Türkiye sosyoloji teorilerini yıktı!

Annesi Türkan Şoray'ın yönettiği sinema filmi 'Uzaklarda Arama'nın yapımcılığını üstlenen, aynı zamanda filmin ana rollerinden birinde karşımızda olan Yağmur Ünal sosyoloji eğitimi geçmişini, anne ve babasıyla ilişkisini, 'şöhretli aile' çocuğu olma hallerini Armağan Çağlayan'a anlattı...
Türkiye sosyoloji teorilerini yıktı!

Fotoğraf: Yasin Akgül

Şimdi 'Uzaklarda Arama'da başrol oynamanız şu anlama mı geliyor: Artık ben bu piyasada oyuncu olarak varım.
Aslında bizim filmde tam başrol yok, baş karakterler var. Öyle demek olmuyor, onu ileriki günler gösterecek. Hakikaten son dakikaya kadar yapayım mı yapmayayım mı diye tereddüt içinde gittim. Hatta o rolü oynayacak başka insanı da son dakikaya kadar düşündüm.

Kim geldi aklınıza mesela?
Öyle genel düşündüm. Herhalde oynamak varmış içimde ki öyle tam da şey yapmadım. Ama şimdi "İyi ki de oynamışım" diyorum. Güzel bir anı oldu hem benim için, hem de belki de başka bir şey açabilir. Çünkü o şeyi attım üstümden, bundan sonra yapabilirim de!

Şimdiye kadar korkuyordunuz, öyle mi?
Yo, düşünmüyordum. Niye, işte o göz önünde olma korkusu belki, belki de korku onun adını tam olarak.

Ama siz filmde oynamasanız da göz önündeydiniz ya. Öyle de bir tarafı var.
Ama böyle daha çok. Bir de insanlar Türkiye’de birbirine çok kötü şeyler söylüyor. Çok karalama var ya... Ve o da insanın huzurunu bozan bir şey. Sabah uyandığında, ay bir sürü kötü şey görmek istemiyorsun falan diyebilirim yani. Daha huzurlu uyanmak, daha kendine ait bir hayatının olması daha rahat geliyor.

Mümkün mü Türkan Şoray’la Cihan Ünal’ın kızı olunca insanın kendine ait bir hayatının olması?
Yüzde 100 değil ama yüzde 50 olabiliyor. Aslında epey bir senedir onu yaptım gibi. Tam olmasa da... Göz önünde olmayabiliyorsun bir yere kadar. Gittiğin yerlere dikkat ederek falan bazen.

Ama biz sizi hep gördük magazinde...
Tabii tabii. Ama o da işte o onu öğrenmeden önceydi.

Sizin flörtleriniz hep manşet oldu.
Tabii. Her zaman. Olmayanlar da oldu, olanlar da oldu. Hiç tanımadığım bile oldu.

Filmin yapımcısı siz misiniz?
Tek ben. Başka kimse yok.

Her gün bakıyor musunuz gişe rakamlarına?
Çok fazla bakmamaya çalışıyorum. Ama zaten çok gişe beklentisiyle de yapmadım filmi. Çünkü o zaman çok üzülür insan. Çok emek oluyor bilmem ne ama gişe durumunu biliyorsunuz yani. Reytingde de gişede de öyle hiç belli olmuyor. Bir yere kadar matematiği var sonra belli olmuyor.    

Ama tabii yatırdığınız parayı da kurtarmak istersiniz.
Yani, tabii ki.

O yüzden o gergin bir şey yani.
Gergin bir şey ama işte çok fazla beklenti içinde olmazsan gerginlik azalıyor.

SETTE ANNEMLE MESAFELİYDİK
Annenizin yönettiği bir filmde hem oynamak hem yapımcı olmak, çok  zor bir şeye soyunmuşsunuz.

Çok zor. Ben bitmeye yakın gerildim. "Ne yapacağız biz sette?" diye, hakikaten "Bir tuhaf mı olacak acaba?" dedim. Garip bir şey oturdu. Bu yaşa kadar annemle aramda hiç olmayan bir ilişki oldu. Enteresan. Bilmiyorum, orada normalde olduğumuz gibi içli dışlı değildik.

Mesafe girdi aranıza.
Evet. Mesafeliydik orada.

Sonra nasıl kalktı o mesafe, zor olmadı mı?
Yo, dönünce gayet eskiye döndük.

Bayâ profesyonel bir ilişki.
Öyle oldu. Ve gerçekten bunun hiç olabileceğini tahmin etmiyordum.

Kırılmadınız mı hiç Türkan Hanım’a, çekimler sırasında?
Ya hiç de kırılmadım. Ben daha çok kavgalar mı yaşayacağız, bilmem ne mi olacak... Ha, tartışma falan tabii ki oldu.Bir de mesela bir şey oluyor. Bozuluyor, ay bozulmasına bu sefer ben şey yapıyorum. Bu sefer üzülüyorum. "İyi tamam şöyle olsun." Ama çok gerginlik benim üstümde. Çünkü hem bütçe içinde sınırlı kalmak zorundayım. Hem annemin istediği olsun istiyorum.  

Siz aslında oyuncu bir babanın ve oyuncu bir annenin çocuğu olarak kendinize başka bir yol seçtiniz önce.
Evet.

OYUNCULUK YAPMAYI DÜŞÜNMÜYORDUM 
Sosyoloji okudunuz. Yurtdışına gittiniz. Sonra galiba bu 'makus talih', bunun önüne geçilemiyor.

Evet. Vallahi, hakikatten geçilemiyor. Çok samimi söylüyorum, oyunculuk yapmayı düşünmüyordum. Vallahi düşünmüyordum ama yapımcılığı hep istiyordum.

Hep vardı içinizde.        
Hep vardı. O vardı. Zaten New York’ta o medya master'ı yaparken asıl hedefim buydu.

Bundan sonrası için plan ne?
Yapımcılığa devam.

Gene film mi yoksa?
Film. Dizi de istiyorum.

Bu işlerde biraz şansın da etkisi var galiba.
Şansın çok etkisi var. Ama mutluyum şimdi bu işimden. Böyle girdim sinema işine.

Bu kadar yapılan promosyonunun bir etkisi var mı gişeye?
Ben çok aşırı yapmadım aslında. Hani çok daha fazlası yapılabiliyor, bütçeyle falan da alakalı.

Beyaz’a çıkmak mesela...
Yarıyor.

Türkan Hanım’ın Beyaz’a çıkacağını düşünmemiştim hiç. Çünkü onun canlı yayın fobisi var, O ürker.    
Ay çok rahat artık. Üniversitelere falan söyleşilere gidiyor. Espri üstüne espri yapıyor, gayet rahat bir şekilde. Çok rahatladı annem. Eskiden öyleymiş o. Hatta ben de ilk canlı yayına çıkacağım, "Ay ne yapacağım ben" dedim. "Sonuçta herkes insan değil mi, hepsi insan" dedi. Annem çok rahattı o gün.

ANNEM UZUN UÇUŞLARDA UÇAK TELEFONUNDAN ARADI BENİ 
Hiç, "Keşke bu kadar ünlü bir anne ve babanın çocuğu olmasaydım" diye düşündüğünüz oldu mu?

Bunu çok küçükken düşünmüşümdür. Şimdi hiç, valla çok mutluyum. Çok küçükken isyan etmişimdir.

Ettiniz yani zamanında... 
Zamanında etmişimdir. Daha küçük yaşlarda olmuştur. Yalan yanlış bir şey çıkınca, üzülünce falan etmişimdir, "Kendim seçmedim onu" diye. Bir de ben terazi burcuyum, haksızlığa hiç gelemiyorum. Ne kendim, ne başkası için. Yersiz bir şey bile olsa. Derler ki "Ne takıyorsun" ama sinirleniyorum hak yenmesine.

Türkan Hanım size çok düşkün, onu biliyorum. Sizi bunaltacak kadar düşkün.
Ben o kadar alıştım ki, bunalmıyorum. Onu biliyorum ben, ben hayattayım, ben sağlıklıyım, onları bilirse tamamdır. Bunu bildiği sürece sorun yok. Çok uzun uçuşlarda uçak telefonundan aradığımı biliyorum. "Alo anne, hayattayım" diye konuştum. Eskiden çok kötü oluyordu ben uçaktayken ama şimdi sanki onlarda da biraz rahatladı gibi son dönemlerde. Artık kaç yaşına geldim ama fark etmiyor ya. Bence bu filmle birazcık değişti bu. 

'Uzaklarda Arama'

Türkiye'nin şu anki sosyolojik durumuna göre aslında cesur bir senaryo, filmin senaryosu. Bir pavyonun kasabaya gelmesi ve 'pavyon kadınlarının' tutucu kadınlarla olan çatışması... 

Gerçi pavyon kültürüne çok alışık bizim ülkemiz! Düşünürsek bayâ bir filmde pavyon konusu var ki, annem kaç kere pavyon kadınını oynamış. Ama şöyle bir şey söyleyebilirim, insanların kafası bu kadar da değişti mi hakikatten? Yani ben izleyen kimsenin aklından kötü bir şey geçireceğini düşünmem, aslında kimseyi rahatsız edecek bir şey de yok filmde. Gerçekten çok naif anlatılmış bir hikâye.

Ama orada dert, seyirci olarak hangi tarafı tuttuğunuz... 
Aslında bu filmde iki taraf da haklı. Ben de kasabada yaşasam ben de istemem. Ama öbür tarafta onlara da bakıyorsun diyorsun ki, "Yazık, baksana onlara birbirlerine nasıl kenetlenmişler." Biz aslında onu vermeye çalıştık. Aralarındaki dayanışmayı... Oradan zaten eski Türk filmi havası geliyor. Masal gibi anlatılıyor. Film aslında öyle çok Yeşilçamvari bir film değil.

Siz sosyoloji okudunuz, kimdi hocalarınız? Bizim şu anda takip ettiğimiz sosyologlar var mıydı içlerinde?
Yok. Psikoloji dersi veren Çiğdem Kağıtçıbaşı bilinir. Ben sosyoloji kadar, psikoloji dersi de aldım. Yani ikisinden de mezun oldum gibi oldu.

Hiç yapmadınız değil mi mesleğinizi?
Yapmadım.

TÜRKİYE BAŞLI BAŞINA BAMBAŞKA BİR YER 
Türkiye sosyolojisi hakkında düşünüyor musunuz, ne oluyor diye? Öğrendiklerinize uyuyor mu bizim geçirdiğimiz değişim?

Türkiye başlı başına bambaşka bir yer, hiçbir şeye uymuyor. Tabii uyan yanları vardır ama Türkiye gerçekten ilginç ya. İlginç insanlarız.

Okulda öğrendiğiniz sosyoloji teorilerini yıktık mı yani?
Vallahi yıktık. Ona biraz psikolojiyle birlikte bakmak lazım herhâlde.

Mesela şu anda bir yerde sosyolog olarak çalışmaya başlasaydınız, Türkiye’de ne üzerinde çalışmak isterdiniz?
Şu zamanda en çok kadınlar ile ilgili çalışabilirdim. En çok orada fayda sağlanabilirdi diye düşünüyorum.  Başka şeylerle ilgili çok fazla elden gelen bir şey yok! Bunun hepsinin başı da eğitim. Ya da eğitimle ilgili bir şey ama işte ne yapabilirim... Keşke yapabilsek daha fazla şey. Bir de konuşmayla da olmuyor yani işte. Instagram’a bir şey koyuyorum işte sonra diyorum, ne bu kadar mı yani? Başka ne yapılabilir? Ama işte olmuyor.

Sosyolojik olarak bir toplumun tekrar başladığı yere dönmesi mümkün mü? Sosyolojik olarak geriye gitmek diye bir şey var mı?
Ee tabii, tabii olabilir. Aynı şekilde geri gitmezsin ama farklı şekillerde, şimdi olduğundan daha geriye gidebilirsin tabii.

BABAM ÇOK KOMİKTİR 
Boşanmış anne-babanın çocuğu olmak zor bir şey mi?

Valla üç yaşında boşandıkları için hatırlamıyorum o dönemi.

Hiç mi?
Valla neredeyse hiç. Biraz bazı şeyleri hatırlıyorum ama o kesin bilinçaltımda daha çok etkiler yaratıyor. Ama mutlaka eksiklikleri vardır. Ama babamla da şimdi o kadar güzel bir ilişki oturttuk ki, güzel oldu. O da bir şeyler yapmak istiyor şu sıra… Sinemada babam mesela bu tarz şeyleri göstermedi. "Devamlı bana memur, öğretmen, iyi adam şeyleri geliyor" diyor şimdi. Değişik bir şeyler oynamak istiyor. Çok da iyi yapar. Psikopat falan… Oynar ama vallahi. Kendi öyle olduğu için demedim. Yanlış bir şey çıkmasın. Çok da komik adamdır ayrıca. Annem de çok komiktir. Çok yakınları olduğunda komik oluyor.

Sınırları kaldırması lazım yani.
Evet, ama işte diyorum ya yaşla beraber çok rahatladı... Takıntıları devam tabii ki.

Neyin takıntısı ki?
Genel yani, takar kafaya. "Şöyle yaptım, şöyle yapmasa mıydım?" Anneme söylemedim ben. Psikoloji okuduğum için boyutlarını biliyorum, herkeste birazcık obsesif kompülsiflik vardır ama, annemde hayatı etkileyen bir yere geliyor. Bence annemde biraz o var yani. Çok takıntılı. "Ay ben sigarayı söndürdüm mü?" 30 kere gider bakar. 

Ama galiba star olunca bunlar normalleşiyor.
Olabilir.

Çünkü o biraz şeyle ilgili; zamanında "Hakkımda kötü bir şey çıktı mı?" diye düşünüyorsun sürekli. İnsan taka taka, sonra belli bir yere gelince, Sultan olunca da, çıkmayacağından emin olunca, sigaraya sarıyorsun işte. Söndürdüm mü söndürmedim mi, diye.
Öbür mevzuya gelince, gözünü açtığın anda "Ay bir şey var mı?" acaba korkusu, o korku başka bir şey ya. Ondan dolayı mümkün olduğunca kendi halinde hayatı yaşamak daha şey geliyordu bana. 

Kötü bir şey mi çıktı?
Yok çıkmadı. Ama yani, çıkar.

Çıksa ne olur ki?
Bir şey olmaz. Ama yani, şimdi diyebiliyorum.


Çünkü bir filmi beğenmek, bir oyunculuğu beğenip beğenmemek çok da objektif bir şey.
 
O değil. Yeter ki yalan yanlış şeyler olmasın. Mesela birisi ortaya bir şey atmış. "Eşref Kolçak’ı kullandılar ama afişte adı yok." Konuk oyuncu, tam tersi onore edilmek için ayrı yazılır, konuk oyuncu olarak. O ve Suna Selen ayrı yazılıyor. Afişte de var.

Siz New York’ta okuduktan sonra Türkiye’ye dönmeyeyim diye düşündünüz mü hiç?
Yok, düşünmedim, çünkü bir yere kadar. New York da biraz böyle geçici ailen yoksa, oraya gelip gidiyor insanlar. Çok sağlam, temelli bir ilişki kurmak zor New York’ta ama kalabilirdim aslında. Çalışmak da zor orada. Burada benim için çok önemli insanlar var, tamamen orada yaşasaydım onlardan da uzak kalacaktım.

İlk İsviçre’ye gittiniz değil mi?
İsviçre’de lisedeydim. Son senemde Türkiye’ye döndüm. Sonra tekrar gidecektim, Fransa’da okuyacaktım. Evimiz bile hazırdı en yakın arkadaşımla, o yüzden ÖSS’ye hazırlanmadık biz, diğer yabancı sınavlara hazırlandık. Bir hocam vardı, demişti ki "ÖSS’ye gir, kendini dene." Ben de girdim, Koç Üniversitesi Sosyoloji geldi, girebildiğim yerler olarak. Bu sefer "Koç çok iyi bir okul, acaba gitmesem mi?" diye düşündüm, sonra gitmedim. Aslında tamamen ben seçmedim, gidiyordum ben.

Fransa’da okuyacaktın?
Paris’te iletişim okuyacaktım.

Aslında bizim yaptığımız iş için sosyoloji okumak daha iyi bir şey.
Ben de şu an onu düşünüyorum, gerçekten.

ANNEM CİLVELİ CİLVELİ SÖYLEDİ ŞARKILARI 
Türkan Hanım hep böyle ürkektir ya, evde de öyle midir?
Evet, ürkektir. Ama evinde rahattır.

İşle ilgili danışır mı size?
Tabii, hep.

Oturup böyle saatlerce konuşursunuz yani.
Tabii, tabii.

Kasedi çıkacaktı ne oldu?
Evet, albümü çıkıyor.

Ne zaman?
Valla ben anlamadım, 11 Aralık denildi, sonra birisi ocak dedi. 11 Aralık diye biliyorum.

Heyecanlıdır şimdi.
Heyecanlı. Çok tatlı söyledi şarkıları. Cilveli cilveli... Valla. Oynar gibi söyledi.

Belki ilerde siz de yaparsınız öyle bir şey.
Neyi?

Bir şarkı söylemeyi.
Ay yok. Bir o eksikti.

İkinci filmin hazırlıklarına başlamışsınızdır.
İnşallah başlayacağız. Şu hengame geçsin. Evde senaryolar var, birkaç kişinin de fikri var. Çok güzel bir senaryo olursa, direkt onunla ilgili ne yapabilirim, diye düşüneceğim. Bir fikir varsa da... Ki var bir, iki fikir çok beğendiğim, ama onun yazılması edilmesi çok uzun sürecek...

Ne oldu sizin sesinize? Nodül mü?
Nodül hep vardı zaten. Hemen sesim kısılıyordu. Ameliyat olayım dedim. Ameliyat olduktan sonra üç gün hiç konuşmuyorsun, çok dikkat etmen gerekiyor... Neyse, geçti o dönem. Ama düzelmiyor, sanki şu an daha sorunlu sesim. Ameliyattan sonra ses terapistine gittim. Baktılar, "Ses telinde kist var" dedi. Ama ses terapisi ile o düzelebilirmiş. Ona devam etmen lazım. Devamlı şan dersi falan alman gerekiyor.  Veya tekrar ameliyat olacağım. Ve reflü ile alakalı. Midemde reflü olduğu için, o sesi bozuyor. Ben reflüye dikkat etmezsem sesim düzelemez gibi şeyler var. Her taraftan bozuk yani!