Tribünler artık ?artist!?

İstanbul Teknik Üniversitesi?nin test yayınını televizyon ekranına aktarabilmek için çatılarda hoplayıp-zıplayıp kiremitleri kırıp, anten-verici uyumunu sağlamaya çabaladığımız günler, epeyce gerilerde kaldı. Fazlası ile keyifli günlerdi...

İstanbul Teknik Üniversitesi’nin test yayınını televizyon ekranına aktarabilmek için çatılarda hoplayıp-zıplayıp kiremitleri kırıp, anten-verici uyumunu sağlamaya çabaladığımız günler, epeyce gerilerde kaldı. Fazlası ile keyifli günlerdi...
Zafer Celasun, Fahrettin Yüreklibatur, Jülide Gulizar de en az Belgin Doruk kadar önemli şahsiyetlerdi, siyah-beyaz ekranda ki, genelde grenli görüntüleri ile... O dönemlerde magazin basını gelişim sürecisini tamamlayamadığı için kişisel yaşamlar üzerine sonsuz ‘ahkamlar’ kesilemez, yaşanmışlıklar ve de tanıklık edilenler aktarılar, merakla da dinlenilirdi.
Ekranda gördüğümüz yüzlerin her biri, ‘Yeşilçam’ yıldızları kadar değerliydi sokaktaki ‘bizler’ için. Televizyon ekranında görünmek olaydı o dönemlerde. Zaman, derenin altında su gibi mi aktı, yoksa avucumuzun içinden kayıp gitti mi, ancak yıllar çok çabuk geçiverdi! Önce renk geldi ekrana, ardından da kirlilik! Mantar gibi türedi özel televizyon ve radyo kanalları, ardından da internet alıp gitti başını... Artık herkes ‘artist’ ya da sokak jargonu ile ‘artiz!’ Uzun süredir çoğu kimse ‘köşe yazarı’, çok zamandır da önüne gelen ‘haber aktarımcısı!’ Bu yazının neresi spor ve de spor sayfası ile bağdaşır? Çoğu insan ‘ucuz’ şöhret peşinde koşarken, tribünlerin bundan mahrum kalacağını varsaymak aptallık olacaktı! Şayet maçları ekranda değil de, kimi zaman statlarda da izliyorsanız tanıklık etmişsinizdir.
Uzunca süredir tribün sakinleri kendileri için oynamaktalar. Kulüp ayırt etmek yersiz
ve de gereksiz ki, üstelik ulusal takımı destekleyenler de kapsam içinde. Stada giriyorsunuz; tribünlere baktığınızda açılan pankartların takıma destek vermekten öte, onu oraya asan söz konusu grubun baskınlığını ön plana çıkaran cümle ya da cümleler içeriyor. Karşılaşma başlıyor; tribünler genelde bir şarkı tutturuyor... Sahadaki mücadele ile ilgilenen pek fazla olmuyor, her nedense. Daha da garibi heyecan dorukta olduğu anlarda bakıyorsunuz bir grup sırtını sahaya dönmüş başlarındaki kişinin yönlendirmesi ile bağırıp, çağırıyor... Ne zaman ki, takımları gol yiyip geriye düşüyor o zaman akılları başlarına geliyor ve unuttukları şeyi yapıp, takımlarını ‘taraftar’ gibi desteklemeye başlıyorlar. Bu istisnai durum elbette ki... Ancak abartısız ve de katıksız durum bundan ibaret. Tribün sakinleri neye oynuyor? Eskiden doksan dakika boyunca takımlarını desteklerler, stadın atmosferini öylesine keyifli hale getirirlerdi ki, eften püften maçlar dahi farklı olup çıkıverirdi. Onlara da haksızlık etmeyelim, belki olması gereken buydu! Bu nedenledir ki, artık takımlar için evinde oynamak ‘avantaj’ olmaktan çıktı, kimi takımlar için de ‘dezavantaj’a dönüşüverdi. Bana öyle geliyor ki, futbolun yitirilmeye başlanan kalitesi de tribünlerin kendisine oynaması ile direkt bağıntılı. Bazı tribün sakinleri, stada geliş nedenlerini unutup ‘ucuz şöhret’e oynamaktalar. Adamlar haksız mı? Herkes ‘artiz’ olup çıkmış, onlar da ucundan tutsalar ne olur? Tribünler artık ‘artiz!..’