Yeni milliyetçilik...

Kavramların yeni anlamlar kazandığı, bu gerçekleştirilmediği takdirde hırpalanıp yıprandığı bir dünyada yaşıyoruz.

Kavramların yeni anlamlar kazandığı, bu gerçekleştirilmediği takdirde hırpalanıp yıprandığı bir dünyada yaşıyoruz. 'Şanlı mazi' denizinde doğan 19. yüzyıl milliyetçiliği artık gerilerde kaldı. 21. yüzyılın 'vatanseverlik/ milliyetperverlik/ yurttaşlık' temalarına yaslanan milliyetçiliği, ırkçılığa, etnisite asabiyesine ve hayale kapalı.. Milliyetçilik artık fert başına milli geliri 30 bin dolar seviyesine çıkarma kavgasının, ülkeyi ordudan ziyade yurtseverlik bilincine sahip ulusun savunma duyarlılığına emanet etmenin, bunun da ancak bilgi toplumunun inşasıyla mümkün olduğunu kavrayışın adı.. Fert başına yıllık 3-5 bin dolar gelir seviyesinde ne insanların mutluluğunu sağlamanın ne demokrasiyi korumanın ve ne de vatanın bölünüp parçalanması endişesinden kurtulmanın mümkün olmadığının idrakine varmış adamın düşüncesi milliyetçilik..
Geçmiş yıllarda gördük: Türk milliyetçiliği düşüncesini siyaset sahnesinde temsil eden kadro projeye değil sokağa dayandı. Bağırıp çağırdı, silahla, yumrukla gündeme geldi. Terör mücadelesinin kabarttığı öfke seli onu iktidara taşıdı, ancak hazırlıksızlığı dolayısıyla varlık gösteremedi. Ve sonuçta parlamento dışında kaldı.
O günden bugüne geçen zaman zarfında toplumda gerilimleri azaltıcı, farklı duyarlılık alanları oluşturacak, heyecan verici bir değişiklik ne yazık ki sağlanamadı. Türkiye'nin ekonomik göstergelerinde bariz bir iyileşme oldu, pek çok alanda reform denilebilecek adımlar da atıldı ama aynı zamanda devletin üzerine inşa edildiği dayanaklar sarsılmaya başladı.
Neticede yapılacak ilk seçimde MHP'yi azımsanmayacak bir güçle tekrardan ülke kaderinde söz sahibi hale getireceğini söylemenin kehanet sayılmayacağı noktaya geldik.
Öncelikle bazı gözlemlerimi aktarayım: Seçim yenilgisinden bu yana MHP lideri Devlet Bahçeli'nin, zihni karışmış, tutarsızlık ve şaşkınlık içinde bir kadroyla siyaset yapmaktansa parlamento dışında kalmaktan rahatsız olmadığını gördük... Ve bu süreci eskiye yönelik tasfiye denilebilecek alt-üst edişle değil partiyi yeni kadrolarla takviye ederek değerlendirmeye çalıştığını..
Önemli saydığım ikinci bir husus Bahçeli'nin gerek Mersin'de patlak veren hadiseler sonrası düzenlenen 'Bayrak Mitingleri' döneminde, gerekse son günlerin hararetli konusu alt-üst kimlik tartışmalarında soğukkanlı bir tavır sergilemiş olması.. Şurası bir gerçek ki MHP lideri şiddete kapı açan, kışkırtıcı bir tavır sergilemiş olsa, Türkiye bugün yaşadığı tedirginlik veren hadiselerden daha derin meselelerle uğraşmak durumunda kalırdı. Devlet Bahçeli'nin kimi odaklardan gelen telkin, tavsiye ve taleplere rağmen -buna şikâyet hatta suçlamaya dönüşen baskı da diyebiliriz- MHP gençliğini olayların dışında tutma konusundaki kararlı tavrını görmemek mümkün değil.
Bahçeli bugün parti teşkilatına 'diyet borcu'nu ödemiş bir lider olarak sahnede. Alpaslan Türkeş'in vefatının ardından kurultay sürecinde yaşanan kilitlenme ve grupların ismi üzerinde uzlaştığı kişi olarak seçilmesinden dolayı, aday listelerine ve seçim sonrasında bürokratik atama taleplerine sınırlı oranda karşı çıkabilen bir Devlet Bahçeli yok artık. Ve nihayet MHP iç muhalefeti dün ciddiye alınabilirdi, bugün ise üzerinde kafa yormaya değmez.
Bunlar MHP'nin zamanı iyi kullandığını gösterir kuşkusuz. Ama onu iktidar alternatifi ya da parlamentoda ağırlıklı bir parti yapmaya yeter mi derseniz, bu aşamada cevabım, hayır!..
Kitlelerin gözünde sadece 'bölücü şirretliğe' karşı direnci temsil eden 'siyasi kolluk kuvveti' sayılmanın fazla bir kıymeti harbiyesi yoktur. 'Mani zail olunca memnu avdet eder'.. Yani şikâyet ortadan kalkınca deniz biter!..
AKP'nin başörtüsü ve imam-hatip liseleri konusunda bir şeyler yapmak istiyor görünüp fiiliyatta yasakların devamından siyasi fayda umar hali sonuçta ülkeye ne denli zarar veriyorsa; etnik ayrımcılığın 'med-cezir'ine tabi siyaset de konjonktüre göre zaman zaman başarılı görünse bile sebep olduğu tahribat açısından daha az zararlı sayılmaz.
MHP kendisi için ancak ' Güneydoğu'nun yarasına merhem olur', 'İşsizliğe çare bulur', 'Dış gaileleri azaltır ve Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne taşır', 'Yerli-yabancı sermaye yatırımlarını artıracak çözümler üretir', 'Ermeni meselesini halleder' ya da ' Gelir dağılımındaki adaletsizliği giderir' denilebildiğinde gerçek manada kitle partisi ve siyasi seçenek olur.
NOT: Hasan Cemal'in anılarını okudum. Cumhuriyet gazetesinin iç dünyasına ilişkin fazla bilgi sahibi olmadığım için yazdıklarını değerlendirmek bana düşmez. Ama bir hissimi ifade edeyim: 'Armut dibine düşer' diye bir atasözümüz var.
Bu kitap sanki o sözün abidesi. Hasan Cemal, biliyorsunuz İttihad Terakki'nin üç sacayağından biri olan merhum Cemal Paşa'nın torunu. Paşa'nın hatıratını okuduğunuzda da onun nasıl dışlandığını anlattığını, Enver'den ve Talat'tan yaka silktiğini görürsünüz. Özeti: 'Oradaydım ama onlardan sayılmam'dır. Paşa İttihatçı çekirdeğin kendisini içe sindiremediğini, iyi şeyler yapmak istediğini ama engellendiğini, olan kötü şeylerde de dahli olmadığını söyler.