MİT ne işe yarar?

Böyle zamanlarda Aziz Nesin lafı çınlar kulağımda: Başımıza gelenlerden korkmadığımız için bütün korktuklarımız başımıza geldi!

İçinden geçtiğimiz süreci anlatmak için uzun uzadıya bir şeyler anlatmanın manası yok. Herhalde korku tüneli demek kâfi! Bu cendereden ne zaman ve nasıl kurtulacağımıza gelince orası ayrı bahis.

Çöp tenekesinden boşalırcasına önümüze saçılan pisliğe bakıp şaşıranlara en başta da siyasetin apışıp kalmışlık görüntüsüne hayret etmemek elde değil. Zira neler olacağı altı aydır biliniyor, en ufak ayrıntısına varana kadar yazılıp çiziliyor… Emre Uslu, Mehmet Baransu gibi kalemler bir tek ‘operasyonun’ gününü faş etmemiş, geri kalan ne varsa ya Twitter mesajı olarak yazmışlar ya gazetedeki köşelerinde yayımlamışlar. Uslu, malum operasyondan 4 ay önce 12 Ağustos’ta Twitter ortamında yazıyor: “Bakan çocuklarının adları yolsuzluklara karışmışsa kim Güler kim ağlar…” Ötesini merak eden arşivlere bakar.

Olayın bir boyutu bu… Yani operasyon, savcılık-polis takibi bir bakıma aleni şekilde göstere göstere çökmüş siyasetin üzerine… Dolayısıyla “Bir buçuk sene teknik ve fiziki takip yapıp delil biriktirmiş, amirlerine, üst makamlara haber vermemişler” sözünün bence geçerliliği yok. Doğrusu söz konusu üst makamların gazete köşelerinden taşan tuzağı görmeyecek kadar körlük içinde olduğudur. 

Siyaset katında oturanlar yazılanları okumadılar, okudularsa da ya ciddiye almadılar ya önemsemediler diyelim… Başbakan’ın onca danışmanı twitt atmaktan başlarını kaldırıp “Neler oluyor” diye kafa yormadı… Ama işi istihbarat toplamak ve bunu değerlendirmek olan kurumlar, birimler var bu ülkede. Herkes atlasa, uyusa onlar nasıl olur da “Bu adamların TV kanallarında söylediklerinde, gazetede yazdıklarında doğruluk payı olabilir mi” diye düşünmez… Söz konusu isimler sıradan tipler olsa kaale alınmamış olmaları bir dereceye kadar mazur görülebilir ama durum öyle değil. Biri emniyet istihbaratı katından süzdüğü bilgileri haber ve yazı konusu yapmakla tanındı; diğeri adliyenin önüne koyduğu bavul dolusu belgeyle Ergenekon-Balyoz davalarını tetikledi.

Tabloyu her açıdan değerlendirmek lazım deyince, haliyle ve ne kadar tehlikeli olursa olsun bir başka yoruma da göz kapamak, kulak tıkamak olmaz… “Ya istihbarat birimleri neler olacağını bildikleri halde iç veya dış bağlantıları sebebiyle edindikleri bilgileri siyasetle paylaşmak istememişlerse!”

Tayyip Erdoğan’ı siyasetin dışına çıkarmak isteyen yani onu ne başbakan ne cumhurbaşkanı olarak görmek istemeyen ‘dar çevre’ içerde dışarda oluşturdukları büyük ittifak sayesinde el ele verip Başbakan’ın çevresinde bilgi perdesi oluşturmuş olamazlar mı?

MİT’te gizli MGK kararı ve fişleme belgeleri sızmasıyla Hakan Fidan’ın kontrol edemediği anlaşılan grup ya da kompartımanlar ittifaka katılmamış olsa kurumda biri çıkıp “Fırtınaya hazırlıklı olun. Bu adamların yazdıkları, kumpas çevrildiğinin işareti” demez mi?

“Bu bilgi ve değerlendirmeler operasyondan önce Başbakan katına ulaştı dolayısıyla Erdoğan şu sıra gündeme almayı düşünmediği dershaneler meselesini öne çekerek……” yorumları da bence doğru bilgiye dayansa bile verilerin yanlış ve eksik okunduğunun göstergesi. Bunun göstergesi de sır değil; aylardır göze sokulurcasına gündeme getirilen Muammer Güler’in oğlu, İranlı işadamı Rıza Zarraf’la bağlantılı akçalı ilişkiler zincirinin tek bir halka bile kopmadan operasyona takılmış olması…

Soruşturmalarda adı geçen bundan dolayı fevkalade rahatsız bir işadamı dostum anlattı… Bir davet vesilesiyle ayaküstü tanışmış Rıza Zarraf’la. Birkaç gün sonra Zarraf kendisini arayarak dostumun da kurucuları arasında olduğu bir vakfa bağış yapmak istediğini söylemiş: “Şaşırdım, doğru dürüst tanımaz, vakfı da ne yaptığını da bilmez. ‘Tek başına karar veremem, danışmam lazım, deyip’ geçiştirdim. Ertesi gün görevlendirdiği bir şahıs aradı; parayı ayırdıklarını ve beklettiklerini söyledi… Bir bakıma acil bağış yapma isteği sanki. Şahsı araştırdım, bir sıkıntı verebileceğini anladım ve arayıp bağışı kabul edemeyeceğimizi bildirdim…”

Bunu dinledikten ve şimdi ortaya çıkan Bilal Erdoğan takip fotoğraflarını gördükten sonra aklıma gelmiyor değil; birileri cezaevinde kıskaca aldıkları Rıza Zarraf’ın üzerine çöküp ağzından Tayyip Erdoğan’ı sıkıntıya sokacak ifade koparmaya çalışırlar mı diye? Canım o kadar da değil, abartma diyebilirsiniz… Ama olmaz olmaz demeyin, olmaz olmaz! Böyle durum ve zamanlarda Aziz Nesin lafı çınlar kulağımda: “Başımıza gelenlerden korkmadığımız için bütün korktuklarımız başımıza geldi.”