NASA mı, Mahmutpaşa mı?

Amerika Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi ?NASA? tarafından geliştirildiği belirtilen ?LZR Racer? adındaki sürtünmeyi azaltan 700 dolar tutarındaki özel mayoyu giyen sporcular...

Amerika Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi ‘NASA’ tarafından geliştirildiği belirtilen ‘LZR Racer’ adındaki sürtünmeyi azaltan 700 dolar tutarındaki özel mayoyu giyen sporcular, olimpiyat oyunlarında madalyaları toplamaktalar. Üretilen ‘farklı’
mayoyu giyen yüzücüler, Çin Halk Cumhuriyeti’nde şu ana kadar, on dünya rekoru kırdılar. Bu mayoyu giymeyenin derece şansı yok gibi... Vallahi ben okumakta olduğum haberlerin yalancısıyım, ama ‘inanmadım’ dersem yalan olur. Bu nedenledir ki, olimpiyatlara kaç kez katıldığını anımsamakta zorlandığım Derya Büyükuncu en azından benim gözümde temize çıktı! TRT spikerinin; ‘Büyükuncu, serisinde 8’inci oldu ve elendi...’ şeklindeki yürek burkan anlatımı karşısında artık söylenmeyeceğim ki, zaten bundan sonra da adını duymam söz konusu değil gibi gözükmekte! Ayrıca Derya ne yapsın, Mahmutpaşa menşeli mayosuyla! Halterdeki sorun neydi? Anladığım kadarı ile burada da barı tutmadan önce ellere sürülen ‘pudra’ problem yarattı. Bizimkiler, ‘Bebe Talk’ pudrasına alışkınlar, komünist Çin’deki pudra ise narin ellerini tahriş etti ve sıfır çekiverdiler. Güreşçilerin durumu da bana göre farklılık içermiyor! Onlar da mayo probleminden muzdarip! Serbest ve grekoromen sitilde mindere çıkan sporcularımızın rakipleri, ‘Yılan Derisi’nden üretilen özel mayoları ile bizimkilerin kurt kapanlarından kolayca kurtuluverdiler! Ya atletler? Rakipler, ‘Kanguru Derisi’nde imal edilen ayakkabılar ile adeta uçarcasına koşarken bizimkiler Sirkeci’nin arka sokaklarındaki spor mağazalarından edindikleri ‘Çinkes’ler ile ayaklarından geleni yaptılar ama nafile! Ringdekilere ne demeli? Bizim çocuklar rakiplerinin canlarını yakmamak için Çin yolculuğu öncesi eldivenlerinin içlerini kuş tüyü ile doldurmuşlar! Okçumuz, ‘hümanist’ olup çıkmış ve ‘hedefin de canı var’ diyerek, can yakıcı atışlardan özenle kaçınmış!
Neden, Fransa Bisiklet Turu’nda bir Türk bisikletçi pedal çeviremez? Niye, Grand Slam’ın dört ayağından birinde Türk sporcu raket sallayamaz?
Niçin, Türk kayakçının adını dünya şampiyonasının her hangi bir yarışında duyamayız? Örnekleri somut verilerle çoğaltmak basit. Soruların yanıtlarını bulmak ise zor değil de, sanıyorum ‘işe gelmeyecek’ nitelikte! Başarıya; plansız, programsız, sistematik çalışmadan yoksun ulaşılır mı? Evet, kimi zaman bu olası ancak, adı ‘şans’ olur ve devamlılık içeremez. Türkiye’de spor ve sporcunun eksiği nedir? İktidara gelen hükümetlerin ‘spor politikası’ oluşturmaması. Buna karşın spor ve sporcunun popülaritesinin her iktidar tarafından hiç çekinmeden rahatça kullanılması. Nüfusu 80 milyona dayanan ülkenin, Çin Halk Cumhuriyeti’nde yaşadığı rezilliği kim nasıl anlatacak? Bıraktım madalyaları bir tarafa, çoğunun barajları dahi geçememesi kabullenilecek gibi değil. Nedir eksiğimiz? Sporcuyu eğitecek, başarıyı getirecek eğitmenden yoksun olmamız. Düzenli çalışmayı öğrenemememiz, disiplin ile bağdaşamayan yapımız,futbolun rüzgarına balon basmamız. Yaklaşan federasyon seçimleri ise işin bir başka boyutu!
Mayonun, NASA ya da Mahmutpaşa’dan alınması çok şeyi değiştirmiyor. Değişimin öncelikle; sporu yöneten, yönlendiren beyinlerde yaşanması gerekli. Önce spor kültürünü edineceğiz, ardından yılmadan, sonrada ‘bilenlerle’ çalışmayı ilke edineceğiz ki, gelecek oyunlarda rezil olmaktan, havuzda boğulmaktan kurtulalım!...