Şebnem Bozoklu: Küfürden, seksten ayrıştırılmış oyunlarla büyüdük

Kanal D'de ekrana gelen 'Ulan İstanbul'da bir pavyon kadınını canlandıran Şebnem Bozoklu, "Argodan, küfürden, seksten ayrıştırılmış, sanki bunlar hiç yokmuş gibi oynanan tiyatro oyunlarıyla büyüdük. Herkesin muhteşem bir Türkçe konuştuğu ve çok iyi göründüğü oyunlar izledik. Bunları hiç beğenmiyorum. Hayatta ne varsa oyunda da onu görmek istiyorum" diyor.
Şebnem Bozoklu: Küfürden, seksten ayrıştırılmış oyunlarla büyüdük

Bir pavyon kadınını canlandırıyorsunuz, hiçbir pavyona gidip gözlemlediniz mi?

Evet, İstanbul’da eski tip pavyon kültürünün devam ettiği birkaç yere beni erkek arkadaşlarım götürdüler. İzmir’de ve Ankara’da birkaç yere gitme fırsatım oldu.

Ankara pavyonları en meşhur pavyonlardır.

Çok meşhurmuş evet. O en havalılarına gitmedik sanırım ama birkaç tanesine gidip iki üç şarkı dinlemişliğim var.

Canlandırdığınız karakter bu tip gözlemleriniz sonucunda mı ortaya çıktı ?

Aslında ben bir pavyon kadınını gözlemlemek için onu sahnede izlemekten daha fazlasını yapmanız gerektiğini düşünüyorum. Orada gördüğünüz bir ilüzyon. Her şey çok ihtişamlı, pırıltılı, simli gözüküyor oturduğunuz yerden. Bence, bir pavyon kadınını gerçekten gözlemlemek için birkaç tanesiyle arkadaş olup, kulisi görüp, orda çalışan insanlarla, patron denilen adamla ilişkilerini anlamak, evdeki hayatına dair fikir sahibi olmak gerekir. Bunları ben de bilmiyorum. Bizim baktığımız taraftan her şey yolundaymış gibi görünüyor ama bizim göremediğimiz karanlık bir tarafı da var bu hayatın. Bir oyuncu olarak benim asıl merak ettiğim bu karanlık taraf. Mesela bir pavyon kadınıyla kahvaltı yapabilmeyi çok isterim. Bu beni çok heyecanlandırır.

Bence hayatta her mesleğin ve herkesin komedisi yapılabilmeli. Siz ne düşünüyorsunuz?
Tabiki yapılabilir ama bizim memlekette nedense insanlar çok alıngan. Doktorlarla ilgili olsa hemen ‘Aa doktorluk mesleği böyle bir şey değil’, hemşirelikle ilgili olsa onlar gene aynısı.

Halbuki ben Türk insanının espri yeteneğini çok gelişmiş buluyorum.

Kesinlikle katılıyorum. Nedense meslekleri kutsallaştırmaya eğilimimiz var. Mesela bana mesleğim sorulunca oyuncuyum diyorum abilerim, ablalarım bana çok kızıyorlar “Oyuncuyum değil tiyatrocuyum diyeceksin” diyorlar. Galiba mesleklerle ilgili hassasiyetimiz birazcık fazla.

Oyunculuğun en yüksek mertebesi tiyatroculuk mu ?

Hayır, benim için sinema. Bu benim fikrim, herkese göre değişebilir.

Peki diziyle ilgili bir Fransız dizisinden alıntı olduğuna dair şeyler konuşuluyor. Bunları duydunuz mu ?

Evet, diziyi izlemedim. ‘Leverage’ diye bir diziymiş sanırım. İntikam almak için hareket eden profesyonel bir çeteyle ilgiliymiş sanırım. Diziyle ilgili bildiklerim bu kadar. İlk fragmandan sonra bir benzerlik olduğuna dair yazılar okudum ben de. Sanırım insanlar izledikten sonra biraz daha anlaşıldı aradaki farklar. Bizde de işin merkezinde bir çete ve onların yaptığı operasyonlar var ama bizde alaturka bir mahalle ortamı var. Ben ‘Leverage’la ilgili olarak bir ilaç şirketine operasyon yaptıklarını duydum. Burada çok daha insanı bir misyon var. Bizde çok daha kişisel dertler var. Birine biri yardım etmiş onu hapse atmışlar. O da benim en iyi arkadaşım.Gelin bunu kurtaralımcılık var bizde. Tam bir Türk kafası yani. Ben ikinci defa senaryoyu acaba ne yazdı diyerek merakla okuyorum. İlki de ‘Canım Ailem’de olmuştu Selin (Tunç) çok iyi yazmıştı onu. Şimdi uğraşın yazdıklarını da aynı heyecanla okuyorum “Acaba 7’de ne var, 8’de ne var?” diyerek. Şimdi 6. bölümü bitirdik.


Siz twitter’a kızdınız ve yok oldunuz twitter’dan.

Sonra yeniden başladım eskisi gibi olmasa da. Eskiden çok yazıyordum, seviyordum da yazmayı. Sanırım instagram biraz rol çaldı. Mesela benim bütün arkadaşlarım “Ben artık twitter’a bakmıyorum hep instagram’dayım” diyor. Ben de biraz instagram’a düştüm, eskiden twitter’da öyleydim.

Twitter’a dayanmak daha zor tabi...
Twitter’da beni en çok rahatsız eden hiç duymak istemeyeceğimiz bir fikre ya da luzumsuz bulduğum diyeceğimiz bir düşünceye başkaları retweet ettiği için maruz kalıyor olmak. Ben etkileniyorum sanırım, beni bulandırıyor. Hiç arkadaş olarak hayatıma sokmayacağım bir sürü insanın abuk sabuk fikirlerine maruz kalmak canımı sıkıyor.

Siz sırf Gezi olayları oldu diye mi doktorayı bırakıp buraya geldiniz?

Eşim Emre’yle New York’tayken Gezi patladı ve biz geri döndük. Burada bir şeyler oluyordu ve biz çok uzakta kalmış hissettik. Ben MVU’da senaryo doktorluğu programında okuyacaktım, her şeyimizi ayarlamıştık fakat hemen geri döndük. Emre duramadı. Normalde o bir 15 gün beni yerleştirip geri dönecekti. Barbaros’la birlikteydik bu arada. Biz uçağa bindiğimizde sadece çadırlar vardı, biz uçaktan indik her şey birbirine girmiş. Bir kafede Barbaros Altuğ, Elif Key, eşim ve ben wifi’den internete bağlanıp birbirimize heyecanla haberleri söylüyorduk. Sabah 9 ‘da oturduk gece 12’de kalktık. Öyle bir günümüz var. Ondan sonra eşim dayanamadı ben gidiyorum dedi. Ben de geliyorum dedim.

Sonra buraya gelip Gezi’ye mi gittiniz?

5 gün geçmişti biz geldiğimizde. 1 gün geçirebildim Gezi’de. Olay aslında Gezi Parkı’nda olmaktan çok bu kadar büyük bir şey yaşanıyorken uzakta olmak istememekti. Nasıl olsa bir daha geliriz New York’a deyip geri döndük.

Siz bu kadar aktif olunca işleriniz etkilendi mi?

Sanmıyorum. Ben bir şey görmedim ama oluyorsa bu çok can sıkıcı tabi.

Siz sendikalı mısınız?
Evet Oyuncular Sendikası’na üyeyim. Oyumu da kullandım. Geçen ay delegelerimizi seçtik.

Ne faydası var bu işin?

Galiba zamanla göreceğiz. Bence bunu yapabilmek bile çok önemliydi. Üye sayısı çok yükseldi ve televizyonda gördüğünüz hemen hemen her oyuncu, Oyuncular Sendikası üyesi. Bu çok önemli bir başlangıç. Bir grup olmamız gerekiyor ki taleplerimizi dinlenilebilir hale getirelim.

8 saatten fazla çalışmak istemiyoruz gibi mi?

Onu yapamayacağımızı ben biliyorum mesela. Benim öyle bir talebim yok. Benim talebim televizyonun daha temiz bir kafaya gelmesi. Biz zaten 55 dakika bir iş yapıyor olsak, günde zaten 8 saat çalışırız.

Temiz kafadan kastınız nedir ?

Dizilerin uzun olması çok etkiliyor. Benim gibi daha çok komedi yapan insanlar için bu özellikle sorun. Komedi daha çok vur kaç meselesi, düşündürmemen lazım çok fazla seni seyredeni. Çünkü düşünürse gülmez. Bizim ilk bölümümüz 120 dakikaydı. Gerçi tam bir komedi işi değil ’Ulan İstanbul’. Dramedi diyebiliriz belki. Dram da aksiyon da var. Gerçek bir komedi işi için iki saat o kadar fazla ki. Güldüremezsin. Sendika çocuk oyuncularla da ilgileniyor, bence bu mevzu da çok sıkıntılı. Ben çok üzülüyorum, benim başıma da geldi çocuk oyuncularla beraber oynadım. Okuldan çıkıp sete geliyorlar.

Sizin çocuğunuz olsa oynatır mısınız ?

Hayatta oynatmam. Mümkün değil. Ailelerin bu kadar istekli olması beni o kadar üzüyor ki...

Para kazanıyorlar. Mesela ben bir aileye sormuştum. Bana “Ben bu çocuğa başka türlü bir gelecek hazırlayamam” demişlerdi. Tabi ben daha sonra o çocukların psikolojilerinin acayip bozulduğunu gözlemliyorum.

Asıl mesele bu zaten. Yetişkinliğinde de kariyerini iyi bir şekilde devam ettirmiş çocuk star dünyada da Türkiye’de de çok az. Vardır mutlaka ama gerçekten azdır. Çünkü çok küçükken bu kadar ilgi. Herkesin seninle ilgilenmesi. Büyüyorsun, yüzün değişiyor, boyun uzuyor, dış görünümün değişiyor ve insanlar eskisi kadar ilgilenmiyorlar seninle. Bu çok büyük bir düşüş bence. Kazanılacak hiçbir para bir çocuğun mutsuz olmasını karşılamaz.

Siz kendinizi komedi oyuncusu olarak mı konumlandırdınız okul yıllarından başlayarak? Yoksa hayat mı sizi buraya getirdi?

Aslında çok iştahlı biriyim her şeyle ilgili. Bu oyunculukta da böyle. Her şeyi oynamak istiyordum. Sonra insanların beni ilk tanıdığı iş ‘Canım Ailem’ oldu. Aslında o da dramediydi, çok acıklı sahneleri vardı. Sonra böyle gelişti. Mesela Uğur Abi’yle (Yücel) yaptığımız sinema filmi ‘Soğuk’ta çok dramatik bir şey oynadım. Bilmiyorum bundan sonra nasıl devam edeceğini. Bana iyi komedyen dedikleri zaman mutlu oluyorum. Çünkü komedi zekayla bağlantılı bir şey. Biri size çok iyi bir komedyensiniz dediği zaman aslında çok zekisiniz demiş oluyor. Bunun tadını çıkarıyorum.

Oyunculuk kurslarını nasıl buluyorsunuz? Çocukların gittikleri kurslar...

Ben 9 Eylül Üniversitesi’nde oyunculuk okudum. Ben aslında oyuncu olmak için okulun çok gerekli olduğunu düşünmüyorum. Benim dünyada da beğendiğim birçok oyuncu, oyunculuk okumamış. Okul tabi ki bir vizyon katar size. Hiçbir oyuncu koçu ya da oyunculuk okulu oynama anını sana iğneyle aşılayamaz. O sende olmalı. Okul çok iyi bir vizyondur. Oyunculuk kursları için de aynı şeyi düşünüyorum. Kimse sana sıfırdan öğretemez bence.

Ben para tuzağı olarak görüyorum, o yüzden sordum.
Harika örnekleri de var, mesela ben İpek Bingin’in oyunculuk okulu Craft’ı çok başarılı buluyorum.

Türkiye’de yaşamaktan mutlu musunuz?

Türkiye’de canım sıkılıyor. Ben hayatın içinde daha hafif şeylerle ilgilenmek istiyorum. Hayvanları gözlemleyeyim, ağaçlara bakayım böyle bir yapım var. Yaşamak için daha durağan, hareketsiz bir tempoyu tercih edebilirim. Burası çok hızlı bir yer. Can sıkıcı, hızlı, çok süprizli gündemin hiç durmadığı bir yer. Bu benim yapım için çok fazla, kaldıramıyorum. Gazete okumaya, televizyon izlemeye, twitter’dan siyaset takip etmeye dayanamıyorum. Ben kafama taktığım için yoruluyorum ve üzülüyorum.

Sanırım sosyal medyanın da etkisi var bunda?
Evet sanırım birbirimizi dolduruyoruz. Önceden hayatımızdan geçip giden bir olay şimdi sosyal medyada gözümüzün önünde büyüyor. Ben Türkiye’de son 3-4 yıl kadar çok politika konuşulan bir dönem hatırlamıyorum. Hep konuşulurdu politika hayatımızda hep vardı ama şu anda kaynıyor ortalık. Her masada siyaset konuşulur hale geldi.

Siz de iki kutba ayrıldığımızı düşünüyor musunuz?

Tabi ki düşünüyorum. Çok üzülüyorum çünkü bunu çok yapay buluyorum. Sonradan oluşturulmuş ve zihinlere yerleştirilmiş bir fikir olarak görüyorum. Birilerinin bu kutuplaşmadan nemalandığını düşünüyorum açıkçası.

Mesela Cumhurbaşkanlığı seçimleri dolayısıyla gergin misiniz?

Süreç o kadar büyük bir soru işareti ki inanın bilmiyorum.

İyi oyuncu kime denir? Bu rol buna çok yakıştı deniyor. Bence iyi oyuncuysa farklı bir rol de ona yakışmalı.

Benim için iyi oyuncu oynadığı rolün gerçeğiyle bağlantısını kurabilen oyuncudur. Oyuncunun damarı sokak olmalı her zaman başka türlü olmaz. Temiz, hijyenik hiçbir oyunculuğu beğenmiyorum. Kirli şeyleri seviyorum hayattaki gibi. Yıllarca bu ülkede güzel konuşmak oyunculara bir misyon olarak yüklendi. Hayatımda bundan saçma şey duymadım. Sen oyuncu olarak neyi oynayacaksan onun gibi konuşacaksın. Oyuncu demek ne oynuyorsa onun gibi konuşabilen adamdır. Mesela twitter’da bile başıma geliyor. Bozuk cümleler yazıyorum hemen “Sizin gibi bir oyuncuya hiç yakıştıramadık” diye tepkiler geliyor. Bence dil böyle bir şey değil. Dil yaşayan bir şeydir. Dil bozulabilir, bunun için var zaten. Temiz hiçbir şeyi sevmiyorum. Oynarken dili sürçen ve bunu özellikle yapan adama bayılıyorum. Benim için hayattaki karşılığına benzeyen oyuncu iyi oyuncudur.

O zaman alternatif sahneleri daha çok seviyor olmalısınız ?

Evet onları seviyorum. Argodan, küfürden, seksten ayrıştırılmış, sanki bunlar hiç yokmuş gibi oynanan tiyatro oyunlarıyla büyüdük. Herkesin muhteşem bir Türkçe konuştuğu ve çok iyi göründüğü oyunlar izledik. Bunları hiç beğenmiyorum. Hayatta ne varsa oyunda da onu görmek istiyorum. Hayatta da insanlar küfrediyor, sevişiyor ve argo diye bir şey var. Bunları reddeden bir tiyatro veya sinema anlayışı hiç bana göre değil.

Benim oyuncuların kendilerini diğer insanlardan üstün görme eğiliminde olduğuna dair bir yargım var. Sizce var mı böyle bir şey?

Ne kadar ayıp! Oyuncularla çok çalışan bir insan olduğunu düşünürsek böyle bir yargın varsa demek ki karşına böyle tipler çıkmış. Benim etrafımda böyle insanlar yok ama senin söylediğine yakın insanlarla da karşılaşıyorum ve sevmiyorum böyle insanları.

Ne yaparak eğleniyorsunuz en çok?

İnsanlarla birlikte olarak iletişim halinde olarak eğleniyorum. Arkadaşlarımla görüşmekten, üç beş kişiyle beraber aynı şeyi yapıyor olmaktan zevk alıyorum. Mutlu olmak istiyorum, gülmek istiyorum. Bu Türkiye’de utanılacak bir şey haline geldi. Mutlu olmaktan utanan insanlar var. Bizi bu hale getirenler utansın.

Siz kime gülersiniz ?

Ben hayatın içindeki küçük anlara çok gülerim, sinirim bozulur. Bu her şeyle ilgili olabilir. Genelde çok fazla kişinin görmediği durumlara çok gülüyorum. Büyük şeylere gülmüyorum. Benim çok komik teyzelerim var onlara çok gülüyorum. Anneme, babama da çok gülüyorum.

Anneniz Mısırlı mı?
Annem aslında Siirtli bir Arap ama ailenin kökeninde Mısır’la ilgili çok şey var. Mesela benim anneannem Arapça konuşarak öldü, Türkçesi çok iyi değildi. Zaten İstanbul’a gelmişler, Moda’ya. Annemle babam da burada tanışmış gençken. Başka bir kültür tabi. Türkçe konuşamayan bir anneanne. Her yaz bir araya gelirdik, o bana Arapça anlatırdı ben ona Türkçe cevap verirdim.

Şimdi biliyor musunuz Arapça?

Çok iyi konuşamasam da anlıyorum.

Arap kültürü başka bir kültür olmalı değil mi?
Evet, hele ki kadın grubu çok yüksekte, çok enerjikler, hani bir şey olsa da gülsek havasındalar. Ben böyle bir ailede büyüdüm.

Çocukken oyuncu olacağınız oradan belliymiş o zaman!

Tabii, mesela benim Aysel Teyzem var ve onun inanılmaz bir taklit yeteneği vardır kusursuza yakın. Ne görse anında taklidini yapar. Bunun içinde ben de varım, babam da var… Hepimizin inanılmaz taklidini yapar, hem de kostümlü. Sonra gider üzerini çıkarır ve hiçbir şey olmamış gibi gider mutfakta yemeğini yapar. Performans sanatçısı gibi.

Bu sene yine tiyatro var mı?

Çok istiyorum, bir şeyler var aslında. Ben yerli oyun oynamak istiyorum.

Televizyonu seviyor musunuz?

Evet, ben televizyonu seviyorum ve ilgileniyorum televizyonla. Yani tekniğini, mantığını, formülünü, projeleri, neyin iş yaptığını biliyorum ve ilgileniyorum.

‘Güzel kadından komedyen olmaz’ derler, hakikaten öyle mi?

Hayır tabi ki, çok fazla güzel kadın var, mesela ben! Bence komedyen olmak için özellikle güzel ya da özellikle çirkin olmaya gerek yok. Ama kusur insana çekici gelir, çirkini yakın hisseder kendine. Hayattaki herkesin burnu şahane görünmüyor bunu hepimiz biliyoruz. Seyircinin kendine yakın bir şey görünce onu sevdiğini düşünüyorum. Dünyada da çok güzel komedyen kadınlar var.

Türkiye’de yok mu?

Var, işte ben. Demet Evgar da çok güzel mesela. Ezgi Mola’yı da beğeniyorum, Büşra Pekin de var. Bence eğer komedyen kadınsan şanslısın; çünkü senin bir özelliğin var ve bu az bulunan bir şey. Senin yaptığını herkes yapamaz. Mesela Binnur Kaya’nın oynadığı rolü Türkiye’de kaç tane oynayabilecek kadın var? Binnur, bir şeyi alır ve duvarlara vura vura oynar sen de hayran kalırsın ona. Ben onu izlemeye bayılıyorum. Gerçekten Binnur Kaya’nın yaptığını yapabilecek o kadar az oyuncu var ki.