘Sanat siyaset yapmaz’ diye bir yazı yazdım. “Sanatçı ve sanat siyaset yapmaz” diye. O kadar…

Sanatçı neden siyaset yapmasın?
Sanatçı topluma mal olmuş kişidir, ondan etkilenen milyonlarca insan var. Ya düşünceleri yanlışsa? Bu yüzden siyaset bence kişiye özeldir. Mesela Orhan Gencebay tüm Türkiye’nin Orhan Gencebay’ıdır. Siyaseti eleştirir, görüşlerini söyler ama siyaset yapmaz. Onun içi sanat yapmak çünkü...

Herhangi bir yerden aday olmamalı mesela…
Eğer topluma bir faydası olacaksa neden olmasın! Bilgisiyle, eğitimiyle, tecrübesiyle, sanatıyla toplumun refah düzeyini arttırmak için bir şey yapacaksa, toplumun ilerlemesine faydası olacaksa ne mutlu! Ama o zaman da sanatını icraa edemez. Bu yüzden sanat siyaset yapmaz.

Suriyeli çocuklarla ilgili yazınız da enteresan.
Kim ister ki vatanını, ülkesini, ailesini, toprağını, evini, barkını terk etmeyi? Kolay mı? Vatansızlık ne kötüdür. Kendini bir yere ait hissedememek… Bunu anlamak, bu acıyı duymak lazım. O insanların içinde son derece kültürlü, eğitimli, bilgili insanlar var Armağancığım ve geliyorlar, burada dileniyorlar. Hatta vatan bulma ve yeniden başlama umuduyla hayatlarını kaybediyorlar.

Umutsuzluğa kapılıyor musunuz?
Bazen… Ama sonra hemen bu durumu engelliyorum. Çünkü umut her şeydir. Bizim ekmeğimizdir ve umutsuzluğun bizlere neler kaybettireceğini biliyorum. Çok güçlü bir millet olduğumuzu düşünüyorum. Dik durursak her şeyi yeneceğimize inanıyorum. Yüce Atatürk’ümüz Nutuk’ta o kadar güzel anlatmış ki bunu... Biz dik duracağız, millet olarak kenetleneceğiz.

Kime karşı?
Her şeye karşı. Kötülüğe, düşmanlara, haksızlığa karşı... Sen ben yok, önce vatan var.