Tayyip Bey'e çok kırgınım

Seren Serengil: Başlarda Tayyip Erdoğan'ı çok seviyordum. Sonra mesela bazı davetlerde beni hatırlamadığını düşündüm ve kırıldım. Zaten ben koşulsuz şartsız seven biri değilim, sevgi de karşılıklıdır.
Tayyip Bey'e çok kırgınım

Sizin Cine5’teki programınız dedikodu programı değil mi? Siz yıllarca hep dediniz ya “Şu magazinden çok çektim. Benim için böyle konuşmayın. Bana şöyle demeyin.” Ama aslında ona yakın bir şeyi aslında şimdi siz yapıyorsunuz.
Ama ben eleştirilen kişilerin tarafında oluyorum. Çoğu zaman sanatçıları temsilen oluyorum ama tabi ki eleştireceğim bir durum varsa iyi veya kötü eleştiriyorum. Kendi özeleştirimi de çok yaparım. Bu dedikodu programı değil sadece. Sadece magazin yapmıyoruz. Magazin de var ama biz o gün gazeteye ne çıkarsa mesela Abdullah Gül bile varsa onu da konuşuyoruz.

Hiç çekinmiyor musunuz? Mesela arkadaşınızla ilgili bir haber geldi. Aslında düşünceniz farklıysa bile yine de söylüyor musunuz?Maalesef olmuyor bende. Benim bu yüzden duruşum bence çok güvenilir. Çok yakın arkadaşım olsa tabi ki bir kollama isteğim oluyor. Çok insani bir şey bu çünkü sevdiğim insan için güzel şeyler söylemek istiyorum. O bir hata yapsa da korumak istiyorum. Mesela, Hülya Avşar’ı kayıtsız şartsız korurum çünkü acayip derecede yakınız. Çocuk yaşlardan itibaren, orta sonda veliliğimi yaptı. O yüzden o zamanlardan ailecek görüşmüşlüğüm var onunla. Ama yanlışını da söyleyebiliyorum çünkü bunu yapmak zorundayım. Alternatif bir kanalda program yapıyorum. Ana kanallardan biri değil. Programın tutması için natür olmam gerekiyordu. Zaten tip olarak natür değilim ama karakter olarak onu dengelemem gerekiyor. Doğruyu söylemeden edemiyorum. Kimi sevmez kimi çok doğru bulur. Bir duruşum var yani. Mesela Tayyip Erdoğan’ı çok seviyordum en başta. Herkese karşı kolluyordum. Şu bitti, bu bitti, mafya olayını bitirdi. Politikayla ilgili bir insan değilim zaten. Politikayla ilgilenmiyorum sadece TC vatandaşıyım ve ülkemin iyi idare edilmesini istiyorum. Bu kadar ilgiliyim. En başta herkesin korkuları vardı Türkiye, İran mı olacak falan filan diye. Baktım sonra korkularım olmadı. Herkes içkisini içmeye devam etti, silahlar patlamıyor artık. Daha güvenilir bir ülkede yaşamaya başladık. ‘Adam’ da bana biraz sempatik ve artistlik geldi. Hiçbir lisan bilmediği halde ‘One Minute’ demesi çok sempatik geldi. Öyle yaptı böyle yaptı adamı susturdu. Bütün bunların sonucu ben adamı sevdim; fakat sonrasında sen seni seveni sevmeye devam ediyorsun. Sonra mesela bazı davetlerde beni hatırlamadığını düşündüm. Kırgınlıklarım başladı. Sonra birkaç bir şey oldu uzaklaştık. Koşulsuz şartsız sevmiyorum ben. Ben koşullu şartlı seviyorum.

Çok egoist bir şeyden söz ediyorsunuz. Bazı sevgilerde karşılıksızdır.
Hangi sevgiler? Niye karşılıksız olsun. Ölümlü dünyada bir kere yaşayacağım. Ben onu seviyorsam o da beni sevmek zorunda yani.

Hayvanları karşılıksız sevmiyor musunuz? Ya da annenizi babanızı? Karşılıksız sevgiler var hayatta.
Hayır, onlar ben bırakmıyorlar, gitmiyorlar. Yanımdan ayrılmıyorlar, belki de o yüzden çok seviyorum. Bilemiyorum. Annemi karşılıklı seviyorum yani. Bence sevgiler karşılıklı. Karşılıksız sevgi diye bir şey yok. Romeo, Juliet falan zaten destan olmuşlar. Biz normal insanlarız ve gerçekten bütün sevgilerin karşılıklı olduğunu düşünüyorum. Beni seveni seviyorum, sevmeyeni sevmiyorum. Sende seni sevmeyen bir insanı sevmeye devam edemezsin. 



Niye? İnsanlar kara sevdadan, karşılıksız aşktan intihar edip atlıyorlar. Var öyle şeyler hayatta.
Olabilir atlayabilir ama ben kendimden söz ediyorum. Ben hiçbir şeyi unutmam. Kötülükleri çabuk unutuyorum da iyilikleri unutmam. O yüzden de hatır çok önemlidir. Beni seveni seviyorum. Sen beni aradığın zaman gerçekten heyecanlanıyorum. Neden olduğunu bilmiyorum. Gerçekten sevdiğim için her halde. Sevmesem, beni ölsem kimse getiremez. Bin kişi röportaj yapmak istiyor. Hiçbir şeyi sevmiyorum, televizyona çıkmayı da sevmiyorum. Gerçekten çok enteresan bir insanım. Belki de git gide enteresanlaştım. İstemiyorum yani.

Tayyip Bey’e siz mesela Cumhurbaşkanlığı vizyon toplantısına çağırmadığı veya iftara çağırmadığından mı kırıldınız.
İftara herkes gitti. Bazı şeyler vardır. Mesela ilk gününden itibaren onu tanıyan herkes sevdi veya sever gibi yaptı çünkü kuvvetli bir yerde. Korku da saygı getiriyor. Herkes saygı duyuyor falan filan. Etrafındaki o sevgi pıtırcığı olan tipler zamanla tanıdıkça oldu. Ben ilk günden beri seviyordum onu çünkü daha ne olacağı belli değildi yani. Herkesin korktuğu bir dönemde seviyordum. O beni hiç hatırlamadı yani. Hatırlamadığı için bende onu unutmak zorunda kaldım.

Sizin onu sevdiğinizden kendisinin haberi var mı? Siz ona kırıldınız.
Tabi ki. Bazı söylemlerim olmuştur. Ben Avrupa Birliğinden sorumlu devlet bakanı Egemen Bağış’ın yanına gittim o zaman. Olmadık insanlarla da el sıkışıyor gerçi. Düşünüyorum acaba saçım sarı olduğundan veya iddialı bir tip olduğumdan dolayı mı korktu. Sonradan düşününce ben en düzgün yaşayanlardan biriyim.

Belki sevgililerinizle nikahsız yaşadığınızdandır.
Ne olacak bundan? Nasıl yani?

Biliyorsunuz nikahsız yaşıyorlar diye dizilerde bile evlendiriyorlar. Valla 14 sene içerisinde hayatıma 4 kişi girdi. Üçüyle evlendim bir tanesi de flörtümdü. Ben zaten evlilikten yanayım. Tayyip’in beni sevmemesinin bundan kaynaklandığını düşünmüyorum. Etrafındaki insanların biraz daha duyarlı olmaları gerektiğini düşünüyorum. Çok fazla da önemsemedim aslında. Bu röportaj da bundan bahsetmemin sebebi çok önemsemem değil. O kadar uzatacak değilim ama seviyordum şimdi nötr vaziyetteyim.

Bu piyasaya karşı bir kırgınlığınız mı var? Birden bire şarkı söylemeyi kestiniz. Kendinizi geri mi çektiniz? Bu bir kırgınlıktan dolayı gelen bir şey mi?
Yok değil çünkü mecburiyetim yok. Niye kırılayım ki buradaki insanlara. Burada ki insanlar kimmiş. Onlar kim ki onlara kırılacağım. Onlar bir arkadaş grubu değil ki kırılayım. 2000’li yılların başında sahneye çıkmama kararı aldım çünkü en güzel yerlerde çıktım ben. Ondan sonra gece kulübüne dönüştü iş. İstanbul’da gece kulüplerinde çıkmak istemedim. Ben o değilim gerçekten. En iyi yerlerde en büyük kadrolarla çıkmışım. Assolistlik yaptım pop star değildim. Barlarda, gece kulüplerinde çıkamazdım. Maksim’le beraber aslında sahne hayatım bitti. 



Şimdi ki aklınız olsa sahneye o kadar küçük yaşta çıkar mıydınız tekrar?
Asla. Bırak çıkmayı bu işle alakam olmazdı. Zaten bu işi misafir sanatçı gibi yaptım. Özgürlüğüm gitti boşu boşuna çünkü tanındım. Yurtdışında okudum zaten. Keşke orada devam etseydim diyorum bazen. Mesleki kariyer yapabilirdim. Mesela dekorasyondan çok iyi anlarım. İç mimari hakkında hakikaten çok bilgiliyim. Güzel evler yapıyorum. Zevkliyim. Dubai’de bir buçuk sene dekorasyon işi yaptım. Arapların evlerini yaptım. Çok güzel şeyler yaptım yani. Başka birisiyim aslında. Kişilik olarak bu mesleğe uygun biri değilim.

Yine de ucundan kıyısından televizyon starısınız.
Bazı insanlar gömleklerini yırtar. Her sene albüm çıkarırsın ancak öyle bir yere gelirsin. Allah bana öyle enteresan bir şey vermiş ki ben de şaşırıyorum. Herkese olacak bir şey değil. O yüzden önce sahneyi bıraktım. Normal şartlarda yok olmam lazımdı. Hiçbir zaman bir yapımcıyı veya kanalı arayıp program yapalım demedim. Ne zaman bir şey yapıyorsam hep teklif üzerine. Hiç tırmalamadan, hiçbir şey üretmeden bu hale geldim. Şu anki rakiplerim sıfırdan geldi. Ben gelmediğim için onlardaki hırs bende yok. Halk beni bir şekilde sevdi. Sevmeyen de vardır ama takip etti. Saçımı, kaşımı, beni, köpeğimi, evimin beyazını, yani ne yapsam takip etti. Karakter olarak dürüst bir tip olduğum için olabilir. Genelde halkın yarısı aptal da diyor. Annem dahil akıllı bulmuyorlar. Duygusal olduğumu ve birilerine kör kütük aşık olduğumu düşünüyorlar. Halbuki, bu yanlış. Zengin ailelerin iyi eğitim görmüş ailelerinin kızları genelde kötü evlilik yapar. Kendilerinden şart olarak biraz daha zayıf insanları seçerler. Monaco Prensesi Stéphanie mesela sirk cambazıyla ve kapıdaki bodyguard’ıyla evlendi. Halbuki onun bir Prens’le, bir Kont’la evlenmesi gerekiyordu. Onun zaten her şeyi vardı o yüzden bir statü aramıyordu. Ben de kendi onun küçük bir versiyonu gibi hissediyorum. Benim hayatım boyunca kendimi geçindirebilicek durumum var. Ve bu standardı hiç çalışmadan yakaladım. Bir gün çalışıyorum bir sene çalışmıyorum yani. O yüzden ben hep sevgi aradım. Sende ne yoksa onu arıyorsun. Birisi beni sevdiği zaman tamam dedim.

Hepsinin sonu bugüne kadar hüsranla bitti. Hiç, bu yanlışmış, artık böyle bir adam değil de şöyle bir adam sevmem lazımmış demiyor musunuz?
Kimin ki bitmedi bugüne kadar? Hepsinin ki bitti. Bizim nesilden kimin 15 senelik evliliği var? Hepsinin ki bitti, hepsi tekrardan başlıyor.

Mesela Demet Şener’le İbrahim Kutluay en az 10 senedir evli.
O evliliklerde de her türlü muamma olabiliyor. Benim tabi şansızlıklarım da oldu. Benim çocuğum olmadı. Hep hastaneye hamileliğe gidiyorum ve hep çocuksuz çıkıyorum. 3 kere bunu yaşadım. Şu an kocam olmasa da evde bir çocuğum olsun isterdim. Gerçekten yalnızım. Anne bir şey olsa… Kalabalık ailesi olan biri de değil ben. Anne ve babamdan kardeşim yok. Son evliliğimde çocuğum olsaydı o evlilik devam ederdi. Benimde şansızlıklarım oldu. Hayat bana bazı şeyler vermiş ama bazı şeyler de vermemiş ve vermeyecek de.

Peki imkansız mı? Demet Akalın için de imkansızdı ama oldu.
İmkansız. Onlar çıkıp her şeye imkansız mimkansız diyor ama öyle değil. Benimkisi bunun gibi değil. Kanımda pıhtılaşma var ileri safhada. Ben bir çocuğu en fazla 5.5-6 aylıkken dünyaya getirebiliyorum. O da riskler getiriyor. Otistik olabilir, gelişimi tamamlanmayabilir. Son çocuğumu zaten 6 aylık erken doğumla doğurdum. 5 gün yaşadı ve beyin kanamasından öldü. Şunu anlatmayı deniyorum; olmuyor. Yine aynı yollardan geçip, yine bir bebek kaybı yaşarsam bu sefer hayata tutunamam. Çok ağır bir şey. Hele benim gibi duygusal bir insan için çok çok ağır. Hayatımı yeniden kurgulamaya çalışıyorum. Saplantı haline getirmiyorum. En çok istediğim şey aile kurmaktı ve bunu başaramadım. Bu çok büyük bir tramva aslında. İşimi gücümü de bırakayım, sahne de önemli değil kariyer de. Ben annemle babamla kendimi yemek masasında hiç hatırlamıyorum. O yüzden de anneden babadan var olmayan şeyleri kendi kendime var etmeye çalıştım. Olmadı insanları soktum hayatıma ama aile olmaya çalıştım ama bunu vermedi Allah. Kötü bir insan değilim. Kötülüklere kızıyorum. Bu benim belki dilime yansıyor olabilir ama hayatımda kimseye bilerek kötülük yapmadım. Bazen düşünürüm, derim ki; acaba birisine bir kötülük yaptım mı diye. Belki bugün bir çocuğum olsaydı, ayrılacaktım ve hayatıma şuan ki gibi devam etmem çok daha zor olacaktı. Babasız büyüyen bütün kızların travmatik durumları hayat boyu devam ediyor. Karşındaki erkek yanıyor. Bende babasız büyüdüm. Kimsesiz birisi bulmam lazım.

Siz yani sevgililerinizi annesiyle falan da paylaşamıyorsunuz?
Ben paylaşamıyorum. Korkuyorum gidecek diye annesine. Beni annem psikolağa götürdü. Psikolog anneme dedi ki biraz sizden dolayı böyle olmuş. Psikologla kavga ettik orada. Annemin benimle sürekli iddialaştığı şey; o beni çok iyi yetiştirdi, çok iyi okuttu. İşin maneviyatı da hiç yok. Kucağında oturmadım, sarılmadı, öpmedi. Bunu suçladığım zaman, benim tarzım bu diyor. Böyle bir annenin çocuğuyum. Babadan da ayrılınca sevgiyi kimseden almadım. 



Bu yüzden mi çevrenizde ki insanlar çok sık değişiyor?
Çevremde ki insanlar aslında çok sık değişmiyor. 14 sene de üç kişiyle evlendim, birde Oğuz’la beraberdim. Arkadaşlarım mesela Sibel Boronkay vardır. O benim çocukluğumdan beri arkadaşım. Bir gün bile kırılmadık. Son iki senedir yanımda dolaştırdığım kızlar zaten sadece gezme arkadaşıydı. Sonrasında bana zararlı olduklarını gördüm çünkü içki içiyorlar, sokağa çıkmak istiyorlar. Benim onları götürmemi istiyorlar. Ben gece sokaktan hoşlanmıyorum. Uykum geliyor. Yemek yiyorum, sonra içki içmediğim için doyunca kalkmak istiyorum. Onlar sabaha kadar o sofrada oturmak istiyorlar. Zevk almıyorum. Ben olmak istiyorlar. Tipleri bana benziyor, konuşma tarzları bana benziyor. Git gide bir sürü Seren’le beraber geziyor oluyorum. İnsanlardan sıkıldım. Sevdiklerimi paylaşamıyorum ben. Benimle olmanın kuralları var bence. Benim küçüklüğümde yapamadığım şeyler. Mesela yemek masasına hiç oturmadık ya. Muhakkak akşam sofra kurulup o masada oturulacak. Ben yemek yapayım ve erkekte sofrada otursun istiyorum. O yüzden benim eşim sabah gidip akşam gelecek cinsten biri olmalı. O yüzden büyük iş adamlarıyla olamıyorum. Bana uyması gerekiyor. Ben öyle istiyorum.

İlla 8’de evde olacak bir işi olmalı yani.
İşi olacak. Sabahleyin gidecek akşam 7-8 gibi gelecek. Aynı memur düzeni gibi. Ayrıca ben kimsenin evinde oturmam. Çünkü benim köpeklerim var. Birisinin evine gittiğimiz zaman bana “O köpeği koltuktan indir” diyorlar. Eğer benim evimde olursak böyle bir sorun yaşamıyoruz tabi ki. Ben köpeklerime çok düşkünüm. Hayatta benim için onlar vardır. Mesela bugün 7.30’da kalktım. Buraya gelene kadar onların işleriyle uğraştım. Odalarındaki halı yıkandı. O yüzden benim evimde oturalım istiyorum. Gece hayatı ve içkisinin olmaması gerekiyor. Çünkü içki içen insanın hareketleri çok değişiyor. Tahammül edemiyorum bu tarz durumlara çünkü hiç içmedim. Yani rakı bilmem, viski bilmem, şaraba bazen eşlik etmişimdir onu bitirememişimdir zaten. Dolayısıyla içki içmeyecek.

En sonki sevgiliniz iş adamıydı. Bütün bunlara uyuyor muydu?Evet ediyordu. Hepsine ediyordu. Akşam erkenden gelirdi, yemeğimizi yerdik. Allahtan o da gece hayatı sevmiyordu. Dışarıda yemek yiyorduk, seyahat ediyorduk. Ama gece kulübünü sevmiyorduk.

Ben sizi tanımasam her gün farklı gece kulübünde eğleniyor derdim.
Yok canım ben hiç çıkmıyorum. Oğuz’dan ayrıldığımda birkaç gece çıktım. Midem bozuldu. Anlamadım nasıl oldu. İçki de içmiyorum zaten. Gerçekten hiç sevmiyorum. Çünkü gece sokağa neden çıkılır? Ya içki içip, müzik dinlemek için ya da aranmak için çıkarsın. İkisi de bende yok. Benim zaten gözlerim de görmüyor, 7 numara. O karanlıkta kimseyi de göremem ben.

Neden ameliyat olmuyorsunuz gözlerinizden?Benimki görme tembelliği. Miyop veya hipermetrop değilim. O yüzden bütün tercihlerim yanlış olmuş. Gözler 7 numara miyop olunca. 



Bir ara dedim ki “Seren hanım çok olgunluğa erişti”. Küs olduğunuz insanlarla barıştınız. Evet ama onu olgunluğa erişmek için değil sırtımdan yükü atmak için yaptım. Benim küsmem çok zordur. Barıştım hepsiyle ama bu da onların hayatımda olacağı anlamına gelmiyor. Artık onları önemsemiyorum bile. Aklıma bile gelmiyorlar.

Hayatta kötü insanlarda var iyi insanlarda var. Bu yüzden hep annelerimiz “Allah iyi insanlarla karşılaştırsın” der.
Aynen öyle. Mesela şimdi bayram geliyor. Herkes bir yerlere gidiyor. Aradım tur şirketini yer ayırttım. Tek başıma tatile gidiyorum. Bu dönem karşıma bir sürü insan çıktı. Ama sevemedim. Bir önceki ilişkimi ben bitirdim, ben ayrıldım ama sonradan pişman oldum. Hayatıma kimseyi tekrardan sokamadım. Şu anda da kimseyi istemiyorum ama aynı zamanda yalnızlıktan da şikayet ediyorum. Şimdi tek başıma Fransa’ya gidiyorum. Eskiden bir iş yaparken birilerine gereksinim duyuyordum ama artık öyle değilim. Kendime yalnızlığı öğretmeye çalışıyorum. Karşımdakilere hep bir şeyler vererek mutlu oldum. Kimse beni mutlu etmeye çalışmadı. Şimdi yeni bir hayat kurdum kendime. Gidiyorum çalışıyorum, evime geliyorum, dizilerim var onları seyrediyorum. Diğer sanatçılar gibi kitap okuyorum demeyeceğim. Evde köpeklerimle vakit geçiriyorum. Annemle vakit geçiriyorum. Mesela bu yaz beraber İtalya’ya gittik akrabalarımızın yanına. Hayatımdan memnunum. Çünkü her zaman istediğim şeyleri yaptım. Hiç şöhretimin bitmesi gibi bir kaygıyla yaşamadım. Birçok kişi o şekilde yaşadığı için benden erken yaşlandı. Ben aşık olduğum birine mesela pat diye söylerim onu sevdiğimi. Mesela diyorlar ki “Cengiz İmren ile nasıl evlenirsin”. Niye evlenmeyeyim? Adam beste yapıyor, şarkı sözü yazıyor. Kıro ise hepimizinki kıro, sadece onların parası fazla. O yüzden insan seçmiyorum. Hayata bir kez geliyoruz ve ne zaman öleceğimiz belli değil. Dolayısıyla hayatımı istediğim gibi yaşıyorum.

Zamanında yapılan yanlış makyaj yanlış imaj mı herkesin kafasındaki bu ön yargıyı doğurdu acaba?
Olabilir çünkü frapan seven bütün kadınların içinde bir çocuk vardır ve çok masumlardır. Mesela Banu Alkan çok frapan gözükür ama hayatında en fazla 2-3 tane adam olmuştur. Şunu anlatmaya çalışıyorum. Benim anneannem İtalyandı, çok frapan birisiydi. Süse çok düşkündü. Aynı şekilde annem de öyleydi. Bende makyajı onlardan özendim, frapan giyindiklerini gördüm ama içimin muhafazakarlığını ben bilirim. O yüzden ben kendimi, kalbimi biliyorum. Bence insanlarda biliyor. Ben bana yapılan yorumları okuyorum Instagram üzerinden. Ve insanların beni tanıdığını görüyorum. Kalbimin iyiliğini, dürüstlüğümü biliyorlar.

Hiç iş yapmadığınızda sıkılmıyor musunuz?
Yani evde oturmuyorum. Geziyorum. Mesela yurtdışına çok gidiyorum. 2-3 gün bile olsa çıkıyorum geziyorum. En olmadık ülkesine bile gitmişimdir. Eğer kalitemi korumayıp çalışacağım diye gelen her teklifi kabul etseydim kalamazdım olduğum yerde. Ama ara ara iyi programlar oluyor. Mesela ‘Ünlüler Çiftliği’ni yaptık. Herkes onu konuşuyor.

Sizin olduğunuz ilk bölümü o gece Türkiye’nin yüzde 48’i izlemiş. Ve ben sunuyordum o programı da.
Evet sen sunuyordun. Bizim ekibimiz de çok fenaydı. Cumhurbaşkanının kızı Zeynep Özal benim çoraplarımı yıkıyordu.

Ben en çok da Louis Vitton çantayı sürmenizi hatırlıyorum.
Ben o kadar tepeye çıkacağımızı bilmiyordum. Bizi otobüsün kapıya gideceğini zannediyordum. Annemin çantalarıydı hem de benim de değildi. Annem bavulların parçalandığını duyunca kudurmuş zaten. Ve en komiği o zamanlar Cengiz hapisteydi. Çıktığında neler olmuştur kim bilir. Ben de sırf onun beni izleyebilmesi için televizyon programına katıldım. İçerdeyken yalan yanlış bilgiler söyleniyormuş Seren seni aldatıyor gibi. Ben de sonra dedim ki “Bu programa katılıyorum. 7 gün 24 saat izle beni”. Sonra Cengiz çıkınca da ben de programdan ayrılmak istedim. Ama olmadı çünkü elemeli bir yarışmaydı. Şansıma finale kadar kaldım. O zamanlar Ertuğrul Özkök köşe yazılarında benden bahsediyormuş “Ben Seren’i ilk başta elenir sanıyordum ama en sona kadar kaldı” şeklinde yazılar yazmış. Bence o program sayesinde insanlar beni biraz daha tanımaya başladı, gerçek yüzümü gördüler.

Çok olay bir programdı ama.
Kesinlikle çok olaydı. Çok güzeldi. Öyle programların olması lazım aslında. Hayattan programlar olmalı. Çünkü halk gerçek olanı izlemeyi seviyor. Hala diyorlar ki “Orada tanıdık sizi”.

Ağaçların altına gidip ağlardın Cengiz bey için.
Evet onun için ağlamıştım. Hatta annem çok kızmıştı “Onun için mi ağlıyorsun” diye.

Şimdi ne yapıyorsunuz eskilerle karşılaşınca?
Cengiz’in evinin dekorasyonunu yaptım.

Küs değilsiniz yani.
Hayır hiç birisiyle değilim. Bir tek Musa’ya çok kırgınım. Ama Musa ile de karşılaştık Sedef Adası’nda. İkimizde selam verebilecek gibiydik aslında. Onun dışında da kimseyle küs değilim.
O kadar yılınız geçmiş beraber.
Evet ben de ona çok üzülüyorum. Onca fedakarlık etmeme, emek vermeme rağmen. Dönüp baktığım zaman hayatıma ben kimseden bir şey istemedim. Alyansımdan gelinliğime kadar kendim aldım her şeyi onlara yük olmamak için. Onlar bir tek beni mutlu edeceklerdi onu da başaramadılar.

Zor ama sizi mutlu etmekte.
Neden bence çok kolay. Bir tek akşam yemek sofrasına oturacak birini istiyorum. Millet neler istiyor ve neler bekliyor birbirilerinden. Herkes kocasının parasını kaybettiği an bırakıp gidebiliyor. Ben hep onlara karşı düşünceli davrandım. Gereksiz para harcatmadım. Ama aile takıntım vardı. Gece hayatı, aldatılmak gibi korkularım vardı. Eğer benim yaptıklarımı anlayacak, kıymetini bilecek birisi olsaydı beni başının üstüne taşırdı. Ben kimseden bir şey istemedim. Bir tek doberman kaldı ona da bakıyorum hala.