Seçmen uygun bir lider görse satın alacak ama göremiyor!

Seçim sonuçlarını en doğru tahmin eden araştırma şirketlerinden biri olan Andy-Ar'ın başkanı Faruk Acar koalisyon sürecini, seçim dönemini ve popüler kültür dünyasının siyasetle ilişkisinin ne sonuçlar getirdiğini değerlendirdi. Armağan Çağlayan'ın söyleşisi...
Seçmen uygun bir lider görse satın alacak ama göremiyor!

Benim inanamadığım bir şey var: Bir siyasi parti size geliyor ve diyor ki "Benim için araştırma yap." Burada araştırma şirketinin tarafsız kalması mümkün mü?
O araştırma şirketinden araştırma şirketine değişir. Bu tamamen gündelik şartlarda, voleyi vurayım gibi bir yaklaşımsa, düşündüğünüz, evet doğru. Tek seçimde olmak üzere böyle tabela firmalar çıkabiliyor, kamuoyunda manipülasyon yapmak adına. Bir sonraki dönem bu firmalar ortadan kalkmış oluyor. Çünkü bir de sandık sonuçları var. Sizin kamuoyuna seçim öncesi hazırladığınız, manipülasyon yaptığınız rakamlarla sandıktan çıkanlarla farklılığın ortaya çıkmasıyla birlikte, kamuoyundaki algınız dip noktaya geriliyor. Bir daha dikkate değer bir algınız olmuyor. Müşteri de sizi kullanabileceği kadar kullanmış oluyor ve bir daha zaten işine gelmediği için araştırma da vermiyor.

Teorik olarak söylediğiniz doğru. Ama pratikte biz kaç seçimdir yanlış bilen ve taraflı olan aynı şirketlerin aynı araştırmalarını okuyoruz.
Doğru. Öncelikle son dönemde çıkanlardan söz edersek bunlar sürdürülebilir olmuyor. Söylediğim şey bugün biraz daha karşılığını buluyor. Ama geçmişten gelen ve kamuoyunun kabul ettiği bir kanaat oluşturan firmalar, bilmeseler de devamlılığını bir şekilde sürdürüyor. Bahsettiğiniz firmalardan ANAR mesela, köklü bir firmadır. Ama Gezici henüz çıkmış bir firmadır. 

En son seçimde en doğru seçim sonucunu siz tahmin ettiniz.
Evet. Bir önceki seçimde de yine tek bilendik. Referandumda da öyleydi. Bizi alırken kısmi olarak benim yansıttığım görüş ve profil olarak bir AK Parti yakınlığı algısı olabilir. Ama seçimlerde gösterilen başarılarla birlikte; bir AK Parti’ye yakın araştırma şirketi, bir CHP’ye yakın araştırma şirketi bir de ortadan Andy-Ar gibi bir şirket var, aslında başka da yok. Bir tane daha söyleyeyim diyorum da söyleyemiyorum…

Tarhan Hoca’nınki var, Konda. Sanki o da sola yakın gibi?
Tarhan Erdem zaten CHP’nin genel sekreterliğini de yapmış biri. Şimdi kızı da HDP’de. Konda tabii ki bunlardan ayrı tuttuğum bir yerde. Son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sandığa gitmeye engel olan bir manipülasyon algısı söz konusuydu, yüzde 58 vererek. Çok üzerine gitmeleri dolayısıyla Konda sanırım şu an partilerle çalışmayı bıraktı. Ben de şu an partilerle çalışmıyorum. Bize talepler geldiği halde! En doğrusu finans piyasalarında çalışmak. İşinizi doğru bir şekilde yapıyorsunuz.

Partilerle çalışmıyorsunuz ama siyasilere danışmanlık yapıyorsunuz tabii.
Uzun süreli bir sözleşmeye girmiyoruz. Anlık bir okuma, fotoğraf alma konusuysa; sahaya inip bir çalışma yapıyoruz. Şimdi üç aylık periyodlarla 'Yerel yönetimler performans araştırma' diye bir çalışma yapıyoruz. Türkiye’de 800’e yakın belediyeyle çalışıyoruz. Bunların yüzde 70’i AK Partililerden oluşuyor. "AK Parti’yle çalışmıyorum" dersem yalan söylemiş olurum. Dolaylı olarak AK Parti’yle çalışıyorum ama sizin söz ettiğiniz şey AK Parti’nin bizzat genel başkanıyla çalışmaktır.

Sizce seçmen yönlendiriliyor mu bu araştırmalarla? Manipülasyon oluyor mu?
Kamuoyu algısının araştırmalardan etkilenmesinin bilimsel karşılığı yüzde 2 civarında. Ama Türkiye’de bunun üzerinde olduğunu söyleyebilirim. En azından seçime katılım anlamında. HDP’nin sürekli baraj sınırında telaffuz ediliyor olması misal, tüm Türkiye genelinde bir algı yarattı. Her gittiğimiz yerde HDP konuştuk.

CHP'Lİ SEÇMEN MHP'YE DE AYNI İYİLİĞİ YAPMIŞTI
Bu sebeple de yüzde 13'e mi çıktı diyorsunuz?

MHP'de aynısı olmuştu, 2011 seçimlerini hatırlayın. Kaset iddiaları çıkmıştı ve MHP’nin baraj gibi bir problemi olduğundan araştırma şirketlerinin söz etmeye başlamasından itibaren CHP’li seçmen o zaman da MHP’ye aynı iyiliği yapmıştı. Bugün HDP’ye yaptı. Ama seçim sonunda görülüyor ki kantarın topuzu kaçmış. Bugün için böyle olduğu düşünülüyor olsa da partilerin yürüttüğü kampanyalara haksızlık etmemek lazım. 

HDP artık hep barajı aşacak bir parti mi?
Bunu söylemek için çok erken. Bu seçimde çok fazla anket dinledim. Özellikle telefonla yapılan görüşmeleri. İndim aşağı, bizzat anketörün yanında görüşmeleri dinledim. Özellikle HDP’lileri... Çok özel bir seçimdi bu. HDP milyon dolarlar harcasa böyle bir kampanya yürütemezdi! Olağanüstü başarılı bir kampanyaydı. Seçmen nezdinde hangi boyutta olduğunu çok merak ettim. Bu benim için çok büyük bir deneyim olacak. Tarihte bir daha böyle bir deneyim yaşama fırsatımız olmayabilir. HDP’ye oy vereceğini söyleyenler, daha önceki seçimlerde daha ihtiyatlı ve çekimser davranırken, bu seçimde çok nettiler. “Kime oy vereceksiniz?" sorusuna "Tabii ki HDP” boyutuyla yaklaştılar. Çok ilgi çekiciydi.
Şunu da söyleyebiliriz, AK Parti seçmeni bu kez çok ihtiyatlı davrandı. Kendini en rahat ifade edebilen seçmenken, bu kez böyle değildi. Gidişatın aslında AK Parti’nin aleyhine bir sürece doğru evrildiğini bir şekilde görmüştük. Biliyorduk. "Ben söylemiştim" demek için değil, geçmişten gelen bir trendi takip ettiğimiz için söylüyorum.

Bu kadar kararlı seçmen artık hep yüzde 10 barajını aştırır mı?
Barajı aştıran en önemli etken, kendi seçmeniydi. Güneydoğu bölgesindeki seçmenleri toparlamasıydı. Bunun çok fazla değişeceğini düşünmüyorum.

YA MHP'YE, YA HDP'YE OY VERECEĞİM DİYEN SEÇMEN VARDI
Yani biz artık hep dört partili bir meclis göreceğiz.
Şu an itibariyle belki bunu söyleyebiliriz. Şu anda seçmenini tutuyor. Ama bu dil Öcalan’a giderse seçim öncesindeki 'Türkiyelileşme' dilinden koparsa bu dil... Örneğin seçim ertesinde Bakırköy’de bir kutlama yaptılar, tüm bayraklar Öcalan bayrağıydı… Bugün HDP’nin dilini seçim öncesi dilden biraz daha farklı duyuyorum. Evet, Nişantaşı’nın büyük bir katkısı oldu HDP’ye. En azından önünü kesmedi. HDP, sadece Kürtlerden gelen oyla barajı aşamayabilirdi. Seçim öncesi bir çalışma yaptık. Yedi, sekiz seçimdir hatırladığım kadarıyla daha önce kararsız seçmenler hiç yüzde 20’ler dolayında olmadı. Ama bu seçimde, seçime dört ay varken, yüzde 20 gibi bir kararsız seçmen vardı. Üç ay kala ise kararsız seçmen oranı yüzde 17'lerdeydi. Sorduğumuzda bize "HDP ya da MHP’ye oy verebilirim" diyen bir seçmen kitlesinden söz ediyoruz. "Ya MHP’ye vereceğim ya HDP’ye" dediler. Anlamlandıramadım. Bahçeli’ye de anlatamadı kimse bunu, Selahattin Demirtaş’a da... 

Dünyadaki bu sol rüzgarın da HDP’yi etkilediğini düşünüyor musunuz?
Yunanistan belki... Şu anda Türkiye’de Abdullah Gül dışında alternatif tek bir lider yok! Çok uzun yıllardır yaptığımız tüm araştırmalarda, "Türkiye’de en beğendiğiniz lider kimdir? Türkiye’nin geleceğinde etkili olacağını düşündüğünüz bir isim var mı?" diye sorduğumuzda hep aynı isimlerle karşı karşıya kalıyoruz. Alternatifsizlik duygusunu yaratan olgu da aslında bu. Birini görse satın alacak. Ama göremiyor. HDP’de gördü bunu. Selahattin Demirtaş bunu verdi.

Şunu mu söylüyorsunuz: Selahattin Demirtaş yerine Figen Yüksekdağ tek başına olsaydı…
Bu düzeyde bir karşılığı oluşturamazdı. Selahattin Demirtaş’ın çok önemli bir etkisinin olduğunu, verilerle de zaten paylaşıyoruz. Ama dil, propoganda, kampanya dönemi, 'biz' vurgusu, gönüllülük, aktivist gibi çalışan bir algı vesaire... Bunların her biri ayrı ayrı bir katma değerdir. Ama bunların bütünlüğü, çatısı, şemsiyesi ancak Selahattin Demirtaş'la bu düzeye çıktı.

Meclis başkanlığı seçiminden sonra herhangi bir veri okudunuz mu? Çünkü beklenmedik bir şey oldu. Muhalefet partileri birbirine girdi!
Şu anda süreci en olumlu götüren parti CHP. CHP bir uzlaşı arıyor. Ama koalisyon da kurulsa, iki aylık bir koalisyon olacak bu. Seçim kararı alınırsa da yine altı ay içinde gerçekleştirilecek bir seçimden söz ediyoruz.

Ben parti genel başkanı olsam iki ay için niye koalisyon kurup riske atayım...
Çok önemli bence. Asıl erken seçime gidilirse önemli koalisyonda olmak.Bir kere topa girdiğiniz anda aktör olursunuz. Ancak topa girdiğinizde ve aktif rol üstlendiğinizde rakibinizi yıpratabilirsiniz.

Bu mantığınıza göre en yanlış duran parti MHP.
Biraz öyle ama ben MHP’nin, poker masasındaymış gibi eli güçlü olduğuna dair blöf yaptığını düşünüyorum. Çünkü gidilebilecek bir seçimde oylarında radikal düzeyde bir düşüş olacağını bence kesin görüyordur. Öncesinde AK Parti için de aynısını düşünüyordum. Diyordum ki "AK Parti fecaat." Anadolu’da adayların bir hükmü yok. Tanınmıyorlar illerde. "Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sonrasında AKP'de kim lider olmalı?" diye sorduğumuzda Ahmet Davutoğlu ismi, Suriye meselesiyle birlikte yüzde 2’lere kadar düşmüştü. Birinci sırada Abdullah Gül vardı, ikinci sırada Bülent Arınç, üçüncü sırada Ali Babacan, dördüncü sırada Numan Kurtulmuş, beşinci sırada Ahmet Davutoğlu vardı. Abdullah Gül yüzde 76, Bülent Arınç ve Ali Babacan yüzde 10’lar dolayında, Numan Kurtulmuş 3 civarında, AK Partili seçmenlere sorduğumuzda Ahmet Davutoğlu sadece yüzde 2’ydi. Buna rağmen bir lider değişimi yaşanıyor. Seçime kendi geleneğinden gelmeyen teşkilatlanma yapısıyla gidiliyor. Ardı ardına hatalara bakın. Genel başkanlık düzeyinde ve kendi iç dinamikleri adına söylüyorum. Sonrasında adaylarla ilgili bir facia yaşanıyor. Olumsuz bir değer söz konusu. "Kürt sorunu yoktur" diyerek Kürtler gidiyor, milliyetçiler de gelmiyor. Hakan Fidan-Ahmet Davutoğlu arasındaki mesele, Merkez Bankası’nın fırçalanması vesaire...

CHP SONRAKİ SEÇİMDE MEYVELERİ TOPLAYACAK
Ama hepsi de Davutoğlu’nun iradesi dışında olan şeyler.

İşte zaten doğal lider Erdoğan değil mi? Araştırmalarımızda "Niçin AK Parti’ye oy verdiniz?" diye sorduğumuzda "İdeolojime yakındır" diyenler yüzde 19’a kadar düştü. İkinci sırada Erdoğan var. "Ahmet Davutoğlu’ndan dolayı verdim" diyen yok. "HDP’ye neden oy verdiniz?" deyince Selahattin Demirtaş çok daha yüksekti. "MHP’ye neden oy verdin?" deyince, kısmen de olsa Bahçeli çıkıyor sebep olarak. "CHP’ye neden oy verdiniz?" dediğimizde orada da Kılıçdaroğlu var. Liderlerde olmayan tek isim Ahmet Davutoğlu. Gündemi, CHP açtı. Erdoğan karşıtlığı üzerine kurguladığı siyaset tarzının benimsenmediğini, bunun öteye geçemeyen bir pozisyon olduğunu anladı ve vazgeçti. Bu çok radikal bir dönüşümdür ama bunu meyvelerini toplamadı. Hemen gidilecek bir seçimde CHP bunu meyvelerini toplayacak. Yani tohumunu, attı, suyunu verdi, şimdi meyvelerini toplayacak.

CHP’den HDP’ye yüzde kaç oy gelmiştir?
Yaklaşık yüzde 3... MHP gibi bir parti varken, İstanbul’da üçüncü parti konumunu üstlenen bir parti oldu HDP. Bu çok olağandışı bir şey. Çok önemli bir başarı.

Sizce meclis başkanlığında muhalefetin bir adayı seçilseydi çok şey değişir miydi hayatımızda? Siyasal algı olarak söylüyorum. Muhalefet, seçmen algısını değiştirmeyi başarabilir miydi? Şimdi bence algı tersine döndü tekrar.
Evet, doğru. Bu AK Parti için önemli bir motivasyon oldu bir kere. Kaybetme duygusunu ilk defa tadan bir parti olarak çok önemli oranda bir dejenere olma durumu söz konusu idi. Ama meclis başkanlığında alınan başarı AK Parti’nin "Oh" diyerek rahatlamasına sebep oldu. Diğer muhalefet seçmenlerinde bir kızgınlık oluştu doğal olarak.

YÜZDE 70 ÇÖZÜM SÜRECİNE DEVAM DİYOR
Barış sürecinin rafa kaldırılması, MHP’nin koalisyon şartlarından biri ya…

Çok yanlış, seçim öncesinde kamuoyunda oluşan üç ana başlık var, birincisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın anayasal çizgiye geri çekilmesi. İkincisi Yüce Divan’daki dört bakanın hâlâ bitmemiş bir mesele olması, mecliste bitmiş olabilir ama halkta yok bunun karşılığı. Üçüncüsü ise çözüm süreci meselesi. Çözüm sürecine destek bugün yüzde 70. Henüz bir haftalık verilerden bahsediyorum. Yüzde 70, "Çözüm süreci devam etmeli" diyor. MHP’lilerin ise yüzde 44’ü çözüm sürecinin devamından yana. MHP’ye oy veren seçmenlerden bahsediyorum, bunun altı özellikle çizilmeli. Diğer partiler zaten talep ediyor. Yüce Divan meselesinin tekrar açılmasını isteyenlerin oranı yüzde yüzde 68 dolayında. AK Partililerin yüzde 52'si tekrar açılmasını istiyor. AK Parti dahi bunu kabul etmemiş vaziyette. Diyor ki "Şu işi çözün. Bu artık AK Parti'nin önünde engel olmaktan çıksın." "Kendinize gelin" mesajı veriyor seçmen. Bunu partiler ne kadar okuyor göreceğiz. Yüzde 68, bir beyaz sayfa açılsın diyor.

Ne kastediyorsunuz?
Yani mecliste hesaplaşma mı olsun, rövanşist bir yaklaşım mı olsun, yoksa beyaz bir sayfa açılarak Türkiye’nin normalleşmesi, uyumlu bir çalışma süreci mi gerçekleşsin? Beyaz sayfa yani, hepimiz için.

AKP de kaybetmiş değil ki. Niye kaybetmiş olarak bakılıyor? Son tahlilde Türkiye’de en yüksek oyu almış parti AKP?
Neticede yüzde 41’in kaybetmişlik algısının temelinde, AK Parti'nin dokuz seçimdir üst üste zaferle çıkan bir parti olması var. Siyasetin dili burada önemli. Cumhuriyet Halk Partisi "Ben yüzde 30’um" dediğinde yüzde 26 alırsa, bu bir başarısızlıktır. Siyasetçiler hedef koymayacak mı? Tabii ki koyacak. Ama pazarlığı olmayacak bir orandan açarsanız, algınız bu noktada olabilir. İktidar partisinin aldığı oy oranıyla bugün muhalefet partilerinin alabildiği oy oranına bakınca görüyoruz ki tarihte böyle oy oranları yok. Kaldı ki takip eden iki büyük partinin, hem CHP hem MHP’nin toplamı kadar bir orana sahip. Bunu başarısızlık olarak addetmenin karşılığı, benim değil kendilerinin oluşturduğu güç algısının altında seyretmiş olmalarıdır. Yüzeysel bir dil kullanılsaydı olabilirdi. Ama 400’le açılıp 258’le karşılık bulması, iktidar gücünü kaybetmiş olması, ki yüzdelik orandan da önemlisi ilk kez 276’nın altında kalmaları durumu var.

Üç yıl sonra yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçiminde de mi tehlike görüyorsunuz AK Parti adına?
Tabii ki. Ötesini söyleyeyim, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi tehlikede. Hatırlayın 30 Mart yerel seçimlerindeki İstanbul'la Ankara algısını. Eğer AK Parti İstanbul'u kaybetmiş olsaydı, zaten kaybetmiş olacaktı. Bunu zaten bugün hiç konuşmuyor olacaktık. AK Parti bitmiş olacaktı.

EN BÜYÜK SORUN 'EĞİTİM' DİYORLAR
Yaptığınız araştırmalarda Türkiye'nin en önemli sorunu ne çıkıyor?
Hiçbir yönlendirme yapmadan "Sizce Türkiye’nin en önemli sorunu, çözülmesi gereken en öncelikli sorunu nedir?" dediğimizde "Eğitim" geliyor. "4+4+4" sistemi başlığı çıkıyor artık araştırmalarda.

En yüksek bu mu çıkıyor?
En yüksek değil. Ama sıralamada yerini alıyor.

En üstte ne çıkıyor Türkiye’nin en önemli sorunu nedir denilince?
Veri olarak paylaşabilirim bunları. Şu an itibarıyla muhalefet partileri Türkiye’yi okuyarak bir kampanya yönetti.

Oraya bakarsak ekonomi birinci sırada...
Ekonomi birinci sırada. Asgari ücret, işçi maaşları ve emekli maaşları. Bunlar nedeniyle dillendirilebilir bir hal aldı, CHP tarafından. Bence kendileri adına çok önemliydi.

Ali Taran başarısı değil mi o?
Tam olarak bunu söyleyemem. Çünkü daha iyi bir dil ve daha iyi bir konsept oluşturulabilirdi. Herkes Ali Taran’ın başarısını merak ediyordu ama bir Erol Olçak olmadığını gördük. Erol Olçak’ın Türkiye’de kampanya dönemi içerisinde insanların duygularını teslim alan, satın alan bir konsepti oluştu. Ama bu seçim için geçerli değil. Geçmiş seçimlerde Erdoğan’a gönüldaşlık meselesini işleyen bir pozisyondaydı. Lider odaklı bir noktadaydı. Bugün sokağa çıkıp "CHP’nin verdiği vaatlerden hangisini hatırlıyorsunuz?" diye sorunca sadece emeklilerle ilgili olan akılda kalıcı oldu. HDP’yi sorun, bir sürü şey çıkabilir ortaya.

ALTI AY İÇİNDE SEÇİM BEKLİYORUM 
Bugün erken seçime gidilse sonuç ne olur?
Hiçbir şey değişmez! 7 Haziran seçimleri için 20 yıl sonra nasıl hatırlıyorsunuz dediklerinde "HDP’nin barajı" diyeceğiz, önümüzdeki erken seçim için de 'algıların seçimi' derim.

Siz epey iddialısınız erken seçimin olacağı konusunda?
Altı ay içerisinde bir seçim bekliyorum ben. Bunu daha 7 Haziran gecesi ifade ettim.

Şunun seçmen üstünde bir etkisi var mı? AKP "Yeniden seçim" diyor, diğerleri "Erken seçim", AKP DAEŞ diyor, diğerleri IŞİD? Bu niye böyle? Bunun insanlar üstünde etkisi var mı?
Var. Özellikle, bir çoğunluğu temsil ediyor olgusu yaratma isteğiyle birlikte kendi dilini oluşturan ve kendi dilinden yola çıkan bir kısıtlama... Bunu ilk türbanla yaratmıştı hatırlarsanız.

Sizce Gezi olmasaydı HDP yine bu başarıyı yakalar mıydı?
Gezi olayları, bir dönüm noktası. Ama sadece buna indirgemek mümkün değil. Selahattin Demirtaş’ın başarısının nereden geldiğini söyleyeyim. HDP soruyorsunuz ama ben Selahattin Demirtaş’la cevap veriyorum, çünkü önemli. Cumhurbaşkanı seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu, 14 partinin desteklediği çatı aday olarak ortaya çıktı. Bence mantıklıydı. Çünkü Erdoğan’ın karşısında muhafazakâr referanslara sahip olan birinin yarışıyor olması, Erdoğan’ın söylemlerini yumuşatmasına neden oldu. Ama çok iyi niyetli bir adam olması nedeniyle Erdoğan bir kurt siyasetçi olarak mindere çekti ve onunla yarıştı. Bu arada bir boşluk oldu, Erdoğan’a o üslubuyla karşılık verebilecek düzeyde biri olmamasıyla birlikte, Selahattin Demirtaş hemen o arayı doldurdu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’la Ekmeleddin İhsanoğlu yarışmadı, Selahattin Demirtaş yarıştı. HDP için bu bir dönüşümdü.
Bir de HDP’ye yalnızca Kürt olarak bakamayız. HDP’nin içinde çok renkli simalar var temsili olarak. Ermeniler, Süryaniler, Aleviler... Haykırmak üzere oradalar. Az önceki aktivist yaklaşım benzetmem bundan kaynaklanıyor. Beyaz Türklerin de bu hoşuna gitti. HDP kendini bu alana iyi oturtmayı başardı. HDP gibi tamamen 'siyahi' bir algının oluştuğu yerde Beyaz Türklerin bir şekilde yer bulması, HDP adına çok büyük başarıdır. "Bunun kırılma noktası neresidir?" derseniz, tüm partiler için Gezi olaylarıdır. Hem CHP hem MHP hem AK Parti hem de HDP için. Tüm partiler bir şekilde burada bir taraftı. MHP’nin yükselişi de oradan kaynaklandı. Bir kesim kefenini giydi. Tuttu. Bunun meyvelerini topladı. Dış mihrak dedi ve tuttu. Cumhuriyet Halk Partisi tam olarak bunun içerisinde yer alamadı. Aktör olamadı. Ama neticede kendini göstermek üzere iyi niyetli bir arayış içerisinde. Zaten son yıllarda sürekli bir arayış içerisinde, kaybetmedi. Ne oradaydı ne değildi gibi bir durumla yer aldı. Ortada durabilme başarısı da önemli bir yerdir.
MHP çok net bir duruş sergiledi. Devlet Bahçeli’nin devlet adamı kimliğini gösterebileceği en iyi alandı. Ülkücülerin sokağa çıkmasını ve Gezi olaylarının bir parçası olmasını açıklamasıyla birlikte "MHP de burada, iyi ki MHP var" diye bir görüntü çıktı. Bugünkü oylarda da gördük bunları. MHP bir fren sistemi, denge partisi konumunda bakan bir seçmenden söz ediyoruz. HDP marjinalleri topladı ve kendini gösterme fırsatı buldu. Her parti kendine özgü bir şey oluşturdu. Gezi olayları o yüzden okunamadı. Okunmalıydı dememdeki en büyük neden bu.
Gezi Olayları Türkiye’nin tarihini yeni bir döneme sokmuştur. Gezi Olayları sonrasındaki gelişmeler, AK Parti’nin daha da yıpranmasına neden olan değişiklik arz eden süreçler oldu. Bir çatışmaya girdi. Tamamen saflarını netleştirdi. Ortada, merkezde yer alan istikrarı, güvenceyi teslim eden ve iş yapan bir parti konumundan özellikle 'paralel' diye tanımladığı düşmanı ortaya koymuş olmasıyla birlikte, diğer cephenin tamamını karşısına aldı. Kendi tabanına yoğunlaştı. 

Cemaatin oyunun ne kadar olduğunu ölçen bir araştırma var mı?
Var. Onu da biz yaptık. Henüz AK Parti’yle aralarında bir sorun yokken çok güçlendiklerini hissettiğimizde, değerli bir akademik kadronun danışmanlığında gerçekleşti. Türkiye'deki tek çalışmaydı. Cemaatin oyu aşağı yukarı yüzde 3,5-4 oranındaydı. Fakat bir çarpan etkisi var. "Yakın çevrenizde cemaat mensubu olan var mı?" diye soruyorduk. Etkilenme anlamında söylüyoruz. "Ailenizde veya yakın çevrenizde cemaat mensubu biri var mı?" diye sorduğumuzda, oran yüzde 17’lere çıkabiliyordu. Hepimizin etrafında cemaate mensup insanlar var, vardı. Bugün yüzde 1 dahi yok. Erdoğan onu da bitirdi. En başarılı olunan alan diyebilirim.

En güçlü olduğu dönemde yüzde 3,5-4’tü bugün 1 bile yok?
Evet, yüzde 1 dahi olmadığını gördük. Çarpan etkisiyle belki yüzde 2-2,5 dolayında olabilir. Çarpan etkisinden kastım nedir? Stratejik oy kullanmaya yönlendiren bir algı olabilir. Bugün bir cemaati temsil eden ve algı yaratan Fethullah Gülen cemaati demiyoruz. Cemaat diyoruz, herkes kim olduğunu anlıyor. Şimdi dolayısıyla cemaate mensubiyette bir problem yok, algı anlamında. Ama artık cemaatlerin de bir şekilde toplumda bir korku ve endişeyi temsil eden, tereddütle yaklaşılan bir algıya neden olduğunu gördük. Bundan sonra herhangi bir cemaat üyesiyseniz de cemaatlerin çok da kredibilite alanı kalmadı diyebiliriz. Bu süreçlerle birlikte sonuç alınan en önemli şey bu oldu.

BUGÜN NAZLI ILICAK'IN BİR HÜKMÜ YOK 
Hiç şöyle bir araştırma yapıldı mı: Bazı sanatçılar iktidara yakın durdular, toplum onları linç etti falan. Bu durum o sanatçılara fayda mı getirdi yoksa zarar mı verdi?
Son dönemde, Tuğçe Kazaz örneği var. AK Parti’yi temsil her ne kadar ideolojik söylemlerden uzak bir noktaya ilerlemeye başlasa da bir kemik taban var. Bu taban Milli Görüş geleneğiyle yetişmiş. Her ne kadar bugün merkez gibi konumlandırmaya çalışsak da... Milli Görüş tabanında Tuğçe Kazaz’ın bir karşılığı olmaz. Ama bugün itibariyle Milli Görüş’ün tam tersinde olanlar nezdinde de bir karşılığı yok. Bir taraf olmasıyla birlikte kendini hemen oraya kabullendirebileceği bir alanı yok. Bu biraz sizin nasıl bir algı yarattığınızla da ilgili. İktidar gücüne odaklı, çözüm süreci, heyetler, sanatçılar topluluğu gibi popüler isimlerin ön plana çıkmasındaki süreçlerden AK Parti faydalanabilir. Kamuoyu oluşturma adına faydalanabilir. Ama bu sanatçıların toplum nezdinde bir taraf olmaları, bu anlamda kendilerine bir olumsuzluk katıyor diyebilirim. Günün adamı olmak herkese olumsuzluk katar. Ama dünden beri bugün itibariyle benimsediğiniz şey aynıysa…

Tutarlılık yani.
Tabii tabii. Ben Tuğçe Kazaz’ı en son haçlı kolye takıp evlenip Yunanistan’a giderken hatırlıyorum. Bugün gelip tekrar Müslüman olabiliyor. Olabilir. Saygı da duyuyorum. Hiç problem değil. Ama bir fotoğraf var insanların kafasında. Bu bugünün adamı şeklinde yansır, tutmaz. Bu durumu paraya döndürenler var. Paraya dönenleri en fazla AK Partili belediyelerin organize ettiği konserlere çıkanlar olabilir. İlahi söyler. Bir sürü AK Partili belediyenin konserinde bir numara haline gelir. Eğer siyaset ve popüler kültürü birbirine paralel oluşturmaya çalışırsanız bu asla tutmaz. Taraf olmaya çalışmanın bir geçerliliği ve hükmü yok. Kendisi açısından olumlu algılanmak mı istiyor yoksa paraya dönüştürmek için mi yapıyor?  Bugünkü siyaset dili diyor ki "Ya benden ol ya da karşıdan ol." 

Taraf olmayan bertaraf olur.
O yüzden bana çok fazla söyleniyor. Ama rızkı veren Allah. Buna böyle inanmak gerekiyor. Eğer böyle teslim oluyorsanız problem yok. Siz işinizi düzgün yapıyorsanız, dünle bugün arasında radikal bir değişim yoksa…Dün AK Parti’yi yere göre sığdıramayan bugün tam karşısında nefretle bakanların da bir hükmü yok.

Kim mesela?
Çok var. Nazlı Ilıcak mesela. Bunların da bir hükmü yok.

Bu kadar çok programa çıkıyorsunuz, Türkiye’deki haber kanallarında program yapan en iyi moderatör kim?
Ahmet Hakan. Çünkü köprünün öteki tarafını da bu ucunu da çok iyi biliyor. Ben de öyle biriyim. Aynı yerden geliyoruz. Benim annem de kara çarşaflı bir kadın. Erbakan benim kirvem. Çok bayrak astım. Hafızım, İmam Hatipliyim. Ben onun gibi bir değişim yaşamadım. Ama şunu da söyleyeyim şimdi olağanüstü bir kalemi var ve vuruyor, muhalif. Ama programında asla bunun esamesi okunmuyor. Çok ilginç. Hakikaten tarafsız. Burada durabilmek çok önemli. Ben de öyleyim. Mümkün olduğunca Ahmet Hakan gibi tarafsız durmaya gayret gösteriyorum. O yüzden o çok iyi. Şirin (Payzın) çok iyi. Arkadaşım da ama çok taraflı. Şimdi Didem çok iyidir HaberTürk’te. Didem Arslan.

BİRİNİ SİYASETE SOKABİLİRİM DE ÇIKARABİLİRİM DE! 
Türkiye’de tartışma programlarına çıkan insanlar hep aynı insanlar. Hiç "Beni o varken çağırmayın" dediğiniz insanlar var mı?
Çok. Araştırmacıların çoğuyla çıkmam. Oturmuş araştırma şirketi değilse çıkmam. Gezici'yle falan. Özellikle saldırgan kişilerden nefret ediyorum. Üslupları çok rahatsız edici. Benim de öyle bir tarzım yok. Neticede söylemek istediğim şeyleri birisinin hoşuna gitsin diye söylemiyorum.

Popüler kültür piyasasına yeni girmiş bir şarkıcı size geliyor ve "Araştırma yapalım ve beni star yapın" diyor mesela. Bu mümkün mü?
Kendi alanımda parlatmak istiyorsam parlatıyorum. Siyasete sokabilirim de çıkarabilirim de! Yaptım. Yıllardır çok örneği var. Bugünkü bir sürü belediye başkanı da vardır. Ama o biraz kamuoyu oluşturucu isimler tarafından gerçekleşen bir şey. Bence siz daha iyi biliyorsunuz. Bunun çok açık bir ortamı var. Bugünkü parlayanların çoğuna bakınca genelde AK Parti döneminde parlatılan isimler. Bugünkü bir gazeteciyi siz 10 yıl önce tanımıyordunuz. 40 yıllık duayen gazetecilerden daha gazeteci. Bir sürü var. O yüzden bence çok mümkün. Çok hazır bir ortam var. Kolay tutuyor.

Röportajın başında dediniz ki "Ben daha çok finans alanıyla ilgili araştırmalar yapıyorum." Türkiye’de ne çıkıyor? En iyi yatırım gayrimenkul mu, altın mı, döviz mi?
Bizden finansçılar şunu istiyor. Türkiye’de taşların yerinden oynama ihtimali hangi alanlarda, sürdürülebilirliğin karşılığı hangi alanlarda? Biz yine siyasi araştırma yapıyoruz bu insanlara. Geliyorlar borsada milyarder, bir öğrenci gibi tamamen kendi işinden arınmış ve işine odaklı aynı zamanda. Şu nasıl olur? Abdullah Gül’e yatırım yapılmalı mı? Tayyip Erdoğan ne kadar daha kalabilir? Muhabbet ediyoruz.

O kadar.
Çok ilginç. Bunun karşılığında para ödüyorlar. Tabii saatlik para yatırıyorlar.

Sizce iki yıl sonra popüler kültürle ilgili bir projeksiyon yapacak olursanız ne söylersiniz?
Aslında önünüzde çok güzel bir model var. Şu anda özellikle medyada hiçbir hükmü, karşılığı olmadığı halde bir iktidar yandaşı alan açıldı. Bunun karşısında tek alan olarak CNNTürk göründü. CNN kendini parlattı. Yaşanan bir şeyden söz ediyorum. Denenmiş ve sonuç alınmış bir şeyden söz ediyorum. Böyle bir amaç güdülmediği halde, kendileri mağdur oldukları halde böyle bir ihtiyacın olduğundan söz ediyorum. Popüler kültürde, özellikle bu alanda boşluğu dolduran TV8 gibi, Acun Ilıcalı gibi bir marka çıktı ortaya.