Saksı düştü!..

Karl Heinz Feldkamp'ın Beşiktaş'ı çözümlemesi hiç de zor olmamış... Ali Tandoğan'ı Hakan Balta ile, Tello'yu Barış'la, Nobre'yi Servet'le, Beşiktaş'ın son haftalardaki etkin oyuncusu Holosko'yu da Song ile durdurunca...

Karl Heinz Feldkamp'ın Beşiktaş'ı çözümlemesi hiç de zor olmamış... Ali Tandoğan'ı Hakan Balta ile, Tello'yu Barış'la, Nobre'yi Servet'le, Beşiktaş'ın son haftalardaki etkin oyuncusu Holosko'yu da Song ile durdurunca, Siyah-Beyazlı ekibin elini kolunu bağlayıverdi, tabii ki ilk yarıda. İki takım arasındaki önemli fark da buradan kaynaklanıyor zaten. Birisinde 'taşıyıcı kolonu' futbolcular oluşturuyor. Adısanı pek duyulmamış, duyulması da güç olacak gibi gözüken teknik direktörlerine olası yengiler ile kulvar atlatmaya çalışıyorlar.
Diğerinde ise deneyim sahibi, 'işini iyi bilen' teknik adam, oyuncularına doğru taktiği sunup onları taşıyor, bu da yetmezmiş gibi, bir de eğitim veriyor. Cisse ve Gordon'dan yoksun Beşiktaş'ta İbrahim Toraman ön libero ve dahası iştahla oynuyor. Sağda Ali, ortada Delgado, solda Tello, ileride Nobre ile Holosko... Geride; İbrahim Kaş, Gökhan Zan, Baki Mercimek ve İbrahim Toraman. Galatasaray da farklı değil sahada. Onların sahadaki dizilimi de rakipleri ile aynı. Sabri, Song, Servet, Volkan geride, önlerinde Mehmet Topal ki, dün gece iyilerden birisiydi. Topal'ın önündeki üçlünün sağında Barış, ortada Arda, yanında da Hakan Balta, ileride Ümit Karan ile Hakan Şükür.
Bir ilk yarı; Baki Mercimek'in kalecisine verdiği riskli geri pası Hakan Şükür kapıp, onu da Rüştü'ye teslim etmese, nerede ise uyuyacağız. İki takımın da 'atmaktan' çok 'yememeye' konsantre olması, en azından ilk bölümde futbolun kalitesinin 'vasat'ın üzerine çıkamamasına neden oldu. İkinci yarı hareketli başladı. Başta 'baskın' olan Galatasaray idi, ne var ki, köşe atışından gelen topu Galatasaray kalesine gönderip takımını öne geçiren Mert Nobre oldu ve bir 'derbi' izlediğimizi anımsadık. Bu sistem ve Galatasaray'ın akılcı oyun taktiği karşısında başka türlü gol atması da olası gözükmüyordu dün gece Beşiktaş'ın açıkçası. Mert Nobre'nin golü, Beşiktaş'ı 'farklılaştırdı.' İlk yarıda duraksayan, isteksiz ve de beceriksizce koşuşturup duran futbolcu topluluğu, 'kazanmanın' önemini kavrayıverdi birdenbire! Sokak dilinde bunun, 'Kafana saksı düştü' şeklinde tanımlandığı da olur! Galatasaray ise açıklar vermeye başladı. Beşiktaş oyuna ağırlığını koyduğunda ise futbol keyif vermeye başladı doğrusu. Aykut'un koruduğu kalede art arda öylesine pozisyonlar yaşandı ki, son vuruşlar biraz akılcı yapılabilseydi, bitime yirmi dakika kala fark olurdu Beşiktaş lehine. 'Beşiktaş uyuttu ve vurdu' yaklaşımı mı mantıklı, yoksa devre arasında yapılan uyarılar mı? Nasıl bu kadar farklı oyunlar sergilediler iki ayrı yarıda Siyah-Beyazlılar, anlamak güç!
Son viraja kadar takip edip, düzlükte depara kalkmak doğrusudur, Beşiktaş'ın işi şimdi çok daha zor. Önündeki onca viraja karşın uzun aradan sonra lider... Beşiktaş yandaşını tebrik etmeli 'küfürsüz' maç ve kusursuz destekleri için. İki takımın oyuncularını da kutlamalı 'centilmenliklerinden' ödün vermemeleri nedeni ile...