70 milyon teknik direktör

Hani bazen siyaset, bazen futbol dünyasında çok tekrarlanan, çok tekrarlandığı için de biraz yalama olmuş ama doğruluğunu, gerçekliğini, geçerliğini hiç yitirmemiş bir söz vardır.

Hani bazen siyaset, bazen futbol dünyasında çok tekrarlanan, çok tekrarlandığı için de biraz yalama olmuş ama doğruluğunu, gerçekliğini, geçerliğini hiç yitirmemiş bir söz vardır. Hani Portekiz'i kırk yılı aşkın demir yumruğu ile yönetmiş faşist diktatör Salazar'ın ünlü sözü...Salazar'a bu kadar uzun süre, çok az dirençle karşılaşarak Portekiz'i nasıl yönettiğini sormuşlar; o da gülüp omuz silkmiş. "Üç F sayesinde" demiş, "Fado, fiesta, futbol..."
Fado bizim bol acılı arabesk müziğin Portekiz'deki karşılığı. Fiesta da malum: Şenlik...Önce iç savaşın, ardından 2. Dünya Savaşı'nın yıkımı altında işsiz, aşsız, yoksul ve geleceksiz Portekizliler, onların Orhan Gencebay'larını, Müslüm Baba'larını dinleyip gözyaşı dökmüş, belki kimileri kendine jilet filan da atmış, bir anlık da olsa rahatlamışlar.
Ardından fiestalarda dans edip, içip, zurna gibi sarhoş olup coşarak yoksulluklarını, acılarını yine bir süreliğine unutmuşlar.
Fado ile fiesta'nın kesmediğini ise futbol tamamlamış. Portekiz halkı cumartesi, pazar, stadyumlara doluşup, tribünlerde bağırıp çağırıp daha da rahatlamış, oyalanmış ve Salazar da iktidar koltuğunda kırk yıl rahat rahat sefa sürmüş...
Buraya kadarı sanırım biliniyor; en azından Radikal okurlarınca biliniyor...
* * *
Ama bence bundan sonrası da var. Portekiz'i kırk yıl '3 F' ile yöneten Salazar öleli (1968) kırk yıl oldu. Kırk yılda köprülerin altından epey su aktı.
Tamam Portekiz'de fado, Türkiye'de arabesk hâlâ var ve yaygın. Tamam fiesta, şenlik, bayram da her iki ülkede eksilmedi arttı. Mesela Türkiye'de şenliklere karpuz şenliği (Kepsut), manda kaymağı şenliği (Bahadın), meşe palamutu şenliği (Acıpayam) filan eklendi. Ama asıl değişiklik üçüncü F'de, futbolda.
Milyonları artık hafta sonu tribüne oturup tuttuğu takım için bağırıp çağırmak kesmiyor. Onlar haftada yedi gün, günde yirmi dört saat futbolla yatıp, futbolla kalkıyorlar.
İşsizlik almış başını gitmiş, ülke siyasal islamcılarla ulusalcılar arasında sıkışıp kalmış, siyaset kilitlenmiş, kördüğüm olmuş; Dolar, avro hızla tırmanışa geçmiş; küresel ekonomik bunalım çoktan bizim sınırların içine girmiş, kanırta kanırta, acıta acıta yol almaktaymış; buğday fiyatları çıldırmış, ekmek aslanın ağzından daha derinlere kaymış...
Kimin umuru?..
Varsa futbol, yoksa futbol... Kanıt mı ? Çıkın herhangi bir semtin herhangi bir kahvesine girin... Çıkın, herhangi bir belediye otobüsüne binin... Çıkın, herhangi bir meyhaneye dalıp bitişik masadakilere kulak misafiri olun... Pazar günkü Fenerbahçe Galatasaray derbisi dışında başka bir konunun tartışıldığına tanık olamayacaksınız.
Daha bu sabah, bitişik apartmanın kapıcısı Bekir Efendi yolumu kesti, "Günaydın" demeden söze girdi: "Sen gazetecisin, belki görürsün, söyleyiver. Zico, Kezman'la başlasın, ikinci devrede Semih'le devam etsin. Çift santarofar (aynen böyle dedi) bizim takıma uymaz. Haa bir de Uğur Boral solda, Kazım sağda oynayacak, tamam mı?" Ne diyeyim, "Tamam söylerim" deyip yürüdüm.
Bu Fenerbahçe cephesi. Galatasaray cephesinde ise durum daha da allak bullak. Teknik direktör yok ya, bütün Galatasaraylılar kendini doğal teknik direktör ilan etmiş durumda. Hakan Şükür'ü övüp "Allahın izniyle maçı alırız" diyenler mi ararsınız, "Yav o herife kalırsa işimiz de Allah'a kalacak. Halbuki çiz Hakan'ın üstünü, koy Ümit Karan'la Nonda'yı, üç puan çantada keklik" diyenler mi?..
70 milyon teknik direktörle derbiye hazırlanıyoruz. Bu kadarını Salazar bile düşleyemezdi. Mezarında Tayyip Erdoğan'ı kıskanıp duruyordur besbelli.