Sevgiliye tahammül edemiyorum

Bir dönem magazin manşetlerinden inmeyen manken Deniz Akkaya, artık çok sıkılmış: "Bu kadar yerin altından yaşamaya çalışırken işlerim dışında, neden bunlar başıma geliyor? Masa başında yazılan hayal ürünü haberlere artık deliriyorum."
Sevgiliye tahammül edemiyorum

Magazincilerden sıkıldığına dair tweet’ler attığını görüyorum Deniz. Çok mu sıkıldın yoksa hâlâ benimle ne işleri var diye mi düşünüyorsun?
Evet kısmi olarak ne işleri var hâlâ benimle yorumu doğru. Şöyle ki 90’lı senelerde bilinçli veya bilinçsiz yaptığım şeylerin onlar için büyük malzeme olduğunu bildiğim zamanlarda yaptıklarımla ilgili ben kendi vicdan hesabımı yaptım. Hatta o dönemki çıkışlarımın yersiz olduğunu ve kısmi olarak hatalı tarafın ben olduğunu kendime o kadar anlattım ki! Şimdi anlamadığım, bu kadar yerin altından yaşamaya çalışırken işlerim dışında, neden bunlar başıma geliyor? Aksiyonun hiçbir kısmı ve sıfatı benimle ilgili değilken masa başında yazılan hayal ürünü haberlere artık deliriyorum. İnan bunu anne olunca anladım gibi manasız klişe bir cümle değil ama gerçekten anne olunca başka baktığım şeyler var artık. Önce Ayşe için sonra da 35 yaşında genç bir kadın olarak duruşumu böyle görmek istiyorum.

Sakınan göze çöp mü batıyor? Ya da kaçtığın için mi bu kadar kovalanıyorsun?
Eskiden kaçmıyordum yine kovalanıyordum şimdi hangisini yapsam bilemiyorum. Aslına bakarsan sen beni iyi bilirsin, ben eskiden de pek ortada yaşamıyordum. Daha sosyal hayatta var gibi gözüken asosyal bir tiptim. Şimdi hiç vaktim de yok. Kendimle yaptığım vicdan muhasebesinde kızımla diğer annelere göre daha fazla vakit geçirmek zorunda hissediyorum.

İnsanlar neden hep sevgilin olması gerekiyormuş gibi davranıyorlar sana?
Bilmiyorum. Ben sevgili sıfatının altına giren insanlara çok tahammül edemiyorum, çocuğumun babası dışında. Ona gösterdiğim tahammül de bir buçuk sene. Uzun vadeli karşı tarafa tahammül edebilen, taviz veren insan olmadım. Sevgilileriyle var olmaktan gurur duyan, omuz omuza fotoğraf vermekten son derece mutluluk duyan bir insan değilim. Rahatsız oluyorum aslında biriyle yan yana gözükmekten. Sanırım ne istemesem aksi başıma geliyor.

Mesleğin ilk başında haber olayım diye yaptığın bir şey var mı?
Çok kitap okuduğun için sen de biliyorsundur. Bir felsefeci var: Alain de Botton. “Şöhretli olmayı seçen çocukların bilinçaltında mutsuz bir çocukluk vardır” diyor. Ben Sulukule’den bir aileden gelmiyorum. İkişer üniversite bitirmiş anne babanın çocuğuyum. İstanbullu aynı zamanda da Çerkes bir aileden geliyorum. Sert mizaçlı yani Alman ekolünden gelen anne babanın çocuğuyum. Tahmin ediyorum ki eksik bulduğum sevgiyi şöhretimde yakalamaya çalıştım, bilinçli magazine düşmek için değil. Hep sevgi açlığımı beni dışardan tanıyan insanlardan sömürmeye çalıştım. Halen de zaman zaman oradan bilinçli olarak beslendiğimi görüyorum. Eskiden bilinçsiz bakıyordum. Ben zaten işimi o kadar iyi yapan bir modeldim ki ister istemez şöhret birlikte geldi. Ama biraz daha kontrollü hareket edebilir miydim, yapsaydım burada olabilir miydim? Tabii bunların hepsi tartışılır.

Sen Ayşe’ye ünlü olmak istemeyeceği kadar sevgi veriyor musun?
Veriyorum. Çocuğumu farklı bir okula göndermeye çalışıyorum. Benim çevremden uzak ailelerin çocuklarıyla aynı okulda okumasını sağlıyorum.

Sanat camiasından uzak tutmaya çalışıyorum diyorsun yani?
Hayır, sadece sanat camiası içinde büyümesini engellemeye çalışıyorum. Ayşe yabancı menşeli bir okulda okuyor. Yabancı bir pasaportu var. Allah imkân verdiği sürece tatillerimizin bir kısmını yurtdışında geçirmeye çalışıyorum. Biz burada otobüse binsek parası bitti diyecekler, o yüzden otobüse binemiyoruz. Ama yurtdışında otobüse de biniyoruz, metroya da.

Ayşe’nin geleceği için endişeleniyor musun?
Nasıl endişelenmeyeyim. Türkiye’de yaşayıp da çocuğunun geleceği için endişelenmeyen şuursuzlar var. Bugün varsın yarın yoksun bu ülkede.

Bir anne olarak “Benim kızım yurtdışında yaşasın, bu ülke giderek daha kötüye gidiyor” diye düşünüyor musun?
Ben kendim için böyle bir şey düşünmüyorum. Kızım Amerikan vatandaşı, 18 yaşında beni de Amerikan vatandaşı yapabilir. Benim için Türkiye İstanbul’dan ibaret. İstanbul dışında bir yerde yaşamak çok ütopik geliyor.

Türkiye’de yaşarken kendinle ilgili şu andaki durumdan kaygıların var mı?
Evet, acı çekiyoruz ama ülkenin hayrına olacak diye düşünüyorum. İşlerim bittikten sonra bana kalan o azıcık vakitte “Ne oluyor bu ülkede? Neden oluyor? Bunlar neden başımıza geliyor? Başbakan gitse ne olur gitmese ne olur? Başbakan’ın bize getirdiği ve götürdükleri nedir? Yeni gelecek sistem daha mı iyi daha mı kötü?” Bunu farklı kafalardan dinlemek için inanın çok vakit ayırıyorum. Bizim ülkemizde siyasi parti, futbol takımı tutmak gibi algılanıyor. Zaten bence futbol takımı da böyle tutulmamalı. Benim endişem şu: Cahilleşen bir toplum görüyorum. Durumu analiz edemeyen insanlar o kadar çok kalabalıklaştı ki… Eğer kalabalıkların attığı oy bizi yönlendirecekse bu kalabalıkların kendilerini doğru yönlendirmeleri lazım. Ayşe mesela Atatürk kim biliyor. Ayşe’nin yaşında Atatürk’ün kim olduğunu bilmeyen çocuklar var.

Yeni nesil anne babaların çocuklarıyla çok fazla ilgilenip çocuklarına alan bırakmadıklarını düşünüyorum…
Ben öyle değilim ki. Çocuğum hafta sonu ata, tenise, basketbola gitmiyor.

Ben onlardan çok sıkılıyorum. Bir de bu çocuklar 3 yaşında okula gidiyorlar.
Benim çocuğum bir buçuk yaşından beri gidiyor. Korumacı zihniyetle aynı eve koyuyorsun ama bence doğru bir şey yapmıyorsun. Ben bununla ilgili çok okudum araştırdım, bilgiye sahibim. Çocuğun kendi boyundaki insanlarla oynamasının daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bir buçuk yaşından beri oyun gruplarına gönderiyorum. Cumartesi, pazar da hiçbir şey yaptırmıyorum.

Çocuğunu tek başına büyütüyor diyebilir miyiz senin için?
Ayşe’nin babası biliyorsun artık burada yaşamıyor. Hafta sonu değil daha uzun süreli ama kompakt şekilde görüşmesi gerekiyor. Evet ben yalnız olarak büyütüyorum diyebilirim kendi açımdan. Kaçış alanım yok nefes almak için. Ayşe’nin bir baba figürü var ve onunla da ben olmadığım zaman sağlıklı vakit geçiriyor. Onlar yalnızken çok mutlular ben de ayrıyken. Orada olan şeyleri hiç gelip bana anlatmıyor, aksini de yaptığını düşünmüyorum. Biz ilişkimizi bu şekilde kurduk. Çocuğumun hayattaki sınavı da kendinden uzakta yaşayan babasıyla. İlişkisi devam ediyor ama kilometrelerce mesafe var aralarında.

Seninle ilgili Amerikan dili mezunu deyince çok şaşırıyorlar, zamanında kendini doğru anlatamadın diye üzülüyor musun?
Bunun benim anlatımımla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Çok sivri olduğun zaman iş senin kontrolünden çıkıyor. Çok sivri olan, uca kaçan insanların seveni ve sevmeyeni eşittir hayatta. Böyle bir pozisyonda zaten seni sevmeye başlayan insanlar çoğaldıkça bir ayağın çukurda… Bu şartlarda kendimi doğru anlatamadığım için değil çok uca gitmeye cesaret ettiğim için doğru anlaşılmadığımı düşünüyorum. Yoksa ben saçma sapan onunla bununla polemiğe giren biri değilim. Ama benim hayatımla ilgili atıp tutan birini görünce bu ne terbiyesizlik diyorum mesela.

Benim kafamda hiç yaşlanmayan bir Deniz Akkaya var Ajda Pekkan gibi. Sen de hiç yaşlanmayan birisi mi olacaksın?
Tabii onun yolu farklı, çocuk sahibi olmadı, kendini işe adadı ve hâlâ şan dersleri alıyor. Ama aslında içinde bir küflenme başladığı zaman bu dışına da yansıyor. Ben bazen çok yoruluyorum diyorum ki kendini neden bu kadar heba ediyorsun? Herhalde durursam içim küflenecek diye korkuyorum. İçten içe ben de korkuyorum. Bu ama 20’li yaşlardaki insanlarla yarışmak değil ben kendimi 20’li yaşlardaki bir kadından daha güçlü hissediyorum. Çok donanımlıyım, bunun salt güzellikten ibaret olmadığını da biliyorum ama fiziki özellikler itibariyle söylüyorsan benim de niyetim öyle olmak. Mesela annem daha genç, belki kızacak bu söylediklerime ama bir anneme bak bir Ajda Hanım’a. Sadece fiziksel olarak da söylemiyorum çalışma hızı yaşama tutunması. Benim o yaşlarda kendimi görmek istediğim profil deli gibi didinen biri olmak. Modern bir Türk kadını görüyorum Ajda Pekkan’da, ben de onun gibi olmak istiyorum inşallah da olurum.

Sen Türkiye’nin hep en güzel kadınları arasında sayılıyorsun. Sence şu anda kim Türkiye’nin en güzel kadını?
Serenay Sarıkaya’yı çok beğeniyorum. Onu gerçek buluyorum. Gülüşünü, konuşmasını, ne olursa olsun yaşam tarzını gerçek ve samimi buluyorum, uçlara kaçmıyor. Belki baktığımız zaman ağzı burnu yüzü ortalamada çok hokka değil ama modern bir kadın. Ben bir de fiziği de daha Avrupai olan kadınları beğeniyorum. O hem fiziği Avrupai hem yaşam tarzı yaşına uygun, yaşı ne gerektiriyorsa öyle yaşıyor. Genç yaşında iş hayatında da emin adımlarla ilerliyor. Ama sorarsan benim idealimde en beğendiğim kadın Angelina Jolie’dir.

Sana “Angelina Jolie’ye benzemek için estetik yaptırdı” diyorlardı…
O Liv Tyler’dı. Şöyle söyleyim: Angeline Jolie hayatımıza girdiğinden beri estetik doktorlarıyla hiç işim olmadı. Daha önce lazer yaptırmıştım. Angeline ile röportaja gitmiştim 8-9 yıl önce. Ondan sonra ona benzemek için özel bir şey yaptırmadım, bunu iddia edecek ne bir doktor bulabilirler ne de operasyonun içinde olan bir hemşire.

Seni özel hayatta da tanıdığım için biliyorum, iğneden bile korkan bir kadınsın ama gidip estetik operasyonlarını yaptırmışsın. Bu, benim sende çok hayret ettiğim bir şey. Mesela ben gıdımı aldırmak istiyorum ama ödüm kopuyor…
Ama o benim işimin gereğiydi. Ben çok görsel odaklı bir iş yapıyordum. Hâlâ da öyle. Sonuçta işime olan aşkımdan… Ben şunu kabul edemiyorum: Senin işin hukuksa bu bilgini yenilemen gerekiyorsa yenilemen lazım, senin işin uzun mesafe koşuculuksa sen her gün antrenmanını yapmak zorundasın. Ben duruma böyle bakıyorum.

Bir televizyoncu olarak ben seni bundan 10 yıl sonra Nebahat Çehre gibi göreceğime inanıyorum.
İnşallah.