Amerikancı sol!..

Taksim'de bindiğim taksinin radyosu açıktı. Ve haber spikeri 'sol' bir parti liderinin yaptığı açıklamaya ilişkin haberi okuyordu. Kulak kabarttım, bildik laflar!..

Taksim'de bindiğim taksinin radyosu açıktı. Ve haber spikeri 'sol' bir parti liderinin yaptığı açıklamaya ilişkin haberi okuyordu. Kulak kabarttım, bildik laflar!..
İlginç olan bu 'part-time siyasetçinin' ne dediği değil, taksi şoförünün onun sözlerine ilişkin değerlendirmesi:
"Adam doğru söylüyor abi, MHP'ye oy vermek lazım!.."
1964'ten beri siyasetle ilgili oldum. Ankara'da Türkocakları çevresinde, sonra MHP çatısı altında...
MHP'yi, liderini 'en doğru' bulduğumdan falan değil, duygu ve düşünce dünyama yakın gördüğümden...
Ayrıntılarını muhtelif vesilelerle yazdım. Solculara düşmandık. Bizim gözümüzde hepsi Rusya'nın gönüllü ya da maaşlı ajanıydı! Ankara'nın ana caddelerinde 'Dönüşüm' dergisini satmaya çalışan solcu gençlere karşı, hazırlayanlarından biri olduğum Kuvayı Milliye'yle kavga verdik. Kitabevlerinin, eski-yeni yazarların, şarkı ve şarkıcıların paylaşıldığı, kılık kıyafetten saç kesim tarzına uzanan bir dizi ideolojik jargonun oluştuğu ecinni günleriydi... Sol onu reddettiğinde Kemal Tahir'i okuduk. Okumama sebeplerimden biri kitaplarını Bilgi Yayınevi'nin basıyor olmasıydı. Tıpkı solcuların Dergah Yayınları bastığı için Ahmet Hamdi Tanpınar'ı tanınmaya değer bulmayışları gibi.
Aradan seneler geçti... Kendimi 'milliyetçi' olarak tarif etmeye devam ediyorum. Ama bunca zaman zarfında bana altüst olmuşluk duygusu yaşatan üç şeyi bilmenizi isterim.
Bunlardan ilki uzun yıllar soğuk ve kuşkulu baktığım Milli Mücadele'yi derinlemesine inceleyip mantığını kavramaya çalıştıkça, bunun nasıl muhteşem bir hareket, Mustafa Kemal'in ne denli güçlü iradeye sahip bir lider olduğu hükmüne varışımdır. İkincisi ise günün birinde Rusya'nın güç kaybetmesine üzüleceğimi hiç aklıma getirmemiş olmam!.. Moskova'nın Amerika'yı dengeleyici rolünün Türkiye'ye yönelik tehdidinden daha önemli olduğunu ancak şimdi görüyorum... Oysa daha Afganistan işgali başlayıp Sovyetlerin mücahit direnişiyle baş edemediğini gördüğümde Anadolu'ya yönelik tehdidin fazla abartıldığını sezebilirdim...
Üçüncü ve en büyük şaşkınlığı ise solcuların gerçekte Rus değil Amerikan/Avrupa yanlısı olduklarını fark ettiğimde yaşadım. Şimdilerde pek çok insanın bu tabloyu kanıksadığını biliyorum. Söz konusu kişilerin bir kısmının kendisini hâlâ solcu zannettiğini ya da birlikte açığa çıktıkları cemaatin topluca aynı süreci yaşamasından kaynaklanan ruhsal dayanışma dolayısıyla, hepsinin kendilerini eski kimlikleriyle tanıtmalarının itiraz görmediğinin de farkındayım. Ama ne yalan söyleyeyim, kendimi kandırılmış hissediyorum!..
Ben bu taifenin Ruble'yle beslendiğini düşünürdüm. Ve Ruslardan aldıkları para sayesinde bir ellerinin yağda bir ellerinin balda olduğu kanısındaydım. Gözlerinin Amerika'nın aktaracağı dolarlarda, Avrupa'nın sağlayacağı fonlarda olduğu aklıma gelmedi. Doğrusu o ya; Amerikalıların bizi 'antikomünist gençler' olarak alkışlamasına bakıp, gerçekte gönüllerinin mücadele ettiğimiz insanlardan yana olduğunu da düşünmedim!..
Aymazlığıma şimdi ne kadar hayıflansam yeridir.
Öyle ki; 1968 kuşağı diye anılan kadronun, hani o, gençlerin önüne düşüp askerle el ele 'devrim'i gerçekleştireceklerini söyleyenlerin, aslında düpedüz 'faşist' olduklarını neden sonra anladım... O günün şablonunda faşist bizdik!
Ordunun sırf genç subayları kontrol altında tutmak için ortaya çıkardığı örgütü 'solcu' zannetmekten tutun, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının bugün yargılansalar en çok 3-5 yıllık hapis cezasıyla atlatacakları, muhtemelen de karar açıklandığında tutuklu kaldıkları süre infazdan sayılıp tahliye edilecekleri bir suçtan idam edilmelerinin perde arkasını okuyamayışımın da geçerli bir mazereti yok. Tıpkı rahmetli Türkeş'e özel bir sohbet sırasında yönelttiğim "1944'te tutuklanıp idamla yargılandınız, size yönelik suçlama devlet aleyhine işlenen cürümler faslındandı. Tabutlukta yattınız, işkence gördünüz. Çok daha basit sebeplerle hakkında disiplin soruşturması açılan subayların orduyla ilişiği kesilirken siz tahliye olduktan sonra normal terfilerinizi alıp kurmay sınıfına geçirildiniz. Türk ordusunda sizin durumunuzda ikinci bir subay var mı? Bunun izahı, varsa sırrı nedir?" sorusuna aldığım cevabın beni zorladığı yazma yükümlülüğünü sürekli tecil edişimin bir mazereti olmadığı gibi...
Sol kadrolar içinde samimi -burada samimiyeti yerli olmak manasında kullanıyorum- insan yok değildi elbette. Mehmet Ali Aybar bunlardan biriydi. 'Hayali Küçükömer' diye anılıp aşağılanmaya çalışılan İdris Küçükömer bunlardan biriydi. Keza eskilerden Mustafa Suphi, Hikmet Kıvılcımlı da... Onları 'toz-duman içinde' kaybettik!.. Sesi yüksek çıkanlar, şimdi hatıratlarında geçmişte yaptıklarını 'pardon' diye ananlardı.
Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan'ın yaşayıp hayatta bulundukları son güne kadar fikirlerine saygı duydukları, avukatları vasıtasıyla haberleştikleri 'ağabeyler'in şimdiki halini görmelerini çok isterdim.