Düze çıkmanın görünür yolu: Ne Yapmalı?

Geçmişin pek çok dosyasını kapatmanın yolu kapsamlı bir aftan geçiyor.
Düze çıkmanın görünür yolu: Ne Yapmalı?

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in bulduğu her fırsatta Başbakan’a “Ne olacak bizim komutanların hali, aldıkları emri yerine getirmekten başka kusuru olmayan genç subayların aileleri içlerini ferahlatacak bir haber bekliyor vs” diye yakındığından eminim. Böyle olduğunu düşünmek için Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in yanında durup söylediklerini işitmeye ihtiyaç yok, yaşananları ve önümüzde duran tabloyu doğru okumak yeterli. Ve gerçek şu ki onun yerinde hangi genelkurmay başkanı olsa aynı sıkıntıyı yaşardı.

Balyoz ve Ergenekon davaları dolayısıyla başka yasal tanım olmadığı için ‘terörist’ suçlamasıyla yargılanıp mahkûm olan komutan ve genç subaylar, aileleriyle birlikte asli faillerin gerek siyaset zemininde gerekse medyada oluşturdukları havaya teslim olmanın bedelini ödüyorlar. Kimi baro yöneticileri ve Silivri’yi gösteri alanı olarak değerlendiren avukatların “Dayanın, zaaf göstermeyin, kişisel savunma yapmayın, cumhuriyeti, Atatürk’ü yargılayamazlar. Bu mahkeme heyetini tanımadığınızı gösterin, birlik içinde olursak hiçbir hâkim bizi mahkûm etmeye cesaret edemez” türünden sözlerle ateşe atıldılar…

Asli failler, açılan davaların başından itibaren kanunun öngördüğü ağır cezalardan kurtulma imkânlarının olmadığının farkındaydılar. Bundan dolayı yargılama başladığında herkesin iddianamede isnat edilen suçlamaya karşı kişisel savunma yolunu seçmesinin aleyhlerine olacağını bildikleri için medyada vaveyla kopardılar. E. Org.İlker Başbuğ’u görevdeyken dolaylı/dolaysız kuşatıp suçluyu korur, suçu ört-bas eder konuma iten; oyunları tutmayıp paşa tutuklandığında ise bunun kendileri için sigorta olabileceği düşüncesiyle bayram eden ‘ecmain takımı’ bu! Komutan emri dinlememeyi, emrivakilerle üstlerini müşkül duruma düşürmeyi itiyad edinmiş, bu tavırlarla genç subayların sözde gururlarını okşayıp heyecanlarını kamçılamayı askerlik sanan takım.

Netice malum. Peş peşe açıklanan ağır mahkûmiyet kararları, Silivri’de ortaya çıkan tablonun büyük ölçüde Yargıtay tarafından onaylandığının sıra bekleyenin de onaylanma ihtimalinin yüksek olduğunun görülmesiyle yıkılan, tutunacak dal arayan ve ne yapacaklarını bilemez hale gelen insanların paniği.

Düze çıkmanın görünür yolunun iade-i mahkeme koşullarının doğması olduğunu daha önce yazmıştım. Bu şart, asli faillerin hayatlarını kararttıkları insanlara ve ailelerine daha fazla eziyet etmekten vazgeçme kararıyla suçlarını itiraf etmek ve pişman olduklarını açıklamak üzere mahkemeye başvurmalarıyla mümkün.

Yapıp yapmayacaklarını bilemem ancak farkında olmaları gereken husus şu ki; bugüne kadar rahatsızlıklarını dışa yansıtmayıp ilişkilerini saygı ve ast-üst münasebeti sınırında tutan insanların bir süre sonra öfkeyle karşılarına dikilmeleri muhtemeldir.

Ancak sadece Ergenekon-Balyoz davaları sanıkları için değil geçmişin pek çok dosyasını kapatmanın yolu kapsamlı ve herkesin kendisini
yan yana gelmek istemeyeceği kişilerle aynı sepete atılmış hissetmeyeceği bir aftan geçiyor. Ancak bunun için Tayyip Erdoğan’ın elinin güçlenmesi gerek. Ergenekon-Balyoz davaları açısından yukarıda anlattığım itiraf/pişmanlık girişimi Erdoğan’ın inisiyatif almasını kolaylaştırır. 

Tivnikli olmak zor

Abdullah Tivnikli’yi dört yıl önce Ekopolitik adlı STK çalışmaları sırasında tanıdım. Demokratikleşme sürecinin en önemli halkası olan barış zemininin oluşması için başlatılan ilk büyük ölçekli ve ciddi girişim halkalarından biriydi Ekopolitik.

O günlerin ortamını bugünle kıyaslamayın. Ne kadar yakından tanırsanız tanıyın kimsenin, hele hele işadamlarının bu nitelikte çalışmalara destek vermek istemediği, hatır için katkı sağlayanların da isimlerinin anılmasını istemediği günlerdi.

Erzurum Kongresi günlerinde Atatürk’ün misafir olduğu evin çocuğu Tivnikli. Adı etrafında oluşturulan dedikodu halkası bir yana başarılı bir işadamı. Türkiye’nin yurtdışında finans çevresiyle özellikle ‘körfez sermayesi’yle buluşmasını sağlayan kişilerden biri. Refah Partisi veya Ak Parti iktidarında değil çok daha önce DSP, MHP, ANAP koalisyonu döneminde ‘körfez’in iş çevresini Ankara’yla buluşturan birkaç isimden biri. O süreçte sağladığı itimadın ödülü, Arap sermayesinin Türkiye’de yapacağı yatırımlarda onu yanında görmek istemesi.

Ancak basın Telekom özelleştirilmesi sürecinde tanıdı Tivnikli’yi. O günden itibaren de iş dünyası açısından rakip, medya açısından hedef haline geldi.

Tanıdığım günlerde ‘becerikliliği’yle çiziliyordu portresi. Şimdilerde de yönetiminde yer aldığı Türk Telekom’un TMSF’nin kontrolündeki Digitürk platformuna talip olduğunu açıklası dolayısıyla eleştiri oklarının hedefi. Telekom’un almaya niyetli olduğunu söylemesi dahi Digitürk’ü cazibe odağı haline getirmiş, medya sektöründeki kimi yatırımcıların platformu düşük bedelle alma hayalleri suya düşmüştü. Ancak bu gerekçeyle eleştirmek ciddiyetle bağdaşmayacağı için başka bir yerden; Tivnikli’nin dolaylı ilişkisinden söz edilebilecek Dicle Elektrik’e Tivnikli’nin hissedar ve yönetiminde olduğu Kuveyt-Türk’ün sağladığı kredi üzerinden yüklenildi. BDDK’nın lehte mütalaası, hemen bütün grupların benzer nitelikte dolaylı ortaklıklar çerçevesinde kendi bankalarından kredi aldıklarının bilinmesi suçlamaların önünü kesmeye yetmedi.

Sonuç olarak herhalde şunu söylemek mümkün: Türkiye değişiyor; değişiyor değişmesine ancak iş dünyasının rekabet alışkanlıkları pek değişmiyor. İşin içine medya da katılınca endazeyi tutturmak mümkün olmuyor.