İslam yayılırken sahte peygamberler

Arap yarımadasında inanarak Müslüman olanlar yanında Medine devletinin gücüne direnemediği için Müslüman olan pek çok kabile vardı. Kimi ' Sizden bir, bizden bir peygamber olsun' diye ayaklandı, kimi vergi vermemek için... Ama Esved ül- Ansi, Tuleyha Bin Huveylid, Müseylime ve Secah işi peygamberlik iddiasına, farzlar konusunda pazarlığa, aralarında anlaşma, evliliğe vardırdı
İslam yayılırken sahte peygamberler

Bu minyatürde Hazreti Muhammed?in ölümü ve müminlerin çektiği acı anlatılıyor.

İslam tarihinin süslü anlatımı dolayısıyla Hz. Muhammed’in sadece tebliğin başlangıcında zorluk yaşadığına, sonraki senelerde İslam’a katılımın çığ gibi artmasıyla sürecin sorunsuz devam ettiğine inanılıyor. Oysa gerçek böyle değil... Hz. Peygamber’in sağlığında, hastalığı sırasında ve vefatından sonra pek çok dinden çıkma hadisesi ve çok sayıda peygamberlik iddiası gündeme geldi.
Peygamberin sağlığında ‘ridde’ tabir edilen reddetme hadiselerinin bir kısmının Medine’ye vergi vermeyi istememekten kaynaklanıyordu. Kabile ve aile duyguları güçlü Arap toplumu Kureyş’ten bir peygamber çıkmasını uzun süre içine sindiremedi. Hz. Muhammed’in ‘ Allah’ın kılıcı’ diye andığı Halid bin Velid bir savaştan sonra ele geçen esirleri sorguya çektiğinde onların kendisine ‘Biz diyorduk ki, sizden bir peygamber, bizden de bir peygamber olsun’ dediğini bildiriyor.
İslam’dan dönmelerin bir sebebi de ‘kahinliğin’ Arabistan’da köklü bir gelenek olmasıydı. Kabilelerinin sözü dinlenen itibarlı kimseler olan kahinler İslam’la birlikte mevkilerini yitirmiş olmayı kabullenmiyorlardı.

İlk sahte peygamber Esved
Peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkan kişilerin ilki Esved ül- Ansi’ydi. Yemen bölgesinde yerleşik Ans kabilesine mensup Esved halk arasında ‘Zu’l Hımar’ diye anılıyordu. ‘Hı’ ya da ‘ha’ vurgusuyla okumaya göre ‘eşekli’ ya da ‘peçeli’ manasına gelen ‘Hımar’ anlatılanlara bakılırsa iki durumda da Esved’e uygun sıfattı.. Onun yanından ayırmadığı terbiyeli bir eşeğinin olduğu ve Esved kulağına ‘Rabbine secde et’ dediğinde hayvanın ön ayaklarını büküp çömeldiği, ‘kalk’ dediğinde kalktığı rivayet ediliyordu.. Günümüz sirk hayvanlarının marifetleri düşünüldüğünde ilginç yanı olmayan bu olay o çağda gizemin kanıtı olarak görülüyordu. Esved’in Peçeli diye anılmasının sebebiyse muhtemelen kahin olduğu için daima yüzünü örten peçe takarak gezmesiydi... Onun kabileler nezdinde önemsenmesini sağlayan bir diğer olay tertiplediği gösterilerde yüz kadar hayvanı yere çizdiği bir çizgi üzerinde hizaya dizip sonra hepsini sırasıyla mızraklaması ve bu vahşi show sona erene kadar hayvanların yerlerinden kıpırdamamasıydı. Esved bunu kendisindeki ilahi güçle açıklıyordu.
Kaynaklarda Esved’in Hz. Muhammed’in hastalandığı haberini aldıktan sonra ‘Rahman-ül Yemen’ adını seçip peygamberiliğini açıkladığı ve bu açıklamayı yapar yapmaz kimi kabilelerin biatını elde ettiği var. İslam’ın yayılmasından rahatsız herkesin Esved’e destek olduğunu düşünmek de mümkün. Bu sayede, Bahreyn’den Aden’e ve Taif’e kadar uzanan geniş bir bölgeyi kontroluna aldı Esved. Ve bazı vilayetlere vali tayin etti. Yendiği San’a reisini öldürüp karısı Merzubana Azad’la evlendi... Ancak artan güç evhamını da kabartmıştı.. Bağlılığından şüphelendiği herkesi ‘Şeytan beni uyardı’ diyerek ölümle tehdit ediyordu. Adamlar korkudan ne yapacaklarını düşünürken aradıkları destek Esved’in karısından geldi. ‘Kocamı öldürdü ve beni gasbetti. Bu dünyada ondan daha çok nefret ettiğim bir insan yok’ diyen Azad, Esved’in öldürülmesi için yapılacak plana iştirak edeceğini bildirdi ve onun içkiden sızdığı bir gece sarayın arka kapısını açıp üç suikastçıyı içeri aldı. Esved’in boğazlanırken çıkardığı gök gürültüsünü andıran hırıltıları işiten muhafızları ‘Peygambere vahiy geliyor, ellemeyin’ diye geri gönderen de Azad’dı... Sabah suikastçılardan biri ‘Allahu ekber. Allahu ekber.’ diye başladığı ezanı ‘Esved Allah’ın düşmanıdır’ diyerek tamamlayınca ahali adamın işkenceyle öldürüleceğinden emin beklemeye başladı. Ama bu sırada diğer iki suikastçı sahte peygamberin kesik başını halkın önüne atıverdi.. Haberciler Esved’in ölümünü Hz. Muhammed’e bildirmek için hemen yola çıktılar ama geç kalmışlardı.. Peygamber onlar Medine’ye gelmeden 8 Haziran 632 günü vefat etmişti. 

Tuleyha Bin Huveylid
Sahte peygamberlerin ikincisi bir ara Medine’yi tehdit edecek derecede güç kazanmış olan Tuleyha bin Huveylid’ti. Tuleyha Hicret’in 5. senesinde putperest Kureyşlilerle birlikte Medine’yi kuşatmış, 9. senede kabilesiyle birlikte Medine’ye gelip Hz. Muhammed’e İslam’ı kabul ettiğini bildirmiş, bir sene sonra dinden çıkanlara önderlik edip peygamber olduğunu iddia etmiş bir kişi.
Onun Müslüman olduktan sonra ilk dinden dönüşünün Hz. Muhammed’in hastalandığı döneme denk geldiğinde kaynaklar ittifak ediyorlar. Dönmekle kalmayıp eski kahinliğin verdiği belagatle pek çok kişiyi nebi olduğuna inandırdığını da.. Bilinen Tuleyha’nın Hz. Muhammed’e elçi olarak gönderdiği yeğeninin Peygamber’e onun ‘Zu’n- Nun’ adında bir meleğin yardım ettiğini söylediği,  Peygamber’in de bunu dinledikten sonra ‘Kendine bir de melek buldu ha’ diyerek istihza ettiği... Hz. Muhammed’in vefatından sonra Müslümanlarla girdiği bir savaşta kılıç vurulduğu halde yaralanmadığının görülmesi üzerine itibarı artan Tuleyha iddiasını daha güçlü seslendirmeye başladı... Ve kabile taasubu sayesinde kimi toplulukları kısa sürede kontroluna aldı. Hz. Ebubekir’in ise Medine’de başı dört bir yandan gelen ridde haberleriyle ve ‘Namazı kılarız ama zekât vermeyiz’ diyen kabile reisleriyle dertteydi. Halife onları ‘Namazla zekât arasında fark görenle savaşırım’ diyerek geri çevirdiği için hepsi yanından öfke içinde ayrılıyorlardı. Tuleyha ortamın müsait olduğu kanaatiyle Medine üzerine yürüyünce Hz. Ebubekir için savaşmaktan başka çare kalmadı. Savaştı; yendi de. Ama Tuleyha kaçıp kurtuldu ve tehdidine devam etti.. Bunun üzerine ünlü sahabe Halid bin Velid onu takiple görevlendirildi. Gerçekte zayıf durumda olan Tuleyha’ya önce İslam’a dönmesini teklif etti Halid ama o ‘Ben Allah’ın resulüyüm’ diyerek geri çevirdi teklifi.. Bunun üzerine başlayan savaş sırasında Tuleyha ile başkomutanı Uyeyne arasında geçen konuşmalar kaynaklarda ayrıntılı şekilde yer alıyor. Tuleyha çadırında güya vahiy beklermiş gibi harmanisi içinde büzülmüş beklerken Uyeyne ara ara gelip ‘Cebrail hâlâ gelmedi mi?’ diye sorar.. Bu soru-cevap birkaç kez tekrarlanıp Tuleyha’nın ‘Henüz gelmedi’ demesi Uyeyne’yi kızdırır ve nihayet ‘Ocağın sönsün’ deyip Tuleyha’nın sarındığı örtüyü çeker. ‘ Allah layığını versin, bu peygamberlik icabıdır’ diye söylenen Tuleyha o anda vahiy gelmiş gibi hareketler yaptıktan sonra doğrulup‘ Cebrail geldi ama senin fena hareketinden ne dediğini anlayamadım’ deyince Uyeyne elde kılıç başında bekler Tuleyha’nın… Arada yine ‘Geldi mi. Geldi mi?’ diye sorar… Savaşı kaybetmek üzere olduklarının anlaşıldığı noktada Uyeyne pes eder: ‘Cebrail seni ona en muhtaç olduğun  anda terk etti, gelirse adamlarım bizden bu kadar deyip gittiler dersin.. Elini cebinden çıkarsın nöbet artık onundur’ der.. Çatışmanın kendi çadırının sınırına dayandığını gören Tuleyha da paniktedir. Ve gerçeği açıklar: ‘Şerefiniz için döğüşün, yoksa ortada din falan yok’ der ve eşi Nevvar’la birlikte atına binip savaş sahasından ayrılır. Kaynaklar, Tuleyha’nın Hz. Ömer zamanında Medine’ye gelip biat ettiğine işaret ediyorlar. 

Secah ve Müseylime
Secah diğerlerinin aksine ne askeri ne siyasi bakımdan ciddi bir tehdit unsuru olmadı. Önemi  peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkmış ilk ve tek kadın olmasından kaynaklanıyordu. Araştırmacılar onun kabilesinde ‘kahin’ olarak anıldığını, peygamberlik iddiasıyla ortaya çıktığında Hz. Muhammed’in sağlığında İslam’a girmiş kabileler yanında Hıristiyanları da etkilediğini kaydediyorlar.
Secah’ın Müslümanlarla mücadelede zayıf kaldığını görüp kendisi gibi peygamberlik iddiasındaki Müseylime bin Sümame’ye yanaştığını ve kadınlığını kullandığını da ekleyeyim.. Museyleme’nin Secah’a ‘Allah bana bir vahiy gönderdi, birleşelim ve onun gönderdiklerini tetkik edelim. Hakkı bilen diğerine tabi olsun. Böylece Arapları itaatimiz altına alırız’ diye gönderdiği mektupla başladı yakınlaşma. Ve Secah’ın cevaben sözümona kendisine vahyedilmiş ayetlerden bir demet göndermesiyle gelişti. Sonunda Müseylime’nin hoş kokulu otlar, tütsüler yaktırarak hazırladığı büyük çadırda buluştu iki ‘peygamber’... Secah Müseylime’ye ‘Allah sana ne vahyetti?’ diye sordu, Müseylime o an aklına gelen ve arzularını yansıtan şeyleri en müstehcen ifadelerle ama bunları ayet oldukları iddiasıyla dillendirdi. Secah tahrik olmuştu.. ‘Bana da aynı vahiy geldi’ dedi ve Müseylime’ye ‘Beni kabilemden iste’ dedi ve evlendiler.
Üç gün sonra kabilesine dönen Secah ‘Acelen neydi ki mehirsiz evlendin’ tarizleriyle karşılaşınca ‘Size müjde getirdim Muhammed’in farz ettiği sabah ve yatsı namazlarını kaldırdık’dedi.
Secah’ın akibeti hakkında fazla bilgi yok.. Kimi kaynaklarda onun Muaviye zamanında iyi bir Müslüman olarak öldüğü bilgisi var. 

Çerçeve

Hz. Muhammed’den Müseyleme’ye...
Sahte peygamberler içinde andığımız Müseyleme iddiasını Hz. Muhammed’e mektup yazıp ortaklık teklif edecek kadar tırmandırmıştı. Yeryüzünü paylaşalım önerisini getiren Müseylime’nin mektubu şöyleydi: “Allah’ın Resulü Müseylime’den, yine Allah’ın Resulü Muhammed’e; Sana selam olsun. Ben, seninle birlikte peygamberlik vazifesine ortağım. Yeryüzünün yarısı bize, yarısı da Kureyş kabilesine aittir. Ancak Kureys haddini aşan bir kavimdir.” Hz. Muhammed’in bu satırları okuduktan sonra bunu getirenlere dönüp “Eğer elçilerin öldürülmeyeceğine dair bir kaide olmasaydı sizin boynunuzu vurdururdum” dediği biliniyor. Ve ardından sahabeden Ubeyy bin Kaab’a yazdırdığı mektup: “Rahman ve Rahim olan Allah’ ın adıyla; Allah’ın Resulü Muhammed’den, yalancı peygamber Müseylimet ül-Kezzab’a. Selam hidayete tabi kimselerin üzerine olsun.
Bundan sonra bilesin ki,
yeryüzü Allah’ ındır. Onu, kullarından dilediğine ihsan
eder. Hüsn-ü akıbet ise, müttakilerindir. (=Allah’tan korkan kullarındır) Sen ve beraberindekiler şayet tövbe ederseniz, Allah seni ve seninle beraber tövbe edenleri affeder.”