Fatih Terim?in rengi...

Zoru başarıp sağ ayağımı dördüncü kez kırmanın hoşnutsuzluğunu, alçının içinde kaşınıp duran ayağıma şişlerle ama artık profesyonel beceriyle ulaşabilmenin keyfini yaşarken, tembellik yapıverdim, üstelik bol bol...

Zoru başarıp sağ ayağımı dördüncü kez kırmanın hoşnutsuzluğunu, alçının içinde kaşınıp duran ayağıma şişlerle ama artık profesyonel beceriyle ulaşabilmenin keyfini yaşarken, tembellik yapıverdim, üstelik bol bol...
Film şeridi gibi geçiverdi; Avrupa Futbol Şampiyonası, Fatih Terim’in inişli-çıkışlı
ruh hali, Hasan Doğan’ın beklenmedik vedası, İbrahim’lerin yumruklaşması...
Ne yalan söyleyeyim çok şeyi bir yana bırakıp Fatih Terim’in yaptıklarına, Fatih Terim hakkında yazılıp çizilenlere odaklanınca, aklıma; 1984 yılında Antalya’da yaşananlar geliverdi. Rakip Finlandiya ile Dünya Kupası eleme grubu maçının Antalya’da oynanmasına karar verilmişti. Soğuk ülke Finlandiya’nın futbolcuları sıcaktan bunalacak, ulusal
futbol takımımız da sahadan yengiyle ayrılacaktı! Evdeki hesap alışagelmiş şekilde çarşıdakine uymadı ve Finliler Antalya’nın sıcağında gülen taraf olup çıkıverdiler.
Benim belleğimde yer edense ne skor, ne de sahadaki mücadele olmuştu, Antalya macerasında. Maça iki gün kala antrenman sırasında fotoğraf çekerken, düz koşu yapan Fatih Terim ile Raşit Çetiner’in sataşmasına ciddi şekilde sinirlenmiştim, elde değil, bende gençtim! Özellikle de Fatih Terim’in o dönemdeki ‘küstah’ tavrı tepemi fazlası ile attırıvermişti. Antrenman bitiminde soluğu rahmetli Candan Tarhan’ın yanında almıştım. Olup, biteni sükunet ile dinleyen ulusal takımın o dönemdeki teknik patronu, takımın yıldız futbolcuları Fatih Terim ile Raşit Çetiner’i otelin bir bölümüne çekip uyarıvermişti. Sonrasında ise Fatih Terim ile kafamızı sallayarak selamlaşmanın ötesinde bir diyalogumuz olmadı.
Yıllar ilerledikçe, gülümsemelerin dozajı arttı o kadar! Hıncal Uluç, Fatih Terim’e; ‘kent magandası’ yakıştırmasını uygun gördüğünde belki yüreğimin yağları erimemişti ama olmayan bıyığımın altından güldüğümü de itiraf etmeliyim. Fatih Terim için bir ara ‘siyah çoraplı’ tanımlaması yapılması da hoşuma gitmemiş değildi, laf aramızda! Avrupa Futbol Şampiyonası’ndaki ‘beklendik’ çıkışı ise sadece beni değil, çok sayıda meslek erbabını kızdırdı. Adana’nın bağrından kopup gelen Fatih Terim, ‘tez’ konusu olup çıkıverdi öğrencilerin mezuniyet belgeleri için karşımıza! Şöhreti ülke sınırlarını çoktan aştı, beyaz gömleği ile de tavan yaptı Avrupa Futbol Şampiyonası’nda. Soyunma odasında oyuncularına veda edip girdiği pazarlığın ardından ‘çark’ etmesi ‘etik’ olarak doğru mu, elbette tartışılır. Ancak hangimiz yaşamımızda ‘hata’ yapmıyoruz ki? Kaçımız kapıyı çarpıp bir daha açmadık?
Hoşuma gideni, Fatih Terim’in renk skalası! Eleştirsek de, yersek de, söylensek de, Terim’in öyle ya da böyle bir ‘rengi’ var. Dikkat çeken, ulusal takımın başında dünya üçüncülüğünü elde eden Şenol Güneş’in esamisinin dahi okunmaması. Sanırsınız ulusal takım dünya üçüncüsü olduğunda Şenol Güneş teknik direktör olarak görev yapmıyordu. Zaten odaklandığım da bu oldu. Bildik anekdotların üzerinden bir kez daha niye geçtim? Şunun için; Fatih Terim kazanmak için tüm şartları zorlarken, birikimini oyuncularla paylaşıp, kaynaşmayı sağlama yetisine sahip. Becerisinin salt motivasyon ile sınırlı olmadığını kanıtladı, Avrupa Şampiyonası’nda. Bir de başarılı olsalar da, olmasalar da isimlerini anımsamakta zorlandıklarınız var, Şenol Güneş gibi. Tüm renkler güzeldir... Nedense Ertuğrul Sağlam geliverdi aklıma birden bire! Ertuğrul Sağlam’ın ‘bir’ rengi var mı?