Al sana kumpas!

Türkiye darbeler, darbe girişimleri ve yolsuzlukları soruşturma konusunda eylem karnesi bomboş olan nadir ülkelerden biridir.
Al sana kumpas!

Karakuşi yargılamanın "Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor" mantığının ne demek olduğunu bilirim. Mahkûmiyetin, cezaevinin, işkencenin de… Kimsenin haksız yere değil beş sene, bir gün bile hapishanede tutulmasını havsalam almaz. Şiddeti önermediği, övmediği, topluma kin ve nefret saçılmadığı sürece siyasi suç, fikir suçu diye bir şeyi kabul etmem.

Bunları söyledikten sonra lafı fazla uzatmadan diyeceğimi diyeyim. İnanıyorum ki, seçim yapılsın tartışma sonlansın ve ortalık biraz yatışsın "Biz yanlış yaptık" noktasına geleceğiz. Hatta bana öyle geliyor ki o kadar beklemeye dahi gerek kalmayacak; şimdiden o noktaya çok yaklaştık gibi. Hangi konuda derseniz söyleyeyim. Yargı sisteminde, özel yetkili savcı ve mahkeme meselesinde, tahliyeler meselesinde…

Tahliyeler! Son günlerin en önemli gelişmesi. Ancak bu konuda kim kameralar karşısında "Gecikmiş de olsa doğru yapıldı, kutluyorum, özlemiştik, geçmiş olsun vs" diyorsa inanmayın, gülüp geçin… Bilin ki o kişi bugünün alkış/tebrik korosuna katılmanın prim yaptığı ortamına ağız/ayak uydurmak için yalan söylüyor.

Çıkan tahliye kararları bütün olarak değerlendirildiğinde, toplumun önüne vicdanlarda karşılığı olan dolayısıyla toplumu rahatlatan birkaç kararın konulup geri kalan tahliyelerin perdelendiği bir oyun oynanıyor. Bunu görmemek, yakın geçmişte Türkiye’nin üzerine karabasan gibi çöken darbeci, statükocu zihniyetin suç tablosunun kapatılmak istendiğini görmemek imkânsız. İsimler sıralayıp şu günlerde özgürlüğün tadını çıkaran insanların keyfini kaçırmak istemem ama dilerseniz sizler de kendi çevrenizde tahliye edilen kişiler listesi üzerinden bir anket yapabilirsiniz.

Öte yandan kim ne derse desin gerek özel yetkili savcılık kurumu gerekse mahkemelerin kurulmasını gerektiren sebepler konusunda değerlendirme yanlışlığından söz edilemez. Türkiye’nin içinden geçtiği, kimi bakımlardan hâlâ devam eden çok boyutlu korku tünelinde olağan adli çarkla soruşturma yapmanın, yargılama yapmanın imkânı yoktur. Aksini söyleyenden 1960’tan bugüne neticelendirilmiş tek bir soruşturma dosyası göstermesini isteyin. Gösteremez… Türkiye darbeler, darbe girişimleri ve yolsuzlukları soruşturma konusunda eylem karnesi bomboş olan nadir ülkelerden biridir.

‘Özel yetkili’ denilerek sorumluluk verilen savcılık ve mahkeme heyetlerinin inandırıcılıklarını, keza gerek suçlanan kişiler gerekse kamuoyu nezdinde saygınlık ve güvenilirliklerini yitirmiş olmaları, sistemin mantığında yanlışlık olduğu manasına gelmez.

Daha ötesi farklı bir açıdan bakıldığında birilerinin adli kolluk, soruşturma ve yargıçlık yetkisini layüsel intikam aracına dönüştürmekle sadece belli bir kesime kumpas kurdukları da söylenemez. Gerçekte bütün kurumlarıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne kumpas kurulduğunu görmek gerekir.

İçine itildiğimiz itibar kaybı ve güven duygusunu zedeleyen tablo bize gerçek manada ‘kumpas’ olarak nitelenen eylemin göz önünde olandan çok daha geniş ölçekte adalet mekanizmasından siyasete, askerden polise, iş dünyasından medyaya Türkiye’nin bütün kurumları için kurulduğunu düşünmeyi gerektirmektedir. Keza söz konusu kumpasın, kendisine cumhuriyetin 100. yılı ya da 21. yüzyılın ilk çeyreği için koyduğu hedeflerin en önemlisi olarak demokratikleşme sürecini koyan Türkiye’nin bu süreci tamamlama iradesinden koparılıp uzaklaştırılmak amacıyla kurulduğunu da.

Elbette sistemi kokuşturmak, adaleti raydan çıkartmak, devlet çarkını işlemez hale getirmek suretiyle yapılmak istenenin çok daha önce farkına varılması, çözülmenin bedelinin göze alınamayacak kadar ağır olacağının görülmesi gerekirdi. Ancak ne yazık ki, siyasi kutuplaşma, partici rekabet, yanı sıra uluslararası ilişkilerde değişen dengelerin davet ettiği tavır, rol, talep değişiklikleri ve bunların milli çıkarlarla telif edilmesinde ortaya çıkan zorlukların yol açtığı tıkanmalar Türkiye’ye en hayati projesi olan demokratikleşmede ara ara soluklanıp durum değerlendirmesi yapma şansı tanımadı. Dolayısıyla meselenin Kürt sorunu boyutu dışında anayasa, siyasi partiler kanunu, seçim kanunu, arttırma eksiltme ihale kanunu çerçevesinde ve bunlar aşılmadan ilerlemeyeceğini görme imkânı olmadı…

Bugünün ağırlaşan siyaset zemininde Tayyip Erdoğan geç de olsa farkına vardığı tablodaki pek çok düğümü çözebilir mi bilmiyorum. Demokratikleşme projesinden elini çekse, terör meselesine havale edildiği adres üzerinden yaklaşsa hükümet etmekte sıkıntı duymayabileceği kendisine söylendiğinde öfkelenip "O zaman merkezi hükümette sorumluluk talep etmeme ne gerek var, duble yolu başkası da yapar" dediğini hatırlıyorum. Ancak o günlerde bu denli engellemeyle, tuzakla karşılaşacağını, kendi yakın çevresi, partisi tarafından çelmeleneceğini aklına getirdiğini sanmam. Şimdi tek ümit yaşadığı sıkıntıların onu yıllar önce verdiği karardan vazgeçirmemiş olması.