Tiyatronun alternatifi olmaz

Ali Poyrazoğlu'yla protesto ettiği Afife Jale Tiyatro Ödülleri'ni konuşalım dedik, "Bir dokun bin ah işit" sözünün ete kemiğe bürünmesine tanıklık ettik.
Tiyatronun alternatifi olmaz

Tardu Flordun’un Afife Ödülleri’nde yaptığı konuşmayı nasıl yorumluyorsunuz? ‘Her sene ödül alacaksınız diye bir şey yok’ dedi sizin için...
İlk defa ödül aldığı için heyecanlandı herhalde çocuk. ‘Bu ödülü alıyorum ama şaibeli’ dedi. Şaibeliyse niye alıyorsun? Benim oyunum hakkında konuşacak kadar tiyatro otoritesi değil o. Ben ne yaptığını çok iyi bilen bir tiyatrocuyum. ‘Kaplumbağa’ çok önemli bir projeydi. Nitekim Sadri Alışık’ı da İsmail Dümbüllü’yü de ‘Kaplumbağa’ aldı. Önemli olan ödül değil. Tardu’ya cevabım: Kaka çocuk senin ağzına biber sürmek lazım. Afife’de 9 tiyatro birden karşı çıktık. Ben tek başıma karşı çıkmadım.

Siz alternatif tiyatroların Afife Ödülleri’nde...
Alternatif tiyatro diye bir şey yok dünya tarihinde.

Off Broadway diye bir şey yok mu?
O Off Broadway, alternatif tiyatro değil. Sanat zaten gerçeğe bir alternatif yaratır. Tiyatronun kendisi gerçeğe alternatif bir bakış sunar. Tiyatronun tamamı alternatiftir.

Bunun Amerika’daki ismi Off Bro-adway’dir, Türkiye’deki adı alternatif tiyatrodur. Neden ismine bu kadar takılıyorsunuz ki?
Alternatifi isim olarak kullanamazsın. Neye alternatif, neleri alternatif? Oyunculukları mı?

Oyunlar alternatif...
Alternatif değil. Benim 40 yıl önce Küçük Sahne’de oynadığım, tuttuğu için filme çektiğim, televizyonlarda 50 kez gösterilmiş ‘Canavar Cafer’i oynamak alternatif tiyatro mu şimdi? Kime neyi yutturuyorsun? Bu bir pazarlama mekanizması. Bu mekanizmadaki bazı insanlar da jüriyi işgal etmişler. ‘Bu tiyatroyla görüşülmeyecek’ deyip itiraz gelirse oylama teklif ediyorlarmış.

Bu söylediğiniz şey Galataperform’daki ‘İz’ oyunu ile mi ilgili?
‘İz’ jürinin içinde. 4 dalda kendini aday göstermiş. Nedim Saban çok dürüst bir adamdır. ‘Kaplumbağa’ oylama dışı bırakıldığı zaman Twitter’dan kendisi de aday olmasına rağmen tweet atmıştı. Nedim Saban’ın oyunu 4 dalda aday, Nedim Saban’ın başrol oyuncusu Serpil Tamur jürinin içinde. Çiçek Dilligil’in kocası da aday ama jüride. Orada bir paralel jüri oluşturmuşlar. Bana bunları jüri üyeleri anlattılar. Ben de onlara muhalefet şerhlerini, istifa seçeneklerini hatırlattım.

Ali Poyrazoğlu için Afife önemli mi?
Benim için Afife önemli değil. Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu bu ödülü 7 kere aldı. Benim son aldığım ödül 125. ödülümdü. 125 ödülü olan adam ödül peşinde koşmaz. Birileri ‘Tiyatro adına kaliteli işleri ödüllendireceğiz’ diye ortaya çıkarlarsa o işin kalitesini de korumaları gerekir. Kendisi kalite kontrol yapamıyorsa iş bize düşüyor. Afife sözcüğü dürüst ve namuslu anlamına gelir. İş temizlikten ve dürüstlükten çıkmış. Afife hafife alınmış. Biz de Afife’yi ciddiye alan insanlar olarak müdahale etme ihtiyacı hissettik. Eğer bizden sonra ödül alacak olan insanlar böyle içi boşaltılmış bir ödül alacaklarsa tadı kaçacak işin. Şu an 13 tiyatro Afife’ye ‘Bizim oyunlarımıza gelmeyin’ diyor. Ödül zaten felç oldu. Yarı amatör tiyatrolarla profesyonel tiyatroları birlikte değerlendiriyorlar. Amatör kümeyle birinci lig aynı kupaya oynamaz. Bizden, on kişilik bir tiyatroyla aynı klasmana girmemizi istiyorlar. Beş iskemleleri var, yılda on oyun oynamışlar.
Küçük tiyatrolar ayrılmalı dediniz... Bu yıl çok oyuna gittim bu alternatif tiyatrolarda.
Önce şu alternatif tiyatro lafını bir bırak. Öbür tiyatro diyebilirsin.

Niye öbür diyeyim aşağılar gibi...
Öbür aşağılama değildir. Öbür demek başkaldıran, değiştirmeye çalışandır. Sinemada, tiyatroda alternatif diye bir şey olmaz. Bir delik bulup dört beş kişi oraya girip iki dizi arasında yapılan işe alternatif denmez. Yapılan işlerde süreklilik yok.
Sizin birinci lig dediğiniz tiyatrolarda da ayda bir kere oynayan oyunlar var.
Yok öyle bir şey. Hepsi risk alıyor, turnelere çıkıyor, canları çıkıyor hepsinin. Bir sürü şeyle boğuşuluyor Türkiye’de. Tekrar söylüyorum: Birinci ligle ikinci lig aynı kupaya oynamaz.

Niye onlar ikinci lig olsun?
İkinci ligler de ondan. Bu arkadaşların istediği ne? Büyük yerlerde oynamak, önlerinin açılması... Büyük yerde oynayıp seyirci getirmek çok zordur arkadaş.

‘Garaj’ büyük salonu doldurur bence...
Hayır dolduramaz. ‘Arturo Ui’yi oynadılar olmadı.

Ben yarısında çıkmıştım...
Ama dört dalda ödül aldılar. Jüride manipülasyon dönüyor. Bunun ayıp olduğunu düşünüyorum. Genç sırtı sıvazlamacılık uğruna ötekilerinin hakkı yenmemeli. Bir ötekileştirme başlatmış jüri. İstemedikleri tiyatrolarla görüştürmüyorlar, itiraz gelince oylamaya sunmayı öneriyorlar. Müjdat Gezen şikâyetçi, adama 7 yıldır gitmemişler. Zafer Diper şikâyetçi, 8 yıldır gitmemişler. Uygurlar geleneksel tiyatroyu modern kalıpla devam ettiren tek ekip. Birinci perdeyi izlemişler, arada içeri gidip ‘Yukarıda başka bir oyun var ona gireceğiz’ demişler. Behzat ağlayarak anlattı.

Ben Tiyatro Kare’de oynarken bir gün oyunun çekileceğini söylediler. Nedenini sorunca ‘Jüri gelememiş evde izleyeceklermiş’ dediler...
Bunu yazmayacak mısın şimdi sen bu yazıya? Haldun Dormen beni arayıp rüşvet gibi gizli kapalı ‘Sesini çıkarma, yoksa banka kaldıracak’ diyor. ‘Kaldırırlarsa kaldırsınlar, kalksın zaten böyle ödül’ dedim. ‘Biz bu ödülleri verelim, ertesi gün sen, ben, bankanın müdürü oturup konuşuruz. Seneye de sana veririz’ dedi. Haldun ‘Ben bu konuşmayı yaptım’ dedi. Ağzından çıktığına göre benim söylememde sıkıntı yok herhalde.

Komedi dalının kaldırılması bana çok garip geldi. Tiyatro bence en iyi muhalefet aracı. Komedi de bunun en güzel yolu.
Komedinin de müzikalin de kaldırılması yanlış. Ben bu sene çok güzel müzikal oyunlar gördüm. Engin Alkan’ın yaptığı işler çok başarılıydı. Görmezden geldiler. Gezi ile ilgili bir oyun yapıldı Talimhane tiyatrosunda. O da out oldu birdenbire. Öyle bir sistematik yapmışlar ki jüriyi işgal etmiş adamların yanını tuttuğu tiyatrolara ödül verilsin diye... Bir sürü muhalif şey söylüyoruz oyunlarda, siyasal sistemi eleştiriyoruz. Her şeye muhalefet eden sanatçılar böyle bir pisliğe bulaşır mı yahu? Ayıp değil mi? Haydi onlar paralel jüriyi kurdular, öbürleri niye kalkıp istifa etmiyor? Utanç verici değil mi bu? Haldun’u arayıp “8 arkadaşımıza gitmemişler. Zafer’i izlememişler, Müjdat’ı izlememişler, Nilgün Belgün’e gitmemişler, Uygurlara gitmemişler, Kartal Sanat Tiyatrosu’na gitmemişler, Bo Sahneye gitmemişler” diyorum. Bana cevap olarak “Ay şekerim beni de seyretmeye gelmiyorlar” diyor. Sen Aziz Nesin’e gol attın şimdi...

Ama diğer taraftan da Ali bey bu tavırla ilgili şöyle bir eleştiri var: Tamam gitmediler ama bu yılın başında devletten yardım alamayan tiyatrolar oldu ama alanlar aldı cebine koydu.
Alanlar cebine koymadı, alamayanlar da müracaat etmişti, herkes müracaat etti. Ben devlet yardımı istemem diye bir tavır yoktu, her zaman oldu daha önce de ama ben gittiğimde sanki kendime menfaat temin etmek için gidiyormuşum gibi eleştirdikleri için gitmiyorum 5-6 senedir. Şu an sektör temsilcisi yok o kurumun içinde. Biz gidiyorduk kavga ediyorduk, şuna verilmeyecek, ona verilmeyecek denince olay çıkarıyorduk, ikna ediyorduk karşımızdaki insanları. Örneğin Ferhan Şensoy’a, Dostlar Tiyatrosu’na verilmemesi için baskı kuruldu, biz mücadele ettik orada. Üç kere de bana vermediler ki en zor orkestra oyununu yaptım, 45 kişi ve bir orkestra sahnede, en masraflı iş, dolsa bile para kazanmıyor. Bu kurul çok adaletli çalışmıyordu ama biz de biraz bu adaleti sağlamak için gidip uğraşıyorduk orada. Gidip kendine menfaat temin ediyor gibi dedikodular duymaya başladım ama bu yanlış, hakkımdan daha az aldığım oldu.

Sizi sektörde sevmiyorlar mı Ali bey?
Beni sektörde onlara biat etmediğim için sevmeyebilirler, arkamdan konuşuyorlar konuşabilirler.

Megaloman diyorlar sizin için.
Megaloman hiç değilim. Ben iyice okumuş, aydınlanmış hâlâ da okuyan bir adamım. Megalomani konusunda da epey çalışmışlığım var, bırak benim söylediklerimi, büyük düşünürlerden, Freud’dan örnek verelim. Megalomani, aşağlık kompleksi belirtisidir diyor büyük ruh doktorları, megalomanlarda da aşağlık kompleksi izleri bulabilirsin iyi bir psikanaliz yaparsan. Ben hem kendimi çok inceledim bu konuda hem de doktorları da dinlemiş bir adamım, öyle bir derdim yok. Fakat yaptığım iş çok düzgünse de mütevazı olmak zorunda değilim.

Stand up gösteriniz var. O sahneden baktığınızda Türkiye nasıl gözüküyor? Çok güzel ve heyecan verici bir Türkiye ama siyasetçiler tarafından özgür ve demokratik tartışma, varolma, farklı ses çıkarma hakları engellendiği için mutsuz ve her gün geleceğin daha kötü olacağından korkan ruh halini içine yerleştirmiş insanlar var. Her zaman söylediğim gibi aynı çatının altında farklı yaşam modellerinin bir arada varolabileceğini kendimize de dünyaya da kanıtlama zamanından geçiyoruz.

Soma’yla ilgili düşüncelerinizi merak ediyorum.
Çok üzgünüm. Kaza geliyorum diye haber vermişti. Yalnız bu, kazanın da ötesine geçti. Resmen ihmal faciası. Başsağlığı dileyip geçip gidiliyor. Bundan sonrası için alınacak tedbirler derhal açıklanmalı.

Beren Saat’te star kumaşını ben gördüm
Türkiye’nin yeni yükselen trendi oyunculuk. Çok çalışacaklarsa, devamlı okuyacaklarsa buyursunlar. Ama kazara şöhreti yakalarım, hem parayı hem sevgiliyi kaparım diye geleceklerse avuçlarını yalarlar. Öyle gelip çok giden oldu.
Sizde de meslek hastalığı var mı? Bir şey izlerken “Ay nasıl oynuyor” gibi...
Zaman zaman ben normal bir seyirci çıkarırım kendimden. Bazı oyunlarda da operatörün apandisit ameliyatına bakar gibi bakarım. İkisi bir arada... O senden hiç gitmez. Ama tiyatro bunun için var. Eleştirel bir bakışla yaşamı okuyabilmek ve de işleri okuyabilmek için...

Televizyon izlerken de yapıyor musunuz bunu?

Ben de herkes gibi tepki gösteriyorum ama benim tepkilerim farklı. Uzman gözüyle bakıyorum. Ama sadece bizimkilere bakmıyorum yabancı filmlere, dizilere de bakıyorum. Dışarda yıllar önce bir oyuna gittik. Bir tiyatrocu arkadaşım Londra’ya gelmişti. Ben de o zamanlar Londra’da çalışıyordum. “Bu kadını Türkiye’de sahneye bile çıkarmazlar” dedi. Kadın o kadar kötüydü ki... Yazarın karısıydı, o oynuyordu başrolü ama çok kötüydü.

Türkiye’de bundan star olmaz deyip de star olan insan var mı?

Hayır. Ama benim bundan star olmaz deyip de herkesin karşı çıkıp benim de karşı çıktığım bir sürü insan var.

Mesela?
Beren Saat. Herkes elemek istedi. Ben dedim ki, “İçlerinde sadece bunda ve Engin’de star kumaşı var”.

Öteki jüri üyeleri elemek mi istedi?
Evet. Canlı yayında oldu. Kavga ettik Ali, Hakan ve Hamdi Alkan ile... Elemek istediler.

Faşistler beni bıçakladı
Ali Poyrazoğlu şahsında en büyük değişim ne zaman oldu?
1980’de Aydın’da saldırıya uğradığım zaman. Faşistler beni 6 yerimden bıçakladı ve bütün kaburga kemiklerimi kırdı. Ben bu tip işleri bir kariyer haline getirmediğimden “eskiden sosyalisttim, sosyal demokrattım başıma şunlar geldi” diye anlatmıyorum o yüzden bilmiyorsundur.
Hangi oyunu oynuyordunuz?
Çok güzel bir kabare gösterisiydi, siyasal bir oyundu. O tarihte 1980’de kafamı önüme koyup baktım, ben tiyatro yapıyorum gizli saklı bir şey yapmıyorum ki diye düşündüm. Cumhuriyet savcılığı da gelip seyrediyor, açık her şey. 5-6 tane oyunum yargılandı. Ateşin içinden geçtim geldim ben tiyatro yapmak için. Benim için bir soru vardı o gün, buraya kadar mı, yola devam mı? Ne olursa olsun yola devam dedim bu da değişimin başlangıcı oldu. Her zaman hem siyasi bağımsızlığımı, hem zihin bağımsızlığımı hem siyasal hem de sanatsal bağımsızlığımı koruma kararı aldım. Hâlâ da bir örgütün veya çetenin adamı olmak istemediğim için eleştiriyorlar beni. Önde gittiğim için arkamdan konuşacak tabii nerden konuşacak. Cevap vermiyorum artık.