7 kere 9 63'müş!

Artık anne-çocuk yazıları üzerimize bulaştı bir kez madem, ki bulaşmasa ne yapacaktık ki, Viladimir Putin'in Rusya'sından ya da iç ve dış ekonomiden mi bahsedecektik, de mi, hayrete şayan okur?

Artık anne-çocuk yazıları üzerimize bulaştı bir kez madem, ki bulaşmasa ne yapacaktık ki, Viladimir Putin'in Rusya'sından ya da iç ve dış ekonomiden mi bahsedecektik, de mi, hayrete şayan okur? Öyleyse tam gaz devam etmekte pek çok fayda ve zararlar görüyorum. Şöyle faydalar: Herkes benzer süreçleri yaşıyor, panik yapmayalım, birbirimizi kırmayalım filan. Şöyle zararlar: Bu gazeteyi okuyan ve 'Bizim gibilerin üremesi gerek' diye düşünen kibirli harekete 'Ben de o hıyarlardandım, borunun boyutu şebekeye fazla kaçtı' diyerek bu kendini bilmez yapılanmaya bir haykırış; bilmem anlatabildim mi, ki anlamayacak ne var allaaşkına yane, de mi süper sevgi deposu okur...
Geçen hafta, kadın hareketinin ve hareketsizliğinin yanında gerçek bir Rahibe Tereza gibi duran Perihan Mağden, üç erkek çocuk annesi deneyimli bir arkadaşıyla bana ve Memo'ya konsültasyon yaptılar. Çünkü Memo için 'dikkat dağınıklığı var, sorumsuz' gibi yakıştırmalar yedi kat göğe ulaştı artık ve benim bu konuyla ilgili kafamda konaklar çıkmaya başladı sıkıntıdan ve bir yandan onları yolarken bu yazıyı tek elimle yazabiliyorum, bilmem farkında mısınız...
Sonuç: Bu çocuğun ciddi bir sözel zekâsı var (Bu araba kaçla gidiyor, bu araba kaçla gitse ne olur, gittiği bu hız fevkalade ciddi bir hız mıdır, eğer 100'le gitmeseydi de mesela 90'la gitseydi, 300'le de gitmiş olur muydu...) Yani bu 'sözel zekâ' tanımı oldukça iyi niyetli, özellikle okullarda doğal olarak 'geveze' damgası yiyecek cinsten. Son dönemlerde dikkat eksikliği görülen her çocuk IQ testleri için annelerinin ellerinde mehle mehle dolaştırılarak psikoloji merkezlerine götürülüyor; oysa bu çok saçma (konsültasyon heyetine göre) zaten apartman çocuklarından başka ne beklenebilir ki? Korkmaya gerek yok, annelerin önce kendini kurtarması gerek. Anne kısmısı mutlaka kendine hayat şansı tanımalı, böyle kafayı yememeli. Derhal günah çıkarıyorum: 'Ama onunla hiç oyun oynayamıyorum?'
Üç çocuk annesinin üç çocuk da süper sağlıklı, "Ben de hiç oynamadım çocuklarımla oyun yaa, bıraksana sen" diyor, Perihan Mağden "Bu kaliteli vakit geçirme lafı çok gıcık, hepimiz yaptık öyle şeyler ama çocuğun doğal ortamda olması gerekiyor, öyle zoraki 'kaliteli vakit' bilinciyle olmaz o iş" diyor.
İçim çok ferahlıyor, uzun zamandır ilk kez derin nefes alıyorum ve "Tamam abi, zaten okuyacak çocuk her yerde okur" diyorum.
Kafam o kadar bu konulara takık vaziyette ki, yani devlet mi özel mi, dikkat dağınıklığı mı, tembel mi, mutlu mu mutsuz mu, vesaire diye, dün arabanın anahtarını kontakta unutup kapıları kilitleyip öyle iniyorum arabadan, sonra bizim radyonun aracıyla eve dönerken yan yana oturduğumuz Ayşe hanımın telefonu çalıyor; oğlu. Hemen atlıyorum: Kaç yaşında, hangi okula gidiyor, durumu nedir...
Dokuz yaşında, dikkat dağınıklığı var, eşyalarına sorumsuz davranıyor... Yani Memo. Özel okulların sonu yok diye etütlü bir devlet okuluna vermişler, satranca ve aikido'ya gidiyormuş, dikkat dağınıklığına bunlar epey iyi gelmiş ama cumartesi-pazar günleri o kurstan o kursa sürükleniyorlarmış. Hemen Memo'ya "Aikido'ya gitmek ister misin Memo?" diyorum, "O nedir?" diye soruyor, "Bir savunma sanatı" diyorum, "Ne demek savurma sanatı?" diyor. "Aman Karagözüm, savurma sanatı olur mu, savunma savunma" diyorum, o da bana "Sen de bostan korkuluğu gibi karşımda durma" deyip tefle kafama vuruyor, çıssss!..
'Herkesi bir döverim'e dönüyor olay. Şimdi işimiz kafamdaki filozofik aikido kurslarını kovalamakta, sessiz bir ortamda 'Bak çegirge, önce sessizliği hisset, gelecek darbeyi hisset' diyecek en azından Tatar bilgeyi bulmakta.
Hiç değilse bundan sonraki yazılarımıza biraz aikido, dövüş incelikleri ekler, tamamı renkli, Türkçe baskı, kuşe kağıda helecan katarız.
Aslında anne babalar bütün bu kursların, özel derslerin paralarını bir araya getirseler çocukları en şahanesinden Oksfordlarda filan okuturlar ama biz Türkler uzun vadeli değil, aylık ödemeler ve taksitlerden ekonomi hesabı yapıyoruz. Mesela yedi kere dokuz kaç deyin bi bana? Cevap veriyorum: 35.
Bildim mi, bildim mi?..