Radikal'de yeni köşe

Avni Özgürel, pazar günleri yayımlanan 'Tarih' sayfasının yanı sıra her çarşamba siyasi yorumlar da yapacak. İlk yazısı 'Demokratlık ve Kürtperverlik...'

Demokratlık ve Kürtperverlik
Geçmişte sadece Menderes, Demirel ve Özal'a nasip olan seviyede halk desteğiyle iktidara gelen Tayyip Erdoğan'ın şayet talihi kadar elinde projesi de olsa; ya da karşı karşıya olunan işin sıradan siyaset değil devlet reformu ölçeğinde değişim olduğunun idrakinde kadroyla çalışsa iddia ediyorum ki bu olumsuzlukların hiçbiri yaşanmazdı.
Ne Kürt, ne başörtüsü ne imam-hatip liseleri ne 'derin devlet' sorunu.
Ama yazık ki, Erdoğan samimi arzusu ne olursa olsun, meselelerin kangrenleşmesini dert edinmeyen, aksine çözümsüzlükten güç alma hesabında olan dar siyaset anlayışına prim verdi. Türban konusunda toplumsal mutabakat, kurumlar arası uzlaşma arayacağını söylüyordu Başbakan.. Ne yaptı bunu sağlamak için? İmam-hatip okulları konusunda kanun tasarısı hazırlamanın dışında uzlaşma arayışı sayılabilecek hangi girişimde bulundu?..
Ve nihayet Kürt meselesi!.
Barış, insan hakları, demokrasi, açılım söylemlerine rağmen Türkiye'nin doğusunda netleşmeye başlayan fotoğraf, yükselen ses ve bunun işaret ettiği tablo açık: 5 asır önce Türk/Kürt mutabakatıyla sağlanan Anadolu siyasi birliğinin tartışıldığı dönemi yaşıyoruz...Milli bir proje üretemediğimiz için ötesinde olduğunu kestiremediğimiz 'kör nokta'dayız.
Başbakan'ın hatası, Güneydoğu'yu tıpkı 'beyaz adam'ın Afrika kabilelerine duyduğu sempati ve merakla 'etnolojik müze/lunapark' duygusuyla gezen; hayatın hiçbir alanında bu halkla müşterekliği bulunmayan, boynuna 'demokrat' yaftası takmış 'Kürtperver' okuryazara itibar etmek..
Aslında Tayyip Erdoğan AKP içindeki, Avrupa'daki ve basındaki 'alkış takımı'na dikkatli baktığında oynanan oyunu görür: Ne zaman 'Kürtçülerin' işine yarar bir tavır sergilese el üstüne taşındığını, ne zaman oy aldığı inançlı kitlelerin beklentileri yönünde çıkış yapsa ağır eleştirilere ve hücuma maruz kaldığını fark etmemesi mümkün mü? Ve bu 'koro'nun başta beri aynı şeyi söylediğini: "Bizim istediklerimizi yaptığın sürece yanında, destekçiniz; bunun dışına çıktığında karşında bizi bulursun"
Anlaşılan o ki; Irak'taki gelişmelerin küstahlaştırdığı ve Ankara'nın kafa karışıklığının kamçıladığı hevesle hareket eden 'Kürtçü' kadronun tutulan yolda Kürtlerin zarar görecek olması umurunda değil. Hatta bu çevrelerce kışkırtılmışlığın davet edeceği göz kararması ve bir dehşet tablosu isteniyor dahi olabilir. Öyle ki insaf ve iz'an sahibi herkes: 'Bu kadarı olmaz.. Ne istiyorlarsa verelim..' desin!. Bölgeyi siyaseten kontrol eden örgüt, Şemdinli-Yüksekova-Hakkâri hattında ne ölçüde kitle desteğine sahip olduğunu gördü/gösterdi. Orada ortaya çıkana kim sadece 'terör örgütü' derse yanılır.
Aziz Nesin'in sözü: " Başımıza gelenlerden korkmadığımız için bütün korktuklarımız başımıza geldi"
Tarih boyunca Kürtlerin başına çok şey geldi. Sadece son bir asırda üç kere 'kandırıldılar'. Ve hiç şüpheniz olmasın ki ABD Irak'tan çekildikten sona bir kez daha bölgede arkalarını yaslayabilecekleri yegâne gücün Türkiye olacağını görecekler.
Telafisi çok zor yaralar oluşmadan, Türkiye'nin birliğini önemseyen, Kürtlerin geleceğini de bu birliğin devamında gören aydınların tehlike hattında olduğumuzu görerek seslerini yükseltme zamanı geldi.
Başbakan'ın da durum vahamet noktasına gelmeden müdahale etmesi gerek.
Türkiye elbette demokrasi içinde, insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olarak var olacak. Bu varlığın parçalanmasını göze alacak mıyız, almayacak mıyız.. Parçalansın önemi yok, diyorsak söylenecek söz kalmaz. Ama 'Hayır, parçalanmasın' diyorsak laf kalabalığına, ayak oyunlarına, tuzaklara dikkat etmek lazım.
Tayyip Erdoğan'ın bu kararlılığı göstermek için önünde hiçbir engel yok. Hâlâ kitlelerin desteği arkasında. Kabarmış 'ayrılıkçılığın' o ne verse, ne söylese, hangi açılımı yaparsa yapsın tatmin olmayacağını görmesi için yeni hayal kırıklıkları yaşamasını beklemeye mahkûm olmamalıyız..