Son derece steril yaşayan bir kızım

Kanal D'nin iddialı dizisi 'Kayıp Şehir'de bir hayat kadınını canlandıran Gökçe Bahadır, madalyonun öbür yüzünü gösterecek projeden çok umutlu...
Son derece steril yaşayan bir kızım

‘Kayıp Şehir’ için bu sezonun en iddialı projelerinden biri diye bahsediliyor... Evet, şüphesiz öyle. Senaryoyu okuduğumda çok etkilendim, çok beğendim. Uğur Polat, Ahmet Mekin, Nazan Kesal gibi çok iyi oyuncular var, ismini ilk kez duyacağımız çok yetenekli yeni isimler de... Senaryo ekibimiz çok iyi; Tomris Giritlioğlu, Yıldırım Türker, Tuğrul Eryılmaz gibi isimlerden bahsediyoruz sonuçta. Yönetmenimiz Cevdet Mercan’la çalışmak çok keyifli. Dizinin müziğini de Sezen Aksu seslendirdi, şarkının adı ‘İstanbul yokmuş bundan başka.’ Tüm bunların yanı sıra, rolün bu denli zorlayıcı olması fikri beni çok heyecanlandırdı, onun için de işin içinde olmak istedim. Aysel gibi farklı birini canlandıracak olma fikrini çok sevdim. Sonuçta uzun yıllardır ‘Yaprak Dökümü’ndeki Leyla olarak izleyicinin karşısındayım. Bu haliyle Aysel, tamamen ‘ters köşe’ bir karakter... Ayrıca Gökçe’yle çok zıt bir karakter Aysel, bu da beni heyecanlandırdı...

Nasıl zıtlıkları var? Öyle belirgin zıtlık gibi değil, birbirimize hiç benzemiyoruz. Çok farklı çevrelerde, çok farklı koşullarda yetişmiş olmamızdan kaynaklanıyor. ‘Sokak kızı Aysel’ çok farklı bir ortamda büyümüş, değişik hikâyelere sahip bir kadın. Karanlık bir tip aslında ancak çok darbe almasına rağmen hayata sağlam duruyor. Bu kadar çok badire atlatmasına rağmen burada bu şekilde durabilmesinin nedeni sağlam duruşu. Çok daha kötü bir halde, sokaklarda sürünür halde, berbat bir halde görebilirdik onu. Ama o her şeye rağmen, bir şekilde kendini ayakta tutmayı becermiş.

Bu ‘güçlü olma’ durumuyla hiç benzemiyor mu size? Hiçbir şey olmasa Türkiye’de kadın olmak, üzerinde bir de tanınıyor olmak belli bir güç ister sanırım...
Evet doğru, güçlü olmayı gerektiriyor. Benim de sert bir mizacım olduğu söylenir. Bazen hatta “O kadar ters bakıyorsunuz ki, soru sormaya çekiniyoruz” diyor gazeteciler. Ama o ister istemez mecburen oluşturduğum savunma mekanizması sanırım. Çünkü zor bir iş yapıyorsunuz, tuhaf bir piyasa, o yüzden de kendini korumaya almak zorundasınız. Sağlam durmak zorundasınız, hayatta da bu böyle.

Gözü yaşlı Leyla karakteri üstüme yapışır diye endişe ettiniz mi, bu projeye başlarken? Ben aslında bunun endişesini hiç yaşamadım çünkü ilk işim ‘Hayat Bilgisi’ de üç buçuk yıl sürmüştü. Orada fırlama liseli bir kızı canlandırıyordum ‘Yaprak Dökümü’ne başlayınca “Aaa Gökçe, Leyla olmuş” dedi izleyici, hemen alıştı. Zaten Leyla bitince bana gelen teklifler de ‘gözü yaşlı kadın’ rolleri değildi; sit-comda geldi, polisiye de... Şimdi de Aysel’i benimseyecekler umarım.

Bu zamana kadar içinde olduğunuz tüm projeler yıllar yılı sürüyor. Bu bir oyuncu olarak sıkıntı yaratıyor mu, farklı projelerde yer alamama açısından?
Seyirci sevince, bırakmak istemiyor, haliyle de iş bitmiyor. Yani, ‘Yaprak Dökümü’ne başladığımız zaman “Şu kadar sürsün” diye bir planımız yoktu, ama bitmek bilmedi, hayatımız boyunca süreceğini sandık. Orada büyüdük, beş yıl sonuçta çok uzun bir zaman. İş çok iyi olunca, set çok keyifli olunca zaten de “Aman bitsin de kurtulayım” hissine kapılmıyorsunuz. Ben ‘Yaprak’ bitsin hiç istemedim. ‘Kayıp Şehir’ en uzun soluklusu olur umarım, şimdiden bir gün biteceğini düşündükçe üzülüyorum. “Allah’ım hiç bitmesin” diyorum. Senaryo o kadar iyi ki çok iyi bir ekip var. Çok keyifle oynuyorum rolümü. Aysel’i çok seviyorum, seyirci de sevdikçe iş devam eder diye düşünüyorum.

Peki önünüzde bir film projesi var mı?
İlk filmim Çağan Irmak’laydı, şimdi yine yaparsam yazın tatile girdiğimiz zaman yaparım. Şu an boş zamanlarımda yaptığım tek şey Aysel’e çalışmak.

Nasıl çalışıyorsunuz rolünüze? Varoşlarda kaldınız mı, hayat kadınlarıyla, travestilerle konuşarak yaşadıkları hakkında fikir edindiniz mi?
Öyle “Parklarda yattım, sokaklarda sabahladım” diyemeyeceğim, böyle büyük cümleler kuramam çünkü yapmadım. Daha çok konuyla ilgili filmler seyrettim ve kendi kafamda Aysel’e bir dünya yaratmaya çalıştım. Çünkü hayatta herkesin karşısına çıkabilecek, gidip de gözlem yapılacak bir kadın değil o. Biraz bizim merak ettiğimiz ama çekindiğimiz yerlerde yaşayan bir kadın olduğu için, çok da gidip de rahatlıkla görebileceğimiz bir durumu yok. Onun için kendi kafamda yaratmaya çalıştım, nasıl bir yerde büyümüştür ne yer ne içer ne giyer nasıl düşünür... Bedensel çalışmalar yaptım yani, kendi dünyasını yarattım.

Varoşta yaşayan insan neler yapar size göre?
Ya çok farklı tabii bizden. Senaryo bu yüzden bu kadar ilginç ve çarpıcı, madalyonun arka tarafını gösteriyor. Bizim giremediğimiz aslında merak ettiğimiz ancak cesaretimizin olmadığı sokakları, hayatları gösteriyor. Çok önyargıyla yaklaştığımız insanların iç dünyasını göreceğiz. Ve anlayacağız ki aslında hepimiz de aynıyız. Sadece dünyalarımız, yetişme tarzımız farklı. Ama dediğim gibi, çok da fazla görme şansım olmadı. Ben Anadolu yakasında, son derece steril yaşayan bir kızım. Seviyorum farklı yerleri keşfetmeyi, farklı yaşamları, farklı renkleri görmeyi... Bu dizi sayesinde ben de görmüş olacağım yani...

Peki dış görünüş olarak bir değişim görebilecek miyiz? Dibi gelmiş kızıl ya da yeşilimtrak sarı saçlarla mesela?
Hayır hiç öyle şeyler yok, o kadar basit, dibi gelmiş bir kadın değil. İyi giyinen, iyi görünen bir kadın.

‘Şöhret bana çok yalan geliyor’
Hem tanınan bir oyuncu olduğunuz için, hem de boşanmanızla alakalı, hakkınızda çok şey konuşuldu. Kendinizi kapana kısılmış hissediyor musunuz?
Hayır; kendimi şanslı hissediyorum, çünkü bu ülkede sevdiğin işi yapmak çok zor. Yapanlar da çok şanslılar. Oyunculuk küçüklük hayalimdi. Görsel bir şeyler yapacağımı biliyordum ama ne olacağım konusunda arada kalmıştım. Bir ara sahneye heves etmiştim, müzik ve oyunculuk arasında gidip geldim. Oyunculuk ağır bastı, lisede kararım oturdu. ‘Hayat Bilgisi’ne başladım. Güç konusuna gelecek olursak, çok severek yapıyorum işimi, burada bunu yapmak çok zor olsa da. Tabii ki istediğim kadar özgür değilim; ünün getirdiği kısıtlamalar var. Ama ben bunu çok yaşamıyorum. Şöhret bana çok yalan geliyor. Ona kapılmak çok tehlikeli... Diziyle şöhret olduysan, bugün varsın, dizi bittiğinde yoksun. Onun havasına kapılıp, hüsrana uğramak tehlikeli bir durum. Böyle yaşamıyorum hayatımı. Ben kendi doğal hayatımı yaşıyorum.