Ordu ve değişim

Geçenlerde emekli bir generalin 'Ordu peygamber ocağı değildir. Mehmetçik de küçük Muhammed manasına gelmez' mealindeki sözlerini okuyunca bir kere daha hatırladım: 28 Şubat döneminde...

Geçenlerde emekli bir generalin 'Ordu peygamber ocağı değildir. Mehmetçik de küçük Muhammed manasına gelmez' mealindeki sözlerini okuyunca bir kere daha hatırladım: 28 Şubat döneminde, adı o süreçle özdeşleşen bir paşa hakkında 'Bakmayın aleyhine esip gürlediğine, o aslında Refah Partili..' diye yazmıştım. Neticede maksat hasıl olmuş, RP iktidardan düşmüştü ama Erbakan'a öfkenin İslam'a itiraz üslubuyla yansıtılması en fazla orduya zarar vermiş, üstelik askerin içine sindiremediği kadroların iktidar yolu açılmıştı..
Ordunun laiklik konusunda duyarlılığını anlamak ve hak vermemek mümkün değil elbette. Ancak onun, bu duyarlılığın, içinden çıktığı toplumun inançlarına muhalif olduğu izlenimini uyandıracak bir dil ve tavırla aktarılmasından zarar gördüğünü fark edememesi de anlaşılır gibi değil. Beş yıl kadar önce GATA Komutanı İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif aleyhine konuştuğunda yazmıştım. Ben subay çocuğuyum. Babam 37'de Kuleli Askeri Lisesi'nden 1941'de de Harbiye'den mezun olmuş. Yani askeri eğitiminin önemli bölümü Atatürk'ün hayatta olduğu yıllarda geçmiş. Ona Kur'an okuma yarışmasında kazandığı birinciliğin ödülü olarak okul komutanı tarafından hediye edilen Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsiri kütüphanemde duruyor. Bugün askeri bir okulda Kur'an okuma yarışmasına iştirak eden öğrenci bulunabileceğini tahayyül edebilir misiniz? Hatırlayın, yakın zamana kadar subaylar şehit cenazelerine iştirak eder ama namaza katılmazlardı. Artık hızı kesildi, ama o toz-duman içinde çok sayıda subay-astsubay, namaz kıldıkları, eşleri başörtülü olduğu ya da benzer gerekçelerle ordudan ihraç edildi..
Trajikomik olan şuydu ki; bütün bunlar olurken pek çok komutan özel hayatında gayet dindarane yaşıyordu..
Ordunun iç âlemi
Bizlere ne kadar inandırıcı gelmese de bugün ordu mensuplarının pek çoğunun zihninde 'dinci siyaset'in elinde Atatürk'le başlayan modernleşme hamlesinin kesintiye uğrayacağı korkusu var. Askerlere AKP iktidarının başka hiçbir faydası olmadığı farz edilse bile, İslamcı kesimi laik düzenle barışık hale getirme yolunu açtığını, bunun neticede Cumhuriyet projesini sağlamlaştıracağını anlatmak kolay değil.
Böyle yaklaşmalarının sebebi, askerlerin günlük hayatlarında dışarıyla tek temas kanalları medya olmak üzere, kendi dünyalarında yaşar hale gelmeleri..
Geçmişte maddi ve fiziki yetersizlikler sebebiyle ihtiyaç duyulan lojman, orduevi, dinlenme tesisi, servis aracı, alışveriş mağazası türü sosyal imkânlar işlevliydi elbette. Ama bunun hayat tarzına dönüşmesi, askeri toplumdan soyutlayan, iletişimini kendi iç dünyasıyla sınırlayan, kapalı bir kitle haline getirdi.
Şimdilerde söz konusu zincirin kırılması gerektiğini düşünen genç subayların sayısı giderek fazlalaşıyor. Türk ordusunun tarihin derinliklerinden taşıdığı gelenekler tahrip edilmeden demokratik bir ülkenin savunma gücü ve milli varlığın güvencesi olması sağlanabilir. Ve bu anlayış değişikliği, çocuğunu askere gönderen insanlar hâlâ düğün-dernek coşkusu yaşarken, sünnet giysisi olarak hâlâ askeri üniforma en fazla tercih edilen kıyafetken, erkek çocuklar hâlâ 'paşam'diye sevilirken gerçekleştiği takdirde çarkların geriye çevrilmesi mümkün..
Özkök paşa
Bana göre Türkiye'nin içinde bulunduğu süreçte demokratik açılım projesinin ve siyasetin şansı Genelkurmay Başkanlığı makamında Hilmi Özkök gibi bir generalin var olması. Onu, askeri 'potansiyel müdahale mercii' görme eğilimindeki çevrelerde yaşattığı hayal kırıklığı dolayısıyla yıpratmaya çalışanlar aslında taraftarı olduklarını söyledikleri orduyu hırpalama heveslerine destek verdiklerinin farkında değiller.
Ancak Özkök'ün kişisel tutumu icabı değişime itiraz etmediğini, yerine gelecek bir başka komutanın 'farklı' olacağını sanmak yanılgı. Bu, Türk ordusunda komutandan komutana sadece üslubun değişeceğini, her komutanın esas olarak genel karargâh tercihlerini yansıtacağını bilmemek... Özkök değişen dünyanın, AB sürecinde ilerleyen Türkiye'nin girdiği yolun öngörülebilir sonuçlarına uyum sağlama kararını veren ordunun komutanı.
Elbette ordu bünyesinde bu düşünceyi onaylamayan, bunu Türk devletinin bekası açısından mahsurlu gören bir kesim var. Nitekim Kara Kuvvetleri için belirlenen blöveye organize kitlesel itiraz bunun işaretiydi. Ama Yaşar Büyükanıt paşanın ABD gezisinden yansımaların netleştirdiği tabloda görünen o ki rota değişmeyecek!.